Şimdiden geleceğin barışını planlamak: Dolmabahçe Barış Kongresi önerisi

Doç. Dr. Ali Oğuz Diriöz Independent Türkçe için yazdı

Dolmabahçe Sarayı / Fotoğraf: AA

Değerli Independent Türkçe okuyucuları,

Uluslararası sistemin giderek daha parçalı, daha kırılgan ve daha öngörülemez bir yapıya evrildiği bir dönemde, Rusya-Ukrayna Savaşı tüm şiddetiyle sürerken, Ortadoğu’da İran ile ABD-İsrail arasındaki savaş, geçici ateşkes ve Gazze ile Hürmüz Boğazı merkezli gerilimler, küresel istikrarı tehdit etmeye devam ediyor.

Bu tablo içinde Türkiye, hem coğrafi konumu hem de çok taraflı diplomasi tecrübesi sayesinde barış arayışının merkezinde yer alma potansiyeline sahip.

Türkiye’nin hem Ukrayna krizinde hem de Ortadoğu’daki gelişmelerde sergilediği dengeli ve diyalog odaklı yaklaşım, onu “barışı isteyen aktörler” arasında ön sıralara taşıyor.

Elbette bölgesel dinamikler içerisinde farklı siyasi aktörlerin kendi iç hesapları ve stratejik öncelikleri bulunuyor. 

Örneğin Binyamin Netanyahu liderliğindeki İsrail hükümetinin güvenlik merkezli politikaları, bölgesel tansiyonu düşürmekten ziyade artırma riski barındırıyor ve Türkiye’ye yönelik haddini aşan açıklamalarda bulunuyor. Ancak bu konu başlı başına ayrı bir analiz gerektirir.

Bu noktada Türkiye’nin yapması gereken, yalnızca mevcut krizleri yönetmeye çalışmak değil, aynı zamanda geleceğin barış mimarisini de tasarlamaktır.

Bu çerçevede İstanbul’da, sembolik ve stratejik önemi yüksek olan Dolmabahçe Sarayı ev sahipliğinde kapsamlı bir “Dolmabahçe Barış Kongresi” düzenlenmesi vizyonu ortaya konulabilir.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Uluslararası ilişkiler tarihinde “kongre diplomasisi”nin modasının geçtiğini söylemek doğru değil.

Aksine, modern uluslararası sistemin en önemli dönüm noktaları bu tür toplantılarla şekillendi. 

Westphalia Barışı, egemen ulus-devlet sisteminin temelini atarken; Viyana Kongresi Avrupa’da güç dengesi sistemini kurdu.

Yalta Konferansı ve San Francisco Konferansı ise İkinci Dünya Savaşı sonrası küresel düzenin inşasında kritik rol oynadı.

Dolayısıyla konferans ve kongreler, yalnızca diplomatik nezaket platformları değil, aynı zamanda sistem kurucu mekanizmalardır.


Bugün gelinen noktada ise hem Ukrayna cephesinde hem de İran-ABD hattında yürütülen müzakerelerin henüz somut sonuç üretmemiş olması, mevcut diplomatik süreçlerin sınırlılıklarını ortaya koyuyor. 

Nitekim son dönemde basına yansıyan haberler, ateşkes girişimlerinin sahada ciddi ihlallerle karşılaştığını gösteriyor. 

Buna rağmen, diyalog kanallarının tamamen kapanmadığını görmek önemli.

Nitekim, uzun yılların ardından İran ile ABD yetkililerinin doğrudan temas kurabilmesi dahi başlı başına kayda değer bir gelişme.

Bu noktada enerji diplomasisi ve uluslararası müzakere alanında önemli isimlerden biri olan Mehmet Öğütçü’nün de vurguladığı gibi, tarafların yeniden aynı masa etrafında buluşabilmesi geleceğe dair umutları tamamen ortadan kaldırmıyor.

Türkiye de tam bu aşamada devreye girerek kolaylaştırıcı ve gündem belirleyici bir rol üstlenebilir.

Önerilen Dolmabahçe Barış Kongresi, klasik bir zirveden daha fazlasını ifade etmeli.

Bu kongre, çok katmanlı bir diplomasi platformu olarak tasarlanmalı:

Devlet liderleri ve dışişleri bakanlarının yanı sıra,

  • Uluslararası kuruluş temsilcileri,
  • Enerji ve ekonomi uzmanları,
  • Akademisyenler ve düşünce kuruluşları,
  • Sivil toplum aktörleri
    aynı çatı altında bir araya getirilmeli.

Kongrenin gündemi yalnızca ateşkes veya çatışma çözümüyle sınırlı kalmamalı.

Enerji güvenliği, gıda arzı, su kaynakları, yeniden imar süreçleri ve bölgesel ekonomik entegrasyon gibi başlıklar da kapsamlı şekilde ele alınmalı.

Bu yaklaşım, barışı yalnızca “çatışmanın yokluğu” olarak değil, aynı zamanda sürdürülebilir kalkınmanın temeli olarak görmeyi gerektirir.

İstanbul’un jeopolitik ve sembolik konumu da bu vizyonu desteklemektedir. Tarih boyunca Doğu ile Batı arasında köprü işlevi gören bu şehir, bugün de farklı medeniyetleri ve çıkarları bir araya getirebilecek nadir merkezlerden biri.

Dolmabahçe ise Osmanlı’dan cumhuriyete geçişin simgesel mekânlarından biri olarak, yeni bir uluslararası uzlaşı sürecine ev sahipliği yapabilecek güçlü bir tarihsel arka plan sunuyor.

Sonuç olarak, Türkiye’nin önünde yalnızca krizleri izleyen değil, onları şekillendiren bir aktör olma fırsatı bulunuyor.

Dolmabahçe Barış Kongresi önerisi, bu vizyonun somut bir yansımasıdır. Ancak bu tarz bir girişimin gerçek anlamda küresel etki yaratabilmesi için İslam İşbirliği Teşkilatı, Türk Devletleri Teşkilatı, AGİT ve NATO gibi uluslararası kuruluşların ortak desteğiyle hayata geçirilmesi gerekir.

Aksi takdirde, Türkiye öncülüğünde olsa dahi bu tür girişimler uluslararası meşruiyet ve etki açısından sınırlı kalabilir.
 


Bu noktada Antalya Diplomasi Forumu örneği dikkat çekici. 

Yıllardır önemli bir potansiyel ve marka değeri taşıyan bu organizasyon, Türkiye’nin dış politika araçlarından biri olmasına rağmen, arzu edilen küresel etki düzeyine henüz tam anlamıyla ulaşabilmiş değil.

Bunun temel nedenlerinden biri, uluslararası kuruluşların yeterli düzeyde kurumsal katılımının ve sahiplenmesinin sağlanamamasıdır.

Dahası, bu tür platformların kapsayıcılığı ve davet mekanizmalarının şeffaflığı da önem taşıyor. 

Akademi, düşünce kuruluşları ve farklı uzmanlık alanlarından isimlerin daha geniş ve dengeli biçimde sürece dahil edilmesi, bu platformların hem niteliğini hem de uluslararası etkisini artıracaktır.

Barışı beklemek yerine, onu tasarlamak ve inşa etmek gerekir.

Türkiye de bu doğrultuda, yalnızca ev sahipliği yapan değil; aynı zamanda kapsayıcı, çok taraflı ve kurumsal temellere dayanan bir barış vizyonunun öncüsü olmalıdır.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU