Amerika Birleşik Devletleri ile İran’ın bir şekilde anlaşacağına ilişkin birçok işaret var.
Ama ne zaman anlaşacakları belirsiz.
Artık tehdit dilini çok fazla kullanmayan Trump’ın, Hürmüz Boğazı ablukasına ve İran’ı ekonomik olarak boğacak bir sürece öncelik verdiği net olarak görülüyor.
İran ise en önemli kozu olan Hürmüz üzerinden direnmeye ve sadece ABD’ye değil tüm dünyaya baskı uygulamaya çalışıyor.
IMF’nin verileri, savaşın dünya ekonomisine maliyeti 1 trilyon dolara ulaşabileceğini gösteriyor.
Amerikan düşünce kuruluşları ve kulislerde konuşulanlara göre, Hürmüz ve uranyum zenginleştirme konularında anlaşmaya varılması halinde İran’a tazminat verilmesinin 4 yolu var.
- Savaş tazminatının belirlenerek verilmesi,
- Hürmüz Boğazı’ndan geçiş ücreti alınmasının kabul edilmesi,
- Dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması,
- Yaptırımların kaldırılması.
Yapılan yorumlarda, geçiş ücretinin öne çıktığı görülüyor.
İran’ın yurtdışındaki dondurulmuş varlıklarının 110 milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor.
Söz konusu varlıkların ağırlıklı olarak, Japonya, Güney Kore, Avrupa ve Katar’da olduğuna dair bilgiler var.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Yeri gelmişken hatırlatalım, Amerikan medyasında, uranyum zenginleştirme programından vazgeçmesi halinde ABD’nin, İran’ın 20 milyar dolarlık varlığını serbest bırakmayı önerdiği haberleri yayınlanmıştı.
İranlıların, Hürmüz’den geçiş ücretini masada bir pazarlık unsuru olarak kullanmak için gündeme getirdiğine ilişkin değerlendirmeleri dikkate almak gerekiyor.
Çünkü İran’ın asıl isteğinin yaptırımların kaldırılması olduğu aşikâr.
Gerçek şu ki, yaptırımların kaldırılmasıyla İran’ın kazanacaklarının yanında geçiş ücreti çok sönük ve anlamsız kalacaktır.
Savaşın başlangıcı olan 28 Şubat’tan ve daha öncesinden itibaren İran petrolünün Çin için hayati önemde olduğu sürekli dile getirildi.
Yapılan yorumlarda, İran’dan petrol akışı durursa, Çin ekonomisinin büyük zarar göreceğine dikkat çekildi.
Trump’ın, İran petrolünü tam da bu nedenle kontrol etmek istediği varsayılıyor.
Tüm bu değerlendirmeler Çin’i, enerji ihtiyacını tek bir kaynağa bağlamış gibi gösteriyor.
Eğer Çin’i tanıyorsanız ve enerji politikalarını biliyorsanız, söz konusu yorumların gerçekçi olmadığını anlarsınız.
Çin, enerji ihtiyacını çeşitli kaynaklardan sağlamaktadır.
Ülkenin gereksinim duyduğu enerjinin yüzde 37’si rüzgâr, güneş, hidroelektrik enerjiden elde edilmektedir.
Nükleer enerjinin payı yüzde 5 civarındadır.
Fosil yakıtların enerji ihtiyacındaki payı ise yüzde 58’dir.
Hemen hatırlatalım, fosil yakıtlar yani petrolün payı 2024 yılında yüzde 64 iken bu oran 2025’de yüzde 58’e düşürülmüştür.
Çin, nükleer enerji alanında büyük bir atılım içerisindedir.
Ülkede çalışır vaziyette olan toplam 57 reaktör var.
Yapım aşamasında ise 30 nükleer reaktör bulunuyor.
Çin, 2050 yılına kadar enerji ihtiyacının yüzde 15’ini nükleer santrallerden elde etmeyi hedefliyor.
Bu da petrole olan ihtiyacın çok daha aşağılara çekileceği anlama geliyor.
Ama Çin, İran’a alternatif petrol kaynaklarını son yıllarda zaten zenginleştirmişti.
Kazakistan ve Suudi Arabistan yeni anlaşmalar yaptı.
Ayrıca Rusya’dan boru hattıyla gelen doğal gaz ve petrolün miktarını artıracak bir adım da atıldı.
Buna göre, Rusya ile imzalanan anlaşma kapsamında yeni bir petrol boru hattının inşası bitmek üzere.
Dolayısıyla Çin, İran petrolüne alternatiflerini çoktan oluşturdu.
Ama yine de İran petrolü Çin için çok önemliydi.
Çünkü ABD ve Avrupa Birliği’nin yaptırım uyguladığı İran’dan piyasa değerlerinin çok altında hatta yarı fiyatına petrol alıyordu.
Bu da Çin ekonomisinin rekabet kabiliyetini önemli oranda artırıyordu.
ABD, en büyük rakibi olması nedeniyle Venezuela ve özellikle İran petrolünün Çin’e akışını işte bu yüzden engellemeye çalışıyor.
Trump’ın derdinin Çin’in, İran petrolüne ulaşamaması değil piyasa fiyatlarından alması olduğu biliniyor.
ABD bazı çevreler, 1980’lerdeki İran-Irak savaşını örnek vererek, Amerikan donanmasının Hürmüz Boğazından geçen tankerlere eşlik edebileceğini söylüyor.
Earnest Mill adı verilen bu operasyonunun günümüzde de uygulanabileceğini ve böylelikle Hürmüz’den petrol akışının sağlanabileceğini savunuyorlar.
Oysa bu kez durum çok farklı.
Çünkü o dönem ABD savaşın tarafı değildi, ama bugün İran’ın doğrudan düşmanı.
İşte bu yüzden söz konusu operasyona girişmesi durumunda doğrudan İran’ın hedefi olacaktır ki, bu da sadece Amerikan savaş gemilerinin değil tankerleri de tehlikeye atacaktır.
ABD’nin savaşı devam ettirmesini ve İran’ı zayıflatmasını en çok isteyen ülkelerden biri de OPEC’den ayrılacağını duyuran Birleşik Arap Emirlikleri’dir.
Çünkü BAE, tarihinin en ağır ekonomik krizini yaşıyor.
İsrail’in bölgedeki en yakın müttefiki durumunda olan BAE, İran’ın öncelikli hedefi haline gelmişti.
Savaş yüzünden Dubai ve Abu Dabi borsalarında yaklaşık 120 milyar dolarlık kayıp yaşandı.
Kayıp bununla da kalmadı.
Yaklaşık 18 bin 450 uçuş iptal edildi ve gayrimenkul endeksi yüzde 17 düştü.
Ayrıca yaklaşık 150 bin yabancı BAE’den kaçtı.
Kuveyt, Suudi Arabistan, Bahreyn ve Katar’ın kayıplarını ise ayrıca yazacağız.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish