23 Ocak 2026’da Kamerun’da yayımlanan bir kararname ülkede yeni bir kilisenin önünü açtı. Rus Ortodoks Kilisesi’ne resmî statü veren bu metin, Yaoundé’de henüz inşaatı bitmemiş bir mabedin önünde çekilen fotoğraflarla somutlaştı.
Aynı karede yerel siyasetçiler, Rus din adamları ve Moskova’nın Afrika’daki yeni dinî yapılanmasının temsilcileri yan yana duruyordu.
Bu sahne ilk bakışta sıradan bir protokol anı gibi görülebilir. Oysa arka planda, kıtanın dinî haritasını ve güç dengelerini etkileyecek çok katmanlı bir süreç işliyor.
İskenderiye’den Yaoundé’ye uzanan yeni hat, inanç üzerinden şekillenen taze bir jeopolitik cephenin habercisi.
Bir ucu yüzyıllardır Afrika’daki Ortodoks cemaatlerin doğal merkezi sayılan İskenderiye’de. Diğer ucu birkaç yılda onlarca ülkede kök salan yeni Rus parişlerinde. Bu hatta, mabed taşlarından daha ağır bir şey taşınıyor.
İskenderiye’nin gölgesinde doğan yeni merkez
Afrika Ortodoksluğu denildiğinde uzun süre tek bir otorite akla geliyordu. Mısır merkezli patrikhanenin kıtanın büyük bölümünde ruhban yetkisi vardı. Bu yapı, Ukrayna krizinden sonra sarsıldı.
Kırılma noktası, Moskova’yı Ortodoks hiyerarşisinin dışına iten kararların ardı ardına gelmesiydi. Moskova yönetimi, kendisini dışlayan kararlara tepkisini Afrika’da paralel bir ruhban yapılanmasına giderek gösterdi.
Yeni oluşturulan eksarhlık, resmen ilan edildiği gün kıtanın tamamını potansiyel faaliyet alanı olarak işaretledi. Kısa süre içinde eski düzenden kopan onlarca din adamı bu yeni merkeze bağlandı.
Bazı ülkelerde aynı mahallede iki farklı patrikhaneye bağlı kilise yan yana yükselmeye başladı. Teknik bir idari düzenleme gibi sunulan hamle, sahada çok daha sert bir meşruiyet tartışmasını tetikledi.
Moskova bu tabloyu “geleneksel Ortodoksluğu savunma” söylemiyle temellendirmeye çalışıyor.
Kendisini Batı’ya yakın duran patrikhanelere karşı, inancın tarihsel çizgisini koruyan bir merkez olarak konumlandırıyor. Bu söylem Afrika’da sadece dinî değil siyasi bir mesaj da içeriyor. İskenderiye açısından bakıldığında ise mesele ruhbanlık alanının daralmasını aşıyor.
Kendi tarihsel otoritesinin, üçüncü ülkelerde alınan siyasal kararlarla budandığını görüyor. Bu nedenle Afrika, Ortodoks dünyasının iç tartışmasında sembolik bir cephe olmaktan çıkıp stratejik bir sahaya dönüşüyor.
Tanrı, silah ve tahılın kesiştiği nokta
Rusya’nın Afrika okumasında sert ekonomik rekabet alanı giderek dardı. Yatırım ve ticaret hacminde öne çıkmak zorlaştıkça, daha düşük maliyetli ama yüksek siyasal getirisi olan araçlara yönelme eğilimi güçlendi.
Güvenlik işbirlikleri, özel askerî şirketler, maden anlaşmaları bu çerçevenin ilk ayağını oluşturdu. İkinci ayak, gıda krizleriyle boğuşan ülkeler için tahıl ve gübre sevkiyatı oldu.
Üçüncü ayak ise dinî alanda yeni bir yumuşak güç arayışı olarak ortaya çıktı. Sonuçta ortaya çıkan tabloyu tek kelimeyle özetlemek zor.
Ancak Tanrı, silah ve tahıl üzerinden kurulan bir üçgen kıtadaki pek çok dosyada kendini hissettiriyor. Yeni parişler çoğu zaman güvenlik sözleşmeleri ve gıda yardımlarıyla aynı dönemde sahneye çıkıyor. Moskova için dinî ağların bir başka işlevi daha var.
Afrika’daki yeni kiliseler yerel elitlerle kurulan temaslar için sosyal bir platform sunuyor. Resmî heyetlerin ulaşamadığı toplumsal kesimlere, dinî otoriteler ve cemaat liderleri üzerinden erişim imkânı sağlıyor. Bu durum, diplomasi masasında psikolojik bir avantaj da yaratıyor.
Karşı tarafta sadece hükümetlerle değil, “kardeş halklarla” konuşulduğu iddiası, özellikle propaganda dilinde sıkça kullanılıyor. Bu noktada dinî semboller de dış politika söyleminin ayrılmaz parçası hâline geliyor.
Kamerun’dan Sahel’e uzanan hat
Kamerun’daki kararname bu zincirin son halkalarından biri. Bu ülke Sahel’den Orta Afrika’ya uzanan güvenlik kuşağının orta noktasında duruyor. Sınırların hemen ötesinde darbeler, cihatçı tehditler ve iç savaşlar yaşanırken, Yaoundé yönetimi farklı ortaklık kanalları açmaya çalışıyor.
Bu çerçevede Rusya ile kurulan ilişkiler sadece askerî ve ekonomik düzeyle sınırlı kalmıyor. Dinî alan, iki başkent arasındaki yakınlaşmanın yeni ve sembolik bir katmanı hâline geliyor. Benzer işaretler başka ülkelerde de görülüyor.
Yeni Rus parişleri, kimi yerde maden sahalarının yakınında, kimi yerde özel güvenlik şirketlerinin konuşlandığı garnizonların çevresinde yükseliyor. Her yeni çan kulesi aynı zamanda yeni bir siyasal bağın da işareti hâline geliyor. Bu bağların geleceği, çoğu zaman iç siyasetteki dalgalanmalara bağlı.
Askerî yönetimlerin ya da kırılgan koalisyonların yön verdiği ülkelerde dış patron seçimi sık sık el değiştiriyor. Dolayısıyla bugün açılan bir kilise, yarın başka bir ittifakın gölgesinde kalabilir. Tam da bu nedenle, inanç alanına taşınan her nüfuz hamlesi çift taraflı keskin bir bıçak niteliği taşıyor.
İktidar değiştiğinde, dünün “kardeş kilisesi” kolaylıkla “yabancı etki aracı” olarak yaftalanabiliyor. Dinî yapıların siyasallaşması, onları toplum nezdinde kırılgan ve tartışmalı kılıyor.
Afrika’daki alıcı zemin
Bu hamlelerin karşılık bulabilmesi için yerel zeminin de hazır olması gerekiyor. Kıta genelinde sömürge geçmişine duyulan tepki hâlâ güçlü. Batılı misyonerlerin mirası, pek çok çevrede kolonyal hafıza ile birlikte anılıyor.
Yeni gelen aktörler bu duyguyu dikkatle okuyor. Kendilerini “eski sömürgeci güçlere alternatif” olarak sunuyorlar. Rus Ortodoks Kilisesi bu bağlamda iki katmanlı bir söylem kullanıyor.
Bir yandan geleneksel değerleri ve muhafazakâr aile yapısını savunduğunu öne çıkarıyor. Diğer yandan, egemenliğe saygı vurgusuyla yerel iktidarların hassasiyetlerini okşuyor. Bu söylem güvenlik krizleriyle mücadele eden rejimlere cazip geliyor.
Hem dış politikada bir manevra alanı sağlıyor hem de iç politikada yeni bir meşruiyet kaynağı üretiyor. Ancak bu süreç, yerel kilise yapıları içinde karmaşık sonuçlar doğuruyor. Bazı ülkelerde ruhban transferi cemaatlerin ikiye bölünmesine de yol açıyor.
Mabed mülkiyeti, bağışlar ve vakıf malları üzerinde hukuki kavgalar patlak verebiliyor. Aynı dilde dua eden inananlar, farklı patriklerin isimlerini zikrettikleri için karşı karşıya gelebiliyor. Bu bölünmeler, dış aktörlerin rekabetini doğrudan toplumun içine taşıyor.
Jeopolitik çekişme sokak düzeyinde kimlik tartışmalarına dönüşüyor. Dinin birleştirici potansiyeli, bu kez ayrıştırıcı bir araç hâline gelebiliyor.
Ortodoks dünyanın iç gerilimi
Ortaya çıkan tabloyu sadece Afrika ile sınırlı bir rekabet olarak görmek eksik olur. Daha geniş ölçekte Ortodoks dünyasında süren bir güç mücadelesinin kıta uzantısıyla karşı karşıyayız.
Bir tarafta geleneksel merkez olma iddiasını koruyan eski patrikhaneler var. Diğer tarafta ise siyasi ağırlığıyla öne çıkan Moskova’nın evrensel Ortodoksluk iddiasını güçlendirme çabası.
Afrika bu gerilimde test sahasına dönüşüyor. Hangi kilisenin meşru sayılacağına devletler karar veriyor.
Her yeni tanıma kararı, aynı anda başka bir merkezin otoritesini sorguluyor. Bu durum hukuki ve siyasal sonuçlar doğurabilir.
İleride evlilik, miras, eğitim gibi alanlarda hangi kilisenin kabul göreceği tartışma konusu hâline gelebilir. Din özgürlüğü başlığı, dış politik tercihlerle iç içe geçen bir dosyaya dönüşebilir.
Yeni rekabet alanı: Limanlardan zihinlere
Bugün Afrika denildiğinde akla çoğunlukla liman ihaleleri, maden ruhsatları ve altyapı projeleri geliyor. Oysa şekillenmekte olan tablo, rekabetin giderek daha soyut alanlara taşındığını gösteriyor.
Dinî semboller, eğitim programları, burslar ve kültür merkezleri yeni nüfuz araçları hâline geliyor. Rus Ortodoks Kilisesi bu resimde öne çıkan aktörlerden biri.
Ancak aynı sahnede başka ülkelerin dinî ve kültürel kurumları da yerini alıyor. Bu süreç Moskova’ya kısa vadede bazı avantajlar sunabilir.
Uluslararası oylamalarda dost oylar, güvenlik anlaşmaları için toplumsal meşruiyet, iç kamuoyuna anlatılabilir bir Afrika açılımı anlatısı bunların başında geliyor.
Öte yandan stratejinin kırılgan yanları da var. Savaş ve yaptırımların yıprattığı ekonomik kapasite, uzun soluklu projelerin finansmanını zorlaştırıyor.
Ortadoksluk içindeki bölünme derinleştikçe, dinî yumuşak güç iddiası daha tartışmalı bir zemine oturuyor. Türkiye dahil bölgesel aktörler için bu tablo önemli bir uyarı taşıyor.
Afrika’da rekabet artık sadece limanlar, üsler ve madenler üzerinden yürümüyor. Zihinler ve inanç dünyası da jeopolitik mücadelenin ayrılmaz bir parçasına dönüşüyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish