Gazze, Venezuela ve İran “Metinler ve İmgeler”den geçerken, modern dünyanın kubbesine hangi pankart asılır?

Naman Bakaç Independent Türkçe için yazdı

Görsel, Prof. Dr. Halil İbrahim Aydın’ın “Metinler ve İmgeler” isimli kitabının kapağından alınmıştır 

Hem iktisatçı hem de edebiyatçı kimliğini mezcetmiş olan Prof. Dr. Halil İbrahim Aydın’ın dördüncü kitabı olan “Metinler ve İmgeler” isimli kitabı okuruyla buluştu.

Yazar, İktisat, Edebiyat ve Felsefe alt başlığıyla yayımlanan kitabının ana odağında insana yer vermiş. 

Bu odağı ifşa edercesine Aydın; kitabın 3 ana bölümünü İnsanlığa Dair Metinler ve İmgeler, İnsana Dair Metinler ve İmgeler ile Modern İnsana Dair Metinler ve İmgeler olarak adlandırmış.
 

 

Aydın sanki bununla yetinmemiş olacak ki, her 3 ana bölümün girişini Nimri Dede, Muhyiddin Abdal ve Ahmet Telli’nin insanı eksene alan mısralarıyla okura “Ey okur sakın unutma mesele insandır” demeye getirmiş.

Giriş yazısı başta olmak üzere sayfalarda gezinirken insana dair tasavvuftan toplumcu gerçekçiliğe, modernizmden postmodernizme dair edebiyatın, iktisadın, dinin ve felsefenin insana dair özlü sözlerini de analizlerinin içine giydirmeyi ihmal etmemiş.

Bunu kitabında yer alan bir iki örnekle somutlaştıralım.

Özdemir Asaf’tan: “İnsanlar, insanların içinde, insana hasret yaşarlar.”

Muhyiddin Abdal’dan: “İnsan, insan derler idi, İnsan nedir şimdi bildim.”

Kemal Sayar: “İnsanın, insanın kurdu değil, yurdudur.”

Yazar; insanı, insanlığı ve modern insanı edebiyat, felsefe ve iktisat disiplinleri penceresinden irdelerken salt akademinin soğuk sularına dalmamış, edebiyatın da salt estetik damarıyla kendini hapsetmemeye çalışmış.

Edebiyatın estetik lezzetini sunarken sahadaki ve hayattaki gerçekliği ele alan yarı akademik analizleri de ıskalamamış.

Örneğin, Filistinli şair Mahmud Derviş’in “Kimlik Kartı” ile “Gazze İçin Sessizlik” şiirleriyle edebiyat-gerçeklik ilişkisi üzerinden Filistinlilerin acıları, dirençleri ve umutlarından dem vurmuş.

İktisat Tarihi’nin bitmek bilmeyen yoksulluk ve yoksunluk sorunsalını ise “Bir Fakir Orhan Veli” başlığıyla şair Orhan Veli’nin “Bedava” ve “Pireli Şiir”leri üzerinden analiz etmeye çalışmış.

Analiz ettiği başka hangi konular ve hangi insanlar var diye kitabın sayfalarını çevirdiğimizde; varlık, insan, evren, zaman, mekân, bilgi, metafizik, kadın, vatan, özgürlük, kimlik, edebiyat, şiir, diplomasi, adalet, anne, ahlak, ilim, üniversite ve ölüm gibi esaslı, dini, insani ve evrensel temaları işlediğini görmekteyiz. Bu denli esaslı temaları kimi zaman cılız, kimi zaman da zengin bir şekilde işlediğini de not edelim.

Mahmud Derviş’i sürgün, kimlik ve diplomasi üzerinden gayet zengin bir şekilde işlerken Modern İnsanın Serencamı oldukça cılız kalmış.
 

Prof. Dr. Halil İbrahim Aydın
Prof. Dr. Halil İbrahim Aydın

 

Kitapta yer verdiği insanlar ve şahsiyetlere dair analizleri ise Halil İbrahim Aydın eserinin giriş bölümünde şu şekilde dile getirmiş:

Elinizde bulunan bu eser, Mahmud Derviş, Didem Madak, Ali Haydar Haksal, Sezai Karakoç, Rasim Özdenören, Neyzen Tevfik, Mehmet Akif Ersoy, Orhan Veli Kanık, Nurettin Topçu, Nizar Kabbani ve İhsan Deniz gibi yazarların hüzünlerinden, dertlerinden, ıstıraplarından, hedeflerinden ve meselelerinden yola çıkarak kaleme alınmıştır.


İnsanı odağa alan düşünce ve edebiyat yazılarından müteşekkil bu eserde; şair, yazar ve düşünürlerin en çok da hüzün ve ıstıraplarından dem vurmuş Halil İbrahim Aydın. Kitabın sayfalarında ilerlerken insan ve hüzün beraber yürüyormuşçasına hissi adeta içinizi kaplar. Nitekim hüzün ve ıstıraba dair edebi, felsefi ve sufi mısralara yer veren yazar, her ne hikmetse edebiyatımızda hüzün şairleri olarak bilinen Ümit Yaşar Oğuzcan, Attila İlhan, Sezai Karakoç, Yahya Kemal Beyatlı ve Hilmi Yavuz gibi şairleri pas geçmiş. Hilmi Yavuz’un aforizmatik olarak kabullenen ve şairle neredeyse özdeşleşmiş olan hüzün satırlarını bu vesileyle biz bırakalım buraya:

Hüzün ki en çok yakışandır bize,
belki de en çok anladığımız.


Kitapta dikkatimi çeken hususlardan biri de insanı odağına alan analizleri serdederken yazarın, felsefe ve tasavvufun penceresinden bakan tarafının olması. İktisadın sosyal sermaye, kalkınma, para ve finans alt başlıklarında akademik dersler veren, bilimsel makaleler üreten Halil İbrahim Aydın; insan, evren, varlık ve hayat üzerine değindiği yazılarında Âşık Daimi’den tutun Karacaoğlan’a, Descartes’ten Kant’a, bir ara da Mark Twain’in “İnsan Nedir” kitabı üzerinden düşüncelerini paylaşır ve sizi adeta düşünce tarihinin tünelinden geçirir.

Bu tünelden geçiş esnasında şöyle bir handikabı da belirtmeden geçmeyeyim: felsefe ve iktisat gibi soyut bir alanda tasavvufi ve dini özlü sözlere yer vermek, okura edebi ve ilmi bir feyz sunarken, bu sözlerin çokluğu yazarın kendine ait sübjektif yorumlarını daha az görünür kılmaya yol açıyor ki eserde bu handikap kendini baş gösterir.


Metinler ve İmgeler kitabında Aydın’ın yer verdiği 3 başlık üzerinden; "modernizm, kalkınma, refah, modern insan ve hayatımız nasıl olmalı, ömrümüzü neye vermeliyiz?" sorularına değinmek istiyorum.

Aydın, Modern Dünyanın ve İnsanın İhtiyacı: Sosyal Sermaye ve Kalkınma, Modern İnsanın Serencamı ile Bir İnsan Ömrünü Neye Vermeli? isimli 3 başlığı kitapta işler.

Birinci başlık olan modern dünyanın ve insanın ihtiyacı olan olgunun sosyal sermaye ve kalkınma olduğunu ileri sürerek, özetle; herhangi bir ülkede sosyal sermaye düzeyi yüksek ise, o ülkede maliyetler düşer, bürokrasi azalır, yolsuzluk sorunu çözülür, yoksulluk azalır, yatırımlar artar ve nihayetinde topluma ve insanlığa olumlu katkı sunar demekte ve daha ileri bir savla şu tespiti yapmaktadır:

Sosyal sermaye bölgelerarası dengesizlikleri gidermek amacıyla kalkınmaya katkı sunarken, küresel anlamda ise dünyada yaşanan tıkanıkları aşmak ve kutuplaşmış dünyada işbirliğini yeniden şekillendirmek adına son derece anlamlıdır.


Bütün zaafları ve çarpıklıklarına rağmen modernizmin içinde modern bir hayatı kimimiz kıyısından, kimimiz merkezinden yaşamaktayız.

Modernitenin sorgulandığı Post-truth çağı veya Postmodernizm gibi süreçlerden geçtiğimiz söylense de modern dünyanın krizleri ve açmazları hâla bizi bırakabilmiş değil. Bu krize karşı yine modernitenin kendi içinde ürettiği iktisadi ve felsefi çözüm formülasyonları da yok değil.

Ancak bu çözüm formülasyonları sekiz milyar insanın çoğunluğuna ne kadar sadra şifa mahiyetinde olduğunu, küresel gelişmişlik endeksleri, küresel insani refah parametreleri ve insani yaşam standartlarına dair küresel kurumların bize sunduğu istatistiki verilere baktığımızda (ki özellikle bu istatistiki veriler ve kurumlara yer vermeyerek okuru bu verilere boğmak istemem) iki kere iki elde var Ayten değil, iki kere iki elde var sıfır olduğunu görürüz. 

Üstelik modernitenin 19'uncu yüzyılın ilk yarısından itibaren yaşattığı Afrika sömürüsü, kölelik ve soykırımlara gitmeye gerek kalmadan, halen sürmekte olan Gazze soykırımı, Venezüella işgali ve İran’a açılan Siyonist ve emperyalist savaşta Ahmet Kaya’nın şarkısında geçtiği gibi bunu rahatlıkla modern insan gördü ya da “kör bir kayıkçı gördü, kulaklarım bile gördü.”

Yazarın paylaştığı “kalkınma, ekonominin şiiridir” sözünden de görüleceği gibi yazarımız edebi ve iktisadi kimliğini mezcetmeyi başarmış biri. Ancak kitabının Modern İnsanın Serencamı başlığını haklı olarak şöyle bitirmiş:

Modern insan yalnız. Modern insan güvensiz. Modern insan mutsuz, huzursuz. Modern insan kaygılı, hüzünlü. Modern insan sadece ‘modern’…


Modern dünyanın ve insanın ihtiyacı olan şeyin, kalkınma, refah, sosyal sermaye olduğunu iktisat üzerine akademik çalışmalar yapmış birinden duymak pekala doğal karşılanabilir; ancak modern insan aynı zamanda küresel insani gelişmiş endekslerinde görüleceği gibi ve yazarın da haklı olarak nitelendirdiği gibi yalnız, güvensiz, mutsuz, huzursuz, kaygılı, hüzünlü…

Gazze soykırımı, Venezuela liderinin yatağından derdest edilip pornografik şekilde medyanın bize boca ettiği mahkemeye götürülüşünden eşinin korku yüzlerine, ki kısmını yeni dijital medyamız, bu kez İran’a açılan Siyonist ve emperyalist savaşta 168 çocuğun Minab şehrinde bir okulda katledildiğini uzaydan çekilen koordinatlarla ve yapay zeka oligarklarının maharetiyle verdiğinde, Bağdat’tan Barcelona’ya, Tokyo’dan Teksas’a kadar hangi modern insan şunu hissetmedi ki: hüzün, kaygı, güvensizlik ve huzursuzluk…

Hülasa, modernitenin janjanlı kutusundan modern insana sunulan hediye paketlerinden çıkan şeyler değil mi bunlar?

Oysa modernite bize janjanlı kutusundan “size bu dünyayı cennete çevireceğim” hediyesini vadetmişti, felsefeciler buna motto diyorlar bu arada. Her birimiz azıyla-çoğuyla bu duyguları yaşarken belki de Gazze direnişi ve İran’ın işgale karşı sürdüğü direniş modernitenin veremediği ancak insani, vicdani ve dini değerlerin verdiği; direnme, umut, dayanışma, kardeşlik, azim ve mücadele ruhunu vererek Halil İbrahim Aydın’ın kitabında üç ana bölüme ayırdığı insanlığa dair, insana dair ve modern insana dair belki de sadra şifa olur.

O zaman yazıyı taahhüt ettiğimiz üçüncü başlık olan Bir İnsan Ömrünü Neye Vermeli? ile bitirelim.

Bitirelim ki moderniteye, postmoderniteye ve post-truth denilen çağa edebi bir pankart olsun.

Yazarımızın Bir İnsan Ömrünü Neye Vermeli? başlığında sözü İbrahim Tenekeci’nin mısralarından başlatıp Victor Frankl’nin “İnsanın Anlam Arayışı”ndan geçirirken sayfa aralarından, bilmiyorum, farkında mı değil mi soruya hem içkin hem de dışkın bir cevap vermiş.

İçkin olanı, bir mutasavvıf olan ve bana yazar Sadık Yalsızuçanlar’ın tanıttığı Niyaz-i Mısri’den şu sözü vererek cevaplamış insan ömrünü neye vermeye dair sorunsalına:

İnsan-ı Kamil olmaya lazım olan İrfan imiş.


Dışkın olanı ise 18'inci yüzyılda yaşamış, Alevi-Bektaşi geleneğine bağlı mutasavvıf olan Erzurumlu Noksani’ye ait ve türkü formunda dinlediğimiz “Geldim şu âlemi ıslah edeyim” sözü. 

Sizce de bu iki söz moderniteye, postmoderniteye ve post-truth denilen zamane çağın kubbesine asılı duran edebi bir pankart gibi durmuyor mu? 

O zaman kitapta geçen Metinler, bizim yazımızda ise geçen edebi pankart ve kitapta geçen İmgeler, ki bu yazımızda keşfettiğimiz İrfan ve Islah, modernitenin ve postmodernitenin felsefi ve iktisadi formülasyonlarına atılan birer fiske değiller mi?

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU