‘Ukrayna ile Rusya arası barışı en çok isteyen devletlerden biri Türkiye olabilir mi?’ sorusunu değerlendirmemin başlıca sebebi, bu haftaki görüşmelerden edindiğim bazı izlenimler nedeniyle, henüz bir ateşkes için karşılıklı güven ortamından uzak olunmasından dolayıdır. Bu soruyu yöneltirken, aslında amacım suçlayıcı şekilde ne Ukrayna ne de Rusya’yı bu tutumdan sorumlu tutmak değil. Aksine, güven ortamı oluşturulması için karşılıklı bazı adımlar ve iyi niyetler gereklidir. Aslında, Rusya ve Ukrayna dışındaki diğer Avrupa ülkelerinin de savaşın devamını istediğini de asla söylemiyorum; aksine, birçok ülkenin bu savaştan bıktıklarını düşünmekteyim. Ancak güven ortamının henüz oluşmadığına ve bazı önde gelen Avrupa Birliği devletlerinin bu çatışmanın devam etmesinden çok da şikâyetçi olmadıkları izlenimini edindikten sonra bu yazıyı kaleme alıyorum.
12 Şubat 2026’da Rusya ile Ukrayna arasında barışın mümkün olup olmayacağını değerlendiren ve olası bir ateşkesin birkaç başlıca maddesini değerlendiren bir yazı kaleme almıştım. O yazımda yazdıklarımın hâlen büyük ölçüde geçerli olduğunu düşünmekteyim. Lakin o tarihten bu yana, bu hafta içerisinde art arda Ankara’da hem Polonya hem de Rusya büyükelçiliklerinin düzenledikleri davetlere katılma fırsatım oldu. Polonya elçiliğindeki davette ödül alan meslektaşlarımız, Prof. Dr. Erler Bayır ile Prof. Dr. Şenyuva’yı da bu vesileyle tekrar tebrik ederim. Her iki davet vesilesiyle değerli meslektaşlarımızı, hocalarımızı, büyüklerimizi görme, onlarla durumları değerlendirme imkânım oldu. Tabii ki davetlerde farklı yetkililerle ve diplomatlarla görüşme imkânım da oldu. Ve maalesef, Avrupa’daki başlıca müttefiklerin barış için henüz çok da ikna edilmiş olmadıkları izlenimi hâkim.
Bunun bir göstergesi de ABD Başkanı Trump’ın girişimiyle 18-19 Şubat’ta Washington’da düzenlenen Barış Kurulu’na (Board of Peace’e) birçok önemli Avrupalı müttefikin katılmamış olmasıdır.
Bu tutumu belki de özellikle ilk adımı atan taraf olmamak için veya ödün veriyor gibi gözükmemek için kasıtlı olarak sergiliyor olabilirler. Ancak geçmişteki esir takaslarından Türkiye’nin başarılı arabuluculuğu ve iki tarafın da güvenini kazanmış bir devlet olarak ön plana çıktığını unutmamak gerekir. Ayrıca, Türkiye’de hem iktidar hem de muhalefetin anlaştıkları nadir hususlardan biri de Rusya ile Ukrayna arasındaki çatışmaların sona erdirilip bölgeye barış ve istikrarın yeniden getirilmesinin bir öncelik olmasıdır. Dolayısıyla, Karadeniz’de ve bölgede barışın yeniden tesis edilmesini belki de en çok arzu eden devletlerden biri Türkiye’dir.
Avrupalı birçok devlet ve hükümet başkanlarının hem Rusya hem de Trump yönetiminin Ukrayna konusundaki yaklaşımlarından pek haz etmedikleri ortada. Avrupa Birliği Komisyonu ve başlıca Avrupalı NATO müttefikleri, halen birçok fırsatta Ukrayna’ya olan tek taraflı desteklerinden bahsetmekteler. Lakin bir evvelki yazıda belirttiğim gibi, 2026 yılının şubat ayının ortasındayız ve 2022’den bu yana artık Ukrayna ile Rusya arasındaki savaş başlayalı 4 yıl olmuş oldu.
Barış ya da çatışmaların kalıcı olarak durması için henüz bir öneri dahi olmadığından, bir evvelki yazımda kabataslak bir çerçeve sunmaya çalışmıştım. Ancak bu haftaki yaptığım görüşmelerde, bilhassa Avrupa’daki hâkim söylemin hâlen direniş ve diğer tarafa güvenilmeyeceği yönünde olduğu izlenimim kuvvetlendi (umarım yanılıyorumdur). Halen kalıcı bir güvenlik düzeninin nasıl kurulacağı konusunda net bir yol haritası ortaya konmadı.
Sürdürülebilir bir barış için kabul edilmesi gereken iki temel gerçekliğin ilkinin Ukrayna’nın egemenliğine saygı, diğerinin de Rusya’nın güvenlik algısının yok sayılmaması olduğu görüşündeyim. Maalesef, hâlen savaşın yarattığı yıkım, milyonlarca insanın yerinden edilmesi ve enerji altyapısına, yollara, evlere, elektrik ve su gibi altyapı tesislerine, hastanelere, okullara verilen zarar, Ukrayna’nın güvenlik garantilerine duyduğu ihtiyacı daha da artırmıştır, ancak Rusya için de önemli güvenlik garantileri verilmelidir.
Bu durum devam ederken, bir Avrupa ordusunu güçlendirme söylemini devam eden bazı Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, diğer yandan Türkiye’nin askeri kapasitesinden faydalanırken ısrarla Türkiye’yi AB’den dışlama çabasındalar; ancak bu sürdürülebilir değildir. Belki bilinçli, belki de tepkisel olarak, bu tutuma sahip AB ülkeleri, henüz barış için karşı tarafa (yani Rusya’ya) güvenilemeyeceğini belirtmekteler. Polonya ve Romanya gibi uzun yıllar Varşova Paktı altında Sovyetler Birliği’nin baskısına kalmış ülkelerin kaygılarını daha anlaşılabilir buluyorum. Ancak diğer ülkelerin ateşkesin ve barışın tesisinde Türkiye kadar istekli olmadıkları aşikâr.
Güvenlik kaygılarını gidermek adına, aslında belirli bölgelerde hem Rusya’nın hem de Ukrayna’nın Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) gibi önemli bir kuruluşun, güvenlik deneyimlerine dayanarak belirleyeceği silahlardan arındırılmış bölgeleri (Demilitarized Zones – DMZ) kabul etmeleri gerekir. (AGİT Genel Sekreterinin Sn. Büyükelçi Feridun Sinirlioğlu olduğunu da bu vesileyle tekrar hatırlatmak isterim.
Barışın karşılıklı ve denetlenebilir güvenlik mekanizmaları üzerine inşa edilebileceğini hatırlamak gerekir. Bu nedenle, şimdiden hem Ukrayna hem de Rusya için geleceğe dönük teşvikler ve olumlu beklentiler oluşturulabilmelidir. Ateşkes, güvenlik mekanizmaları, uluslararası gözlem misyonları, silahsızlandırılmış bölgeler ve diplomatik çerçeve içinde ele alınmalıdır.
AGİT’e ilaveten, her iki ülkeye (Hem Rusya’ya hem Ukrayna’ya) yakın olan Türkiye’nin rolü her zamankinden de büyük önem taşımaktadır. Çünkü bu çatışmaların bir an evvel sona ermesini en çok arzu eden ülkelerden biri Türkiye’dir.
Türkiye, savaşın başından bu yana ne Ukrayna’dan, ne de Rusya’dan vazgeçmemiştir. Tahıl Koridoru Anlaşması, esir takasları ve çeşitli müzakereler ile uzlaşı girişimleri, Ankara’nın hem Rusya’nın hem de Ukrayna’nın güvenine sahip olduğunu göstermektedir. Avrupa Birliği ise halen siyasi olarak Ukrayna’ya güçlü destek vermesinden dolayı, Rusya açısından tarafsız bir kuruluş olarak algılanmıyor.
Türkiye, diplomatik tecrübesi ve Karadeniz’deki konumu sayesinde bu çatışmasızlık mimarisinin kurucu aktörlerinden biri olabilir. Yeter ki Avrupalı müttefikler, Türkiye’yi dışarıda tutarak değil, karar mekanizmalarına dâhil ederek Avrupa’nın güvenlik düzenini inşa etmeyi tercih etsinler.
Zaman ilerliyor. Barış için hâlâ geç değil, ancak eğer işi sadece AB’nin başlıca devletlerine bırakacak olursak, çatışmaların bitmesini daha çok bekleriz.
Kaynakça
Independent Türkçe – Ali Oğuz Diriöz “Ukrayna ile Rusya arasında barış mümkün mü?” https://www.indyturk.com/node/772713
Independent Türkçe – Ali Oğuz Diriöz “Polonya ve Doğu Avrupa'nın, Türkiye'nin Avrupa güvenliği stratejisindeki önemleri”: https://www.indyturk.com/node/768610/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/polonya-ve-do%C4%9Fu-avrupan%C4%B1n-t%C3%BCrkiyenin-avrupa-g%C3%BCvenli%C4%9Fi-stratejisindeki
Independent Türkçe – Ali Oğuz Diriöz “AB Komisyonu Hayal Aleminde mi?” : https://www.indyturk.com/node/771974/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/ab-komisyonu-hayal-aleminde-mi
Anadolu Ajansı – “Kissinger blasted by Ukrainian Official for Pushing Cease-Fire with Russia:” https://www.aa.com.tr/en/russia-ukraine-war/kissinger-blasted-by-ukrainian-official-for-pushing-cease-fire-with-russia/2767660
Dış Politika Enstitüsü – DPE: https://foreignpolicy.org.tr/giving-peace-in-europe-another-chance-on-the-occasion-of-christmas/
Stephen Walt , Foreign Policy: https://foreignpolicy.com/2024/03/05/nato-ukraine-membership-russia-war-west/
The Guardian, 18 February 2026, “Major European allies decline to join first meeting of Trump’s Board of Peace:” https://www.theguardian.com/us-news/2026/feb/18/trump-board-of-peace-first-meeting
The Guardian, Open Letter, “The Nato alliance should not invite Ukraine to become a member”: https://www.theguardian.com/commentisfree/article/2024/jul/08/nato-alliance-ukraine-member
Le Monde, US defense chief suggests Ukraine should abandon NATO ambitions: https://www.lemonde.fr/en/international/article/2025/02/12/us-defense-chief-suggests-ukraine-should-abandon-hope-of-winning-all-territory-back-from-russia_6738092_4.html
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish