Sosyal medyada gördüğüm bir paylaşım üzerine, 12 Nisan 2026 Pazar günü Ankara’da eski Menekşe Sinemasına toplantının başlamasından önce ulaştım. Dağıtılmış bir el ilanında “Cumhuriyetçi Öğretmenler Kurultayı Toplanıyor” denilerek program bildiriliyor. “Cumhuriyetçiler Kurultayı” adını taşıyan bir broşür de dağıtılıyor.
Sahnede perdenin olduğu yerde “Cumhuriyetçi Öğretmenler Kurultayı - Emekçi Cumhuriyet İçin İleri” yazıları yer alıyor. Salonun yan duvarlarında ise şu pankartlar var: “Bilimsel Eğitim, Laik Eğitim, Kamusal Eğitim.”
Açılıştan ve divanın oluşumundan sonra İstanbul’dan gelen Prof. Dr. Rıfat Okçabol’a, Ankara’dan Dr. Niyazi Altunya ve Erdal Çalı’ya eğitime ve eğitim örgütçülüğüne hizmetlerinden ötürü şükran plaketi veya mektubu veriliyor.
Divan Başkanı kurultaya 23 ilden 155 delege geldiğini söylüyor. Gelenleri selamlama ve onlara söz verirken anons edilmelerinden hemen hepsinin Eğitim-İş şubelerinde yönetici olduklarını öğreniyoruz.
Öğretmen inisiyatifleri
Kurultay, Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi kurultayına hazırlık çalışmalarından. Katılımcılar “öğretmen inisiyatifçileri”nden geliyor. İçlerinden şu bizim kuşaktan ödül verdikleri dışında hiçbirini tanımıyorum. Ben öğretmenlikten 1993’te, Öğretmen Dünyası dergiciliğinden de 2011’de ayrıldım. Öğretmen kuşakları da hızla değişmiş. Benim onları tanıyamamam gibi onlardan hiçbiri de beni tanımıyor. Nitekim konuk olarak kurultaylarına gelmiş olduğumdan da haberdar olmadılar. Ne demiş Karadenizli:
Sen beni tanımıyorsan ben seni hiç tanımam!
İktidarın başta şeriatçı bir eğitim sistemini sistemli olarak yerleştirme çabasına karşı öğretmenlerin bir bölümü itiraz ediyor ve bunu önlemenin yollarını arıyor. Örgütlenmenin arkasında TKP varmış. TKP, TÖB-DER zamanında da öğretmen kitlesi içinde en yaygın ve etkili gruptu. “Birlik ve Dayanışma” adını kullanıyordu. Sovyetler Birliği’nin varlığı onlara güç veriyordu. Öyle ki CHP’li öğretmenlerden oluşan “Halkçı Eğitimciler Grubu”nu bile yanlarına alabiliyorlardı. TSİP’li öğretmenlerden oluşan Demokratik Merkeziyetçiler, Sovyet dostluğunda geri kalmamaya çalışır ve zorunlu kalınca Devrimci öğretmenle seçim ittifakı yapardı.
Köprülerin altından ne kadar da çok sular aktı. Sovyetler Birliği yıkıldı. TKP Türkiye’ye taşındı. TİP’le birleşti. Herkes ideolojilerini gözden geçirmek zorunda kaldı. 1990 yılı içinde iki öğretmen sendikası kuruldu. İlki Niyazi Altunya’nın başını çektiği Eğitim-İş, ardından daha radikal öğretmenlerin kurduğu Eğit-Sen, birbirleriyle epey didiştikten sonra “çatal kazık yere batmaz” hatırlatması üzerine Eğitim-Sen’de birleştiler fakat sol içindeki ayrılıklar giderilemediği için Eğitim-İş ve Eğitim-Sen olarak yeniden ayrıldılar. Aralarındaki en önemli ayrılık “anadilde eğitim” konusudur. “Ne mutlu Türküm diyene” andının okutulmasında direten Eğitim-İş anadilde eğitimi kabul etmiyor, Eğitim-Sen ise Kemalist devrimin kazanımlarına eskisi gibi kayıtsız değil.
Bunlar eski bildiklerimizdi. Yeni olarak öğrendiklerimiz ise Eğitim-İş’te CHP’liler ve TKP’liler olmak üzere iki grubun olduğu. TKP, çeşitli kesimlerdeki taraftarlarını örgütleyerek ve hazırlayarak Mayıs ayı içinde genel bir Cumhuriyetçiler Kurultayı’na hazırlanıyor.
Cumhuriyetçilik mi? Halkçılık mı?
Ülkemiz sosyalistlerindeki bu “cumhuriyetçilik” gerçekte Kemalizm’i temsil ediyor. “Emekçi Cumhuriyeti İçin İleri” sloganı da işçi sınıfını, yani sosyalizmi temsil ediyor olmalıydı. Biz buna eskiden “Kemalist-Sosyalist İttifakı” derdik. Bu Kemalizm, 1930’ların, 40’ların Kemalizmi değildi. O tarihlerde Kemalist hükümet sınıf sözcüğünü yasaklamıştı ve sosyalistlere göz açtırmıyordu. “Sosyalist Kemalist İttifakı”, 12 Eylül’ün Amerikancı Atatürkçülerini ve Kenan Evren gillerin sağ Kemalizmini saymazsak 1960’tan ve 1980’den sonra kurulabildi. Sol Kemalistler, biz sosyalistlerin heyecanından, atılımcılığından yararlandılar; biz sosyalistler ise onların unvan, titr ve deneyimlerinden yararlandık. (40 yıl yayın yapan Öğretmen Dünyası Dergisi, 15 yıl faaliyet gösteren Ulusal Eğitim Derneği bu birliktelikle yaşadı.)
Cumhuriyetçiler Kurultayı belli ki Kemalistlerle birlikte emperyalizme ve gericiliğe karşı bir saf tutmak istiyor. Ancak sloganlarında bir belirsizlik var. Çünkü “bilimsellik, laiklik, kamusallık” bir halk iktidarı sonucunu doğurmayabilir. Bir burjuva devleti düşünelim: Eğitim bilimsel temellere göre kurulmuş, içinde hiçbir dini unsur olmamak üzere laik ve bütün eğitim kurumları devlete bağlı. Yani kamusal.
Bu koşulların eğitimin temelini oluşturması, halkın iktidarı ve eğitim felsefesini ifade etmez. Halkın eğitimde ihtiyacı “halkçı eğitim”dir. Sinemanın duvarlarına asılmış pankartlardaki şartlar halkçı bir eğitimi kapsamaz ama “halkçı eğitim” onları kapsar. Halkçı eğitim; herkesin eğitim olanaklarından eşit yararlanması, herkesin yeteneğine göre eğitim almasını kapsadığı gibi bilimsel, laik, kamusal eğitimi de ifade eder.
Oysa, geniş bir kesimin kulağına haklı olarak hoş gelen, aynı zamanda sosyalizmin de Türkçesi olan Halkçılık, bu kurultay literatüründe geçmiyor. Mücadeleci öğretmenlerin zihninde yaşamaya devam eden Öğretmen Dünyası dergisinin parolası “Bağımsızlıkçı, Aydınlanmacı, Halkçı Eğitim” idi. Siyasi partilerimizin ve günümüzdeki öğretmenlerin bu mirastan yararlanmaları beklenirdi.
Gün doğmadan neler doğar
Kurultayda, öğretmenlerin sağcılaşması, hükümet yanlısı öğretmen sendikasının geçmişte görülmeyecek kadar çok üyeye sahip olması da sorgulandı ama bunun yanıtı verilemedi. Türkiye’deki sağcılaşmanın, 24 yıldır sağ bir partinin iktidarda bulunmasının iki nedeni vardır:
- Birincisinin tarihi oldukça eskidir. CHP’nin de bir türlü iktidar olamayışının nedenidir. Tek Parti burjuvazisinin köyde yalnız jandarma ve tahsildarla temsil edilmesinin kitlelerde CHP’ye karşı soğukluk oluşturması ve bunun seçmenleri sağcıların yanına itmesi;
- İkincisi ise bütün dünyayı da etkileyen Sovyetler Birliği’nde sosyalizmin yıkılması.
Ülkede sosyalizmin kurulamayışının içerden ve dışardan gelen genel nedenleri vardır. Ne var ki bu hep böyle gidecek değildir.
Gün doğmadan neler doğar…
Hazırlıklı olmak gerek.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish