"Nasıl bir anayasa istiyoruz?" sorusunun cevabını arıyoruz. Anayasa isterken Cumhuriyetin temel kabulleri ile başlamamız isabetliydi. Üzerinde yürüdüğümüz sosyal, siyasal ve hukuki zeminin tarihsel köklerinin kurucularının temel tercihleriyle bir bütünlük içinde ele alınması yararlı oldu. Tarihi perspektiften, belli bir açıklığın sağlanması güncel anayasa çalışmamıza daha sağlıklı yaklaşmamızın ön koşullarını yarattı. En azından benim için durum bu.
Bir anayasanın yapılış yöntemi ve süreci ile anayasanın demokratik-özgürlükçü veya totaliter- militarist karakteri arasında doğrudan ilişki vardır. Tarihi süreç bunu kanıtlıyor. 1876 Kanuni Esasi'den 1982 darbe anayasasına kadar 130 yıllık deneyimin öğrettiği bu. Öyleyse tüm toplumsal sınıf katmanların katılımını hedefleyen özgür bir tartışma platformunda ortaya çıkan görüşler üzerinden şekillenecek bir anayasa istiyoruz. Toplumsal katılımın meşruiyetinin düzeyi ile demokratik hak ve özgürlük taleplerinin karşılanması arasında kopmaz bir ilişki vardır çünkü.
Anayasalar devlet-toplum ilişkilerinde devleti, silahlı güç tekeline sahip olmaktan gelen keyfi yönetimini kurallara bağlama üzerinden bir şekilde dengeleyen ve böylece toplumu koruma ihtiyacının ürünü olarak ortaya çıkmışlardır. Bizde ise -nipi durumlar hariç- gelişme bunun aksi olmuştur. Anayasalar, topluma karşı devleti "koruma ve kollama" ihtiyacı gözetilerek yapılmıştır. Yüzyıllar boyunca toplum devlet karşısında zaten güçsüz kalmış, egemen yönetici sınıf, tarihi bir toplumsal mühendislik yönetim geleneğinin sürekliliğini sağlamış, her aşamasında topluma ve toplumsal yapıya devletin ihtiyacına göre biçim vermiştir.
Öyleyse yurttaşın devlet karşısında ödevlerini değil, devletin yurttaş karşısında ödevlerine öncelik tanıyan , devleti yurttaştan koruyan anlayışın terk eden, yurttaşlar karşısında eşit mesafede duran ve yurttaşların haklarını "koruyan ve kollayan" bir anayasa istiyoruz.
Öyle bir anayasa istiyoruz ki on yıllardır ve on yıllardır "yitik " sayılan kültürlerin, halkların, kuşakların kimliklerinin inkarı ve asimilasyonun değil, Türkiye'nin çok kültürlü ve çok halklı maddi gerçekliğinin yok sayılamaz belgesi olsun. İnsanı ötekileştirmesin, varlığını "yok hükmünde" saymasın, tek tip yurttaş yaratmanın belgesi olmasın...
Allah ile yurttaş ve değişik inançta yurttaşlar yurttaşlar arasına girmesin. Bütün dinlere, ve inanış biçimlerine eşit yakınlıkta olsun.
Kelimenin geniş anlamıyla çağdaş, laik demokratik, sosyal, hukuk devleti belgesi olsun...
Eşitlikçi, özgürlükçü, adaletli insani bir düzene götürsün Türkiye'yi...
(Devam edecek)
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish