Lübnan'daki savaş ve jeopolitik oyunlar

Faik Bulut Independent Türkçe için yazdı

İsrail-Lübnan görüşmelerinder istenen ve beklenen sonuç hünez  alınamadı / Görsel: Al Majalla

ABD Başkanı Donald Trump, 2 Haziran’da İsrail ile Hizbullah arasında ateşkes yapıldığını ilan ettiğinde genelde Lübnanlılar, özellikle de sınır boyundaki Güneyli ahali sevinip umutlanmakla karamsarlığa kapılmak arasındaki bir noktada takılı kaldılar. Tarihin bir garip cilvesidir ki, bu açıklama Lübnan medyası ve halkı arasında pek de dikkate alınmadı. Bunun yerine Trump’ın telefon konuşmasında İsrail Başbakanı Netanyahu azarlayan sözleri daha fazla ilgi gördü. 

Lübnanlıların merak ettiği şey şuydu: Ateşkes güneydeki sınır bölgeleri için de geçerli miydi, değil miydi? Son birkaç aydır süregelen çatışmalar sebebiyle İsrail, karadan başlattığı operasyonlar sonucu onlarca kilometre karelik alanı işgal ederek toplam 68 kent, kasaba, belde ve şehri buldozerlerle yıkmıştı; devamı nerden gelecekti?

İsrail-Lübnan arasındaki anlaşmazlıkları sonlandırmak için yapılan müzakereler, Washington’da görevli büyükelçilikler aracılığıyla başlatılmıştı. Ancak İsrail’in istediği bu değildi. İki ülkenin üst düzey iki temsilcisi sayılan Lübnan Cumhurbaşkanı Josef Awn ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun buluşup yüz yüze konuşmalarını dolaylı yolla Trump yönetimine telkin edilmişti.

Bu yüzdendir ki ABD’nin Beyrut’taki Özel temsilcisi Michel İssa, Awn’ın yakasını bir türlü bırakmadı. Netanyahu ile buluşma yönündeki ağır baskıdan sıyrılmayı başaran Awn, henüz “ohh be kurtulduk” demeye fırsat bulamadan Amerikan temsilcileri tarafından tekrar çembere alındı. 

Gerekçe şuydu: İsrail ile Lübnan arasında görüşülecek dosyalar, hem çok kritik hem de birinci elden konuşulması gereken meselelerdi. Hiç olmazsa Lübnan-İsrail müzakere heyetine katılanların seviyesi yükseltilmeliydi. Gerekirse en üst düzeyde, mesela ya bizzat Josef Awn yahut Hizbullah çevresini hiç sevmeyen ve siyaset sahnesinden silinmesini isteyen Sünni meşrepli Başbakan Navvaf Selam baş müzakereci olmalıydı!
 

Lübnan'da viraneye dönmüş binalar / Fotoğraf: Reuters
Lübnan'da viraneye dönmüş binalar / Fotoğraf: Reuters

 

Özel Temsilci Michel İssa’nın tarafsızlık politikası engellendi

Sorun şu ki Özel Temsilci Michel İssa, kendince bulduğu çözüm gereğince çatışan taraflardan birine sempati duymaktan ve bunu dillendirmekten kaçınıyordu. Meclis Başkanı Nebih Berri ile görüşmesinde de buna dikkat eden İssa Hizbullah hakkında kötü sıfatlar kullanmadı. Bütün arzusu Lübnan ile İsrail anlaşmazlığının şu esaslara göre çözülmesiydi:

Lübnan’ın egemenlik haklarına saygı duyulması; İsrail tarafından askeri denetime alınan toprakların geri verilmesi; ateşkesin fiiliyatta uygulanması.


Michel İssa, görüşmeler sürecinde anladı ki ABD, ikili müzakerenin kendi tekelinde olmasını istiyor; Mısır ile Fransa’nın arabuluculuk ve sürece müdahale girişimlerine karşı duruyordu. Cumhurbaşkanı Awn da bu tutumu başka türlü dile getirmişti:

İsrail’i etkileyip baskıcı yapacak biricik güç Amerika olduğundan, biz Washington yönetiminin devreye girmesinden yanayız!


Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron ile birlikte çalışan heyetle görüşen bazı Lübnanlı çevreler şu türden öğütler duydular:

ABD-İran müzakerelerinin sonucunu bekleyin. Oradan çıkacak bir uzlaşma, Lübnan’daki savaşı pekâlâ durdurabilir.


Mısırlı diplomatlar da benzer şeyler söylemişler:

Lübnan, kesinlikle İran-ABD görüşmelerine göre adım atmalıdır. Böylece bedel ödemeden ve taviz vermeden çatışmalar kendiliğinden durmuş olur.
 

Beyrut'ta ABD ve İsrail lobileriyle ilişkili Lübnanlı iş adamı Antuvan Sahnawi
Beyrut'ta ABD ve İsrail lobileriyle ilişkili Lübnanlı iş adamı Antuvan Sahnawi

 

İsrail yanlısı lobinin devreye girişi

Sorunun bir yanı yukarıda açıklandığı gibidir; diğer yanında ise Lübnanlı iş adamı Antuvan Sahnawi’nin Amerika’daki İsrail yanlısı politikacılar ve Trump tayfasıyla birlikte, İsrail ile anlaşma veya normalleşmenin ön şartını “Hizbullah örgütünün silahsızlandırılması ve hatta siyaseten tasfiye edilmesi” hususuna bağlamalarıdır. 
Bu ortak tutum, Hizbullah’ın tasfiye işlemi bitene kadar sürecekmiş gibi görünüyor. Bu türden bir uzlaşmaya itiraz eden Şii Emel ve Hizbullah yöneticileri ile tasfiyeden yana olanlar arasında ise kutuplaşma ve gerginlik yaşanıyor.

Bunu fırsat bilen İsrail de köpeksiz köy bulmuş misali Hizbullah mevkilerini, tünelleri, cephaneleri, füze rampalarını bahane ederek önceden belirlediği yerleri bombalayıp sivilleri katletmeye devam ediyor. 
 

19 Nisan 2026'daki bombalamanın sonuçları
19 Nisan 2026'daki bombalamanın sonuçları

 

Sonuçta Fransa ile Mısır’ın girişimlerine ilaveten Hizbullah’ın sert itirazı, ABD yönetiminin acilen devreye girmesine yol açtı. Şöyle ki: Washington bir “niyet beyanı taslağı” gönderip İsrail ile Lübnan’ın incelemesini istedi. Bunun üzerine taraflar taslak üzerinde bazı değişlikler yapıp ABD yönetimine gönderdiler.

Lakin İsrail “taslak için çabalamaya değmez; büyük adımlar atmanın vakti henüz gelmedi” diyerek işi yavaştan aldı ve bir sonraki görüşmeye en yakın adamını göndermeyi kararlaştırdı. Lübnan heyetine Cumhurbaşkanı yerine hükümetten ünlü bir şahsiyetin gönderilmesine ilişkin bu öneri karşı tarafça kuşkuyla karşılandı.
 

İsrail tarafından katledilen Hizbullah lider ve komutanlarının posterleri
İsrail tarafından katledilen Hizbullah lider ve komutanlarının posterleri

 

Cumhurbaşkanı Awn’nın dar görüşlülüğü ve Hizbullah düşmanlığı

Lübnan’ın en büyük eksiği Cumhurbaşkanı Awn ile Başbakanın dar görüşlülüğüdür. Cumhurbaşkanının önünde iki seçenek duruyor: Ya güçlü bir (ABD ve Suudi gibi) dış destek almalı ya da Lübnan başkanlığını fiiliyatta kanıtlamalıdır. 

Esasen Awn’ın İsrail ile görüşmelere izin vermedeki meramı işgal edilmiş topraklarının geri alınması değil, sallantıda olan cumhurbaşkanlığı makamını sağlama alma arzusudur. Ayrıca onun nazarında Hizbullah, kurtulunması gereken bir düşmandır. Hizbullah’ın ortadan kaldırılması veya etkisinin sıfıra indirilmesinin ülkedeki milli birliği zedeleyeceği ve kaotik bir istikrarsızlığa yol açacağına dair ikna çabaları şimdiye kadar hep boşa çıkmıştır.

Awn’ın masada ele alınan dosyalara hâkimiyeti veya herhangi bir etkisi var mı yok mu noktasından ziyade onun asıl ilgilendiği mevzu İsrail ile savaşın bir an önce durdurulmasıdır. Zira savaş uzadıkça Hizbullah ve Lübnan’daki direniş giderek itibar kazanıp kitle desteğini alacak ve savaş meydanından daha güçlü bir siyasi-askeri odak olarak çıkacaktır. 

Nitekim saha gerçekliği Awn’ın endişelerini artıracak niteliktedir. Bu konuda İsrail’de hükümete muhalif Haaretz gazetesinde çıkan bir tespit dikkate değerdir:

Hizbullah, 36. Tümen (İsrail) tarafından ele geçirilen bölgeden kademeli olarak geri çekilse de tümenin ilerleyişine insansız hava aracı saldırılarını artırarak ve yoğunlaştırarak karşılık verdi. Ordu, fiber optik insansız hava araçlarına karşı savunmada teknolojik bir çözüm bulmakta zorluk çektiğini itiraf etti. (5 Haziran 2026)


Bu açıdan bakıldığında Cumhurbaşkanı Awn’ın nihai beklentisi, Lübnan’daki Amerikan ve İsrail lobileri ve onlarla birlikte hareket eden yerel güçlerin (bilhassa Hıristiyan-Sünni çevrelerin) tasarlayıp bekledikleri sonuçlardan hiç de farklı değildir. Çelişki ise Hizbullah’ın fiili direnişiyle ona karşı olanların beklentileri arasındaki açı farkı ve zıtlıktır. 
 

Direnişte ısrar eden Hizbullah taraftarları Beyrut'de 26 yıl önce kazandıkları zaferi kutluyorlar, 25 Mayıs 2026 / Fotoğraf: AFP
Direnişte ısrar eden Hizbullah taraftarları Beyrut'de 26 yıl önce kazandıkları zaferi kutluyorlar, 25 Mayıs 2026 / Fotoğraf: AFP

 

Değişen dengeler ışığında Hizbullah’ın direnme gücü sorgulanıyor

İsrail’in Lübnan’ın derinliklerine yönelik askeri müdahalesiyle Suriye’deki Golan ve Dürzi Dağı bölgelerini ve ek olarak Gazze’nin neredeyse tamamının altını üstüne getiren operasyonlarından bağımsız bir değerlendirme yapmak eksik ve kusurlu kalır. 

Yine de asıl soru şudur: En güçlü olduğu dönemlerde yani 2000’li yıllarda İsrail işgaline direnmesi ile tanınan Hizbullah ile bugün vurucu gücü zayıflamış bu Hizbullah nereye kadar, hangi güç ve silahla İsrail ordusunu geri püskürtebilir?
 

Eskiden Hizbullah'ın direniş simgesi sayılan tarihi Şeqif Kalesi, şimdi İsrail askerlerinin elinde, 31 Mayıs 2026 / Fotoğraf: Reuters
Eskiden Hizbullah'ın direniş simgesi sayılan tarihi Şeqif Kalesi, şimdi İsrail askerlerinin elinde, 31 Mayıs 2026 / Fotoğraf: Reuters

 

Kimilerine göre tarihi El Şaqif ve Arnon kalelerinin işgal edilmesi, Hizbullah ile İsrail arasındaki denge değişikliğinin simgesi sayılabilir ki, Netanyahu bu dönüşümü yaşamsal olarak niteleyip kendisiyle övünmektedir. Lübnan ise yanı başındaki orta irilikteki bir canavarın demir pençesinde debelenirken herkes kendi menfaati adına Lübnan üzerinden hasmını oyuna getirme hesabındadır. 

Nasıl ki Hizbullah ve İran meseleleri artık bölgesel ve uluslararası bir nitelik kazanarak jeopolitik ve jeo-ekonomik bir önem kazanmışsa, İsrail’in bölgede oynadığı yıkıcı veya oyun kurucu rolü de hem bölge devletleri hem de uluslararasındaki önemli başkentleri tarafından yeniden değerlendirilmektedir. 
 

Hizbullah liderlerinin posterlerinin önünden Beyrut'a geçen Güneydeki Şii Lübnanlılar, 18 Nasin 2026 / Fotoğraf: AFP
Hizbullah liderlerinin posterlerinin önünden Beyrut'a geçen Güneydeki Şii Lübnanlılar, 18 Nasin 2026 / Fotoğraf: AFP

 

Awn ile Trump arasındaki irtibat yokluğu

ABD yönetimi tarafından ihmal edilip görmezlikten gelinen Awn, Beyaz Saray ile direkt irtibat kuramıyor. Aradaki diplomat ve temsilciler ise kendisini Amerikan-Lübnan ilişkilerinin normalleşmesi hususunda gerektiği noktasında sıkıştırıp duruyorlar. Ayrıca Trump tarafından ihmal edilen kendisiyle Suriye Başkanı Ahmed Şara arasında karşılaştırma yapılması da onu daha fazla endişelendirip üzmektedir. Nitekim başta Beyaz Saray olmak üzere Batılı ülkelerle Arap başkentlerinin kapıları Ahmed Şara’ya her zaman açık olmuştur. 
 

Lübnan- İsrail müzakereleri biraz da İran-ABD anlaşmasına bağlı
Lübnan- İsrail müzakereleri biraz da İran-ABD anlaşmasına bağlı

 

İsrail ile anlaşıp uzlaşmaya onay verirken “Müzakerelere başladığımızda Beyaz Saray’ın kapısı bize sonuna kadar açılacaktır” hesabını yapan Awn yanıldığını çabuk anlamıştır. Çünkü ABD, sadece masaya oturmayı değil, İsrail’in istediği taleplerin harfiyen kabul edilip yerine getirilmesini istemiştir. Ek taahhüt ve vaatler veren Awn yine de umduğunu bulamamıştır. 

Sadece bazı Arap ülkeleri (Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün gibi) Awn’ın vaatlerini ve attığı adımları isabetli bulup takdir ettiklerini açıkladılar. Bunu gören Cumhurbaşkanı, yeniden şöyle bir zehaba (sanrıya) kapılmıştır:

Arap ülkeleri yaptıklarımı takdir ettiğine göre, Amerika bu sefer ne yapıp edip İsrail’i savaşı durdurmaya ve Lübnan topraklarından çekilmeye mecbur edecektir!
 

Lübnan Cumhurbaşkanı Josef Awn, İsrail ile müzakereler hususunda verdiği tavizlere rağmen Trump'ın gözüne giremedi
Lübnan Cumhurbaşkanı Josef Awn, İsrail ile müzakereler hususunda verdiği tavizlere rağmen Trump'ın gözüne giremedi 

 

Doğrudur; Trump hızlı uzlaşma ve anlaşmalar yapmasıyla nam salmıştır. Ancak bu varılan bütün anlaşma ve uzlaşmaların nihayetinde ABD’nin stratejik çıkarlarına hizmet etmesi şartıyladır. Awn’ın yanılgısı tam da buradadır. 

Nitekim Trump “Lübnan, İsrail ile barış ve normalleşme anlaşmasına var mı yok mu?” diye sormuş. Özel Temsilci Michel İssa, “Cumhurbaşkanı Awn’ın önerilen fikri tasdik ettiğini” iletince de Trump görüşme süreçlerinin teamülüne aykırı olsa da ara merhalelerin üzerinden atlayarak direkt hedefe odaklanmış ve şöyle demiş:

O halde Awn ile Netanyahu müzakere sürecini beklemeden derhal buluşup konuşsunlar! Elbette hızlı ve dolaysız görüşmeler hem sonuç alıcı olur hem de barışı sağlar. Böylece İsrail de istediklerini (ikili ilişkilerin normalleşmesi, Hizbullah’ın silahsızlandırılması, Filistinli örgütlerin ülkeden çıkarılması veya mülteci kamplarından dışarı çıkmalarına izin verilmemesi, devlet denetiminin yaygınlaştırılması, ordunun güvenlikten sorumlu olması gibi) elde eder. Buna karşılık Awn’ın da ‘Bakın savaşı ben bitirdim ve İsrail’in topraklarımızdan çekilmesini takvime bağladım’ şeklinde propaganda yapıp halkı ikna etmesinin yolu açılır!
 

ABD Büyükelçisi Michel İssa, Cumhurbaşkanı J. Awn'ı Netanyahu ile masaya oturtmak istemişti
ABD Büyükelçisi Michel İssa, Cumhurbaşkanı J. Awn'ı Netanyahu ile masaya oturtmak istemişti

 

Awn’ın ego şişkinliği ve benmerkezciliği başarısız kaldı

İşin kötü yanı şudur: Adeta ego şişkinliği ve övünme (Abdominal Distension) illetine yakalanmış olan Cumhurbaşkanı Josef Awn’ın doğru diye telkin ettiği fikirlerin “eksik, kusurlu ve öznel” olduğu noktasında hiçbir danışmanı ağzını açıp uyarıda bulunamıyor. Kimse kendisiyle tercihlerini tartışamıyor.

Mesela gittiği “doğru yolda” ve benimsediği “sıra dışı tezlerde” Başbakan Navvaf Selam’ın önünde engel olmadığı varsayımından hareket ediyor. Veya İsrail ile görüşmeleri parlamento ve hükümetin tutumunu dikkate almadan müzakere masasını bizzat yönetebileceğini, çünkü anayasanın kendisine böyle bir yetkiyi verdiğini düşünüyor. 

Kendisine kalırsa, iç politikada “özgün bir yol” izlemektedir Awn. Çünkü Hıristiyan güçleri kendi aralarında ihtilaflıdır ve birleşemezler; dolayısıyla müzakere yürütmesine ses çıkaramazlar; Dürzi lideri Velid Canbulat ise İsrail ve Suriye’deki Dürzilerin parçalanmışlığını gidermekle meşguldür, o da itiraz edemez görüşmelere. Suudi Arabistan Lübnan’a kefil olduğundan Şii EMEL örgütü lideri ve parlamento başkanı Nebih Berri de kendisinden çok farklı bir fikirde olamaz!

Oysa Berri’nin görüşü hakkında Awn’ı yanıltan müsteşarları idi. Neticede tasavvurlarında yanıldığını anlayan Awn; bu kez de Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün ve Mısır liderlerine telefon ederek şöyle bir ricada bulunuyordu:

Başlangıçta İsrail ile müzakerenin en üst düzeyde olacağını ve bizzat benim katılıp Başbakan Netanyahu ile konuşacağımı söylemiştim. Ancak zaman içinde anladım ki şartlar ve ortam buna elvermiyor. Dolayısıyla lütfen Başkan Trump’a iletin, vaadimi yerine getiremediğim için beni affetsin.
 

Birleşik Arap Emirlikleri hükümdarı Muhammed Bin Zayed, telefon konuşması esnasında Lübnan Cumhurbaşkanı’na şöyle demişti:

Netanyahu, onunla görüşmemenizi anlıyor ve sizi zor durumda bırakan görüşme ısrarından ötürü de özür diliyor!


Bunun üzerine Awn Bin Zayed aracılığıyla bir mesaj da Trump’a iletmiş: “Prensip olarak üst düzeyde ikili görüşmeye karşı değilim. Ancak alt seviyedeki müzakereler başarıya ulaştığında son imzaları atmak üzere Netanyahu ile bir araya gelebiliriz!” demiş.

Trump ise daha önce üst düzeydeki direkt görüşme (Awn-Netanyahu) planından hemen vazgeçince, Awn’ın Beyaz Saray’a gitme hesabı da suya düşmüş. 

Bir bakıma Trump’ın planından vazgeçmesi isabetli olmuştur; çünkü ABD’nin vaatleri ve beklentileri farklıdır. Örneğin İran ile ateşkes Lübnan’daki çatışmanın durmasını da içerdiği halde İsrail ilk dakikadan itibaren saldırılarına hız vermiş; kara operasyonunun kapsamını genişleterek güney bölgesinde ve Beka vadisindeki bölgeleri askeri denetimine almıştır.

Neticede Awn bile anlamıştır ki İsrail’in Beyrut ile Şiilerin yoğun olduğu Dahiye semtini bombalamayacağına dair vaadi, meğer nihai değil geçici bir kararmış. Nitekim İsrail bu hususta herhangi bir resmi beyanda bulunmamıştır. Durumu idare etmeye çalışan Amerikalı yetkililerin, her ne kadar “İsrail’in başkent Beyrut’u hedeflemeyeceğini ama bazı semt ve mıntıkalarda güvenlik operasyonları yapabileceğini” belirtmelerine rağmen İsrail bildiğini okumuş; Dahiye semtinde subay-komutan Ahmed Ballut katletmiş, Beka bölgesinde kritik mevzileri bombalamıştır. 
 

İsrail'in bombaladığı binaların önünden arabalarla  kaçan Güney Lübnanlı siviller / Fotoğraf: AFP
İsrail'in bombaladığı binaların önünden arabalarla kaçan Güney Lübnanlı siviller / Fotoğraf: AFP

 

İsrail’in askeri operasyonları sorgulanıyor

Netanyahu, operasyon hakkında Trump ile konuşmasının içeriğini de açıklamıştı:

Hizbullah şehirlerimize ve vatandaşlarımıza yönelik saldırılarını durdurmazsa, İsrail’in Beyrut’taki bazı hedefleri vuracağını, bu tutumumuzun değişmediğini söyledim. Aynı zamanda, İsrail ordusunun Güney Lübnan’daki planlı operasyonlarına devam edeceğini de belirttim!


İsrail Savunma Bakanı, Lübnan için de ateşkesin gerçekleşmediğini vurguladı:

Ateşkes olmadı ve olmayacak da... Ordu, Sarı Hattın ötesindeki Litani bölgesini ve kontrolümüz altındaki tüm alanı silahtan arındırma ve temizleme hedefini gerçekleştirene kadar operasyonlarını sürdürecektir. Biz savaşmaya devam edeceğiz. (5 Haziran 2026)


İsrailli yorumcu Avi Eşkinazi, Netanyahu ile Dışişleri Katz’ın çelişkili açıklamalarının ordunun operasyonlarına zarar verdiği kanısındadır. Askeri analist Zvi Barel ise İsrail’in kazandığı taktiksel başarıların hem İran hem de Hizbullah’ın elinde ciddi bir koz olarak kullanılabileceğini” söylemektedir. 


Awn’ın beklenti ve varsayımlarının boşa çıkması 

Bu arada Cumhurbaşkanı Awn’ın bir beklentisi daha vardı: Fransa, Rusya, Çin ve Türkiye gibi ülkelerin tıpkı İran ile Amerika arasındakine benzer bir formülü devreye sokmaları; yani Lübnan’da daimi bir ateşkes için Pakistan-Türkiye-Suudi Arabistan arabuluculuğuna benzer bir plan için harekete geçmeleri.

Oysa Awn’ı tereddütte bırakıp vazgeçiren saplantı kabilinden bir sabit fikir vardı: İran bağlantılı veya onu çağrıştıran her girişim ve plan, Lübnan’daki Hizbullah’ın işine gelir ve onu güçlendirirdi. 

Özel görüşmeleri sırasında gizli veya aleni bir tarzda şunu diyebiliyordu:

Ben, İran’ın devreye girerek Lübnan’da savaşın durdurulmasına bile asla itiraz etmem. Tek şartım var: İran böyle bir girişimi ve planı Hizbullah aracılığıyla değil, Lübnan hükümeti ve hatta bizzat benimle yapmalıdır!


Kendisinin İran’a karşı nasıl kötücül ve düşmanca bir tutum aldığını unutmuş görünüyor Cumhurbaşkanı Awn; şöyle ki: Bir süre önce Beyrut’taki İran büyükelçisinin ülkeden çıkarılması kararını veren bizzat kendisiydi. O kadar ki, ziyaretine gelen İranlı sorumlulara “Ülkemizin iç işlerine karışmayın, çekin ellerinizi buradan!” diyerek uluorta fırça atmıştı. 

Lübnan’daki Devrim Muhafızları ve bağlantılı silahlı milislerin temizlenmesi hakkında da emir veren yine Cumhurbaşkanı Awn oldu. Hatta Şubat 2025’te Beyrut’a gitmekte olan İran uçaklarının havaalanına inmesini yasaklamıştı. Temel gerekçesi şuydu: Bu uçaklar aracılığıyla Hizbullah örgütü ile bağlantılı siyasi parti ve derneklere lojistik ve mali destek sağlanmaktadır!

Bu davranışlarını unutmuş görünen Awn’ın pozisyonunu güçlendirmek maksadıyla savaşı bitirmek üzere İran’dan medet umması tuhaf değil mi?

Durum bu olunca Lübnan-İsrail görüşmeleri büyükelçilik ve diplomatlar aracılığıyla Washington’da yürütülmektedir. Teknik ekip olarak Lübnan ordusundan altı üst rütbeli subay masaya katılıyor. Bunlardan üçü Hıristiyan, diğer üç subaydan biri Sünni, ikincisi Dürzi ve üçüncüsü Şii olarak belirleniyor. 

Başbakan Navvaf Selam, niyetini açıkça söylemişti:

Lübnan hükümetinin aldığı kararlar, aslında Hizbullah mensuplarıyla örgütün kurumsal altyapısına yönelik İsrail operasyonlarının kılıfı niteliğindedir!


Başbakan Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri’ne sırtını dayayıp Amerikan yönetimi ve ülkedeki Yahudi lobilerince desteklenmektedir. Haliyle kendisini meşru ve güçlü bir konumda görmektedir. 

Başkan Trump’ın en büyük yanılgısı ise Lübnan meselesini İran-ABD müzakerelerinden bağımsız ele almasıydı. Çok geçmeden yönetimindeki bazı İsrail yanlıları kendisini şu noktada ikna ettiler:

Hizbullah hem Lübnan hem de bölge ölçeğinde büyük bir problem haline gelmiştir. Ondan kurtulmak zorunludur. Üstelik örgütten kurtulmak gayet de kolaydır. Söz gelimi İsrail ile Lübnan hükümetleri arasında mutabakata varılırsa Hizbullah’a yönelik ortak operasyonla problem çözülmüş olur.


Yazıyı bir uzmanın tespitiyle bitirelim. Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı emekli Tuğgeneral Dr. Hişam Cabir’e göre son durum şudur:

Mevcut veriler, bölgedeki durumun eski haline dönmeyeceğini gösteriyor. Savaş yeni bir aşamaya girmiştir. Bu saha gerçekliği, Güney Lübnan’daki mevcut dengeler ile bölgenin genel yapısı üzerinde kalıcı etkiler yaratacaktır. Hizbullah örgütü de mevcut koşullarda savaşı tek taraflı olarak sonlandırabilecek durumda değildir. Sahadaki karmaşık dinamiklerle bölgesel ve uluslararası hesapların iç içe geçmiş olması, çatışmanın sona erdirilmesini daha da zorlaştırmaktadır.


Neticede Lübnan üzerine yapılan evdeki hesaplarla bölgedeki jeopolitik oyunlar, kimin haklı çıkacağını bizlere gösterecektir. 

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU