Meksika'nın narkoterörle imtihanı: Yeni nesil kartellerin anatomisine bir bakış (1)

Umut Berhan Şen, Independent Türkçe için yazdı

Meksika ateşler içinde. Karteller çatışıyor. Her yeri yakıp yıkıyorlar. Bunlar arasında en tehlikelilerinden biri olan Jalisco Yeni Nesil Karteli’nin lideri “El Mencho” lakaplı Nemesio Oseguera Cervantes’in Meksika ordusunun düzenlediği bir operasyonla öldürülmesinin ardından kartel üyeleri birçok eyalette “misilleme” saldırıları başlattı. Yolları kapatıp araçları ateşe vererek adeta bir iç savaş görüntüsü oluşturdular.

Sanki Elia Kazan’ın çektiği meşhur ‘Viva Zapata’ filminin tam ortasındayız. Filmdeki yozlaşmış toprak ağlarının, zalim federal valilerin yerini devletin boş bıraktığı alanlarda kendi otoritesini kuran karteller almış durumda. Meksika’nın uçsuz buçaksız platolarından Sierra Madre’nin sarp yamaçlarına, oradan ABD sınırındaki tozlu geçitlere kadar uzanan o kanlı coğrafya, bugün sadece bir asayiş sorunu değil, küresel jeopolitiğin en karanlık ve en sofistike "vekalet savaşlarından" birine sahne oluyor. Tabii, karşımızdaki tabloyu sadece uyuşturucu ticaretiyle veya birkaç çetenin rant kavgasıyla açıklamak, buzdağının suyun üzerinde kalan kısmına bile tam temas edememek demek. Meksika bugün, modern ulus devlet yapısının suç ekonomisi tarafından nasıl içeriden kemirildiğinin, egemenlik haklarının narko-terör örgütleri eliyle nasıl "paydaşlaştırıldığının" ve daha da önemlisi, küresel istihbarat servislerinin bu kaosu nasıl bir laboratuvar olarak kullandığının en acı örneği olarak karşımızda. Olayın evrildiği yer, klasik anlamda suçun profesyonelleşmesi değil, bizzat suçun devletleşmesi ve devletin ise belirli bölgelerde sadece bir "protokol figürüne" dönüşmesi.

Meksika’daki en tehlikeli kartellerin başında Sinaloa Karteli geliyor. Sinaloa Karteli’nin(1) parçalanma sancıları, Jalisco Yeni Nesil Karteli’nin(2) askeri bir disiplin ve teknolojik üstünlükle saha hakimiyetini genişletmesi, aslında bize şunu fısıldıyor: Artık karşımızda o bilinen klasik "baronlar" yok. Karşımızda genelkurmay başkanları gibi hareket eden, kendi lojistik hatlarını kuran, kendi diplomatik ağlarını yöneten ve en önemlisi kendi sofistike silah sistemlerini, dronlardan tutun da siber istihbarat yazılımlarına kadar, kullanan devasa narko-yapılar var. Bu yapılar, sadece metamfetamin veya fentanil sevkiyatı yapmıyor; aynı zamanda lityum yataklarından tarım arazilerine, göçmen rotalarından liman işletmeciliğine kadar her alanda bir "paralel egemenlik" inşa ediyor. Meksika’daki şiddet sarmalını "alev alev" yapan temel unsur, karteller arasındaki rekabetten ziyade, bu yapıların devletin kılcal damarlarına sızarak siyaseti bizzat dizayn etme cüretidir. Seçimlerde adayların infaz edilmesi, belediye başkanlarının susturulması veya satın alınması, aslında bir "narko-demokrasi" denemesidir. Küresel ölçekte baktığımızda ise, fentanil krizi üzerinden ABD-Çin geriliminin en sıcak cephesinin Meksika sokakları olduğunu görmemek imkansızdır. Öncül kimyasalların Asya’dan gelişi, Meksika’da işlenmesi ve Kuzey’e pompalanması, aslında hibrit bir savaş yöntemi ve bu savaşta Meksika halkı sadece bir "zayiat" olarak görülüyor.

Meksika’nın geleceği, klasik askeri operasyonlarla veya "kucaklaşma" sloganlarıyla kurtarılamayacak kadar derin bir sistemik krizin içinde ve bu kriz, küresel finans sisteminin bu kara parayı nasıl akladığıyla, silah sanayiinin bu kartelleri nasıl beslediğiyle ve uluslararası istihbarat oyunlarının bu kaosu neden bitirmek istemediğiyle doğrudan ilintili. Dolayısıyla Meksika, sadece kendi iç savaşıyla yanmıyor; küresel sistemin çatırdayan fay hatlarının üzerinde, her geçen gün daha da kurumsallaşan bir kaosun içinde, egemenliğini parça parça narko-derebeyliklere devrederek karanlık bir geleceğe sürükleniyor.

Meksika’daki mevcut narko-kaosu, sadece sokaklarda patlayan silahlar veya yakılan araçlar üzerinden okumak, modern jeopolitiğin en sofistike labirentlerinden birini ıskalamak olur. Bugün Meksika’da yaşananları, stratejik bir perspektifle ele aldığımızda, karşımıza klasik bir "asayiş sorunu" değil, devlet otoritesinin hibrit yapılar eliyle "yeni nesil bir feodalizme" devredilme süreci çıkıyor. 2026 yılı itibarıyla Meksika, ulus devletin egemenlik haklarının suç kapitalizmi tarafından nasıl kolonize edildiğinin dünyadaki en ileri laboratuvarı haline gelmiş durumda. Artık bu coğrafyada şiddet, bir amaç değil; siyasi, ekonomik ve toplumsal alanı yeniden dizayn etmek için kullanılan buz gibi soğuk bir enstrüman.

Eskiden "El Chapo"(3) gibi geleneksel figürlerin yönettiği dikey hiyerarşiler, bugün yerini çok daha esnek, teknolojik kapasitesi yüksek ve ideolojisiz birer "savaş makinesine" bıraktı. Sinaloa Karteli içindeki parçalanma ve "Los Chapitos" grubu, yani Chapo'nun oğulları(4) ile eski muhafızlar arasındaki kanlı iç savaş, sadece bir liderlik kavgasından ibaret değil. Bu, eski usul  “narko-ticaret" mitinin çöküşü ve yerine tamamen kuralsız, maksimum şiddet odaklı bir "atomizasyon" sürecinin geçişi anlamına geliyor. Diğer tarafta ise Jalisco Yeni Nesil Karteli, bir şirketin büyüme stratejisiyle bir ordunun lojistik kabiliyetini birleştirerek Meksika’nın neredeyse her eyaletinde paralel bir vergi sistemi kurmayı başardı. Hatta, Jalisco’nun taktiksel derinliği, bugün Ukrayna sahasında test edilen dron teknolojilerini Meksika dağlarına entegre etmeye kadar uzanmış durumda. Bu narkoterör suç örgütleri artık sadece uyuşturucu rotalarını değil; lityum madenlerini, avokado bahçelerini, limon tarlalarını ve hatta yerel belediyelerin bütçelerini yönetir hale geldiler.

Meksika’daki şiddetin evrildiği en kritik nokta, narko-yapıların artık devletle çatışmak yerine, devletin hücrelerine sızarak "kriminal yönetişim" modelleri inşa etmesidir. Zaten 2024 seçimlerinde onlarca adayın infaz edilmesi, demokrasinin kartel icazetine bağlandığının tescili olmuştu. Devlet, bazı bölgelerde sadece bir "protokol figürü" olarak mevcudiyetini sürdürürken, asıl sosyal yardımları, adaleti ve güvenliği (!) karteller sağlamaktadır. Bu trajik durum, "başarısız devlet" (failed state) literatürünün bile ötesinde, devletin suç örgütleriyle simbiyotik bir ilişki kurduğu "hibrit narko-rejim" gerçeği olarak karşımızda.

Küresel boyutta ise Meksika, ABD ile Çin arasındaki hegemonya savaşının en karanlık cephesidir. Fentanil krizi, sadece bir halk sağlığı sorunu değil, aynı zamanda sentetik uyuşturucuların düşük maliyetli ve yüksek etkili bir kitle imha silahı olarak kullanıldığı hibrit bir savaştır. Öncül kimyasalların Asya limanlarından Meksika’ya gelişi, burada laboratuvarlarda işlenip Kuzey’e pompalanması, modern dünyanın en kârlı ve en ölümcül tedarik zinciridir. Trump yönetiminin kartellere karşı "doğrudan askeri müdahale" ve "dron operasyonları" tehditleri, aslında bu küresel tedarik zincirine karşı bir savunma refleksi gibi görünse de, Meksika’nın egemenlik haklarını tamamen ortadan kaldırma potansiyeli taşımaktadır.

Artık Meksika, "alev alev" yanan bir ev değil; küresel narko-kapitalizmin motorunun soğutulduğu bir devasa radyatör. Olayların evrildiği yer ise, sadece klasik suçun profesyonelleşmesi değil; suçun bizzat hukuk, siyaset ve ekonomi haline gelmesi. Gayet bariz ki, gittikçe büyüyen ve ülkenin her yerini saran şiddet sarmalı, bu yapılar küresel finans sisteminden ve istihbarat oyunlarından beslendiği sürece durmayacak. Meksika halkı ise, iki büyük güç ve onlarca vahşi örgüt arasındaki bu "vekalet savaşının" tam ortasında, kendi topraklarında mülteci durumuna düşürülmüş ve egemenliği rehin alınmış bir geleceğe doğru sürükleniyor.

Meksika jeopolitiğinde "Yeni Nesil Kartel" olgusu, klasik narko-kültürün tabutuna çakılan son çividir. Bu yapıyı kısaca tanımlarsak; karşımızda artık sadece uyuşturucu kaçıran bir çete değil, hibrit savaş yeteneklerine sahip, teknolojik ve lojistik bir "suç korporasyonu" var. Bu yeni nesil doktrinin en somut ve vahşi temsilcisi olan Jalisco Yeni Nesil Karteli, suç dünyasını geleneksel "patron" hiyerarşisinden çıkarıp, askeri disiplinle yönetilen çok uluslu bir holding yapısına evrildi.

Yeni nesil kartelcilik, "alan hakimiyeti" kavramını sadece toprak parçası olarak değil, dijital ve paramiliter bir tahakküm olarak görür. Bu yapılar, sosyal medyayı bir psikolojik harp  enstrümanı olarak kullanır; infaz videolarını yüksek çözünürlüklü kurgularla servis ederek devletin ve rakiplerinin moral değerlerini çökertmeyi hedefler. Teknik kapasiteleri ise dudak uçuklatıcı cinsten: Kendi zırhlı araç fabrikalarına, sinyal kesici jammer sistemlerine ve en önemlisi, patlayıcı yüklü drone filolarına sahipler. Eskiden karteller devletten kaçardı; yeni nesil karteller ise devletle "asimetrik bir müzakere" yürütmek için doğrudan çatışmayı göze alan, kendi vergi sistemini kuran ve sivil halkı bir "insan kalkanı" veya "lojistik destek birimi" olarak entegre eden yapılar haline geldi.

Bu dönüşümün en karanlık tarafı ise "fentanil ekonomisi" ile kurulan bağ. Zira bu yeni nesil narkoterör suç örgütleri, kokain gibi doğaya ve tarlaya bağımlı geleneksel ürünler yerine, laboratuvar ortamında üretilen sentetik uyuşturuculara odaklanarak tedarik zincirini kısalttı ve kâr marjını geometrik olarak artırdı. Nihayetinde, yeni nesil kartel demek; siber istihbarat kabiliyeti olan, ağır silahlı bir ordu disipliniyle hareket eden ve küresel finans sistemiyle entegre bir suç ekosistemi anlamına geliyor. Tabii, Meksika'yı alev alev yakan asıl "yakıt", işte bu kurumsallaşmış ve teknolojiyle harmanlanmış yeni nesil vahşet.

Meksika’daki bu kaotik resmin geleceğine Latin Amerika  bölge jeopolitik perspektifinden baktığımızda, karşımızdaki tablonun bir "nihai çözüm" noktasına değil, daha  ziyade "hibrit bir narko-feodalizme" evrildiğini görmekteyiz. Yaşananlar artık bir güvenlik zafiyeti olmanın çok ötesinde, küresel sistemin yeni nesil suç ekonomisiyle girdiği o karanlık nikahın bir tezahürü. Kısa vadede Meksika’da sükunetin sağlanması, mevcut jeopolitik denklemde neredeyse imkansız. Çünkü karteller artık devletin karşısında birer hasım değil, bizzat devlet aygıtının içine sızmış, yerel yönetimleri ve kolluk kuvvetlerini kendi lojistik birimlerine dönüştürmüş "paralel egemenlik" odakları haline geldi. Fentanil üzerinden yürütülen sentetik savaş, ABD’nin iç güvenliğini tehdit eden bir "ulusal beka" meselesine dönüştükçe, Washington’ın Meksika üzerindeki baskısı ve hatta muhtemel doğrudan müdahale senaryoları masada daha fazla yer kaplayacak gibi. Lakin bu durum, şiddeti bitirmek yerine sadece sahadaki aktörlerin yer değiştirmesine ve çatışmanın daha asimetrik bir boyuta taşınmasına hizmet edecektir.

Yeni nesil kartellerin teknolojik üstünlüğü ve dijital paradan dron teknolojilerine kadar uzanan otonom kabiliyetleri, onları klasik askeri operasyonlarla çökertilemeyecek kadar esnek ve dayanıklı kılıyor. Neticede Meksika, ulus devletin egemenlik yetkilerini narko-kapitalizme devrettiği, sivil halkın ise bu devasa çarkın dişlileri arasında ezildiği bir "mega kaos" dönemine hapsoldu. Bu ateşin sönmesi için sadece Meksika sokaklarında değil, küresel finans merkezlerinin arka odalarında ve istihbarat servislerinin stratejik planlarında bir zihniyet devrimi gerekli. Aksi takdirde Meksika, modern dünyanın en büyük ve en sistematik "açık hava mezarlığı" ve "narko-laboratuvarı" olma vasfını sürdürmeye devam edecek.

Dipnotlar:

(1)Sinaloa Karteli, Meksika’nın kuzeybatısındaki Sinaloa eyaletinden adını alan ve dünya genelinde faaliyet gösteren en güçlü, en geniş ağa sahip uyuşturucu kaçakçılığı organizasyonudur.

(2)Jalisco Yeni Nesil Karteli, ismini kurulduğu ana bölge olan Jalisco eyaletinden ve eski örgüt yapılarını modernize ederek “yeni nesil” bir güç olma iddiasından alır.

(3)El Chapo takma adlı Joaquin Guzman, Sinaloa Karteli'nin dünyaca ünlü eski lideridir.

(4)El Chapo lakaplı Joaquin Guzman’ın oğulları ise “Los Chapitos” olarak bilinen ve babalarının hapse girmesinin ardından örgütün kontrolü için savaşan Ivan Archivaldo, Jesus Alfredo ve yakalanan Ovidio Guzman’dır.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU