Gençlere güvenecek cesaretimiz var mı?
Bu soruya dürüstçe cevap verilmediği sürece gençler için yapılan her çalışma, iyi niyetli ama etkisiz kalmaya mahkûm.
Güven araştırmaları bize önemli bir şey söylüyor: İnsanlar kendilerini, karar süreçlerinde etkili hissettikleri kurumlarla bağ kuruyor, güvenleri artıyor.
Bu tam da gençlik politikalarının tartışıldığı dönemde kritik bir veri.
Şehirleri, içinde yaşayan insanların kurduğu hayat tanımlıyor.
Ve bu hayatın merkezinde artık gençler var.
Bir şehir en sürdürülebilir biçimde ancak gençlerle büyüyebilir.
Peki, Türkiye’de yerel yönetimler gençlerle gerçekten bağ kurabiliyor mu, yoksa hâlâ eski bir modelle mi çalışıyor?
Yazının sonlarında yerel yönetimler için yeni nesil belediyecilikte gençleri kazanabilmek için birkaç öneri bulunuyor. Bu serinin devamı da gelecek.
Fakat önce yeni nesil belediyeciliğin bileşenlerini anlamak gerekiyor.
Türkiye’de belediyecilik uzun yıllar boyunca fiziksel hizmetler üzerinden tanımlandı. Yollar, parklar, altyapı hizmetleri…
Bu model hızlı kentleşme döneminde çok önemli bir rol oynadı, şehirlerin yaşanabilir hale gelmesi için gerekliydi. Fakat artık yeterli değil.
Çünkü gençler artık şehirde asgari düzeyde hizmet alarak yaşamaya değil, nasıl yaşadıklarına bakıyorlar.
Evet, bir şehrin sokakları temiz olabilir, ulaşım sistemleri, altyapısı iyi olabilir. Ancak gençlerin o şehirde yaşamayı seçmesi için başka bir yaklaşımı benimsemek gerekiyor.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Gençleri kazanmak neden bu kadar önemli?
Çünkü bir şehirde kalmayı, gitmeyi veya bu şehre gelmeyi seçen çoğunlukla gençlerdir.
Dolayısıyla gençleri kazanmadan o şehirde ne bir partinin seçimleri kazanabilmesi mümkün ne de o şehrin uzun vadede sürdürülebilir başarı gösterebilmesi.
Dünyada şehir yönetimi sessiz bir dönüşümden geçiyor.
Belediyeler hizmet sunan yapılar olmaktan çıkıyor.
Bu “yeni nesil belediyecilik”, içerisinde şehirleri fiziksel alanlar olarak değil deneyimsel alanlar olarak ele alan, gençleri aktör olarak gören, ekosistem kuran bir yaklaşımı kapsıyor.
Şehirler artık birbirleriyle sunduğu hayat kalitesi ve deneyim ile rekabet ediyor.
Geleneksel modelde Türkiye’de belediyelerin gençlik politikalarında yaklaşımı çok net.
Konserler düzenlensin, yaz festivalleri organize edilsin, yıl boyunca birkaç sosyal etkinlik sunulsun...
Bunlar elbette bir yandan çok değerli ve katılımcı sayısından da görüldüğü üzere toplumda karşılık buluyor.
Ancak yeterli değiller.
Burada bahsettiğim yaklaşım gençleri tüketici olarak görüyor, katılımcı olarak değil.
Tüketici pozisyonunda kalmak gençlerin şehirle aidiyet bağı kurmasına katkı sağlamıyor.
Gençler “Benim için ne yapıyorsunuz?” sorusunun yanında yeni bir soru daha soruyor: “Birlikte ne yapıyoruz?”
OECD ve Avrupa Konseyi’nin gençlik politikalarına dair çalışmaları da gençlerin yerel yönetimlerden beklentilerindeki dönüşümü net biçimde ortaya koyuyor.
Gençler yaşadıkları şehirde alınacak kararlara aktif şekilde dahil olmak istiyorlar.
Dolayısıyla artık “gençlerin yerel yönetimlere anlamlı katılımı”, yani karar süreçlerinde gerçek etkisinin olması üzerine çalışmalar yürütmek gerekiyor.
Yeni nesil belediyecilik ve gençliğin kesişiminde bir kırılma noktası var.
Çoğu idareci, siyasetçi ve danışmanlar etkinlik ile etkiyi birbirine karıştırıyor.
Etkinlik takvimi dolu olabilir, konser sayısı artabilir, fakat gençerde karşılık bulan, etkili projeler hayata geçirilmiyor olabilir.
Yeni nesil belediyecilikte en önemli mesele aslında bir “gençlik ekosistemi” oluşturabilmek.
Bütün bu düzenlenen kültürel etkinlikleri, sportif faaliyetleri de dahil ederek, gençlere üretim alanları sunulan, girişimcilik ve kariyer destekleri verilen bir ekosistem oluşturmak kilit nokta.
Bu sayede gençler bir ekosisteme dahil olurlar ve şehirle aidiyet bağları gelişir.
Özetle, gençleri, o şehirde üretici konumuna getirmek çok önemli.
Yerel yönetimlerde “katılımcılık” yaklaşımını samimi biçimde benimsemek gerekiyor.
Özellikle gençlerin katılımcılığını sağlamak artık sembolik bir yaklaşım olmaktan çıkıp yapısal bir gereklilik haline geldi.
Bu tezi, uluslararası organizasyonların ve kurumların yaptığı araştırmalar da doğruluyor.
Sözü edilen araştırmalar, gençlerin yereldeki katılımının şehir politikalarının kalitesini artırdığını gösteriyor.
Gençlik meclisleri, kent konseyleri, yerel idarelerin oluşturacağı diğer katılımcı platformlarla gençlerin belediyeciliğe katılımcılığını sağlamak yeni nesil belediyecilik anlayışının temelinde yatıyor.
Gençlik politikalarını belirlerken veri temelli bir yaklaşım benimsenmesiyle belediyecilik sezgisel olmaktan çıkarılıp stratejik hale getirilmiş olur.
Bu sayede araştırmalardan elde edilen veriler ile gençlerin yerel yönetimlerden beklentileri ölçülür, memnuniyet analizleri yapılır ve kararlar bu veriler doğrultusunda tasarlanır.
Böylece politikalar sağlam zemine oturmuş olur.
Türkiye’de yeni nesil belediyecilik anlayışına henüz tam anlamıyla geçilemedi.
Bunun arka planında elbette pek çok sebep var. Fakat tablo hiç karamsar değil.
Birincisi gençleri kazanmanın öneminin herkes farkında. Çok sayıda sosyal etkinlik ve kültürel faaliyet gençler için yapılıyor.
Geliştirilmesi gereken tarafta ise kurumsallaşma ve ekosistem eksikliği yatıyor.
Gençler, kazanılmak için etkinlikler üretilen bir kitle anlayışında olunduğu için burada bir dağınıklık söz konusu.
Hangi etkinlik, hangi amaçla yapılıyor ve neye hizmet ediyor?
Mevcut çalışmalara bakıldığında bu soruların net cevabını bulmak mümkün değil.
Ve evet gençler sisteme dahil edilmek isteniyor ancak gençler için bir ekosistem kurulmuş değil.
Yeni nesil belediyecilik modeli nasıl hayata geçirilecek?
Yeni modele geçişte en temel adımlardan biri katılımcılığı gerçek hale getirmek.
Bugün hemen her marka ve kurum gençlerin en önemli hedef kitlelerden biri olduğunu farkında.
Gençler için içerik üretenler, ürün pazarlayanlar, iletişim stratejisi izleyenler…
Ancak gençler gerçekte karar süreçlerinde ne kadar etkinler?
Stratejiler belirlenirken gençlerin görüşleri ne kadar alınıyor?
Ne yazık ki gençler çoğunlukla süreçlerde ya hiç etkin değiller ya da gençler sadece “dinlenen” konumundalar.
Konu, karar noktasında söz hakkı almaya veya yetkilendirmeye gelince geri plana atılıyorlar.
Hemen her şehirde yıl boyu, özellikle bahar ve yaz aylarında, gençlik festivalleri ve etkinlikler düzenleniyor.
Arka arkaya düzenlenen etkinliklerdeki kalabalığı görünce onları sürece dahil ettik zannediyoruz.
Fakat mesele gençlere üretim alanı açabilmekte. Co-working alanlar, girişimcilik alanları, üretim merkezleri ile gençleri doğrudan sistemin içine dahil etmek ve onlara bir habitat oluşturmak gerekiyor.
Şehirde böyle bir fırsat bulan genç, o şehri terk etmeyi tercih etmez. Yani sosyal alanların haricinde ekonomik üretim alanlarına ihtiyacımız var.
Şehirleri, gençlerin de kendilerini ait hissedecekleri mekanlara dönüştürmek çok önemli. Bu sayede şehir gençler için konakladıkları evin bulunduğu, “yaşanan” bir yer olmanın haricinde hissettikleri bir yer haline gelir. Kamusal alanı bu doğrultuda gençlere yönelik tasarlamak buradaki en temel konu.
Tüm bu yeni nesil belediyecilik anlayışı bileşenlerini hayata geçirirken ideal ekosistemi oluşturup belediyenin tek başına değil, üniversitesiyle, sivil toplumuyla, özel sektörüyle, gençleriyle birlikte ürettikleri modele geçişi sağlamak amaçlanmalıdır.
Peki ama temel mesele ne?
Kurumlar, siyasi partiler, organizasyonlar, sivil toplum, markalar herkes gençleri kazanmanın ne kadar hayati olduğunu bilirken bu dönüşümü neden gerçekleştiremiyoruz?
Tek bir sebebi var: Zihniyet dönüşümü.
Gençleri yönetilecek bir hedef kitle ya da seçim zamanı hatırlanan bir grup olarak görmek yerine güvenilecek, birlikte şehirler kurulacak aktörler olarak değerlendirmek gerekiyor.
Ve bu bir cesaret işi… Teknolojiyi doğuştan kullanabilen, çok yönlü, farklı yeteneklere sahip, tek tıkla dünyayı takip edebilen gençlerden faydalanacak cesareti göstermek gerekiyor.
* https://www.oecd.org/en/publications/oecd-survey-on-drivers-of-trust-in-public-institutions-2024-results_9a20554b-en.html
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish