Savaş yeniden başlar mı?
Bugünlerde bu soru sıklıkla gündeme geliyor.
Soruya yanıttan önce İslamabad’da yapılan görüşmelere ilişkin bazı tespitleri paylaşarak başlayalım.
- İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında, 1979’da İslam Devrimi’nden bu yana en üst düzey görüşme gerçekleştirildi.
- İki ülke arasındaki sorunların, yaklaşık 47 yıldır devam eden gerginliğin ve 40 günlük sert savaşın ardından 21 saatlik bir görüşmeyle çözülemeyeceği biliniyordu.
- Tarafların bir araya gelmesi, aynı salonda olması, aynı masa etrafında oturması ve de bu ilk randevunun 21 saat sürmesi, her şeyden önce bazı tabuları yıktı.
- Doğrusunu söylemek gerekirse 21 saatlik görüşmede taraflar müzakere etmedi. Taleplerini, beklentilerini aktardılar. Pozisyonlarını ortaya koydular ve kendilerini anlattılar.
- İran ve ABD’nin görüşme öncesi ortak bir yanı vardı. Her iki taraf da İslamabad’a savaşı kazandıkları düşüncesiyle gelmiş gibiydiler.
- Trump’ın, görüşmelere katılan Amerikan heyetinin başına yardımcısı Vance’ı getirmiş olması önemli bir mesajdı. Çünkü Vance, başından beri bu savaşı istemiyordu. 40 günlük savaş süresince de sessiz kalmayı tercih etmişti. Ayrıca Vance’ın gelmesini İranlılar da istemişti. Kısacası Vance’ın varlığı, Trump’ın barış istediğinin somut göstergesiydi.
- Tüm bunlara rağmen Vance toplantıya girerken, elindeki talepler listesiyle sanki “Kaybettiniz, teslim olun” havasındaydı. İran ise “Teslim olmayacağız çünkü bizi yenemediniz. Elimizde çok önemli Hürmüz kozu var. Bu nedenle pazarlık yapmak ve müzakere etmek istiyoruz” görüntüsünü verdi.
- Pakistan’ın başkentinde yapılan ilk tur görüşmeleri başarısızlık olarak tanımlayanlara, bunun diplomasinin çökmesi anlamına gelmediğini hatırlatmakta yarar var.
- Taraflar İslamabad’da bir araya gelebildiler. Doğrudan görüşebildiler. El sıkışabildiler. Yazılı olarak da pozisyonlarını ilk elden birbirlerine verebildiler. İşte tüm bunlar bir süre önce mümkün değildi.
- Evet, İslamabad’daki görüşmeler, ABD ile İran arasında derin uçurumlar olduğunu gösterdi. Ama bu durum, hemen ya da kesin bir çöküş olacağı anlamına gelmez.
- Vance’ın, Pakistan’dan ayrılırken kullandığı, “En iyi teklifimizi yaparak dönüyoruz. İranlıların bunu kabul edip etmediğini göreceğiz” ifadeleri, görüşme kapısının açık olduğunun işaretidir. Bu, İranlıların değerlendirmeler yapacağı bir sürecin habercisidir.
- Kısacası Vance, son teklifin masada olduğunu söylüyor, ama perde arkasında arabulucuların ortak bir noktada buluşulması için çalışmaya devam ettikleri de biliniyor. Başka bir deyişle diplomatik sürecin temeli İslamabad’da atıldı.
- İranlıların artık gerilim istemediklerini, 21 saatlik görüşmeden bu yana yaptıkları diplomatik açıklamalardan ve kullandıkları görece yumuşak dilden anlıyoruz. İranlıların bu tutumunun nedeni, üstünlüğün kendilerinde olduğuna inanmalarından kaynaklanıyor.
- Bundan sonra ani bir savaşın başladığını görme ihtimali düşük. Geniş çaplı bir çatışmayı önleyecek girişimlerin devam edeceğini söyleyebiliriz. Yeni süreçte tansiyon yükselebilir, gerginlik artabilir hatta kısa süreli çatışmalar da olabilir. Ancak bu süreçte genellikle karşılıklı mesajların verildiğini, baskı yapıldığını, tehditlerin dillendirildiğini de görmek mümkündür.
- Bunca tespitin sonunda söylemek gerekirse, İran’ın da ABD’nin de müzakerelere, görüşmelere devam etmek için birçok nedeni var.
Bu tespitlerden sonra bir gerçeğin altını çizerek devam edelim.
İran, 40 günlük savaştan çok büyük kayıplar yaşayarak çıktı.
Sadece sivil ve askeri liderlerini kaybetmekle kalmadı, askeri ve sivil altyapısı da büyük yıkım yaşadı.
Zaten sorunlu olan ekonomisi ciddi darbe aldı.
Ama İran, böylesine zor bir süreçte ayakta kalmayı başardı.
İranlılar, görüş ayrılıklarını bir kenara bırakarak ülkelerine sahip çıktılar ve dünya kamuoyunda büyük takdir topladılar.
Kısacası İran, devasa bir güç karşısında diz çökmedi ve direnmeye devam ediyor.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Ama ABD için aynı şeyleri söyleyemeyiz.
ABD öncelikle büyük bir itibar kaybı yaşadı.
Başkan Trump’ın tutarsız, çelişkili, kaba, çirkin sözlerinin, tehditlerinin, hakaretlerinin de bu itibar kaybında önemli bir payı var.
Ayrıca ABD’nin bırakın Körfez’deki Arap müttefiklerinin güvenliğini sağlamayı, kendi güvenliğini bile sağlayamadığı görüldü.
Körfez’deki müttefikleri, İsrail’in çıkarları için ABD’nin kendilerini tehlikeye atmasından son derece rahatsız oldu ve bu durum, savaş sonrası süreçteki iş birliği planlamalarında etkili olacaktır.
Bir başka konu ise İranlılar ile Amerikalılar arasındaki farktır.
Savaşın etkisiyle benzin ve gübre fiyatlarındaki bugüne kadar görülmemiş artış, Amerikan halkı arasında büyük bir tepkiye yol açtı.
Yapılan anketlerde, Amerikalıların memnuniyetsizliği ve savaşın sona erdirilmesine yönelik baskısının arttığı ortaya çıktı.
Yani sadece benzin fiyatları bile Amerikan vatandaşlarını pes ettirmeye yetti.
Oysa, zaten uzun süredir yokluklar ve ambargolar altında yaşayan İranlılar, üstlerine yağan bombalara, büyük yıkımlara ve kayıplara rağmen dik durmayı, bir arada kalmayı, ülkelerine sahip çıkmayı tüm dünyaya gösterdiler.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish