Gerçekten ne istiyorsunuz: Özgürlük mü yoksa ekmek mi?

Fotoğraf: X

Sıklıkla, hükümetten ihtiyaç duydukları her şeyi, hatta kıyafet, araba, iş ve benzeri şeyleri bile sağlamasını talep eden insanlarla karşılaşıyorum. Belki de sevgili okuyucular, aralarında milletvekillerinin de bulunduğu çok sayıda Kuveytli kardeşimizin, önceki yıllarda hükümetlerinden ödenmemiş banka borçlarını kapatmalarını talep ettiğini hatırlayacaklardır. Taksit ile yeni bir Mercedes alan eski bir arkadaşımla karşılaştım. Hükümetin borçları kapatmayı kabul edeceği umuduyla, ödemeleri geciktirmeyi düşündüğünü söyledi. Ancak, bir din adamına danıştığını, ona bunun haram olduğunu ve satıcıyla anlaştığı ödeme planına göre taksitleri ödeme niyeti olmadığı takdirde arabayı elinde tutmasının veya kullanmasının caiz olmadığını söylediğini de aktardı.

Elbette, bu talep Araplara veya Körfez Araplarına özgü değil. Birçok toplum bunu istiyor, hatta fiilen uyguluyor. Bu talebin mutlaka araba ve banka kredileriyle ilgili olması gerekmiyor, başka birçok şeyle ilgili olabilir, ancak bu eğilim son yirmi yılda önemli ölçüde azaldı. Sanırım herkes bu fikri seviyor. Şahsen, istediğim kadar kredi alıp sonra birinin borçlarımı ödemesini isterdim ama bunun gerçekçi olmadığını ve bildiğimiz dünyada, en azından henüz, gerçekleşmeyeceğini biliyorum. Bu model “dadı devleti” (nanny-state) olarak bilinir. Bu, 1965 yılında İngiliz bakan Iain Macleod tarafından, hükümetin insanların yaşamlarına ve seçimlerine müdahalesini azaltma çağrısı bağlamında ortaya atılan alaylı bir terimdir. Hükümetin müdahalesinin azalması ise doğal olarak hükümet tarafından sağlanan kamu hizmetlerinin azaltılması demektir. MacLeod şunu demek istiyordu; hükümet sizin dadınız veya büyükanneniz değil, bu yüzden kendiniz için yapmanız gerekenleri ondan talep etmeyin.

Bu yönelimin tam aksi yönünde, bazıları da devletin rolünün güvenliği sağlamak, ülkeyi savunmak ve onu yurtdışında temsil etmekle sınırlı olduğuna inanıyor. Bu modele de “gece bekçisi devleti” denir ve siyasi felsefe tartışmalarında önemli bir yer tutar, ancak bir önceki gibi, gerçek dünyada mevcut değildir.

Devlet müdahalesi olmadan birçok şey başarılamaz ve devlet müdahale etmezse, insanlar “gece bekçisi” modelini destekleseler bile, devlet varoluş nedenini kaybeder. Örneğin, belediyesi olmayan, yol ve park yapacak veya kamu eğitimini organize edecek idaresi olmayan bir şehirde yaşadığınızı hayal edin. Bazı insanların, departmanının sağladığı hizmetlerin düzeyi hakkında yüksek rütbeli bir yetkiliyle tartıştığını hatırlıyorum. Yetkili, hükümetin onların taleplerini yerine getirecek bir hayır kurumu olmadığını söylemişti. Görevden ayrıldıktan sonra kendisiyle görüşmüştüm ve bana bu olayı anlatmıştı. Ona, eğer hükümet bir hayır kurumu değilse, ticari bir işletme midir diye sordum. Böyle bir açıklamanın halkın memnuniyetini zayıflatabileceğini ve onları resmi idareyle iş birliği yapmaktan caydırabileceğini söyledim. Bu ise planlamacılar ve yöneticilerin çalışmalarında karşılaştıkları en büyük zorluklardan biridir.

İnsanların istekleri farklıdır; bazıları bir yöne, bazıları diğer yöne meyillidir. Ancak objektif bir tartışmaya girdiklerinde, her biri pozisyonunu müdahaleci veya destekleyici bir devlet ile “gece bekçisi” arasında bir orta noktada buluşturma eğiliminde olacaktır. Günümüz dünyasında hakim devlet modelinin ilk modele veya onun değiştirilmiş bir versiyonuna daha yakın olduğunu biliyoruz. Özellikle gelişmekte olan dünya için kalkınma koşulları, kamu kaynaklarının adil dağıtımını sağlamak için devletin geniş bir rol oynamasını gerektirmektedir.

Devlet müdahalesi ve devletin sağlaması gereken kamu hizmetlerinin kapsamı sorusunun, öncelikle her birimizin benimsediği “dağıtımcı adalet” kavramıyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Adaletin özünün çoklu seçeneklerde ve seçim özgürlüğünde yattığına inananlar, hizmetleri sınırlı olsa bile, hayatlarına müdahale etmeyen bir devleti tercih edeceklerdir. Adaleti yüksek bir yaşam standardıyla eş anlamlı görenler ise özgürlükleri kısıtlansa bile, diğer yolu seçeceklerdir. Böyle bir düşünce şimdiye kadar aklınızdan geçmiş olmalı. Peki, sizin ilk tercihiniz hangisi?

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

 

Şarku'l Avsat

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU