Savaşta lojistiğin stratejik rolü: 2026 ABD-İran operasyonu örneği

Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı

Görsel: Claws (Ai)

Savaşın askerî açıdan kazananı genellikle en iyi lojistiğe sahip taraftır. 2026 Şubat’ında başlayan ABD’nin “Destansı Gazap” ve İran’ın “Gerçek Vaat 4” operasyonları, bu gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi.

ABD’nin İsrail ile birleşik olarak yürüttüğü harekât, beş alanda (kara, deniz, hava, uzay ve siber) müşterek (multi-domain) şeklinde yürütüldü. Teknoloji, yapay zekâ destekli networkler, robotik sistemler, otonom bağlantılar, uçaklar, dronlar, uydular ve hücreler gibi unsurların entegre edildiği modern bir savaş ortamında, lojistik sadece destek değil, harekâtın omurgası hâline geldi.

Bu makale operasyonun lojistik boyutunu ele alıyor.


Hazırlık ve kuvvet tertiplenmesi: Lojistiğin temeli

Harekât öncesi en kritik aşama, kuvvetlerin harekât ihtiyaçlarına göre doğru yerlere tertiplenmesidir. 5 alanda müşterek operasyon planlanırken, deniz, hava, kara, uzay ve siber unsurların uyumu ön plandadır.

Deniz gücünde uçak gemileri, amfibi gemiler, destek gemileri, denizaltılar ve bunların füzeleri ile ikmal-bakım noktaları, mesafeler ve özel birliklerin operasyon kabiliyeti dikkate alınır. Gemilerin yakıt, mühimmat, bakım-onarım ihtiyaçları ile personel moral ve iradesini yüksek tutacak lojistik destekler, harekâtın sürdürülebilirliğini belirler.

Su üstü unsurlarında çeşitli gemilerin görev profillerine göre uyumlandırılması ve savunma tedbirleri (batarya sistemleri) lojistik imkânlarla desteklenir.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Arka planda lojistik zincirinin hem hazır hem de sürdürülebilir olması şarttır. ABD-İran operasyonunda deniz ve hava gücünün ağırlığı bu gerçeği netleştirdi: Gemiler hem etkin görev yaparken hem de savunma açısından birbirleriyle uyumlu olmalıydı.

Deniz, hava, mühimmat, elektronik-dijital vb. unsurlar diyorsunuz, hepsinden yüzlerce, belki binlerce çeşit. Neden çeşitli? Her duruma göre kullanılacak silah, sistem ve araç ayrı da ondan. Üstünlük bununla alakalı. Savaşı kazanmak için çeşitlenmek ve bunların birer aile prensibiyle uyumlandırılması gerekli. Zorluğa bakılırsa, bunun bir kültür olduğu anlaşılacaktır.

Savaş içindeyken buluşlar yapmak, karşı önlem için silahlar, araçlar ve yöntemler ortaya çıkarmak bildiğimiz bir konudur. Bu arka plan gücüdür. Yenilik veya doğan şartlara göre gerekeni üretmek savaşlarda önemlidir, belki başarı aranacaksa buna bile dayanabilir.

İkinci Dünya Savaşı zamanında Japonları alt edemeyen Amerikalıların savaş devam ederken nükleer mühimmatı yapmaları sadece savaşın kaderini değil, aynı zamanda tarihi değiştirdi.

Bu bakışla bir sistem bütünlüğü ile bakmak gerekir. Arka plan örgüsü sonuçta yine lojistikle alakalıdır.

İran savaştayken oyunu değiştirecek hamleyi yapamadı, sadece pasif önlemlere bağlı kaldı; mesela Hürmüz üzerinden bir planı devreye koydu, Körfez ülkelerini savaştan geri çekmeye dönük saldırılar yaptı. Fakat söylemek istediğim şu: İran, İkinci Dünya Savaşı’nda Amerikalılarınki gibi, mesela bir nükleer başlık yapamadı. Füzeler ve dronlar ise mevcut olanlardı, yani savaşa kadar üretilmiş olanlar kullanıldı.


Hava gücünün lojistik ekosistemi

Hava gücünde savunma ve taarruz unsurları iç içedir. İhbar-kontrol, komuta-kontrol, keşif-gözetleme sistemleri ve bunların hepsi yerde, havada, uzayda tam bir ekosistem oluşturur. Bu ekosistemin lojistik ihtiyaçları kesintisiz karşılanmalıdır.

Yerdeki radar gibi sistemler bölgesel tedarikle kolay yönetilirken, havadaki elektronik harp, ihbar-kontrol ve keşif uçakları için yakıt, bakım, onarım ve teknik destek kritik hâle gelir.

Savaşın dinamik doğası nedeniyle karşı tarafın saldırıları (örneğin Suudi Arabistan veya Ürdün’deki üslerin vurulması) göz önünde bulundurulmalıdır. Elastikiyet prensibi burada devreye girer: Tahribat durumunda fonksiyonun yakın veya alternatif noktalardan devamı için lojistik yedekler hazır tutulmalıdır. Savunma açısından pahalı önleyici füze bataryaları (deniz ve kara) tehdide göre konumlandırılırken, mühimmat stokları ve sarf malzemeleri eksiksiz hesaplanmalıdır.

Lojistikte zafiyet, savaşın gidişatını doğrudan etkiler.

Taarruz rolünde uçak gemilerinden veya dağılma meydanlarından (Körfez’deki yakın üsler ile Avrupa ülkeleri, İngiltere, ABD gibi uzak üsler) operasyon yürütülür. Savaş tertiplenmesinde üslerin her biri gerektiği için orada bulunur ve rastgele bir durumdan söz edilemez.

Uçak gemisindeki 300–400 uçaklık gücün geri çekilmesi durumunda yeni tertiplenme ve lojistik esnekliği zorunludur.

Harekâtta bir eksiklik olmaması için yedeklemeler ve bütünlemeler için alternatif planlar vardır. Bunlar, bir şalterde konum değiştirilmesi gibi, gerekli değişikliklerde hemen devreye girebilmelidir ve işte lojistik buna göredir.

Bakım-onarım, yedek parça, mühimmat depolama ve ulaştırma (C-17, C-5 gibi nakliye uçakları ile tankerler) “mekik dokuma” gibi kesintisiz bir matematik gerektirir. Yükleme-indirme-depolama süreçleri optimize edilmelidir.


Uzun menzil ve sürdürülebilirlik sorunu

ABD ile İran arasındaki yaklaşık 10 bin kilometrelik mesafe, lojistiği küresel bir meydan okumaya dönüştürür. Acil, orta dönem ve genel destek birimlerinin önceden ihdas edilmesi, planlanması ve yerleştirilmesi şarttır.

Operasyonun hızlı kısmı yaklaşık 40 gün sürdü. Burada ilk 15–20 günde ABD’nin stokları (özellikle mühimmat) erimeye başlayınca C-17 ve C-5’ler yoğun destek sağladı. Ulaştırma uçaklarında hız ve kapasite çok önemliydi.

Bütünüyle bu durum, savaşın hiç de kolay olmadığını gösterir: Personel, gemi ve uçak sayısı yetmez; lojistiğin denk getirilmesi esastır. Hele hele çok uzaktaysanız…

İkinci Dünya Savaşı’nı düşünürseniz, ABD’nin o şartlardaki deneyimi kayıtlara girmiş olmalı ki bugünkü bir savaşı planlarken lojistik deneyimden yararlanılmış. Ülkeler bu tür deneyimleri yaşamadılarsa diğerlerinden öğrenirler.

Rusya Ukrayna’ya sınırdaş. Ulaştırma için kara ve demiryolu köprüsü var. Ama bakın orada bile ne denli aksaklıklar oluyor.

Savaşlarda ülke içi kapasite kritik rol oynar. Geri bölgedeki destekleyen unsurlar çok önemlidir. Hayat normalken bile bir savaş sistemi işlemeli. Fabrikalar, depolar, ham madde, bunları mamul madde olan silah ve donanıma çevirenler, teknik insanlar… Hepsini düşünün; seferberlik yok ama var gibi bir düzendeler. Tabii bunun için en önemli konu bütçe. Bütçe destekleyebilmeli ki hayat normal gibi akabilsin. İşte bu bir büyüklük ölçütüdür.

ABD’de Savunma Bakanlığı (adına savaş dediler ama hâlen gerçekte savunma) kontratlı fabrikalar, depolama sistemleri ve üretim zincirleri önceden hazırdı. Kanunlarla ve şirketler resmiyet kazanırken başlangıçtan itibaren bu bağ kuruluydu.

Bu durum, Almanya’nın II. Dünya Savaşı’nda Avrupa’daki geniş cephelerde yaşadığı lojistik çöküşle karşılaştırılabilir. Almanya kara merkezli savaşlarda lojistik hesaplarını tam yapamayınca cephelerde zafiyet yaşadı. ABD ise geniş alanda, uzak menzilde ve çok fonksiyonlu birimlerin desteğini lojistik güçle sağladı.

Lojistik, sayısal üstünlükten daha önemlidir.

Sayısal: Bin uçak, bir gemi, on bin tank vb. olsa bile işleyen lojistik yoksa âtıl kalır.

24 Şubat 2024 tarihinde Ruslar geniş bir cephede, Belarus’tan Karadeniz’e çepeçevre Ukrayna savaşını başlattıklarında tanklar yolda kalınca veya vurulunca yedekleme, tamir ve destek konuları aksadı ve kayıpları çok oldu.


Orta güçlerden biri: İran perspektifi

Doğrudan orta güç dedim ama önce küçük güçten örnek vereyim: Vietnam Savaşı zamanında ABD büyük güç, Vietnam küçük güçtü (savaş 1955’te başladı). Gelişen şartlar ve savaş biçimi çok daha başka bir sorun ortaya koydu. Ama burada ABD’nin en önemli sorunlarından biri lojistikti. Vietnam’a asker getirdikçe sorunlar karmaşıklaştı. Vietnamlılar ise bedenlerini vererek savaşı sürdürdüler; dışarıdan destek vardı ama bundan önemlisi savaşma biçimiydi.

Bir ülke kendi denk gücüyle sınırlı süreli savaş yürütebilir; ancak ABD-İran ölçeğinde bir çatışmada lojistik karmaşıklık artarak katlanır.

İran tarafında füze ve drone üretimine dayalı sistem 40. günden itibaren lojistik sorunlarla karşılaştı. Çin, Rusya, Kuzey Kore ve başka ülkelerden tedarik ihtiyacı doğdu. Savaşa dair en kritik hazırlık olan büyük tüneller, Devrim Muhafızları ve pasif savunma yapıları olsa da, halkın bütünlüğü korunsa da, üretim kapasitesi, yani fabrikalar, depolar, yükleme-boşaltma sistemleri ve enerji terminalleri vurulduğunda ve genel olarak kaynakların sürdürülebilirliği sınırlı kaldığında yapacak pek bir şey kalmıyor. Bu noktada savaşa dayanma gücü moral gücüne bağlanıyor.

Ama sonuçta kendi açılarından konum, hazırlık ve stratejik hesap yönleriyle bu savaşta ABD ve İran, her iki taraf da lojistik çıkmazlarla yüzleşti; ancak denklemler sürdürülebilirlik üzerine kuruldu.

Savaşı sürdürebilmek için lojistik ve bunu sağlayan arka plan gücü çok önemli. Bu savaşta bunu gördük.


Sonuç: Lojistik, savaşın gerçek kazananı

2026 ABD-İran operasyonu, modern savaşın lojistik boyutunu bir kez daha kanıtladı.

Teknolojik üstünlük, otonom sistemler ve multi-domain entegrasyon önemli olsa da zafer; yakıt, mühimmat, bakım zincirinin, moral desteğinin ve küresel tedarik mimarisinin sürdürülebilirliğinde gizlidir.

Küçük, orta veya büyük her güç için ders açıktır: Savaş başlamadan lojistik planlanmalı, ülke içi endüstri ve uluslararası koordinasyon güçlendirilmelidir. Aksi takdirde en güçlü ordu bile cephede yetersiz kalır.

Bu analiz, harekâtın lojistik gerçeklerini temel alarak hazırlanmıştır. Savaşın geleceği, lojistiği en iyi yöneten tarafa ait olacaktır.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU