Koridor jeopolitiği ve Türkiye

Dr. Osman Gazi Kandemir, Independent Türkçe için yazdı

Görsel: Getty Images

Tarihte güç, toprak fetheden ordulara aitti. 21. yüzyılda ise güç, ticaret akışını yönlendiren koridorları elinde tutanlara ait. Bugün büyük devletler, tümen tümen asker sevk etmek yerine liman inşa ediyor, demiryolu döşüyor, boru hattı uzatıyor. Bu sessiz ama dönüştürücü rekabet, uluslararası ilişkilerde yeni bir disiplinin doğmasına yol açtı: Koridor jeopolitiği.

Koridor Jeopolitiği Nedir?

En yalın tanımıyla koridor jeopolitiği, devletlerin ticaret rotaları, enerji nakil hatları ve lojistik ağlar üzerindeki kontrolü bir güç aracına dönüştürmesidir. Bu kavramın kökleri 19. yüzyıl sonu jeopolitik düşüncesine uzanıyor. İngiliz stratejist Halford Mackinder, Avrasya'nın iç kesimlerini kontrol edenin dünyayı yöneteceğini öne sürerken; Amerikalı Nicholas Spykman, bu iç bölgeyi çevreleyen kıyı şeridinin daha kritik olduğunu savundu. O dönemin teorileri bugün yeni bir gerçeklikle buluştu: Fiziksel koridorlar artık sadece mal taşımıyor; egemenlik, bağımlılık ve nüfuz ilişkilerini de taşıyor.

Modern koridorlar, yalnızca yol ve demiryollarından ibaret değil. Bir ekonomik koridorun içinde gümrük düzenlemeleri, hukuki çerçeveler, enerji boru hatları, dijital altyapı ve kurumsal mekanizmalar bir arada bulunuyor. Kısacası koridor, bir güzergâh değil; o güzergâh üzerindeki bütün bir yönetim sistemi.

Dünyanın Önde Gelen Koridorları

Günümüzde küresel siyaseti etkileyen birkaç ana koridor projesi öne çıkıyor.

Çin'in 2013'te başlattığı Kuşak ve Yol Girişimi (BRI), bu rekabetin fitilini ateşleyen proje oldu. Tarihi İpek Yolu'nu modern altyapıyla yeniden canlandırmayı hedefleyen BRI, 140'tan fazla ülkeyi kapsıyor. Altı ana ekonomik koridor üzerinden Asya, Afrika ve Avrupa'yı birbirine bağlayan bu ağ, Pekin'in hem ticari hem de siyasi nüfuzunu sistematik biçimde genişletti.

Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC), Batı'nın BRI'ye verdiği en somut yanıt olarak 2023 G20 Zirvesi'nde tanıtıldı. Hindistan'ı Körfez ülkeleri ve İsrail üzerinden Avrupa'ya bağlayan bu çok modlu hat, ABD, AB, Suudi Arabistan ve BAE tarafından ortaklaşa destekleniyor. Araştırmalar, IMEC'in işler hale gelmesi durumunda transit süreleri yüzde kırk oranında kısaltabileceğine işaret ediyor. Projenin yalnızca bir ticaret yolu olmadığını da belirtmek gerekir: Veri kabloları, elektrik şebekeleri ve yeşil hidrojen boru hatları da bu altyapının parçası olarak tasarlanıyor.

Rusya, İran ve Hindistan tarafından kurulan Uluslararası Kuzey-Güney Taşıma Koridoru (INSTC) ise Süveyş güzergâhına alternatif olarak öne çıkıyor. Mumbai'den başlayıp İran limanları ve Hazar Denizi üzerinden Rusya'ya uzanan bu hat, navlun maliyetlerini yüzde otuz ile kırk arasında düşürüyor. Ukrayna savaşının ardından Batı yaptırımlarına maruz kalan Moskova için INSTC adeta bir ekonomik cankurtaran halatına dönüştü.

Son olarak Çin ve Rusya'nın birlikte geliştirdiği Kuzey Deniz Rotası (NSR) var. Arktik buzullarının erimesiyle ulaşılabilir hale gelen bu güzergâh, Şanghay ile Hamburg arasındaki mesafeyi Süveyş rotasına kıyasla yaklaşık sekiz bin kilometre kısaltıyor. 2024'te otuz beş milyon ton yük taşınan rota, henüz tam kapasitesine ulaşmış değil; yüksek sigorta maliyetleri ve çevresel riskler kısa vadeli engellerini korumaya devam ediyor.

Hangi Koridor Önemini Kaybetti?

Bu sorunun en çarpıcı yanıtı, birkaç yıl öncesine kadar vazgeçilmez sayılan Kuzey Koridordan geliyor. Rusya üzerinden geçen bu trans-Avrasya hattı, Çin'i Avrupa'ya bağlayan en hızlı ve en verimli kara güzergâhı olma özelliğini taşıyordu. Ancak Şubat 2022'de Rusya'nın Ukrayna'yı işgali ve ardından gelen Batı yaptırımları, bu koridoru fiilen işlevsiz kıldı. Avrupa'nın Rus demiryolu ağını kullanan kargo hattına güvenmesi artık hem hukuken hem de siyaseten mümkün değil. Bu çöküş, alternatif bir hat olan Orta Koridor'u beklenmedik biçimde gündemin üst sıralarına taşıdı.

Türkiye Hangi Koridorun Üzerinde?

Türkiye, tam da bu dönüşümün odak noktasında konumlanmış durumda. Ülke, iki kritik projenin kesişim noktasını oluşturuyor.

Orta Koridor, Çin'den başlayarak Kazakistan, Hazar Denizi, Azerbaycan ve Gürcistan üzerinden Türkiye'ye, oradan da Avrupa'ya uzanıyor. Bakü-Tiflis-Kars demiryolu ve Marmaray tüneli bu hattın kritik halkalarını oluşturuyor. Kuzey Koridor'un çöküşünün ardından Orta Koridor'daki yük trafiği hızla artmaya başladı; 2030 yılına kadar yıllık on bir milyon ton kapasiteye ulaşması bekleniyor.

Kalkınma Yolu ise Irak'ın Al-Faw Limanı'nı bin iki yüz kilometrelik demiryolu ve otoyol ağıyla Türkiye sınırına bağlamayı hedefliyor. 2024'te imzalanan çerçeve anlaşmayla somutlaşan bu proje, Körfez enerjisini ve ticaretini Süveyş Kanalı'na ihtiyaç duymadan doğrudan Avrupa'ya taşıyacak. Türkiye bu iki projeyle birlikte hem Doğu-Batı hem de Kuzey-Güney eksenlerini aynı anda kontrol eden bir kavşak ülke olma yolunda ilerliyor.

Türkiye'nin ayrıca Montrö Sözleşmesi çerçevesinde Türk Boğazları üzerindeki denetim yetkisini koruduğunu da hatırlatmak gerekir. Karadeniz'e girişi ve çıkışı düzenleyen bu hak, Türkiye'yi bölgenin tartışmasız "kilit ülkesi" yapıyor.

Koridor Jeopolitiği Neleri Değiştirdi?

Koridorların yükselişi, uluslararası ilişkilerin dokusunu birçok açıdan dönüştürdü.

Her şeyden önce, güç tanımı değişti. Artık bir ülkenin stratejik ağırlığı yalnızca askeri kapasitesiyle ölçülmüyor; hangi hatların kendi topraklarından geçtiği, hangi boğazları denetlediği ve küresel tedarik zincirleri üzerindeki konumu da belirleyici hale geldi.

İkinci büyük dönüşüm, ekonomik yaptırımların etki alanında yaşandı. Batı'nın Rusya'ya uyguladığı yaptırımların beklenenden sınırlı kalmasının önemli bir nedeni, Moskova'nın BRI ve INSTC gibi alternatif hatlar üzerinden ticaret akışını sürdürebilmesidir. Koridorlar, yaptırım silahına karşı bir jeopolitik kalkan işlevi görüyor.

Üçüncü dönüşüm ise koridorların kapsamının genişlemesiyle ilgili. Artık fiziksel taşımacılığın yanı sıra dijital bağlantısallık da bu rekabetin ayrılmaz bir parçası. Dünyadaki uluslararası verinin yüzde doksan dokuzu denizaltı fiber optik kablolarından akıyor. ABD ve Çin arasındaki bu "görünmez koridor" savaşı, askeri rekabetten daha sessiz ama belki de daha belirleyici.

Son olarak, koridorlar enerji geçişinin taşıyıcısına dönüştü. Yeşil hidrojen, yenilenebilir elektrik ve karbon ticareti gibi geleceğin ekonomik değerleri, hangi koridorların bu enerjiyi taşıyacağına göre şekillenecek. Sürdürülebilir altyapıyı bugünden kuran güçler, yarının enerji düzenini de yazacak.

Koridorlar artık sadece ticaretin aracı değil; egemenliğin, refahın ve büyük güç rekabetinin sahnesinin ta kendisi. Bu sahnenin merkezinde olmak ile kenarında izlemek arasındaki fark ise önümüzdeki on yıllarda pek çok ülkenin kaderini belirleyecek.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU