Türkiye'nin havzasında, müstakbel "enerji, ticaret ve lojistik" koridorları

Yusuf Yasamanlı Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Türkiye’nin Havzası; Balkanlardan Kafkaslara, Karadeniz’den Akdeniz’e, Kuzey Afrika’dan Ortadoğu’ya uzanan, adeta dünyanın merkezi konumunda bir lokasyonu teşkil etmektedir. Haliyle bu merkezi bölgede yaşanan her gelişmenin, dünyaya çeşitli etkileri olmaktadır.

Pandemi döneminde, bir geminin Süveyş Kanalı’nda savrulup karaya oturması sonucunda, Süveyş Kanalı 6 gün boyunca kapalı kalmıştı. Bu durum küresel denizcilik ticaretini ve tedarik zincirini olumsuz etkilemişti.

Günümüze geldiğimizde ise, ABD/İsrail – İran Savaşı’yla Hürmüz Boğazı’nın kapanması, bu işin pik noktası oldu. Çünkü Hürmüz Boğazı’ndan, dünya petrol ve doğalgaz ihtiyacının önemli bir kısmı geçmekteydi. Savaşla birlikte boğazın kapanması, enerji fiyatlarında ciddi artışlara neden oldu.

Hal böyle olunca, yeni ticaret ve enerji koridorları aranmaya başlandı. Daha önce mevcut olan koridorların yeni dizaynı ve de alternatif rotalar üzerinde çalışmalar hız kazandı.


Mevzu bahis koridor ve rotaların jeopolitik yansımaları

Çeşitli sebeplerden ihtiyaç duyulan bu güzergâhların hayata geçmeleri, pek de kolay olacağa benzemiyor. Çünkü burada ciddi manada rekabet ve jeopolitik hesaplar yatmaktadır.

Binaenaleyh kimi aktörler, malum koridorların kendilerini pas geçme durumundan; kimileri de rakip gördükleri aktörlerin jeopolitik kazanım sağlama ihtimallerine karşı, bu girişimlerin önünü tıkamaya çalışmaktadırlar. Buna komşu ve dost görünen ülkeler de dahildir. Çünkü uluslararası arenada malum olduğu üzere “Devletler arasında ebedi dostluk ve düşmanlıklar yoktur; çıkarlar ve menfaatler vardır” yaklaşımı esastır.

Bütün bu baltalama girişimlerine rağmen, bölgede hızla değişen koşullar, bölge ülkelerini rasyonel bir zemine itmektedir. Böylece bazı küçük hesaplar yapmak yerine, iş birliğine gitmelerini sağlıyor. Dolayısıyla gelişen bu anlayışla, çeşitli vizyonların hayata geçme ihtimalini de artırabilmektedir.

7-10 Eylül 2023 tarihlerinde, Hindistan’da yapılan G20 Liderler Zirvesi’nde “Tek Dünya, Tek Aile, Tek Gelecek” mottosunun yanı sıra, tarihi Baharat Yolu’nu andıran Hindistan’dan Orta Doğu’ya ve Avrupa’ya uzanan (IMEC) ekonomik koridoru duyuruldu.
 

 

Bu koridor Hindistan’dan başlayıp Körfez Ülkelerine, oradan İsrail (Hayfa Limanı), Güney Kıbrıs ve Yunanistan üzerinden Avrupa’ya bağlanacaktı. Bu güzergâh aynı zamanda İsrail, Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ın siyasi ve mali nedenlerle hayata geçiremedikleri EastMed projesi sonrası, kendilerine bir can suyu olacaktı.

Bu girişimle bölgenin 3 önemli ülkesi (Türkiye, İran ve Mısır) pas geçilecekti. Süveyş Kanalı’nın devre dışı kalmasıyla Mısır dışarıda kalıyordu. Yapacak pek bir şeyi de yoktu.

Ancak imparatorluk bakiyeleri Türkiye ve İran, kendi dizaynlarını yapma yoluna gittiler. Türkiye’nin rolü alternatif geliştirip, oyun kurmak üzerineyken; İran ise mevcut oyunu bozma yoluna gitti.

İran’ın rolüne baktığımız zaman: Bu koridorun ilanından bir ay sonra, Gazze Savaşı’nın başlaması tesadüf sayılamaz. Elbette Gazze Savaşı’nın başka nedenleri vardır. Ancak zamanlama açısından, bu koridorun ilanının akabinde gerçekleşmesi, birçok şeyi gözler önüne sermektedir. Nitekim Gazze Savaşı’yla birlikte bu koridor, fiiliyatta kadük kaldı.

Aynı zamanda Gazze Savaşı esnasında Yemen’deki İran destekli Husilerin, İsrail menşeli gemilere müdahalede bulunması, Bab-el-Mandeb Boğazı’nı da sorgular hale getirmişti.

Türkiye ise bu koridora maliyet ve mesafe açısından daha makul alternatif bir güzergâhla sahneye çıktı. Özellikle Güneydoğu Asya’dan başlayıp Basra Körfezi’ne, Irak’ın Faw Limanı’ndan Basra, Bağdat, Musul ve Duhok vilayetleri üzerinden Ovaköy’e (Silopi) bağlanacak “Kalkınma Yolu Projesi” ile alternatifini sundu.

Kimileri Suriye Devrimi’yle birlikte bu yolun güzergâhında değişikliklere yer vermek istiyor. Yani yolun Suriye üzerinden Türkiye’ye bağlanmasını savunuyorlar. Ancak ileride Suriye üzerinden Akdeniz’e alternatifle Türkiye’nin baypas edilme ihtimaline karşı, Irak’tan Türkiye’ye doğrudan bağlanması en iyi seçenek olarak görülmektedir.
 

 

Ancak “Kalkınma Yolu Projesi” için de bir takım zorluklar söz konusuydu. Bir taraftan Irak’ta siyasi irade eksikliği vardı. Diğer taraftan da Irak’taki paramiliter ve yasadışı silahlı grupların varlığı işi zorlaştırıyordu.

Bir başka mesele de İran’ın yaklaşımıydı. İran kendisini pas geçen diğer projelere gösterdiği tavrı burada da göstermişti. Nitekim 16 Ocak 2024 tarihinde İran’ın eş zamanlı olarak Erbil, İdlib ve Pakistan’ı vurmasıyla uyanmıştık. Pakistan ve İdlib’i vurmasının çeşitli nedenleri vardı.

Ancak neden Erbil sorusuna cevap aradığımızda, biraz derine inildiğinde mesele anlaşılıyor. Her ne kadar Erbil’i vurmasını Mossad Karargâhına bağlasa da, aslında “Kalkınma Yolu”nu hedef almıştı. Çünkü Erbil’de vurduğu yer, “Kalkınma Yolu Projesi”ni yap-işlet-devret modeliyle yapmayı planlayan Kürt iş insanı Peşrew Dizayi’nin eviydi. İran bu saldırıyla “Kalkınma Yolu”nu yap-işlet-devret modeliyle yapmaya hazırlanan Peşrew Dizayi’yi öldürüp projeyi aksatmış oldu.

İran Zengezur Koridoru için de benzer bir tavrı takınmıştı. Karabağ Savaşı’ndan sonra Türkiye ve Azerbaycan’ın; Ermenistan’ın da müspet yaklaşımıyla üzerinde çalıştığı Zengezur Koridoru girişimine şiddetle karşı çıkmıştı. Gerek Azerbaycan sınırında yaptığı askeri tatbikatlar, gerekse Zengezur Koridoru’nun geçeceği bölgede konsolosluk açması bunun en bariz tezahürleridir.

Doğrusu İran’ın sicili burada da bitmiyordu. İran zamanında, bugünlerde de bahsi geçen Sünni Boru Hattı (Katar ve Suudi Arabistan gazının Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması) projesine de karşı çıkmıştı. Nitekim 2011 Suriye İç Savaşı’nın bu projeyi engellemek için çıkartıldığı da ihtimaller arasında yerini almaktadır.

Aslında bu zorluklara rağmen müspet gelişmeler de yaşanmıyor değil. Geçtiğimiz gün 28 Nisan’da Türkiye ve Ermenistan yetkilileri, 1993’ten bu yana çalışmayan Kars-Gümrü demiryolunun rehabilite edilmesi ve faaliyete geçmesi konusunda irade beyan ettiler. ABD Büyükelçisi Tom Barrack da bu gelişmeden dolayı tarafları tebrik etti.
Aynı şekilde Türkiye’nin zamanında Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü demiryolu bağlantısına uygun tasarlamış olması, Çin’in Orta Koridor (Pekin’den Londra’ya) projesinde yerini almasını sağlıyor.

Bir de tarihi değeri olmakla birlikte günümüze uyarlanacak “Modern Hicaz Demiryolu”. Bu yolun yeniden devreye girecek olması ayrı bir önem taşımaktadır. Özellikle Suriye Devrimi’yle birlikte Türkiye’ye müzahir bir yönetimin Suriye’nin başına geçmesi, bu projenin yeniden devreye sokulmasında büyük yer teşkil etmektedir. Modern Hicaz Demiryolu’nun devreye girmesi, bölge insanları için ticari faaliyetlerin yanı sıra kültürel ve beşeri bağların gelişmesine büyük katkı sağlayacağı öngörülmektedir.

Tam da bu noktada, “Yol medeniyettir” ifadesinin ehemmiyeti tezahür etmektedir.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU