Karizmatik olamayan Hizbullah lideri Naim Kasım’ın ağır yükü!

Faik Bulut Independent Türkçe için yazdı

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım / Görsel: Lina Jaradat-Al Majalla

Arap bir kadın yazarın deyimiyle, savaşın getirdiği ölümler yakın-uzak, yerleşik-misafir, yerli-yabancı tanımıyor. Geliştirilmiş silahların isabet oranının yüksek olduğu ve nadiren hedefini şaşırdığı söylenir ya, bu teknik kural Lübnan’a düşen İsrail füzeleri, İHA-SİHA ve savaş uçakları için geçerli değil. Çoğu zaman siviller daha fazla savaşta kurban ediliyor. Başta başkent Beyrut olmak üzere bütün ülke uçak ve bomba seslerinden başını kaldırıp da bir türlü yaralarını saramıyor.

İsrail’in 8 Nisan 2026’da düzenlediği hava saldırıları, ülkede büyük yıkım yaşanmasına neden oluyor. Lübnan Sivil Savunma Müdürlüğü 254 kişinin bu saldırılarda yaşamını yitirdiğini duyuruyor.

Geçenlerde İngiltere merkezli haber ajansı Reuters ve birçok uluslararası medya kuruluşu İsrail ordusunun, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’ı öldürdüğünü duyurdu. Ölüm haberi, dünya ölçeğinde yankı yaptı. “Teyit hattı” ise vurulanın Naim Kasım değil, onun kişisel sekreteri Ali Yusuf Harrusi’nin ve yeğeni olduğunu bildirdi.
 

Naim Kasım, zor zamanlarda ağır yük altında
Naim Kasım, zor zamanlarda ağır yük altında

 

9 Nisan’da ilan edilen ABD ile İran arasındaki 15 günlük ateşkes mutabakatı, normalde Lübnan için de geçerliydi. İsrail bunu inkâr edince, ateşkes için arabuluculuk yapan Pakistan, mutabakat gereği İsrail’in de ateşkese uyması gerektiğini açıkladı. İsrail kaynakları ise Başbakan Netanyahu’nun ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon konuşmasında icabında saldırıları sürdüreceğini bildirmesine rağmen muhatabından herhangi bir itiraz gelmediğini iddia etti.

Esas konumuz Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’ın dini ve siyasi portresini yazıp paylaşmak olacaktır. Bundan önce Hizbullah ile Lübnan’daki çatışmalar noktasına değinmek konu bütünlüğü açısından faydalı olacaktır.
 

İsrail hava saldırıları sonucunda Beyrut çok zarar görüyor
İsrail hava saldırıları sonucunda Beyrut çok zarar görüyor

 

İsrail-Hizbullah çatışmaları

İsrail-Lübnan veya Güney Lübnan çatışması, İsrail ile Lübnan merkezli paramiliter gruplarla (bazen de) Suriye arasında on yıllar boyunca devam eden çatışmalardır. Vuruşmalar, 1975-1990 Lübnan İç Savaşı sırasında zirveye ulaşmıştır. Filistinlilerin Lübnan’dan yaptığı saldırılara karşılık olarak İsrail, 1978 ve 1982’de bu ülkeyi işgal etmiştir.

Şubat-Nisan 1985 tarihleri arasında İsrail ordusu, ülkesinin kuzeyini korumak gerekçesiyle sınır boyunca aşamalı bir geri çekilme gerçekleştirdi. Bu noktadan itibaren İsrail, Hizbullah ve diğer Müslüman militanlara karşı Lübnanlı Hristiyan paramiliter güç olan Güney Lübnan Ordusu’nu (SLA) destekledi. Direnişçiler, işgal boyunca Güney Lübnan’da gerilla savaşı yürüttüler.
 

İsrail askerleri Lübnan’ın Sayda şehrinde, 1980’ler
İsrail askerleri Lübnan’ın Sayda şehrinde, 1980’ler

 

Yıllar geçtikçe, Şii Hizbullah önderliğindeki Lübnanlı militan gruplar, güvenlik kuşağı denilen mıntıkada varlıklarını artırdılar. Yollarda araç kullanmak tehlikeli hale gelince de İsrail kuvvetleri yollardan çok askeri kamplarda kalmaya başladı. Hizbullah, bu askeri kamplara saldırmak için birçok girişimde bulundu.

27 Temmuz 1989’da Güney Lübnan’daki Hizbullah lideri Şeyh Abdül Kerim Ubeyd ile iki yardımcısı, İsrail komandoları tarafından evinden kaçırıldılar. Gece baskını, o zamanki Savunma Bakanı Yitzhak Rabin tarafından planlanmıştı. Hizbullah, Şubat 1988’de kaçırdığı UNIFIL ile çalışan kıdemli bir Amerikalı subay olan Albay Higgins’in idam edileceğini duyurarak bu hamleye karşılık verdi.
 

İsrail-Lübnan haritası
İsrail-Lübnan haritası

 

16 Şubat 1992’de, dönemin Hizbullah lideri Abbas Musavi, İsrail helikopter füzeleriyle suikasta uğradı. Yerine Hüseyin Nasrallah geçti. Temmuz 1993’te İsrail, Güney Lübnan’da geniş çaplı yıkıma yol açan ancak Hizbullah’ın faaliyetlerine son veremeyen Hesap Verebilirlik Operasyonu’nu başlattı.

11 Nisan 1996’da İsrail kara ordusu, donanması ve hava kuvvetleri, on yedi gün süreyle Güney Lübnan’ı bombaladı. “Gazap Üzümleri Operasyonu” adı verilen bu operasyonda 154 Lübnanlı sivil öldürüldü.

2000’li yılların başlarında, Genelkurmay Başkanı Şaul Mofaz, 1999 yılının “İsrail Savunma Kuvvetleri’nin Lübnan’daki en başarılı yılı” olduğunu ve Güney Lübnan’da düşmanlar tarafından öldürülen 11 askerin, tüm çatışma boyunca en düşük kayıp oranı olduğunu söyledi.

1985’ten 2000 yılına kadar Güney Lübnan’da toplam 256 İsrail askeri çatışmalarda hayatını kaybetti. 2020’de İsrail, çatışmayı savaş olarak tanımladı. Şii milislere karşı vur-kaç taktiğine dayalı bu savaşı yürüten İsrail, 2000 yılına kadar işgal ettiği ülkenin güneyinde 18 yıl kaldı.
 

Lübnan haritası
Lübnan haritası

 

İsrail’in çekilmesinin ardından, Hizbullah saldırıları 2006 Lübnan Savaşı’nı tetikledi. İsrail ile Lübnan’ın güneyinde etkin durumda olan Hizbullah arasında, 12 Temmuz 2006 tarihinde İsrail tarafından “İkinci Lübnan Savaşı” olarak adlandırılan yoğun bir çatışma meydana geldi.

Sınır devriyesi atan askerlere yönelik saldırı ile farklı bir eylemde iki askerin kaçırılmasının ardından İsrail, genel olarak Lübnan’ın tümüne ve esas olarak da bu ülkenin güneyine yönelik kapsamlı bir operasyon düzenledi. Hizbullah’ın beklenmedik direnişi üzerine 14 Ağustos’a kadar devam eden çatışmalarda her iki taraf da büyük kayıplar verdi.

İsrail’in iki hedefi bulunmaktaydı:

  • Biri Hizbullah tarafından kaçırılan İsrailli askerleri kurtarmak,
  • Diğeri ise Hizbullah örgütünü askeri bir tehdit olmaktan çıkarmaktı. 

Çok sayıda ölüme yol açmasına ve altyapının tahrip edilmesine rağmen iki hedef de gerçekleşmedi.

Filistin İslamcı HAMAS hareketinin 7 Ekim 2023’te İsrail denetimindeki topraklara yönelik büyük baskını sırasında bu örgütle dayanışma babından harekete geçen Hizbullah; füze, drone ve roketlerle İsrail’in sınır bölgeleriyle derinliklerini hedef alınca, İsrail bu belalı düşmanına karşı topyekûn bir savaş açtı.

17-18 Eylül 2024 tarihlerinde Lübnan ve Suriye’de Hizbullah üyelerinin kullandığı binlerce çağrı cihazı ve telsiz, İsrail istihbaratının (Mossad) organize ettiği bir operasyonla eş zamanlı olarak patlatıldı. En az 42 kişi hayatını kaybetti, 3 bine yakın kişi yaralandı. Bu olaydan bir hafta sonra lideri Seyyid Hasan Nasrallah’ın öldürülmesi (27 Eylül 2024) örgütü daha da zayıflattı.
 

İsrail kurbanı 3 şahsiyet: Ali Hamaney, Hasan Nasrallah ve İsmail Haniye
İsrail kurbanı 3 şahsiyet: Ali Hamaney, Hasan Nasrallah ve İsmail Haniye

 

Tüm bu saldırılar, İsrail’in Hizbullah’ın derinlerine ne kadar sızdığını da gözler önüne serdi. Ciddi darbe alan Hizbullah’ın askeri bakımdan çökertilmesi üzerine İsrail, bu defa Lübnan, Suriye ve Irak’taki İran hedeflerini vurmak suretiyle Tahran’ın Irak ve Suriye üzerinden Lübnan ile Filistin’e uzanan askeri ve lojistik hattını kesmiş oldu.

Aralık 2024’te iki taraf arasında ateşkes olmasına karşın Netanyahu hükümeti buna uymadı; aralıklarla Beyrut’u ve sınır bölgesini bombaladı. Fiili olarak kara operasyonu yapma girişimi ise başarısız kaldı.

Haziran 2025’te 12 gün süren Amerikan-İsrail hava operasyonu yapan İsrail, Hizbullah’ı yine rahat bırakmadı.

28 Şubat 2026’daki hava harekâtı başlar başlamaz 2024 ile 2026 yılları arasında kendini toparladığı anlaşılan Hizbullah, depoladığı füze, roket ve İHA-SİHA gibi araçları kullanarak İran ile eşgüdümlü olarak İsrail’in hassas hedefleriyle kilit ekonomik-askeri ve istihbarat merkezlerini bombaladı.
 

İsrail’in vurduğu Hizbullah önderleri
İsrail’in vurduğu Hizbullah önderleri

 

Lübnan’daki yeni gelişmeler

  • 9 Nisan tarihli ABD ile İran arasındaki ateşkeste Tahran, İsrail’in Lübnan’ı vurmamasını şart koştu.
  • ABD, İsrail, Suudi Arabistan ve Fransa Hizbullah’ın silahsızlandırılması şartını dayattı.
  • Lübnan ordusu, silahları örgütten alma gibi bir riski göze alamıyor.
  • Batı yanlısı Lübnan hükümeti ve Suudi destekli Sünni egemenler ise İsrail sempatizanı Hristiyan güçleri yanlarına alarak silahsızlandırma konusunda baskıcı davranıyorlar.
  • Silahsızlandırmayı, kendisini yargı önüne götürecek bir sürecin başlangıcı olarak gören Hizbullah, silahını kimseye vermemekte ısrarlı görünüyor.
  • Batılı ve Lübnanlı hasımların medyası, Hizbullah’ı kamuoyu önünde karalayıp tecrit etmek için her türlü yönteme başvuruyor. Nitekim örgütün eski müttefikleri kendisinden uzaklaştılar; kamuoyu ise “savaş ve silah” hususunda Hizbullah’ın ülkenin başına felaket getireceği kanaatinde görünüyor.
  • Fırsattan istifade eden İsrail dört koldan başlattığı kara operasyonlarını, 1980’lerde ve 2000’li yıllarda yaptığı gibi kalıcı bir işgal ve tampon bölge yaratmak amacına hizmet edecek tarzda yürütüyor.
  • Buna karşılık güneydeki sınır bölgelerine yayılmış Şii kitle tabanına sahip olan Hizbullah; arazinin engebeli olma avantajını kullanıyor ve vur-kaç taktiklerini başarıyla yürütüyor.
  • Bubi tuzakları, mayınlar, tanklara yönelik tuzak çukurları, tank ve zırhlı araç delici roketler sayesinde İsrail ordusu yıpratılıyor. Bu yıpratma savaşı örgüte zaman kazandırdığı gibi, Lübnan’da İsrail’e direnen tek örgüt imajının halk arasında yayılmasını sağlıyor.
  • ABD, İsrail ve Lübnan yetkilileri Hizbullah ile baş edebilmek için Suriye yönetimi ve HTŞ cihatçılarından medet umuyorlar ama bu yöndeki baskılar şimdilik kabul görmüyor. İran ve Hizbullah’a karşı keskin mezhepçi fikirleri benimseyen ve ülkedeki muhtemel bir iç savaşı bekleyen kindar cihatçılar ise şimdilik Suriye-Lübnan sınırına yığınak yapmakla yetiniyorlar.
  • Colani’nin, 14 yıllık iç savaştan sonra bitkin düşmüş milisleriyle yeni bir savaşı göze alamadığı biliniyor. İki ay kadar önce Türkiye’deki yetkililerle görüşen Hizbullah heyetinin bu ziyaretinin Colani’nin ret cevabında bir etkisi olup olmadığını ise bilmiyoruz.

Yeni Hizbullah lideri Naim Kasım

Bu kaotik gelişmeler arasında Naim Kasım, 27 Eylül 2024’te katledilen Hizbullah lideri Seyyid Hasan Nasrallah’ın yerine geçti. 1953 yılında Kfar Fila’da doğan Kasım, 1970’lerde kurulan Lübnanlı Müslüman öğrenciler birliğinin kurucuları arasındaydı. Daha sonra Musa el-Sadr liderliğindeki Emel hareketine katıldı. 1974’ten 1988’e kadar İslami dini eğitim derneğinin başkanlığını yaptı; El Mustafa okullarında danışmanlık görevini yürüttü.

Hizbullah’ın kuruluş çalışmalarına katılan Kasım, 1991 yılında Hizbullah’ın genel sekreter yardımcısı oldu. İsrail’in Beyrut’a düzenlediği saldırıda Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından 29 Ekim 2024 tarihinde Hizbullah Genel Sekreteri olarak seçildi. 5 Şubat 2025’te İran’ın mürşidi Ali Hamaney, Naim Kasım’ı Lübnan’daki temsilcisi olarak atadı.

2006 yılında “Hizbullah” adlı bir kitap yayınlayan Naim Kasım, The Story from Within (İçeriden Hikâye) adlı kitabının 8'inci baskısı için düzenlenen törende şu açıklamayı yaptı:

Yoksun bırakılmış Güney Lübnan’ı yeniden inşa etmemiz ve karşılığında silahlarımızı teslim edip direnişi durdurmamız için bize milyarlarca dolar teklif edildi. Ancak biz onlara paralarına ihtiyacımız olmadığını ve sonuçları ne olursa olsun direnişin devam edeceğini söyledik.
 

Nasrallah’ın yaşayan bölgesi Naim Kasım
Nasrallah’ın yaşayan bölgesi Naim Kasım

 

2009 yılında Mustafa Bedreddin, İmad Muğniye’nin yerine Hizbullah’ın askeri faaliyetlerinin başına geçti. Kasım ise bu hamleyi desteklemeyerek akrabası Samir Şehade’yi tercih etti.

Independent Arabia sanal gazetesinin Beyrut’taki müdiresi Josian Rahme’ye kalırsa, Naim Kasım’ın Genel Sekreterliği (seri imalat tarzında ardı sıra katledilen onlarca Hizbullah siyasi yetkilisi ve askeri komutanından sonra) doğan boşluğu doldurmak üzere otomatik bir tercihin sonucuydu. Kendisine Nasrallah’ın halefi gözüyle bakılmıyordu. (H. Nasrallah’ın öldürülmesi üzerine yerine geçecek olan Haşimi Safiyuddin’in 3 Ekim 2024’te İsrail tarafından vurulması nedeniyle) “halefin halefi” unvanını almış oldu.

Şimdiki Genel Sekreter’in Hizbullah içindeki yükselişi dramatik bir gelişmenin değil, kendi halinde seyreden olayların yavaşlamasının, bir çeşit “mola”nın sonucuydu. Onun tarihi bir dönemeçte ne söylevi ne de bir icraatı var. Yol ayrımı sayılabilecek bir faaliyetinden de bahsedilemez. Seçildiği günden şimdiye kadar “Hizbullah’ın silahlı işlevi, Lübnan topraklarını savunmaktadır; onu kimse elimizden koparıp alamaz!” sözüyle tatlı sert tavrını belli etmiştir.

Naim Kasım, mart ayında İran’a yönelik savaş sırasında ülkesindeki bir televizyon konuşmasında “İsrail 15 aydan beri Lübnan’ı bombalayıp duruyor. Bizim sabrımızın da bir sınırı var; İsrail savaş bahanesiyle yayılmacılık yapıyor. Netanyahu Büyük İsrail ideali peşindedir. Bundan ötürü İsrail’e füze ve drone fırlatıyoruz!” diyerek dikkatleri çekince namlunun hedefine oturtuldu.

Savaşa katıldığına ilişkin beyanatını kâğıttan okurken cümleleri, ibare ve ifadeleri muntazamdı. Bir cephe komutanı edasıyla konuşurken ateşli ve sert değil, son derece serinkanlı ve hamasetten uzaktı. Hasmını kışkırtmadan mesajını iletmesini bildi. Muhtemelen bu serinkanlılığı nedeniyle karizmatik bir lider profili çizmiyor; tam tersine popülist bir üslup kullanmadığından kitleleri ajite edecek söylemlerden uzak duruyor.

Bu haliyle Şeyh Naim, örgütün ikinci halkasındaki öncü veya önderlerden sayılabilir. Çok sayıda oturum, forum, konferans ve sempozyuma katılmasına rağmen siyaset üreten biri olmak yerine, partisi Hizbullah’ın politikalarını yorumlu veya yorumsuz olarak aktarmaktan ibarettir hatipliği. Belki de onu şimdiki makamına getiren şey de onun böyle “ikinci planda kalma” anlayışıdır. Bu tür bir şahsiyet için “Nasrallah’ın yerine seçecek biri değildi” diye düşünenlerin sayısı ise az değildir.

Gelgelelim bir önceki “halef” adayı Haşimi Safiyuddin’in vurulmasının ardından ortam ve hava tümüyle değişti. Sanki eski mülayim görünümlü Naim Kasım gitmiş, yerine sinirlerine hâkim olan azimli komutan edalı Naim Kasım gelmişti. Olağanüstü bir ortamda sıra dışı, ezber bozucu bir lider olarak makamına oturdu.
 

Naim Kasım’ın karakalem portresi/ Resim: Independent Arabia
Naim Kasım’ın karakalem portresi/ Resim: Independent Arabia

 

Son yıllardaki savaş öncesinde Naim Kasım’ın görünürlüğü medya ve basın alanındaki demeçleri sayesinde gerçekleşti. Zira Hasan Nasrallah güvenlik nedeniyle bir anlamda kamu alanından çıkıp inzivaya çekilince boşluğu doldurma görevi kendisine kalmıştı. Nasrallah’ın askeri ve siyasi nutuklarını kadrolarla kitlelere ulaştıran da oydu. Bu yüzden “liderin sözlerini tefsir eden görevli-tefsirci” diye anılıyordu.

Ne gariptir ki “Liderin daimi naibi-vekili” rolünü üstlenen bu zat, Nasrallah ile halef adayı Haşimi Safiyuddin’in katledilmesinden sonra direkt önderlik makamı sayılan Genel Sekreterlik koltuğuna oturmuştu. Onun bu makama getirilişi sadece gölgede kalan siyasi şahsiyetiyle ilgili değildi; Hizbullah hareketinin en zahmetli, en meşakkatli ve çetrefilli zamanlarında (Hamas-İsrail savaşı, İsrail-Hizbullah çatışması, Esad rejiminin düşmesi, İran’ın lojistik hatları ile askeri hedeflerinin vurulması gibi) önder olarak seçilmiş olmak gibi çok ağır bir yükü sırtında taşımasıydı.

Şahsına yönelik suikastlardan kurtulmaya bakarken, başında bulunduğu Hizbullah ise bölgesel ve uluslararası askeri-siyasi baskıya maruz kalmaktadır. Örgüt son 40 yıl içinde görülmemiş bir tarzda kuşatılıp tecrit edilmekte, İsrail’e karşı kararlı direnişinden ötürü kendisini takdir eden Lübnan ve Arap kamuoyu bugünlerde “Direndin ve savaştın da ne oldu; Lübnan’ın başına gaileler ve belalar açtın!” demek suretiyle partiyi yalnızlaştırmaktadır.
 

Nasrallah, gençliğinde, Beyrut’taki bir parti mitinginde
Nasrallah, gençliğinde, Beyrut’taki bir parti mitinginde

 

Bu demektir ki Naim Kasım, yıldızı yükselen ve ülkesiyle çevresini denetimine alabilen değil; tersine yerli yabancı birçok çevrenin kuşatıp tasfiye etmeye kalktığı tarihi bir sınama ve sınavdan geçen Hizbullah’ın başındadır.

Bu aralar Naim Kasım, gerek Sünni gerekse Şii dünyasında başına taktığı beyaz sarıktan ötürü de eleştiriliyor. Malum, Şii dünyasında başında siyah sarık olanlar Hz. Hüseyin’in (Ehlibeyt) soyundan geldikleri için siyasi ve dini önderlikleri meşru sayılıyor. Beyaz sarıklılar ise Ehlibeyt neslinden sayılmayınca daha az makbul görülüp daha fazla tenkit ediliyor.

Dahası var: Şeyh unvanıyla anılan Naim Kasım’ın ailesinin kamuoyundaki profili de siliktir. Ne eşi ne de evlatları medyada görünmez, herhangi bir münasebette anılmazlar; simgesel sayılacak söylem ve tavırları da yoktur. Oysa selefi Nasrallah’ın oğulları fedakârlıklarıyla nam salmışlardır. Örneğin oğlu Hadi, 1997 yılında İsrail işgalci güçleriyle çatışırken hayatını kaybetmiş; Hizbullah içinde “fedakârlığın timsali” olarak anılır olmuştur.

Kendisinin parti içinde veya ona bağlı sosyoekonomik ağı yönettiği herkesin bilgisi dâhilindedir. Ne var ki bütün diğer liderler gibi onun da serveti, malı ve mülkü hakkında herhangi bir bilgiye rastlamak imkânsız gibidir.

Naim Kasım’ın önderlik makamına oturmasıyla birlikte Hizbullah’ın örgütsel değişimine ilişkin bazı haberler sızmaktadır. Şöyle ki: Parti içini yeniden düzenleyip zapturapt altına almaya yönelik adımlar atılmakta; Hizbullah’a bağlı kurumların farklı dairelere ve makamlara (vakıf, şirket, ortaklık, sosyal kuruluş, kültür merkezi, dini dernekler vb.) bağlanması planlanmaktadır. Muhtemelen bu son tedbirler, Hizbullah’ın sıkıştırılıp yargı önüne çıkarılması veya yasadışı konuma itilerek örgütün tasfiye edilip mal varlıklarına el konulması gibi müeyyidelere karşı yasal bir koruma kalkanı olarak düşünülmektedir.

Kısacası karizması olmayan ve orta yaş kuşağının temsilcisi durumundaki Naim Kasım, emaneti devraldığı günden bu yana fırtınalı denizde dümen başındadır. Çeşitli suikast girişimlerine maruz kaldığı söylenmektedir. Hizbullah ise bu iddiaları şimdilik doğrulamamıştır. Ayrıca ABD’nin yaptırım ve yasak uyguladığı Hizbullah önde gelenleri arasında ismi kara listededir; İsrail, daha birkaç gün öncesine kadar kendisine havadan suikast yaptığı iddiasında bulunmuştur.

Bundan sonrasına gelince; “Bunca badire ve gaile arasında Naim Kasım ne yapabilir?” sorusu sürekli akla takılı kalacaktır.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU