6 Şubat 2023 depreminin üzerinden tam üç yıl geçti. O günlerin acısı hâlâ taze; ancak bugün Hatay’da yaşanan süreç, ilk günlerin yoğun ve sarsıcı atmosferinden farklı olarak daha sessiz, daha derin ve daha kalıcı bir yeniden kurulum evresine girmiş durumda. Kameraların uzaklaştığı, gündemin değiştiği bu dönemde Hatay’da asıl sınav başlamış bulunuyor.
Biz SODİMER olarak bu üç yıl boyunca defalarca bölgeye gittik. Yardımlar yaptık, sahada olduk, dinledik ve tanıklık ettik. Şunu açıkça ifade etmek gerekir: Afetin ilk günlerindeki yoğun toplumsal ilgi azalmış olabilir; ancak Hatay’da hayat hâlâ yeniden kuruluyor. Asıl sınav da tam olarak bu noktada başlıyor.
İşte bu yazıda; Hatay’da Sayın Valimiz Mustafa Masatlı’nın öncülüğünde şekillenen, gelişen ve giderek dönüşen Afette Hatay Modeli’ni anlatmak istiyorum. Çünkü burada yaşananlar, sıradan bir afet sonrası toparlanma hikâyesi değildir.
Bu süreçte, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Hatay’a yönelik güçlü desteği ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un yeniden inşa çalışmalarına sağladığı katkılar belirleyici olmuştur. Ortaya çıkan tablo, kalıcı ve insanı merkeze alan bir devlet yaklaşımının sahadaki yansımasıdır.
Afette Hatay modeli, kriz anlarında yalnızca refleks gösteren bir devlet pratiğinin değil; sahayı okuyabilen, insanı merkeze alan, kurumlar arası eşgüdümü sağlayan ve günü kurtarmak yerine geleceği inşa eden bir devlet aklının nasıl çalıştığının canlı bir örneğidir.
6 Şubat depremlerinin ardından Hatay’da yürütülen süreç, literatürde “afet yönetimi” olarak tanımlanan dar çerçeveyi aşmış; baştan sona toplumsal yeniden kurulum hedefiyle ele alınmıştır. Nitekim Hatay, depremin en ağır sonuçlarını yaşayan şehirlerden biri olmasına rağmen bugün Türkiye’nin krizler karşısında geliştirdiği yeni yönetim kapasitesinin sahadaki en somut örneklerinden biri hâline gelmiştir.
Depremde Hatay genelinde yaklaşık 91 bin bina, 335 bini aşkın bağımsız bölümle birlikte yıkılmış ve enkazı kaldırılmıştır. Ancak aradan geçen sürede, tamamlanan ve inşası devam eden 194 binden fazla bağımsız bölüm ile şehir, tarihte benzeri az görülen bir hız ve ölçekte yeniden ayağa kaldırılmaktadır. Buna ek olarak, 13.500 sosyal konut projesiyle kiracılar da yeniden inşa sürecinin parçası hâline getirilmiş; barınma meselesi yalnızca mülkiyet sahipleri üzerinden ele alınmamıştır. Bu tablo, Hatay’da yürütülen sürecin sadece yapı üretimine değil; toplumsal adalet ve kapsayıcılığa da dayandığını göstermektedir.
Bugün Hatay’da atılan her temel, yalnızca bina güvenliğini değil; gelecek kuşakların şehirle kuracağı bağı da garanti altına alma iddiası taşımaktadır. Zemin etütlerinden rezerv alan uygulamalarına, yerinde dönüşümden planlı yerleşimlere kadar geliştirilen yeni şehircilik yaklaşımı, geçmişin hatalarını tekrar etmeyen bir gelecek tasarımını esas almaktadır. Özellikle rezerv alan uygulamaları, devletin yalnızca inşa eden değil; riskleri yöneten, sorumluluk alan ve bilimsel veriyi önceleyen bir özne hâline geldiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Afette Hatay modelinin ayırt edici yönlerinden biri de sektörel eşzamanlılık ilkesidir. Eğitim alanında yüzlerce okul onarılmış, güçlendirilmiş ve yenileri inşa edilmiştir. Üç yıl gibi kısa bir sürede derslik sayısının önemli ölçüde artırılması, eğitimin yalnızca bir hizmet alanı değil; toplumsal bağışıklığın temel unsuru olarak ele alındığını göstermektedir. Benzer bir yaklaşım sağlık alanında da benimsenmiş; yeni hastaneler, aile sağlığı merkezleri ve polikliniklerle Hatay’ın sağlık altyapısı yeniden yapılandırılmıştır.
Hatay modeli, fiziki yeniden inşayı tarihsel ve kültürel hafızadan koparmamıştır. Habibi Neccar Camii, Hatay Devleti Meclis Binası, Tarihi Valilik yapıları ve Uzun Çarşı gibi simge mekânlar, aslına sadık fakat daha güvenli şekilde yeniden ayağa kaldırılmıştır. Bu yaklaşım, Hatay’da yapılanın sadece şehir kurmak değil; hafızayı onarmak olduğunu göstermektedir.
Ekonomik hayatın sürekliliği de Afette Hatay Modeli’nin temel ayaklarından biridir. Kalıcı iş yerleri tamamlanıncaya kadar kurulan geçici çarşılar, prefabrik iş yerleri ve destek mekanizmaları sayesinde esnaf yalnız bırakılmamıştır. Çarşıların yeniden canlanması, kepenklerin açılması ve dükkân ışıklarının yanması; Hatay’da hayatın yeniden akmaya başladığının en somut göstergeleri olmuştur.
Bütün bu tablo birlikte okunduğunda ortaya çıkan sonuç nettir: Hatay, afet sonrası “bekleyen şehir” olmamış; Türkiye’nin yeniden ayağa kalkma iradesinin öncüsü hâline gelmiştir. Burada devlet, yalnızca yapan değil; dinleyen, anlayan ve birlikte karar veren bir özne olarak sahadadır. Merkezi kapasite ile yerel hafıza aynı zeminde buluşturulmuştur.
Bu noktada şunun özellikle altını çizmek gerekir: Yeniden inşa sadece betonla yapılmaz.
Danışmanı olduğum ve sayın vali tarafından oluşturulan “Yüreğimizdeki Işık” projesi de tam bu sessiz evrede doğmuştur. Çünkü biliyorduk ki enkaz kalktığında asıl mesele başlar. Umudu diri tutmak, çocukların gözündeki korkuyu azaltmak, insanlara yalnız olmadıklarını hissettirmek… Bu tür çalışmalar, Hatay’da yürütülen sürecin insanı merkeze alan ruhunu görünür kılmıştır.
Bugün Hatay, sadece yeniden kurulan bir şehir değildir. Aynı zamanda krizlerden güçlenerek çıkabilen bir devlet geleneğinin yaşayan hafızasıdır. Afette Hatay Modeli; dayanıklılık, eşgüdüm ve insan odaklılık üzerinden şekillenen, Türkiye’ye özgü bir yönetim kapasitesinin sahadaki karşılığıdır.
6 Şubat’ın sene-i devriyesine giderken Hatay’ın bize hatırlattığı gerçek şudur:
Asıl mesele enkazı kaldırmak değil; o enkazdan daha dirençli, daha adil ve daha insanî bir gelecek inşa edebilmektir. Hatay’da yapılan tam olarak budur.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish