En alttakiler: Eğitim şart!..

Murat Bayar, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: X

Eğitimle ilgili bir kamu spotunda dolandırıcıyı oynayan Cem Yılmaz’ın sarf ettiği “eğitim şart” repliği, Türkiye’de izahı olmayan olguların mizahıydı aslında…

Batılı medeniyetlerde en büyük yatırımın yapıldığı eğitim, ülkenin geleceğini şekillendirecek çocuklara devletin babalığını gösterdiği en önemli bakıştır.

Türkiye’de lisans mezunu olup da, geliri bulaşıkçıdan sonra gelen, saygınlığını yitirmiş meslek erbaplarını ve bu yapının sonuçlarına projeksiyon tuttuğumuz, en alttakiler yazı dizimizin ilk bölümünü, eğitime ayırdık.

Eğitim demişken, nefes problemli bebeği bile farklı bir odada yatıran ve çok gerekmedikçe kucağa almayan Batı’ya karşın, beşiği annenin yanında olan, kucaktan inmeyen bebeklerdik bizler…

Sonra çocukları oyun alanında bağımsız hareket eden, düştüğünde kendi imkanıyla kalkması ve yaralarıyla beş etmesine izin verilen çocuklar yerine, bir lokma daha diye peşinden koşulan çocuklar olduk.

Batı’da ve Japonya’da, okul hayatına başlayan 6 yaşındaki çocuğa, okulun adresi ezberletilip, toplu taşımayla bulması eğitiminin bir parçası olarak görülürken, çocuğunu okula bırakan velilerin ayıplandığı bir anlayıştan, bir kilometrelik yol için bile okul servisini bekleyen çocuklardık.

-okullar da servislerden nemalandığı için, çocuğun kendi imkanıyla gelmesini zorlaştıran, velilerin özel araçlarını okula yaklaştırmayan ve bu bozuk düzeni teşvik eden bir bakışı desteklediler-

Üniversitedeki eğitim hayatından önce farklı gençlik programlarıyla, gerektiğinde otostopla yolculuk edip, ucuz hostellerde konaklayıp, ufkunu geliştirmek adına dünyayı gezen gençlere karşılık, bu dershane olmadı, diğer dershaneyi denerim diye bekleyen gençler olduk.

Babası holding sahibiyken, inşaatta amelelik edip, üniversite harçlığını çıkartan rakiplerimize karşılık, son model otomobillerle staja gidip, ben fotokopi çekmek için üniversite okumadım diye çemkiren gençlere evrildik…

Güneydoğu’da imkansızlıklar içinde mezun olan çocukla, batıda her imkanı olanları aynı sınava alarak eğitimde fırsat eşitliği ilkesini de ihmal ettik.

Bir de eğitim anlayışımızda masanın öteki tarafı yani eğitimcilerimiz var!

Geçtiğimiz yılın verilerine göre Türkiye'de 178 bini özelde olmak üzere toplam 1 milyon 187 bin öğretmen görev yapıyordu.

Kadrolu öğretmenlerimize karşılık da 100 binin üzerinde ücretli öğretmenimiz, yasal boşluklarda kendi rolünü aramaktadır. Her yıl sözleşmeyle görev isteyen, tatil dönemlerini gelirsiz geçiren ücretli öğretmenlerimiz de en alttakiler kategorisinin en dramatik ögesi durumunda.

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin dördüncü basamağında bulunan saygı statüsü, kariyerinizle toplumdan gördüğünüz saygıyı sembolize eder. Ücretli öğretmenler ders sayısına göre ücretlendirilip, yine ders sayısına göre sigortalanınca, ayda ortalama 17 günlük sigorta ve kimi zaman asgari ücretin altında bir gelire tamah eden fedakâr öğretmenlerdir. Dünyanın hiçbir coğrafyasında emsali olmayan, ücretli öğretmen kategorisi ile hak ettiği saygınlığı da esirgenen, çoğunluğu eğitim fakültelerinden mezun olup, pedagojik formasyonu bulunan ve atanmayan öğretmenlerimizden oluşuyor.

Bu isimlerden Sevim öğretmen engelsiz bir okulda, çoğu otizimli öğrencilere eğitim vermeye çalışıyor. Onlara müfredatın yanı sıra, sanatçı kimliğiyle de yol göstermeye ve tüm çocuklarını kucaklamaya gayret ediyor. Geçenlerde hastanelik olduğunu öğrenince nedenini sordum. Ağır otizmli bir öğrencisinin kriz geçirdiğini anlattı.

Engelsiz sınıflarda iki öğretmen görev alıyormuş. Birinci kadın öğretmen başına aldığı darbeyle yaralanırken, sınıftaki diğer öğrencilerinin de paniğe kapıldığını belirten 52 kiloluk öğretmenimiz, saldırgan öğrenciyle meslektaşı arasına kendini tampon etmiş. Kolları ve parmakları yaralar içinde kalmasına rağmen, derslerini aksatmadığını söyledi.

Niye, sorusuna “Bu durumlarda ücretli öğretmene ücretli izin hakkı yok,” dedi.

İş kazası mı, o talebiniz bu topraklarda kariyerinizin sonu anlamına geliyor.

Yıllık ücreti 1.5 milyon lira olan “kolej” adını verdiğimiz, liselerde de, öğretmenlerimizi de asgari ücretle çalışmak zorunda bırakınca, eğitim, eğitimci ve lisans mezunu kavramları bu topraklarda saygınlığını yitirmiş.

Maaşta yeri moto kuryeden sonra gelen eğitimcilerimiz…

Ankara’da adının açıklanmasını istemeyen yardımcı ders kitapları hazırlayan bir eğitimci, bazı kolejlerde öğretmenin kağıt üzerinde görünen 35 bin liralık maaşının yatırıldıktan sonra, 8 bin liranın iadesinin istediğini kaydetti. Avrupa’da lise seviyesine kadar, Finlandiya’da ise üniversitelerde dahil hiç özel okul olmadığını, sosyal etkinliklerle göz boyayan kolejlerin Türkiye’de verdiği eğitimi tartışmalı buluyor.

Aynı yetkili şimdilerde çıkan bir yasa ile eğitim fakültelerinin kontenjanlarının azaltıldığını belirterek durumun çok daha vahim olduğunu ifade etti.

“Eğitim fakülteleri şimdiden itibaren hiç mezun vermesin, mevcut mezunların atanması 23 yıl sürecektir. Moto kuryelerden daha az para alırken, öğretmenlerimizden takım elbise giyip, iyi bir Türkçe ile konuşmasını ve verimli olmasını bekliyoruz.”

Her şeyi devletten beklemeyin derler ya, zannımca sorunumuz devletin bir hak olarak vermesi gereken eğitim gibi olmazsa olmazlarla ilgili sorunları bile vatandaşın sırtına yüklemesinde yatıyor. -okuldaki temizlik işleri, velilerden toplanan parayla yaptırılıyor-

Şartlar bu noktaya gelmişken; evladının yarınını düşünen hiçbir veli, asgari ücretin gölgesinde yaşam mücadelesi veren, yarı sigortayla çalıştırılan, geçinebilmek için ikinci işe koşmak zorunda bırakılan öğretmenlerin tükenişine kayıtsız kalamaz.

Eğitimin kaderi tesadüflere bırakılamaz. Köklü, adil ve sürdürülebilir bir master planı artık talep etmek değil, dayatmak zorundayız!

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU