Modern çağın popüler kavramlarından biri olan “etnik kimlik”, sosyal bilimlerde en çok tartışılan konular arasında yer almaktadır. Tanınma arayışının yansıması olan bu kavram, değişken ve dinamik yapısıyla siyasi, dini ve toplumsal gelişmelerden doğrudan etkilenmiştir. Resmî ideolojinin baskın olduğu ülkelerde din, dil ve mezhep gibi unsurların yanı sıra etnik kimlik de tabu olarak değerlendirilmiştir. Dini damarın güçlü olduğu toplumlarda etnik kimlik, “ilahi” bir kisve altında şekillenmiş; İran örneğinde olduğu gibi Fars kimliği, Şii mezhebi üzerinden somutlaşmıştır, Milliyetçi toplumlarda ise, belirli bir ulus ekseninde tanımlanarak görünürlük kazanmıştır. Türkiye’de “Türk kimliği” bu duruma örnek teşkil etmektedir.
Türkiye’de etnik kimlik üzerine yapılan önemli araştırmalardan biri Ercan Çağlayan’ın Zazalar [1] isimli akademik çalışmasıdır. Tarih, Kültür ve Kimlik alt başlığını taşıyan inceleme, Zazalar üzerinden yürütülen toplumsal mühendislik örneğini inceliyor. Cumhuriyet'in ilk yıllarından itibaren devlet yöneticilerinin Kürtlere dolayısıyla da Zazalara yaklaşımını ele alarak Türkiye Cumhuriyeti’nde “Zaza” ismi ve tarihi üzerine üretilen tezleri; “Zazaca” dan hareketle Zazalara nasıl yeni bir milli kimlik oluşturulmaya çalışıldığını; ocakların, eğitim kurumlarının bu sürece etkileri mercek altına alıyor.
İlk kez 2016’da basılan kitapta; Arap, Fars, Osmanlı, İngiliz, Alman, Fransız ve Cumhuriyet dönemi kaynaklarına referansla hazırlanmıştır. Zazaların bu kaynaklardaki yeri titizlikle ele alınmış, Zazalar hakkında ortaya atılan bazı tezlerin, bilimsel olarak geçersizliği ortaya konmuştur. Zazalar üzerine geliştirilen yorumların; ideolojik temelleri, tarihi kaynaklar ve bilimsel bilgilerle çeliştiği noktalar, dört bölümde açıklanmış: (1)İsim, Coğrafya, Ekonomi ve Nüfus,(2)Tarihi Kaynaklarda Zazalar, (3)Zazalarda Din, Kültür ve Toplumsal Yaşam,(4)Dil-Lehçe Dikotomisinde Zazaca
Çağlayan, "Önsöz”de bu çalışmayı yapma gerekliliğini şu sözlerle ifade ediyor: “Zazaların başta ilim camiası olmak üzere Türkiye’de ve dünyada yeterince bilinmedikleri ve tanınmadıkları; buna mukabil konu hakkında ciddi bir bilgi kirliliği söz konusu olduğu konuyla ilgilenenlerin malumudur. Elinizdeki kitap, bu eksikliğin v bilgi kirliliğinin farkında olarak, bu etnik grubu ve kimliği oluşturan dil, din, tarih, teritorya ve kültür gibi müşterekleri referans alarak Zazalar hakkındaki araştırmalara ve tartışmalara bir katkı yapmayı hedefliyor.”
Yeni Bir Tarih Yazımı: Türk Tarih Tezi ve Güneş-Dil Teorisi
Osmanlı'nın son döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti, Cumhuriyetin kurucu kadrolarıyla birlikte milliyetçi bir siyaset izlemiştir. Osmanlı devletinin Balkan savaşlarında büyük toprak kaybı yaşaması, Avrupalı devletlerin Türklere aşağılayıcı ve küçümseyici gözle bakması modern Türk tarihinin yeniden yazılmasını zorunlu kılmıştır. “19. Yüzyıl sonunda onları barbarlıkla tam bir kültür yoksunluğuyla, Avrupa’nın bağrındaki uğursuz ve yıkıcı unsur olmakla suçlamak konusunda tam bir ağız birliği edilmişti.” [2]
Türk milliyetçiliğini körükleyen bu gelişmelerin etkisiyle yazılacak yeni tarih, Türklere güven verecek, imajlarını düzeltecek muhtevaya sahip olması amaçlanmıştır. Hasan Raşit Tankut, Başkırt Abdülkadir İnan, Afet İnan ve Yusuf Akçura gibi isimler Türk Tarih Tezi ve Güneş-Dil Teorisini ortaya atmış, dünyadaki tüm dillerin Türkçeden türediğini ileri sürmüşlerdir. Türk Tarih Tezi’ni sistematik hale getirmek ve Türk kimliğini güçlendirmek adına yaratılan bu teorinin güvenirliğine halel gelmemesi için yaygın dilbilim çalışmalarından uzak durulmuş, daha az bilinen, eski diller ele alınmıştır. Bu kapsamda ilk olarak, Amerika yerli dillerinin Türkçeye dayandığı öne sürülmüştür.
Yönetici kadrolar, ulus-devletin altyapısını oluşturmak için Cumhuriyet Türkiye’sindeki farklı milletler hakkında bilgi toplama çalışmalarına girişmiş; bu dönemde Kürtler üzerine yapılan çalışmalarda devlet adamları yer almıştır. Ziya Gökalp, Kürtleri beş gruba (Kurmanc, Zaza, Goran, Soran, Lur) ayırarak Kürtçe lehçeleri sistematize etmiştir. Kürtçe’nin Türkiye’de yaşayan Kürtler arasında kullanılan Kurmanci ve Zazaca lehçeleri olduğu kayıtlara geçmiştir. Kürt kimliğinin reddedilmesiyle birlikte Zazalar "Dağ Türkü" olarak tanımlanmış, Kürtçe sadece Kurmanci lehçesiyle sınırlandırılmıştır. O dönemde Zazalar hakkında araştırmalar yapan bir diğer isim olan Muş milletvekili Hasan Raşit Tankut, 1928-1931 yılları arasında gerçekleştirdiği saha çalışmasında Zazaların Turani ırktan geldiklerini ve Türk olduklarını iddia etmiştir. Ancak Tankut; raporunda, Zazaların Türkçe bilmedikleri ve kendilerini Müslüman Kürt-Zaza olarak tanımladıklarını belirtmiştir.“Ne olursa olsun bunların hiç biri Türk değildir. Ve kalben Türklüğe yabancı, sinsi sinsi düşman ve Türklükten uzaktırlar. Aksini söyleyenlerin hakikate yaklaştığını kabul etmiyorum” [3] ifadelerinde tezinin doğruluğuna Tankut’un kendisinin de inanmadığı açıkça görülmektedir.
Bu söylemler de tutmayınca, Zazaların Kürtlerden farklı bir millet ve dillerinin de Kürtçeden farklı ayrı bir dil olduğu tezi dillendirilmeye başlanmıştır. “Zazaistan”, “Zaza ulusal/milli müzadelesi” kavramları türetilerek, “Zaza” kelimesi ve türevleri üzerinden Zazaların ayrı bir millet olduğu kanıtlanmaya çalışılmıştır.“Zaza” ve “Dımıli” kelimeleriyle benzerlik taşıyan “Sasan, Sasa, Zazana, Zew zan, Zozan, Zau zau, Nini-Zaza, Delmık, Deylem...” gibi ifadeler üzerinden Zazalara farklı bir kimlik yaratmak amacı güdülmüştür.
Çağlayan, Zazaların Türklüğünü ispat etme çabalarının özellikle 1930'lar, 1960 ve 1980 darbelerinde sonra Enstitüler, üniversiteler ve akademisyenler tarafından yoğunlaştığını belirterek, Kürtlerin/Zazaların Türklüğünü kanıtlama çalışmalarının bu kurumlarca desteklendiğini ifade etmektedir. Bu görüşlerin bilimsel araştırma süreçlerinden geçmediğini vurgulayan Çağlayan, bunların ideolojik bir arka plana sahip olduğunu belirtmektedir. Zira yalnızca isimler üzerinden bir grubun etnik ya da soy kimliğine karar vermek mümkün değildir. “…tarihte, bir toplumun sadece isim üzerinden tanımlanması görülmüş bir durum değildir.” [4] Ayrıca devletin Kürtleri bölme planının bir parçası olduğunu iddia etmiştir.“Hiç şüphesiz bu tartışmanın yoğunluk kazanmasının önemli nedenlerinden biri de devletin dinsel ve dilsel bir heterojenliğe sahip Kürt kimliğine karşı Zazalığı öne çıkararak ayrıştırıcı bir tutum benimsemiş olmasıdır. Elbette devletin bu tutumu benimsemesindeki esas gayesi Kürt ulusal ve entelektüel hareketini atomize ederek zayıflatma isteğiyle doğrudan ilintilidir.” [5]
Bilimsel Paradokslar
Politik saiklerle Zazaları ayrı bir millet olarak konumlandırılırken, “odadaki fil” misali göz ardı edilen ciddi tutarsızlıklar; araştırmaların derinleşmesi, Kürtlerin kendi tarihlerine daha fazla yönelmesi ve yabancı kaynakların incelenmesiyle birlikte giderek daha görünür hâle gelmiştir. Nitekim bu çalışmaları yürüten bazı araştırmacılar, kaleme aldıkları eserlerde, çalışmalarının bilimsel bir değer taşımadığını açıkça itiraf etmişlerdir. Söz konusu tutarsızlıklar, özellikle Çağlayan’ın dikkat çektiği temel sorunlar arasında yer almaktadır.
Zaza ve Dımıli adları üzerinden Zazalara yapay “yurt” atfedilmeye çalışılırken; Zazaların Sasani, Sümer, İbrani ya da Deylem kökenli oldukları gibi iddialar ileri sürülmüştür. Ancak bazı araştırmacıların, somut delil ve bilgilere ulaştıkları yönündeki iddialarını klasik dönem kaynaklarından herhangi bir kanıtla destekleyememeleri önemli bir eksikliktir. Klasik dönem kaynaklarının göz ardı edilmesi ise çalışmalara ciddi bir bilimsel zaaf kazandırmıştır. Çağlayan, bu durumu bilimsel araştırmanın “kayıp halkası” olarak nitelendirmektedir.
Bir diğer çelişki, referans alınan oryantalistlerin görüşlerini mutlak ve tartışılmaz doğrular olarak kabul edilmesidir. Ayrıca Zazaca ile Kurmanci arasında karşılıklı anlaşılabilirliğin düşük olması da tartışma konusu yapılmaktadır. Çağlayan, lehçeler arasındaki düşük anlaşılabilirlik düzeyinin, bu dilleri konuşan toplulukların farklı milletleri temsil ettiği anlamına gelmeyeceğini vurgular. Benzer bir durum Kürtçenin bir diğer lehçesi olan Soranice için de geçerlidir. Soranice konuşanların Kurmanci konuşanları anlayamaması, onların Kürt olmadığı anlamına gelmemektedir.
Bu durum, farklı dillerde de gözlemlenmektedir. Nüfusu bir milyarı aşan Çin’de, çoğunluk Mandarin lehçesini konuşmasına rağmen, bazı bölgelerde konuşulan diğer lehçeler karşılıklı olarak anlaşılmayabilir. Ancak bu durum, farklı lehçeleri konuşanların Çinli olmadığı anlamına gelmez. yazara göre, bu örnekler düşük anlaşılabilirlik düzeyinin farklı milletleri değil, aynı etnik kökenin tarihsel ve kültürel çeşitliliğini yansıttığını açıkça ortaya koymaktadır.
Tarihi Kaynaklarda Zazalar
Bu kitap, İslami dönem Arap, Fars, Osmanlı kaynakları ile Batı kaynaklarına dayanarak Zazaların tarihi ve kimliğine dair önemli veriler sunmaktadır. Şerefxanê Bitlisi’nin kaleme aldığı Şerefname’de Zazalar, Kürt beylikleri arasında değerlendirilirken, Katip Çelebi ve Evliya Çelebi gibi Osmanlı yazarları da Zazaları Kürtlerin bir kolu olarak tanımlar. İslam’ı yaymak amacıyla gerçekleştirilen Arap akınları sırasında yazılan eserlerde Zazalar, Kürt başlığı altında Kürtlerin bir kolu veya aşireti olarak tanımlanmış, ilk yerleşim yerleri olarak kadim Kürt bölgeleri olan Musul ve Botan gösterilmiştir. 9.yüzyılda yaşamış, astronomi, botanik, coğrafya, tarih, Kürdoloji ve matematik alanlarında önemli çalışmalara imza atmış Kürt bilim insanı Ebu Hanife El Dinaveri (820-896), Zazaların Bermeki soyundan geldiklerini ve Kürt olduklarını belirtmiştir. Mes’ud (10. yüzyıl), İbn Fazlullah El-Ömeri (14. yüzyıl), Firuzabadi (15. yüzyıl)…Zazaların Kürt olduğunu belirten dönemin diğer ünlü isimlerdir.
Batılı kaynaklarda ise Claudius James Rich, Mark Sykes gibi isimler, Zazaları, Kürt olarak nitelendirmiştir. Bu bilgiler, tarih boyunca Zazaların Kürtlerin bir grubu olarak görüldüğünü göstermektedir. 1848-1866 yılları arasında Erzurum’da Rus başkonsolosu olarak görev yapan aynı zamanda Türk edebiyatının önemli yazarlarında Halit Ziya Uşaklıgil’in de Fransızca hocası August Jaba, Zazaca’yı Kürtçe’nin bir lehçesi olarak görmüş, hazırladığı Kürtçe-Fransızca sözlükte Zazaca kelimelere bolca yer vermiştir.
Zazalar ne diyor?
Zazaların kimliği ve dili filolojik, tarihsel ve sosyo-politik bağlamda incelenmiştir. Bu konuda, birçok yerli ve yabancı siyasetçi, oryantalist, Kürdolog çeşitli görüşler ortaya koymuştur. Çağlayan, Zazaların komşuları tarafından farklı isimlerle anıldığına değiniyor: Kürtlerin bir kolu olan Kurmanclar, Zazalara "Dımıli”, Türkler "Zaza", Ermeniler ise "Delmık" ya da "Zaza-Kurd" adını vermiştir. Ziya Gökalp ise şunları söyler:“Zazalara gelince bunlar kendilerine “Kırd” derler. Kurmanclara da “Kürdasi” veya “Kırdasi” adını verirler. Türkler ise Kürd adını Kurmanclara ayırmışlardır…Dımılilere Zaza adını veren gene Türkler’dir. Zaza kelimesini ne bizzat Zazalar kendileri için ne de Kurmanclar için kullanmazlar.” [6]
Etnisitenin kalıtsal bir özellik olduğu gerçeğine karşı bireylerin veya toplumların tercih ettikleri kimlikle anılmaları günümüzde giderek daha fazla kabul görmektedir. Tarihi kaynaklarda Zazalar’ın Kürt oldukları açık olmasının yanında asıl önemli nokta Zazaların kendilerini nasıl tanımladıkları ya da nasıl tanımlanmak istedikleridir. Kendisi de Zaza olan Çağlayan, farklı bölgelerde yaşayan Zazalar arasında çeşitli isimler kullanıldığının altını çizmektedir. “Bingöl ve Diyarbakır’ın kuzey ilçelerindeki Zazalar kendilerini ve dillerini Kırd/Kırdki, Tunceli, Erzincan, Kiğı ve Varto’da yaşayanlar Kırmanc/Kırmancki; Mutki, Çermik, Çüngüş, Siverek ve Gerger’de yaşayanlar Dımıli/Dımılki ve Elazığ’da yaşayanlar ise Zaza/Zazaki olarak isimlendirmektedir.” [7]
Zazaca’nın Kürtçe’nin lehçesi olmadığını geçersiz argümanlarla savunan Terry Lynn Todd, Zazaların kendilerini Kürt olarak gördüklerini bunun aksini iddia edenlere tepki gösterdiklerini söyler.“Dımıli konuşanlar bugün kendilerini Kürt olarak görüyor ve dillerinin Kürtçe olmadığını gösteren araştırma sonuçlarına güceniyorlar. Dımıli konuşanlar, psikolojik, sosyal, kültürel, ekonomik ve politik olarak Kürttürler” [8]
Çağlayan’ın kitabında saha çalışmaları önemli bir yer tutuyor. Bu çalışmalara göre tüm Kürt gruplar arasında “Kürt” isminin ve kimliğinin bir “Üst Çatı ” olarak öne çıkmasıdır. Gülsün Fırat araştırmasına göre:“Sonuçta Kürtçe çatı bir terim olarak alınır. Kurmanci ve Zazaca ise onun lehçerleri olarak görülür. Böylece köken burada din birliğine değil…dil ve kültür birliğine dayanır.” [9] Serdar Yıldırım çalışmasında ise kullanılan isimlerin Kürtlükle bağlantılı olduğu sonucuna varıyor. “Kürt kelimesi hem Kurmanclar hem de Zazalar arasında bir üst şemsiye kavram olarak kullanılmaktadır.” (akt.Ercan Çağlayan)
Dersim/Tunceli üzerine yaptığı antropolojik çalışmalarıyla tanınan Dilşa Deniz ise bu konuda şu bilgiyi paylaşır: “Zaza kavramı, son yıllarda Zazalığı ayrı bir ulus/etnisite olarak kuranların özel bir vurguyla kullandıkları bir kavramdır. Bundan on beş yirmi yıl önce, bir Dersimliye Zaza demek bir hakaret niteliği taşıyordu” [10] Çağlayan, "Zaza" kelimesini bir "dış adlandırma" olduğunu ve bu terimin 1980 yılından sonra yaygın bir şekilde kullanıma sokulduğunu belirtmiştir. "Zaza" kelimesinin etimolojik, filolojik açıdan bilimsel bir araştırmaya tabi tutulmadığını, bu kelimenin kökeni ile anlamı hakkında kanıtlanmamış birçok tez bulunduğunu ifade etmiştir
Zazacaya Kim/kimler Ne Katkı Sağladı?
Bilimsel, tarihsel, coğrafi ve arkeolojik araştırmalar; bir konuya dair doğru ve güvenilir bilgilere ulaşmayı ve bu bilgileri geniş bir literatüre dönüştürmeyi amaçlamaktadır. Bu çalışmalar, bilimsel veriler ve belgeler ışığında konuları ele alarak tarihsel gerçeklerin yeniden değerlendirilmesine ve doğru biçimde anlaşılmasına katkı sunmaktadır. Çağlayan, Zazaların Kürt olduklarını ve Zazacanın Kürtçenin bir lehçesi olduğunu bilimsel verilerle ortaya koyan uzmanların, Zazaca bilgisine sahip olmalarının Zazaca literatürünü zenginleştirdiğini ve Zazaların tarihine ilişkin bilimsel bilgiler sunduklarını eserinde açıkça göstermektedir. Zazacaya çok sayıda yazar, şair ve aydın katkıda bulunmuş ve Zazacanın yazılı hale gelmesini sağlamıştır. Onların çalışmaları, bilimsel temelden yoksun iddiaları geçersiz kılarak Zazaların tarihine daha sağlıklı ve nesnel bir bakış açısı kazandırmış, aynı zamanda Zazacanın gelişmesini sağlamıştır.
Buna karşılık, Zazaların Kürt kimliğini reddeden kişilerin; Zazaların tarihi, kültürü ve dili üzerine kayda değer bir katkı sunmadıkları, Zazaca bilmedikleri ve eserlerini Zazaca yerine başka dillerde kaleme aldıkları vurgulanmaktadır. Ayrıca bu çevrelerin, Zazalara bilimsel bir perspektifle yaklaşan araştırmacıları “lehçeci” ya da “Kürtçü” gibi ithamlarla karalayarak, Zazalara ve dillerine zarar verdikleri ifade etmektedir.
Bir Dilin Standartlaşması
Bir dilin kimlik kazanması, eğitim, medya ve sanat gibi alanlarda kullanımıyla ilişkilidir. Çağlayan, Kürtçede standartlaşmanın olmaması, Kürt kimliği tartışmalarını zorlaştırdığını ve bunun milli bilincin geç oluşmasından kaynaklandığını ifade eder. Kürtçenin bazı lehçelerinin sınırlı yazılı geleneğe sahip olması, ortak bir dil standardı oluşturmayı zorlaştırmaktadır. "Neden standart bir Kürtçe yok?" sorusuna yanıt arayan Çağlayan şu sonuca varmıştır:
Kürtlerin bir devlete sahip olmamaları
Kürtlerin Türk, Arap ve Fars ulus-devletlerinin egemenliği altında yaşamaları,
Yazılı Kürtçenin Kiril, Arap ve Latin alfabeleri arasında bölünmüş olması,
Kürtçenin Zazaki, Gorani ve Luri lehçelerinin sınırlı bir yazılı geleneğe sahip olması.
“Etnik Topluluklar” Teorisine Göre Zazalar Kürt mü?
Etnik kimlik kavramı üzerine Benjamin Akzin, Anthony Smith, Max Weber, Zygmunt Bauman, Terry Eagleton gibi birçok bilim insanı önemli çalışmalar yürütmüştür. Çağlayan, çalışmasında Anthony Smith’in "etnik topluluklar" teorisini temel alır. Smith’e göre etnik bir topluluk, ortak bir isim, soy miti, tarih, kültür, belirli bir bölge ve dayanışma duygusu gibi unsurlara dayanır. Zazaları ayrı bir ırk olarak tanımlama girişimlerinin bu kriterlerle çeliştiğini belirten Çağlayan, bu tür yaklaşımların ideolojik bir arka plana sahip olduğunu ifade eder.
Sonuç
Ercan Çağlayan, Zazalar kitabında, isimlerden hareketle bir tarih oluşturmaya çalışmak resmi tarih anlayışının bir sonucu olduğunun yanı sıra bazı Türk ve Zaza milliyetçilerinin milliyetçi söylemler üretmelerinin hiçbir bilimsel karşılığının olmadığını ortaya koymuştur. Zazalar’ın “Dımıli” ismini yaygın bir şekilde kullandığını kaynaklarıyla beraber sunulmuştur. Zazalar arasında Kürtlük asabiyesinin çok güçlü olduğu görülmüş, Zazaların Kürt kimliği içinde değerlendirilmesi gerektiğini kanıtlamıştır.
Kitaptan bir alıntıyla noktalayalım: “Zazaların Kürt olmadığı tezi, büyük ölçüde manipülasyona açık olan linguistik üzerinden yürütülmekte; kimliğin önemli belirleyicileri arasında yer alan din, tarih, kültür ve coğrafya gibi unsurları görmezden gelinmektedir. Halbuki bir etnik grubun veya milletin sadece dil üzerinden tanımlanamayacağı sosyal bilimcilerin farklı disiplinleri tarafından kabul edilen bir hakikattir.” [11]
Not: Kitabın ilk baskısında August Jaba’nın ismi, “Aleksandre Jaba” olarak yer almaktadır. Sonraki baskılarda bu hata düzeltilmiş, ayrıca kitaba yeni bilgiler eklenerek yeniden yayımlanmıştır.
Keyifli okumalar…
Dipnotlar
[1] Ercan Çağlayan, Zazalar:Tarih, Kültür Ve Kimlik, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2016.
[2]Etienne Copeaux, Türk Tarih Tezinden Türk-İslam sentezine, Çev. Ali Berktay, İletişim Yayınları, İstanbul, 2013, s,29
[3] Age,s,87
[4] Age,s,194
[5]Age,s,194
[6]Age,s,40
[7]Age,s,26
[8]Age,s,175
[9] Age,s,27
[10] Age,s,34
[11] Age,s,195-196
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish