ABD Başkanı Donald Trump’ın, Tahran’ın ateşkes anlaşması çerçevesinde "Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma" talebini reddetmesinin ardından boğazda derhal yürürlüğe girecek bir “deniz ablukası” uygulayacaklarını ve ABD Donanması’nın "boğaza girmeye veya boğazdan çıkmaya çalışan tüm gemileri engelleme operasyonu’" başlatacağını duyurdu.
Bu durum, ABD ve İran'ın İslamabad'da tıkanan müzakereleri yeniden başlatıp başlatmayacağına ve bu görüşmelerin başarısız olmasının ardından "kırılgan" ateşkesin akıbetine dair soruları gündeme getirdi.
Pakistan'da yaklaşık 20 saat süren yoğun müzakerelerin ardından, iki ülke binlerce kişinin hayatını kaybettiği ve tüm dünyada petrol fiyatlarının yükselmesine neden olan savaşı sona erdirmek için bir anlaşmaya varamadı. Bu "başarısızlık" üzerine, her iki taraf da sorumluluğu birbirine yükledi.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
ABD’nin müzakere heyetinin başında yer alan Trump’ın Yardımcısı J.D. Vance, "anlaşma sağlanamadığını" açıkladı. Vance, ülkesinin Tahran'a "nihai ve en iyi teklifi" sunduğunu belirtti. Buna karşın İran resmi yayın kurumu, görüşmelerin "ABD tarafının aşırı talepleri’" nedeniyle çöktüğünü bildirdi.
İslamabad’da gerçekleştirilen ABD-İran görüşmeleri, iki ülke arasında on yıldan fazla bir süredir yapılan ilk resmi yüz yüze görüşme ve 1979’dan bu yana en üst düzeyde yapılan görüşme oldu.
Bu görüşme, yaklaşık 6 hafta önce başlayan savaş için iki hafta sürecek bir ateşkes ilanının ardından gerçekleşti. Bunun üzerine İran, küresel enerji arzının yaklaşık yüzde 20'sini oluşturan hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı'nı kapattı ve bu da küresel enerji fiyatlarının yükselmesine neden oldu.
Müzakere kapısı kapandı mı?
ABD ve İran’ın müzakereleri yakın zamanda yeniden başlatıp başlatmayacakları ya da Pakistan'daki görüşmelerin başarısızlığının ardından ateşkesin akıbetinin ne olacağı henüz netleşmiş değil. Tarafların savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya varamaması, birçok yorum ve analizde endişelere yol açtı.
Tarafların savaşın sona ermesi koşulları konusunda önceki tutumlarında ısrar etmeleri halinde, gerginliğin yeniden tırmanması ve mevcut sükunetin ortadan kalkması gibi en kötü senaryoların gerçekleşme olasılığı yüksek görünüyor. Bu da tarafların tutumları arasındaki derin uçurumun devam edeceği anlamına geliyor.
İngiltere merkezli Telegraph gazetesinden aktardığı habere göre ABD ile İran arasındaki müzakerelerin başarısız olmasının ardından, iki ülke arasındaki çatışmanın gidişatının 3 ana senaryoya bağlı olduğunu belirtiyor.
Gazete, Başkan Yardımcısı J.D. Vance başkanlığındaki ABD heyetinin ABD'ye dönüşünün ardından, ABD'nin tutumunun ve yaklaşımının "tamamen" Başkan Donald Trump'ın elinde olacağını yazdı.
Gazeteye göre bu seçeneklerin ilki, ABD heyetinin çekilmesinin "İran'ı daha sonra taviz vermeye zorlamak için taktiksel bir adım" olduğu varsayımına dayanan "baskı altında müzakerelerin yeniden başlaması" olasılığı olsa Telegraph gazetesi, bu yolun krizi uzatabileceğini ve mevcut çıkmazın tekrarlanmasına yol açabileceği konusunda uyardı.
Bu senaryonun varsayımını destekleyen bir gelişme ise, Başkan Trump'ın Pakistan'da İranlılarla yapılan müzakereleri "son derece dostane" olarak nitelendirmesi oldu.
Trump dün, ABD merkezli televizyon kanalı Fox News’e yaptığı açıklamada, müzakereler sırasında "ihtiyaç duydukları hemen hemen tüm maddeleri elde ettiklerini, ancak İran'ın nükleer emellerinden vazgeçme taahhüdünü yerine getirememesi üzerine müzakereler sonuçsuz kaldığını" söyledi.
Trump, gelecekte ABD’nin Tahran'dan istediği "her şeyi" elde edeceğini tahmin ettiğini de sözlerine ekledi.
Aynı doğrultuda, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Pakistan'dan ayrılmadan önce yaptığı açıklamada, ülkesinin İran'a “nihai ve en iyi teklifi” sunduğunu belirtti.
Tahran'a teklifi incelemesi için biraz zaman tanıyacağını belirten Vance, aynı zamanda Washington'un İran'dan nükleer silah geliştirmeyeceği konusunda ‘kesin bir taahhüt’ istediğini vurguladı. Bu, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana iki taraf arasında yapılan en üst düzey toplantıda görülmemiş bir durumdu.
Telegraph'a göre ikinci senaryo ise gerginliğin yeniden tırmanması ve savaşın daha geniş çapta yeniden başlaması ya da özellikle Hürmüz Boğazı'nda sınırlı operasyonların yürütülmesi. İran, savaşın patlak vermesinden bu yana bu boğazı kontrol altına alarak kapattı ve bu yolla "küresel ekonomik baskı" uyguladı.
Bu gelişme, enerji fiyatlarının yükselmesine ve ekonomik baskıların artmasına neden oldu. Ancak gazeteye göre bu senaryonun tehlikeleri, "bu durumun küresel enerji piyasalarında daha fazla kaosa ve enflasyon oranlarının yükselmesine yol açabileceği gibi, ABD yönetimi üzerindeki iç siyasi baskıların artmasından bahsetmeye bile gerek yok" şeklinde özetleniyor.
Bu senaryo, Başkan Trump'ın dün sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı, ABD Donanması'nın derhal Hürmüz Boğazı'nı kapatmaya başlayacağı ve uluslararası sularda İran'a geçiş ücreti ödeyen herhangi bir gemiyi durduracağı yönündeki açıklamasıyla bir dereceye kadar örtüşüyor.
İran'ın boğazı geçen gemilerden geçiş ücreti alması fikrine şiddetle karşı çıkan Trump, “Şu andan itibaren, dünyanın en iyisi olan ABD Donanması, Hürmüz Boğazı'na girmeye veya boğazdan çıkmaya çalışan tüm gemileri engelleme operasyonuna başlayacak” dedi.
Trump ayrıca, “Donanmamıza, uluslararası sularda İran'a geçiş ücreti ödeyen tüm gemileri aramaları ve durdurmaları talimatını da verdim. Yasadışı geçiş ücreti ödeyen hiç kimse, açık denizde güvenli geçiş hakkına sahip olmayacak” diye ekledi.
İran'ın dünya ham petrolünün beşte birinin geçtiği bu stratejik boğazı kapatmaya devam etmesini, "boğazı açma sözünü kasten yerine getirmeme" olarak nitelendiren ABD Başkanı, “Deniz kuvvetlerinin tamamı ve mayın döşeme gemilerinin çoğu tamamen imha edilmiş olmasına rağmen, sulara mayın döşediklerini söylüyorlar. Belki bunu yapmışlardır, ancak hangi gemi sahibi böyle bir riski göze almak ister ki?” ifadelerini kullandı.
Ortadoğu'daki savaşa kesin bir son verilmesi konusunda ABD ile bir anlaşmaya varılmadığı takdirde İran’ın enerji altyapısını yok etme tehdidini yineleyen Trump, Fox News’e “İran'ı bir günde yok edebilirim... Enerjiyle ilgili her şeyi, tüm santrallerini, tüm elektrik üretim santrallerini yok edebilirim” diye konuştu.
Telegraph gazetesine göre üçüncü seçenek ise "anlaşma olmadan savaşı sona erdirmek", yani ABD Başkanı Donald Trump'ın resmi bir anlaşmaya varılmadan askeri operasyonları sonlandırması olabilir.
Bu seçeneğin ABD'nin geri adım atması olarak yorumlanabileceğini ve nükleer dosya başta olmak üzere temel meseleleri çözümsüz bırakacağını ekleyen gazete, aynı zamanda bu seçeneğin, Washington'un elinde kartları yeniden düzenleme fırsatı yarattığını da vurguladı.
Bu hipotezi destekleyen bir diğer unsur ise, Pakistan'daki müzakerelerin başlamasından birkaç saat sonra Başkan Trump'ın yaptığı açıklamalar oldu. Trump, “ABD, İranlı liderleri öldürerek ve önemli askeri altyapıları yok ederek zaten zafer kazanmıştır” diye vurgularken “Anlaşma yapıp yapmamamız benim için fark etmez, çünkü biz kazandık” dedi.
Ayrıca, “İran ile çok derin müzakereler içindeyiz, sonuç ne olursa olsun kazanacağız, onları askeri olarak yendik” diyen Trump, Tahran'ın inkârına rağmen, İran'ın mayınlarından temizlenmeye başlanması için cumartesi günü iki savaş gemisinin Hürmüz Boğazı'ndan geçtiğine dair ABD ordusunun açıklamasını tekrarladı.
Trump, “Orada mayın tarama gemilerimiz var, boğazı temizliyoruz” dedikten sonra, “Boğazı kullanmasak da açacağız, çünkü dünyada onu kullanan birçok ülke var ve bunlar ya korkuyor, ya zayıf ya da cimri” diye ekledi.
Müzakerelerin uzaması konusundaki endişeler
New York Times gazetesine göre ABD yönetiminin önünde gazetenin ifadesiyle "acı" seçenekler olsa da, müzakerelerin başarısızlığının ardından, Tahran ile nükleer programının geleceği konusunda uzun soluklu müzakerelere girmek ya da modern çağda enerji arzında en büyük kaosa neden olan savaşı yeniden başlatmak ve Hürmüz Boğazı'nın kontrolü konusunda uzun süre devam edecek bir savaş yaşanması olasılığı arasında gidip geliyor.
Beyaz Saray yetkililerinin, hafta sonu tatilini geçirmek üzere Florida'ya giden Başkan Trump'ın yönetimin bir sonraki adımını açıklamasını bekleyeceklerini söylediklerini aktaran gazete, bununla birlikte, "bu seçeneklerin her birinin ciddi stratejik ve siyasi olumsuz sonuçları" olduğunu belirtti.
New York Times, Vance’in bir anlaşmaya varılamadığına dair açıklamalarının, Pakistan’ın ev sahipliği yaptığı mevcut müzakere turunun ‘geçtiğimiz şubat ayı sonlarında Cenevre'de çıkmaza giren müzakerelerden çok da farklı görünmediğini’ gösterdiğini yazdı. O dönemde Başkan Trump, daha sonra 38 gün süren ve İran'ın dört bir yanındaki füze depolarını, askeri üsleri ve yeni silah üreten sanayi tesislerini hedef alan füze saldırıları ve bombardıman emrini vermişti.
ABD Başkanı’nın bu bahsi, geçtiğimiz ay boyunca defalarca kez dile getirdiği İran'ın, ABD'nin devasa askeri güç gösterisiyle karşı karşıya kaldığında tutumunu değiştireceği fikrine dayanıyordu. ABD Savunma Bakanlığı'na (Pentagon) göre 13 binden fazla hedef vuruldu. Buna karşılık İranlılar ise, ABD'nin mühimmatının boyutu ne olursa olsun, kendilerini geri adım atmaya zorlayamayacağını göstermeye kararlıydılar.
New York Times, İran'ın sert tutumunun ileride değişme olasılığını yüksek görse de aynı zamanda ABD yönetiminin İran'la karmaşık ve uzun soluklu bir diyaloga sürüklenmekten korktuğunu belirtti. Trump, çatışmadan galip çıktığına inandığı için, özel elçisi Steve Witkoff'un da görüşüne göre, İran'ın basitçe teslim olması gerekiyor. Gazete, tarihin bu görüşü desteklemediğini belirtiyor.
Çünkü eski ABD Başkan Barack Obama yönetimi sırasında Tahran ile Washington arasında varılan son büyük anlaşma, iki yıl süren müzakereler sonucunda ve İran'ın nükleer stokunun küçük bir kısmını elinde tutmasına izin verilmesi ve 2030 yılına kadar nükleer faaliyetlerine yönelik kısıtlamaların kademeli olarak kaldırılması da dahil olmak üzere karşılıklı tavizlerle doluydu.
Başkan Trump’ın elindeki başlıca baskı aracının, özellikle iki haftadır süren kırılgan ateşkesin 21 Nisan’da sona erecek olması nedeniyle, büyük çaplı askeri operasyonları yeniden başlatma tehdidinde bulunma yeteneği olduğunu belirten gazete, önümüzdeki günlerde savaşın yeniden başlaması tehdidinin gündeme gelebileceğini, ancak bunun özellikle Trump için uygulanabilir bir siyasi seçenek olmadığını ve İranlıların da bunun farkında olduğunu yazdı.
“Deniz ablukası” nereye yol açar?
Müzakere seçenekleri ile askeri ve ekonomik baskıların karşısında, Başkan Trump'ın dün yaptığı açıklama dikkati çekti. Trump, İran ile yapılan müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından krizin tırmanması üzerine, ABD Donanması'nın derhal Hürmüz Boğazı'ndaki kontrolünü sıkılaştırmaya başlayacağını açıklarken bu durum, iki haftalığına mutabık kalınan kırılgan ateşkesi tehdit ediyor.
Trump, sosyal medya platformu Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, ABD’nin uluslararası sularda İran'a ücret ödeyen tüm gemileri durduracağını ve İranlıların boğaza yerleştirdiklerini söylediği mayınları imha etmeye başlayacağını belirtti.
Trump, paylaşımında şunları söyledi:
Şu andan itibaren, dünyanın en iyisi olan ABD Donanması, Hürmüz Boğazı'na girmeye veya çıkmaya çalışan tüm gemilerin hareketini kontrol etmeye başlayacak. Bize veya barışçıl gemilere ateş açan herhangi bir İranlı cehenneme gidecek.
Trump'ın bu adımı, İran'a deniz ablukası uygulayacağına dair bir imada bulunmasının ertesi günü geldi. Washington, birkaç ay önce Venezuela'ya da benzer bir abluka uygulamış ve sonunda Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu gözaltına alıp ABD’ye götürmüştü.
‘Deniz ablukası’ seçeneği, Başkan Trump'ın Truth Social platformunda retweetlediği bir makalede gündeme geldi. Makalenin yazarı John Solomon, haber sitesi Just News’te İran'ın geri adım atmaması halinde Trump’ın elindeki ‘koz’ olarak nitelendirdiği ‘deniz ablukası’ konusunu ele aldı. Yazar, Başkan Trump'ın Başkan Nicolas Maduro'yu devirmek için ‘cesurca bir askeri operasyon başlatma’ emri vermeden önce, ülkenin petrol gelirlerini boğucu bir deniz ablukasıyla Venezüella ekonomisini felç ettiğini açıkladı.
Yazar, İran'ın ABD'nin sunduğu nihai anlaşmayı reddetmesi halinde Trump'ın söz verdiği gibi Tahran'ı şiddetli bir şekilde bombalayabileceğini ya da zaten çökmüş olan İran ekonomisini boğmak için başarılı abluka stratejisini tekrarlayabileceğini ve Çin ile Hindistan'a en önemli petrol kaynaklarından birini keserek diplomatik baskıyı artırabileceğini belirtti.
John Solomon’a göre Venezuela ablukasını yöneten devasa ABD uçak gemisi USS Gerald R. Ford’un, onarım çalışmaları için kısa bir mola verdikten sonra şu anda Basra Körfezi’nde (Arap Körfezi) bulunması ve USS Abraham Lincoln uçak gemisi de dahil olmak üzere bölgedeki başlıca deniz kuvvetlerine katılması bir ironi. Kısacası, uzmanlar Trump'ın İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki ablukasını kolayca aşabileceğini düşünüyor.
Solomon, geçici ateşkes süresinin sona ermesine yaklaşırken, İran'ın ABD'nin son teklifini reddetmesi durumunda Trump yönetiminin halihazırda çeşitli seçenekler hazırladığını belirtti.
Deniz ablukası fikrinin ilk kez geçen hafta ülkenin önde gelen askeri stratejistlerinden emekli General Jack Keane tarafından ortaya atıldığını belirten Solomon, Keane'in New York Post gazetesindeki köşe yazısında, savaşın yeniden başlaması ve İran'ın kalan askeri varlıklarının yeterince zayıflatılmasının ardından ABD ordusunun, İran'ın petrol adası dışındaki bir adayı işgal etmeyi veya yok etmeyi tercih edebileceğini ve bunun yanında ABD Donanması bir abluka uygulayarak Tahran'ın ihracat can damarını kesebileceğini belirttiğini aktardı.
Keane, eğer altyapıyı dışarıda tutsak da fiilen kontrolümüz altında tutarsak, İran'ın petrolü ve ekonomisi üzerinde boğucu bir kontrolümüz olacağını ve bunun, nükleer tozunu ya da zenginleştirilmiş uranyum stoklarını ele geçirmek ve zenginleştirme tesislerini ortadan kaldırmak için ihtiyacımız olan nihai kaldıraç olacağını açıkladı.
Just News, Washington merkezli Lexington Enstitüsü'nden ulusal güvenlik uzmanı Dr. Rebecca Grant'ın şu sözlerini aktardı:
ABD Donanması'nın şu anda boğazdaki gemi trafiğini tamamen kontrol altına alması oldukça kolay. Son 24 saat içinde yaklaşık 10 gemi hareket etti ve bunlardan biri yeni bir bandıraya sahip Rusya’ya ait bir petrol tankeriydi. Çin ve Hindistan'a sevkiyatlar yapıldığını biliyoruz ve gelen başka gemiler olduğunu da gördük. İran inatçı bir tutum sergilerse, ABD Donanması'nın bu suların üzerinde yoğun bir hava gözetim sistemi kuracağı ve boğazdan giren ve çıkan her şeyi izleyeceğine şüphe yok. Eğer İran açıklarındaki bir adadan veya Umman yakınlarındaki dar geçitten geçmek isterseniz, ABD Donanması'ndan izin almanız gerekecek.
Pakistan'da yapılan müzakereler sırasında, bazı anlaşmazlık noktaları süreci aksattı. Bunların başında Başkan Donald Trump'ın desteğiyle Washington'ın İran'ın nükleer programının tamamen sonlandırılmasında ısrar etmesi, buna karşın Tahran'ın uranyum zenginleştirme hakkına sıkı sıkıya sarılması ve stratejik kapasitelerinden vazgeçmeyi reddetmesi geliyor.
Anlaşmazlıklar, Hürmüz Boğazı'nın açılması, İran'a uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılması, dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılması ve savaşla ilgili tazminatlar gibi diğer konuların yanı sıra Tahran'ın Lübnan'da ateşkes çağrısını da içeriyordu.
Başkan Yardımcısı J.D. Vance, müzakerelerin gerçekleştiği İslamabad'dan ayrılmadan önce yaptığı açıklamada, İran'ın nükleer silah üretmemek de dahil olmak üzere ABD'nin şartlarını kabul etmemeyi tercih ettiğini söyledi.
Vance, “Nükleer silaha ve hızlı bir şekilde nükleer silah üretebilecek araçlara sahip olmaya çalışmayacaklarına dair güçlü bir taahhüt almamız gerekiyor. Başkan’ın temel hedefi ve mevcut müzakereler yoluyla ulaşmaya çalıştığımız şey de bu” diye ekledi.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu makale Independent Türkçe Londra merkezli Independent Arabia gazetesinden çevrilmiştir.