"Şamanlar oyun mu oynar?" sorusu üzerinden Şamanizm

Gürbüz Evren, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: listelist.com

Günümüz tarihçileri ve araştırmacıları Şamanizm’i üçe ayırırlar. Bunlardan birincisi Geleneksel Şamanizm’dir ve Arktika ile Güney Sibirya’da uygulanmaktadır. 

İkincisi İslamlaştırılmış Şamanizm olarak adlandırılır ve kuzeydeki göçebe Türk toplulukları ile Orta Asya yerleşik toplumlarının inanç sentezi şeklinde görülür. 

Üçüncüsü ise Yeni Şamanizm adıyla tarif edilir. 

Bu da Şamanizm’in bazı batılıların tekrar uygulamaya başladığı şeklidir. Carlos Castaneda adlı araştırmacı Yeni Şamanizmi, “Şamanizm, inananlarına özgürlük kazandırmak, kötü ruhların yokluğunu kabul etmek, iyi ruhlara ulaşmaya çalışmak gibi esaslara dayanmaktadır. Ayrıca herkes kendinin şamanı olmalıdır” sözleriyle özetliyor.

Şamanizm’în din inançlarını ve buna bağlı dini merasimlerini ifade eden bir terim olduğu yorumu da yaygındır. 

Bu ifadenin, Şaman üzerinden kurulan, dini içerikli inançları ve bazı faaliyetleri anlatmak için kullanıldığı kaydedilir. 

Tanrı ve kötü ruhlarla aracılık yapan din adamlarına Şaman adı verilir. 

Rus, Fransız, Macar, Alman, İngiliz, Polonya ve Çin kaynaklarında Şamanlar için farklı değerlendirmeler yapılır. 

Genel olarak din görevlisi, şifacı ya da büyücü tanımlamaları öne çıkar. Ruhlarla temas kurabilme özelliğine dikkat çekilir. 

Ayin sırasında transa geçebilmek, bir şaman için olmazsa olmazdır. Bundan kaynaklanan güçlerini de hastaları iyileştirmek, kutsama, gelecekten haber vermek, ruhlara kurban sunmak, ölüm kalım gibi görevlerde kullandığı belirtilir. 

Şaman görevini yaparken ya ruhu bedeninden ayrılarak başka bir dünyaya gider ya da ruhlar şamanın içine girip ona ilham verir.

Şamanın doğum, evlenme, ölüm ve defin törenlerinde yeri yoktur.

Ayin bittikten sonra trans halinden çıkan şamanın hiçbir şeyi hatırlamaması da ayrı bir özelliktir.

Herkesin şaman olamayacağı, bu kişinin şamanlık özelliğini, kendisinden önce bu görevi yapan aile büyüklerinden aldığına vurgu yapılır. 

Ayrıca ruhlar tarafından şamanlığa davet edildiğine inanılan kişiler de bulunmaktadır. 

Bu yolla şaman olanlara korkuyla karışık bir saygı gösterildiği de bilinir. Şaman’ın yetişmesi için gerekli süreç ise 15 yıl civarındadır. 

Eğitime başlamadan 10-15 gün boyunca inzivaya çekilen ve kendini tüm dünya işlerinden ayıran şaman adayı, önceki yaşantısında bildiklerini tamamen unutmak zorundadır.  

İlk şamanların kadın olduğu belirtilmektedir. 

Bu nedenle de şamanlar çoğunlukla kadınlardan seçilse de zamanla erkekler de bu işe soyunmuştur. 

Şamanların, adına Manyak denilen elbiseleri kadın giysisidir. 

Erkek şamanlar da bu kadın elbisesini giymek zorundadır. 

Söz konusu elbise farklı figürler ve nesnelerle süslenmiştir. 

Şaman elbisesi eskidiğinde atılmaz. 

Ormanda bir ağaca asılır. 

Şaman öldüğünde ise elbisesi mezarının yanına konulur. 

Bir başka bilgi ise ilk şamanın erkek olduğu şeklindedir. 

Efsaneye göre Gök Tanrı, insanları kötü ruhlardan kurtarması için bir kartal gönderir. 

Ancak kartal insanlarla iletişim kuramaz ve geri döner. 

Bunun üzerine Gök Tanrı, kartalı göreceği ilk insanı şaman özellikleriyle donatması için gönderir. 

Kartal bir ağacın altında uyuyan kadın ile çiftleşir. 

Kadın da şaman yetenekleriyle donatılmış bir erkek bebek doğurur. 

Bu bir kartal ata kültüdür ve ilk şamanın erkek olarak insanlara gönderilmesini içerir. 

Ama kadının şaman özellikleriyle donatıldığı, bunların da doğurduğu erkek çocuğa geçtiği yorumu yapılır. 

Buna dayanılarak ilk şamanın kadın olduğu savunulur. 

Şamanlar, çeşitli hayvan derilerinden yapılmış davul da kullanırlar. Üzerinde, gök ve yeraltı ruhları ile ilgili semboller bulunan davul, şamanların ayinleri sırasında kullandıkları en önemli araçlarıdır. 

Şamanlar, mitolojideki olayları, efsaneleri ve söylenceleri danslar, hareketler, çığlıklar ve sesler eşliğine bir tiyatro oyununu sahneye koyar şekilde anlatmalarına ‘Oyun’ denir. 

Şamanlar oyuncudur. 

Türkçedeki oyun ifadesi de buradan gelmektedir. 

Yine şamanlar bu oyun şeklindeki ayinler sırasında kendi yaptıkları bez ya da tahtadan eşyaları kullanırlar. 

‘Oyuncak’ ifadesinin de bundan kaynaklandığı düşünülmektedir.

Türk kavimleri ise şamanlara genel bir ifade ile Kam derler. 

Ayrıca Bö, Böge, Bakşı, Baksı, Sagun gibi kelimeler de kullanılmaktadır. 

Dünyaca ünlü edebiyat ve düşünce adamlarından Johann Wolfgang von Goethe, Johann Gottfried von Herder ve Victor Hugo da şaman için “Dinî duyguları şarkılarla müzikle dile getiren bir virtüoz” tanımlaması yapmıştır. 

Osmanlı’nın Birinci Viyana kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Papa 7. Clement, Hristiyanların aralarındaki mezhep kavgalarını bırakıp birleşmelerinin önemine vurgu yaptığı konuşmasında, Türklerin başarılı olamamalarının nedenlerini de anlatıyordu. 

Papa, “Vahşi ve barbar Türklere, çeşitli büyüler yapan sihirbazlarının da yardımı olmadı. Onların büyüleri de taptıkları ateşleri Hristiyanlara karşı etkili olamadı” diyordu. 

Papa 7. Clement’in bu sözlerinden Türklerin önceki inancı Şamanizm ve şamanları işaret ettiği anlaşılmaktadır.

Unutmadan belirteyim, kurucusu, kutsal kitap veya kitapları, inanç esasları, ibadetleri ve cemaat gibi özelliklerinin olmaması, Şamanizm’in, bir çeşit sihirbazlık ve büyücülük şeklinde görülmesinin temel nedenidir. Şamanlara da bu yüzden, kimi araştırmacılar tarafından büyücü olarak görülmektedir.

Türklerin inanç ve kültürüne ilişkin araştırma yapan Fransız tarihçi Jean Paul Roux, Şamanizm hakkında ilginç bir değerlendirmede bulunmaktadır. 

Roux’a göre, çok tanrılı ve çok ruhlu gözükmekle beraber, aslında Şamanizm tek tanrılıdır. 

Çünkü Türkler için var olan tek tanrı Gök Tanrı ‘Kök Tengri’dir. 

Aynı değerlendirmeleri, Wolfram Eberhard, Peter Vaczy ve Gyula Nemeth gibi tarihçilerde de görmek mümkündür. 

Çinli tarihçi Li Cin Shing’in değerlendirmesi de “Şaman dini ilkel toplumun son dönemlerinde din olarak şekillenmeye başlamıştır. Balıkçılık ve hayvancılık yapan milletlerin tarihinde bu din önemli rol oynamıştır” şeklindedir. 

Aynı şekilde Çinli tarihçiler, Wu Bing An, Mu Dong Yan için de Şamanizm bir dindir.

Tayvanlı Türkolog Liu Yi Tang ise tam tersi bir görüşü savunarak, “Şamanizm’e kesinlikle din diyemeyiz. O ilkel doğa ilahilerinin gücüne inanmaktan ortaya çıkmıştır” demektedir. 

Liushong da “Şaman dini din değildir. Genelde ruhlara inanan inançların bir türüdür" yorumunu yapar.

Türklerin geçmişinde Şamanizm bulunmadığını savunan bazı çevreler, buna kanıt olarak Hun Türkleri hakkında batılı bazı tarihçilerin yazdıklarının sadece bir bölümünü gösterirler. 

Söz konusu tarihçilerin, Avrupa’yı kasıp kavuran Hunlar için “Hiçbir dinleri yoktu” değerlendirmesi öne çıkarılır ve Türklerin yaptığı ayinlerden, Şamani davranış biçimlerinden bahsederlerdi derler.

Bu görüşü çürütebilecek bilgiler de vardır. Attila komutasındaki Hun ordularının, 452 yılında, bugünkü İtalya'daki Padova, Vicenza, Verona, Brixia ve Bergamo gibi kentleri bir bir ele geçirip, harabeye çevirmesi Hristiyanlar arasında büyük panik yaratmıştı. 

Milano ve Pavin kentleri ise Atilla'ya çok değerli hediyeler gönderip, boyun eğdiklerini bildirerek yağma, yıkım ve katliamdan kurtulmayı başardılar, ama bunu yaparken de Papa 1. Leo'dan izin aldılar. 

Milano Piskoposu İnnocentus Papa'ya gönderdiği mektubun bir bölümünde, "Tanrının Kırbacının (Atilla için kullanılan deyim) Hristiyan kentlerine kasıp kavuran kan içici askerleri, üzerinde korkunç hayvan resimleri, garip nesneler giymiş büyücülerin etkisiyle daha da vahşi bir hal alıyorlar. Bu büyücüler, yaralı askeri de çevrelerinde dönerek, çığlıklar atarak tedavi ediyorlar" demektedir. 

Burada, büyücü adı altında şamanların tarif edildiği çok açıktır. 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU