Bir yokuş, bir şehir: Akaretler'in hikâyesi

Bayram Ali Akyüz Independent Türkçe için yazdı

19'uncu yüzyıl Osmanlı sivil mimarisinin Beşiktaş'taki en önemli anıtsal simgelerinden biri olan tarihi Akaretler yerleşkesi

Beşiktaş'ta doğup büyüyen biri olarak Akaretler Sıraevleri'nin önünden yıllarca geçtim.

Öyle çok düşünmeden, gündelik hayatın içinde; sabah işe giderken ya da akşam kalabalığın arasından dönerken… 

Beşiktaş Çarşısı'nın gürültüsü, maç günlerinin coşkusu, dolmuşların telaşı, insanların hızlı yürüyüşü arasında o taş cepheler hep aynı yerde duruyor.
 

Akaretler
İstanbul Beşiktaş'taki Akaretler Sıraevler, gece ışıklandırmasıyla vurgulanan neo-klasik cephesi ve tarihi Arnavut kaldırımlı sokaklarıyla, modern şehir yaşamını büyüleyici bir akşam manzarasında birleştiriyor.

 

Çok kez onları sadece "güzel eski binalar" zannediyoruz ama hepsinin hikâyesi, hatta hikâye içinde hikâyesi var.

Gerçekten ne olduklarını, hangi tarihin içinden geldiklerini fark edene kadar. O zaman anlıyoruz ki orası sadece bir sokak değil; İstanbul'un hikâyelerinden biri.
 

Akaretler11
 32. Osmanlı padişahı ve 111. İslam halifesi olan Sultan Abdülaziz

 

Akaretler Sıraevleri'nin hikâyesi 1875 yılında Sultan Abdülaziz döneminde başlıyor.

Projenin mimarı, dönemin ünlü saray mimarı Sarkis Balyan'dır.

Sarkis Balyan'ın Osmanlı mimarlık tarihindeki önemi, sadece görkemli binalar tasarlamış olmasından değil, imparatorluğun geleneksel yapı kültürünü modern, Batılı ve endüstriyel bir sisteme dönüştüren kurucu figür olmasıdır.

Dolmabahçe Sarayı'nın hemen arkasında, sarayla neredeyse nefes mesafesinde bir yerde, saray çalışanları için düzenli bir yerleşim alanı olarak planlanıyor.

Muhafızlar, ağalar, saray görevlileri… Yani devletin en görünür ama en arka planındaki insanları için.
 

Sultan Abdülaziz ve onun emriyle 1875 yılında Dolmabahçe Sarayı çalışanlarına lojman sağlamak ve inşa edilmesi planlanan Aziziye Camii'ne gelir (akar) üretmek amacıyla mimar Sarkis Balyan'a yaptırılan tarihi Akaretler Sıra Evleri
Sultan Abdülaziz ve onun emriyle 1875 yılında Dolmabahçe Sarayı çalışanlarına lojman sağlamak ve inşa edilmesi planlanan Aziziye Camii'ne gelir (akar) üretmek amacıyla mimar Sarkis Balyan'a yaptırılan tarihi Akaretler Sıra Evleri

 

Aynı zamanda bazı evlerin kiraya verilerek gelir elde edilmesi ve bu gelirin vakıf düzenine, özellikle Aziziye Camii gibi yapılara aktarılması hedefleniyor.

"Akaret" kelimesinin de vakıf gelirli mülk anlamına gelmesi ondandır.
 

Osmanlı'nın ilk toplu konut projesi olan ve 1875 yılında mimar Sarkis Balyan tarafından inşa edilen tarihi Akaretler Sıra Evleri’nin kuşbakışı görünüm
Osmanlı'nın ilk toplu konut projesi olan ve 1875 yılında mimar Sarkis Balyan tarafından inşa edilen tarihi Akaretler Sıra Evleri’nin kuşbakışı görünümü

 

Aziziye Camii'nin akarı olarak yapılan bu evlerin hikâyesini okurken akla şu soru gelir: Aziziye Camii neredeydi?

Projesine göre Sultan Abdülaziz kendi adını yaşatmak üzere Maçka'nın Dolmabahçe üzerindeki hâkim bir noktasında 4 minareli olarak yaptırmak istemişti.

Mimarı da o yıllarda birçok yapıyı inşa eden Sarkis Balyan olacaktı. Yaptırdığı bütün büyük yapılarda şehrin kuzey taraflarını tercih eden Abdülaziz, kendi camisi için Marmara'dan gelindiğinde Boğaz girişine hâkim bu yeri seçmişti.

Burası bugün Swissotel ve önünde bulunan park alanı idi. Caminin geliri için önce Beşiktaş'tan Maçka'ya doğru çıkan iki yol üzerinde iki taraflı olarak kâgir evler yapıldıktan sonra caminin temeli atılmıştı.
 

Sultan Abdülaziz'in, Boğaz girişine hâkimiyeti nedeniyle seçtiği ve mimar Sarkis Balyan'a teslim ettiği tarihi cami projesinin arazisi; bugünkü adıyla Swissôtel The Bosphorus ve önündeki yeşil alan
Sultan Abdülaziz'in, Boğaz girişine hâkimiyeti nedeniyle seçtiği ve mimar Sarkis Balyan'a teslim ettiği tarihi cami projesinin arazisi; bugünkü adıyla Swissôtel The Bosphorus ve önündeki yeşil alanı

 

1874 sonlarında veya 1875 yılı başlarında büyük bloklar hâlindeki temel taşları konularak bina yerden henüz yükselmeye başlamışken Sultan Abdülaziz'in 30 Mayıs 1876'da tahtından indirilmesi üzerine inşaat durmuş ve cami tamamlanmadan böylece kalmıştı.

Duvarların ve büyük ana pâyelerin uzun süre duran temel taşları için tahta geçen Sultan Abdülhamid, bu alanda bulunan taşları da kullanmak suretiyle bir cami ve sıbyan mektebi inşa edilmesi için talimat vermiş; ne olduğu bilinmez, bu tarihte de cami ve sıbyan mektebi inşa edilmemiştir.

Buranın "Taşlık" adını almasına sebep olmuştur. 1940'lı yıllarda cami arsasına bir kahvehane ile bazı özel binalar yapılmış.

Aziziye Camii'nin temellerinin de bulunduğu alan, Vişnezade Mahallesi 684 ada, 5 parsel olup 8838 metrekare yüzölçümüne sahipmiş.

Temelleri 52 metre boyunda ve 52 metre genişliğinde olup taban alanı yaklaşık 2720 metrekare olduğu tespit edilmiştir.
 

1664 yılında Kazasker Vişnezade Mehmet İzzet Efendi tarafından inşa ettirilen tarihi Vişnezade Camii, Beşiktaş
1664 yılında Kazasker Vişnezade Mehmet İzzet Efendi tarafından inşa ettirilen tarihi Vişnezade Camii, Beşiktaş

 

Tahsis edilen alan, tarihî haritalar incelendiğinde Maçka Şeyh Mezarlığı'ndan başlayıp kuzeyde Prof. Alaeddin Yavaşça ve Vişneli Tekke Sokak, Boğaz cephesinde Dolmabahçe Caddesi, güney cephesi ise Bayıldım Caddesi ile sınırlı yaklaşık 95 dönüm alanı kapsamaktaydı.

Bu da yaklaşık olarak İnönü Stadı dâhil sıraevler arazisinin tamamını kapsıyor.
 

İstanbul’un merkezinde tarih ve doğanın buluşma noktası: Yemyeşil dokusuyla huzur veren Beşiktaş İnönü Parkı
İstanbul’un merkezinde tarih ve doğanın buluşma noktası: Yemyeşil dokusuyla huzur veren Beşiktaş İnönü Parkı

 

Cumhuriyet dönemi başlarında Hazine mülkü olan Aziziye Camii arazisi 42 dönüme kadar düşmüş, 15 Ocak 1948 tarihinde Bakanlar Kurulu kararı ile İstanbul Belediyesi'ne bedelsiz devri gerçekleşmiştir.

Süregelen yıllarda Set altında bulunan büyük avlu sahasına, bugün Swissotel'in bulunduğu sahaya spor tesisleri inşa edilmiş ve uzun süre bu şekilde kullanılmıştır.
 

Cumhuriyet dönemi heykeltıraşlığının imza eserlerinden Rudolf Belling imzalı atlı İsmet İnönü Heykeli ve çevresindeki kamusal yaşam alanı
Cumhuriyet dönemi heykeltıraşlığının imza eserlerinden Rudolf Belling imzalı atlı İsmet İnönü Heykeli ve çevresindeki kamusal yaşam alanı

 

1970'li yıllara gelindiğinde Taksim Gezi Parkı'na dikilmek için hazırlanan İsmet İnönü'ye ait heykel, halkın Taksim Gezi Parkı'na değil, Aziziye Camii'nin mevcut duvarlarının içi düzlenerek park alanına dönüştürülmek suretiyle buraya dikilmiş; günümüzde hâlâ bu alanda bulunmaktadır.

Aynı zamanda burası İnönü ailesine ait Maçka'daki evin denize bakan tarafıdır.
 

Beşiktaş Vişnezade’de Taşlık Parkı’nın hemen yamacında yükselen, İsmet İnönü ve ailesinin izlerini taşıyarak İstanbul'un modernleşme sürecine ışık tutan tarihi İnönü Villası
Beşiktaş Vişnezade’de Taşlık Parkı’nın hemen yamacında yükselen, İsmet İnönü ve ailesinin izlerini taşıyarak İstanbul'un modernleşme sürecine ışık tutan tarihi İnönü Villası

 

1988 yılına gelindiğinde Set korunmak suretiyle Taşlık Kahvesi ve alt bahçede yer alan spor kompleksleri yıkılarak caminin set altı bahçesine Turgut Özal döneminde, hemen Dolmabahçe Sarayı'nın tepesine Swissotel inşa edilmiştir.

Akaretler sıraevleri hikâye içerisinde hikâye barındırıyor. Tekrar Akaretler Sıraevleri'ne dönersek, o dönem İstanbul'una bakınca bu proje biraz sıra dışı duruyor. Çünkü şehir o zamanlar daha çok mahalleler üzerinden, dağınık ve doğal bir yapıda yaşıyor. Her ev kendi içine kapalı, sokaklar kıvrımlı, düzen daha serbest.

Ama Akaretler'de başka bir şey deneniyor: yan yana dizilmiş, aynı plana yakın, kontrollü bir sıraev düzeni. Bir şekilde "Osmanlı'nın ilk toplu konut denemesi" olan bu yapı, Avrupa şehirlerinden etkiler taşıyor.

Bazılarına göre modernleşmenin bir adımı, bazılarına göre ise "fazla düzenli" ve yabancı bir fikir. Yani daha baştan tartışmalı bir proje.

Zamanla burası sadece saray görevlilerinin yaşadığı bir yer olmaktan çıkıyor. Bürokratlar, askerler, memurlar, sanatçılar derken Akaretler yavaş yavaş değişiyor.

Cumhuriyet'e gelindiğinde ise artık daha geniş bir sosyal yapıya açılmış, Beşiktaş'ın seçkin yerleşim hattına dönüşüyor.

Zamanla burada yaşamak, hem merkeze yakın olmak hem de bir tür düzenli şehir hayatının içinde kalmak anlamına geldi.

Bu evlerin mimarisi bu düzen fikrini çok net gösteriyor. Dışarıdan bakınca simetrik, taş cepheli, disiplinli bir sıra.

Ama içeri girdiğinde daha yumuşak bir hayat başlıyor. Yüksek tavanlar, geniş pencereler, odalar arası geçişler.

Alt katlar daha çok hizmet ve depolama gibi kullanılırken üst katlar yaşam alanı olarak planlanmış. Yani evin içinde bile bir düzen hiyerarşisi var. Şehir planlaması sanki eve taşınmış gibi.
 

İstanbul'un kurtuluş planlarının ilk adımlarına ve dil devriminin ilk çalışmalarına ev sahipliği yapan Akaretler Sıra Evleri'nde bir dönemin sessiz tanıkları: Atatürk, Zübeyde Hanım ve Makbule Atadan
İstanbul'un kurtuluş planlarının ilk adımlarına ve dil devriminin ilk çalışmalarına ev sahipliği yapan Akaretler Sıra Evleri'nde bir dönemin sessiz tanıkları: Atatürk, Zübeyde Hanım ve Makbule Atadan

 

Akaretler'in en bilinen hikâyelerinden biri Zübeyde Hanım'la ilgili. Mustafa Kemal Atatürk'ün annesi bir dönem burada, 76 numaralı evde yaşıyor. Bugün o ev müze olarak kullanılıyor.

Atatürk, ünlü İsviçreli dilbilimci Ferdinand de Saussure ile burada Zübeyde Hanım'ın evinde tanıştığı söylenir. Modern dilbilimin babası olarak kabul edilen Saussure, yapısal dilbilim teorisiyle dilin sistematik yapısını ortaya koymuştur.

Bu tanışmanın, Atatürk'ün ilerideki Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu çalışmalarının ilk nüvelerini attığı noktalardan biri olduğu söylenir.
 

Akaretler Sıraevleri
Bir ulusun tarihine yön veren kararların alındığı duvarlar: Beşiktaş’ta ziyarete açık olan tarihi Akaretler Mustafa Kemal Müzesi

 

Diğer ünlü sakinler: Osmanlı'nın son dönem saray ressamı Fausto Zonaro, II. Abdülhamid'in beğendiği "Hücum" tablosu üzerine kendisine 50 numaralı evi tahsis etti. Burada hem ailesiyle yaşadı hem de atölye açtı. 19 yıl İstanbul'da yaşadı.

İstanbul'un günlük hayatını, sokaklarını, bayramlarını, ışık ve renk oyunlarını, özellikle deniz ve cami ışıklarını çok canlı resmetti.

Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'a girişi, Ertuğrul Süvari Alayı'nın Galata Köprüsü'nden geçişi, Hücum (Dömeke Savaşı), Göksu Sefası başlıca eserleri oldu.

1909'da Abdülhamid'in tahttan indirilmesinden sonra unvanı alındı, 1910'da İtalya'ya döndü. Hoca Ali Rıza, Mihri Müşfik Hanım, Celal Esad Arseven gibi Türk sanatçılara ders verdi. Enver Paşa gibi isimler atölyesini sık ziyaret etti.

Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının hem şiir hem öykü hem de tiyatro alanında eser vermiş Sabahattin Kudret Aksal 57 numaralı evde doğmuştur.

Türk edebiyatının önemli isimlerinden biri olarak Akaretler'de geçen çocukluk yılları, semtin Cumhuriyet dönemi entelektüel yaşamına tanıklık eder.

Bir tarafında Beşiktaş Çarşısı var. Balıkçıları, kafeleri, esnafı, sabah-akşam değişen kalabalığıyla tamamen başka bir dünya. Orası daha düzensiz, daha hızlı, daha sokak hâli.

Yukarı çıktıkça Akaretler'e geliyorsun ve ritim değişiyor. Sanki şehir ikiye ayrılıyor gibi: aşağıda hayat akıyor, yukarıda hayat izleniyor.

Tekrar yokuşun başından aşağı doğru inelim. Akaretler yokuşunun hemen başında bugün trafik ışıklarının solunda yer alan mezarlık vardır.
 

Akaretler Sıraevleri
Akaretler Sıraevleri

 

İnönü Stadyumu ile Akaretler yokuşunun bugünkü adıyla Süleyman Seba Caddesi'nin birleştiği noktada Şeyhler Mezarlığı, bugünkü adıyla Maçka Mezarlığı bulunur.

Bu mezarlık 1940 yılında Vali Lütfi Kırdar'ın yaptığı yıkımlardan nasibini aldı. Tıpkı Menderes dönemindeki yıkımlar gibi. O yıkımlar bu projelerin devamı olmuş.
 

smanlı dönemi uleması, şeyhleri ve devlet görevlilerinin kabirlerine ev sahipliği yapan tarihi Maçka (Şeyh) Mezarlığı
Osmanlı dönemi uleması, şeyhleri ve devlet görevlilerinin kabirlerine ev sahipliği yapan tarihi Maçka (Şeyh) Mezarlığı

 

Geçmişi 17'nci yüzyıla dek uzanan bu mezarlıkta kimler yok ki: paşalar, devlet adamları, Nakşibendi dergâhlarının, Bektaşi ve Mevlevihanelerin önde gelenleri…

Ama sık sık soyulan mezarlıkta birçok taş kırık ve tarihî mezarların büyük bölümü çöküp kaybolmuş durumda.
 

İstanbul'daki tarihi Maçka Mezarlığı'nda bulunan Osmanlı dönemine ait mezar taşları
İstanbul'daki tarihi Maçka Mezarlığı'nda bulunan Osmanlı dönemine ait mezar taşları

 

İstanbul Teknik Üniversitesi Maçka Maden Fakültesi'nin yanındaki mezarlığın arazisi 3-4 dönüm civarında.

Bulunabilen en eski mezar 17'nci yüzyıla dek uzanıyor. En son defin tarihi ise 1935. Bu tarihten sonra mezarlığa defin yapılmamış.

Bu tarihe kadar mezarlığa daha çok Tophane civarındaki dergâhların ileri gelenleri ve Bektaşi, Mevleviler defnedilmiş.

Çırağan Sarayı'nın olduğu yerde inşa edilen Beşiktaş Mevlevîhanesi, yangında zarar görmüş; Fındıklı'daki Karacehennem İbrahim Paşa Konağı'na, 1870'te de Maçka sırtlarında inşa ettirilen yeni binaya taşınmıştır.
 

Geçmişle bugünün buluşması: Yenilenen çevre düzenlemesiyle tarihi Maçka (Şeyh) Mezarlığı girişi
Geçmişle bugünün buluşması: Yenilenen çevre düzenlemesiyle tarihi Maçka (Şeyh) Mezarlığı girişi

 

Beşiktaş Mevlevîhânesi'nin devamı niteliğindeki Maçka Mevlevîhânesi de ancak dört yıl ayakta kalmış ve 1874'te İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi olarak kullanılan kışlaya yer açmak için ortadan kaldırılmış.

O tarihteki postnişin Hüseyin Fahreddin Dede Efendi, ailesi ve dedegânı ile beraber Eyüp Bahariye'ye taşınmıştır.
 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı tarihi Maçka (Şeyh) Mezarlığı'nın giriş kapısı
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı tarihi Maçka (Şeyh) Mezarlığı'nın giriş kapısı

 

Bu arada bazı kabirler nakledilmiş, diğer kabirler ise Çırağan Sarayı'nın bodrumunda kalmıştır.

Beşiktaş Mevlevihanesi postnişini El-Seyyid Şeyh Mehmet Tâhîr Efendi'nin mezarı da burada. Maçka iskâna açıldıktan sonra ise eşraf, devlet adamları ve sosyete mensupları buraya gömülmüştür.

Mezarlığın sakinleri böyle hatırı sayılır kişiler olunca kazılmadık mezar kalmamış.

Hemen mezarlığın karşısında bir diğer önemli nokta Taşkışla'dır.
 

Akaretler12
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Mimarlık Fakültesi olarak kullanılan tarihi Taşkışla (Mecidiye Kışlası) binası

 

1846-1852 yılları arasında İngiliz mimar Williams James Smith ve Osmanlı kalfa İstefan tarafından, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane yani askerî tıbbiye için bir hastane binası olarak tasarlanmıştır.

1853-1856 Kırım Savaşı sırasında müttefik Fransız askerlerinin tedavisi için kullanılmış; ardından 1860 yılında onarılarak Dolmabahçe Sarayı'nı korumak amacıyla askerî kışlaya, Mecidiye Kışlası'na dönüştürülmüştür.
 

İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi olarak kullanılan tarihi Taşkışla binası
İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi olarak kullanılan tarihi Taşkışla binası

 

"Taşkışla" adı, binanın kâgir (taş) yapısından gelmektedir. 1909 yılındaki ünlü 31 Mart Vakası'nda Hareket Ordusu ile kışladaki Avcı Taburları arasındaki en sert çatışmalar bu binada yaşanmıştır.

Bugün İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Mimarlık Fakültesi olarak kullanılmaktadır.
 

Bu bina İstanbul Teknik Üniversitesi'nin (İTÜ) Taşkışla Kampüsü olup, günümüzde Mimarlık Fakültesi olarak hizmet veriyor
Bu bina İstanbul Teknik Üniversitesi'nin (İTÜ) Taşkışla Kampüsü olup, günümüzde Mimarlık Fakültesi olarak hizmet veriyor

 

Mezarlıktan denize doğru indiğimizde sağ tarafta önümüze Bezmiâlem Vâlide Sultan Çeşmesi çıkar. Sultan II. Mahmud'un eşi, Sultan Abdülmecid'in annesi Bezmiâlem Vâlide Sultan tarafından 1839 yılında yaptırılmıştır.

Tahta çıktığında Sultan Abdülmecid'in henüz çocuk denecek yaşta bulunması ve devlet işlerinde tecrübesiz oluşu, annesinin devlet ve hükümet işlerinde bizzat yol gösterici ve etkili bir rol oynamasına yol açmıştır. 3 Mayıs 1853'te Beşiktaş Sarayı'nda vefat etmiş ve aynı gün II. Mahmud Türbesi'ne defnedilmiştir.

Bezmiâlem Vâlide Sultan akıllı, tedbirli, şefkatli ve oğlu Abdülmecid'in tersine israf ve gösterişten uzak durmuştur. Cömert bir kadındır. Oğlu Abdülmecid'in israf ve gösterişe düşkünlüğüne bir ölçüde engel olmuştur. Devlet gelirlerini fakirlere ve hayır işlerine harcamıştır.

Yaptırdığı eserler arasında Gurebâ-yı Müslimîn Hastanesi, Mekke'deki hastane, Dârülmaârif Vâlide Mektebi, Galata Köprüsü, Beşiktaş-Maçka Vâlide Çeşmesi ve daha birçok hayır eseri vardır.
 

Semte adını veren tarihi Valideçeşme'nin iki farklı açıdan mimari anatomisi; Osmanlı meydan çeşmesi mimarisinin zarafetini günümüze taşıyan anıtsal detaylar
Semte adını veren tarihi Valideçeşme'nin iki farklı açıdan mimari anatomisi; Osmanlı meydan çeşmesi mimarisinin zarafetini günümüze taşıyan anıtsal detaylar

 

Bu çeşme kare planlı, ampir üslupta dört cepheli mermer bir abidedir. Üzerinde Sultan Abdülmecid'in tuğrası yer alır. 1983'teki bir bombalı saldırıda zarar görmüş, daha sonra aslına uygun şekilde onarılmıştır.
 

Beşiktaş Maçka'daki tarihi Bezm-i Âlem Valide Sultan Çeşmesi’nin, şair Zîver Paşa’ya ait övgü dolu dizelerin ve celi ta'lik hat sanatının yer aldığı mermer inşa kitabesi
Beşiktaş Maçka'daki tarihi Bezm-i Âlem Valide Sultan Çeşmesi’nin, şair Zîver Paşa’ya ait övgü dolu dizelerin ve celi ta'lik hat sanatının yer aldığı mermer inşa kitabesi

 

Yokuştan aşağı denize doğru inerken sağda Vişnezade Camii vardır. 1665 yılında Kazasker Vişnezâde Mehmet İzzet Efendi tarafından yaptırılmıştır.

Bulunduğu semt, adını bir dönem bölgede vişne yetiştiren babası Lütfullah Efendi'den alır. Dikdörtgen planlı, kâgir duvarlı ve ahşap çatılı mütevazı bir mahalle camisidir. Yangın sonrası aslına uygun şekilde restore edilmiştir.

Çeşmeyi geçtikten sonra BJK Kulübü'nün merkezinin olduğu plazalar vardır. Arsa, Akaretler Sıraevleri'nin arka bahçe tarafıdır. 1995'e kadar boş bir arazi ve otopark alanı olarak kullanılmıştır.

Kulübün asıl kurulduğu tarihî yapı ise bugün Serencebey'de bulunmakta ve Millî İstihbarat Teşkilatı Sosyal Tesisi olarak hizmet vermektedir.

Beşiktaş Dolmabahçe Caddesi'ne indiğinizde karşınıza çıkan otel ise bir zamanlar Nuri Demirağ'ın ürettiği uçakların yapıldığı fabrika idi. Yanında Deniz Müzesi bulunur.

Hemen yakınlarda Sinan Paşa Camii ve Barbaros Hayrettin Paşa Türbesi vardır. Barbaros türbesinin yanında bulunan Yedi Sekiz Hasan Paşa Türbesi yıkılmış, mezar Yahya Efendi haziresine taşınmıştır.

Bu yapılar Beşiktaş'ın denizcilik tarihi, dinî hayat, Osmanlı'nın ilk dönemlerinden gelen izleridir. Yani Akaretler aslında sadece 19'uncu yüzyılın değil, çok daha eski bir tarihin üstüne oturur.

Biraz ileride Dolmabahçe Sarayı vardır. Osmanlı'nın son dönem modernleşmesinin en güçlü simgelerinden biridir. Saray sadece bir yönetim merkezi değil, aynı zamanda bir yaşam alanıdır.
 

Akaretler Sıraevleri
Akaretler Sıraevleri

 

Akaretler de bu sarayın arka yüzü gibi çalışır. Yani sarayın görünen ihtişamının arkasında günlük hayatın döndüğü yerdir. Bu yüzden ikisi birbirinden ayrı değil, birbirini tamamlayan bir yapı gibidir.

Bir de Swissôtel tarafı vardır. Bugün lüks bir otel gibi görünen bu alan aslında eski saray bahçeleri ve hasbahçe düzeninin bir parçasıdır.

Zaman içinde askerî alanlara, sonra kamuya, en sonunda turizme açılmıştır.

Bütün bu çevre birleşince Akaretler tek başına bir yer olmaktan çıkar. Saray var, çarşı var, spor var, askerî tarih var, dinî yapılar var…

Hepsi birkaç yüz metrelik bir alanın içinde üst üste durur. Bu yüzden orası bir "geçiş noktası" gibi hissedilir. Ne tamamen yukarıdaki düzen, ne aşağıdaki karmaşa.
 

Akaretler Sıraevleri
Akaretler Sıraevleri

 

1990'lardan sonra başlayan restorasyon süreci ise bu yapıyı tamamen değiştirir. Uzun süre bakımsız kalan evler yeniden ele alınır.

Dış cepheler korunur ama içleri modern yaşam için yeniden düzenlenir. Bu süreç de kendi içinde tartışmalı olur.

Bir taraf bunu tarihî mirasın kurtarılması olarak görür, diğer taraf ise bölgenin sosyal yapısının değiştiğini söyler.
2008'de açıldıktan sonra Akaretler artık bambaşka bir yere dönüşür.

Rezidanslar, restoranlar, kafeler, sanat galerileri, W Hotel… Artweeks gibi etkinliklerle burası artık sadece yaşanan değil, gezilen ve deneyimlenen bir yer olur.

Ama bu dönüşümle birlikte eski sakinler yavaş yavaş çekilir, yerine daha farklı bir sosyal yapı gelir. Bu da İstanbul'un çok tanıdık hikâyelerinden biridir aslında.

Bugün oradan yürürken şunu hissediyorum: Akaretler sadece eski evler değildir. Orası bir zaman çizgisi gibidir.

Osmanlı'nın modernleşme denemesi, Cumhuriyet'in dönüşümü, askerî düzen, saray hayatı, spor kültürü ve bugünün şehir yaşamı… Hepsi aynı sokakta yan yana durur.

Bu yokuş sadece bir yer değil, İstanbul'un kendini sürekli yeniden yazma biçimi. Her dönemin kendi izini bıraktığı, ama hiçbir dönemin tamamen silinmediği bir bölge.

Sarayın gölgesinden çıkıp şehrin içine karışan, sonra yeniden dönüştürülen bu alan, aslında İstanbul'un kaderini küçük bir ölçekte tekrar ediyor.

Belki de bu yüzden Akaretler'den geçerken sadece binaların arasından yürümüyoruz; zamanın içinden de geçiyoruz.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU