Kampala’da son perde mi: Museveni’nin 7. seçimi ve 'PostMuseveni' korkusu

Göktuğ Çalışkan, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Afrika’nın Büyük Göller Bölgesi, tarihsel kırılmaların ve bitmek bilmeyen siyasi çalkantıların merkezi olmayı sürdürüyor. Uganda, 15 Ocak 2026 sabahına sisli bir belirsizlikle ve alışılmadık bir sessizlikle uyandı.

Başkent Kampala sokakları, şafak henüz sökmeden sandık başlarında uzun kuyruklar oluşturan seçmenlerle dolup taşıyordu. Ne var ki bu kalabalığın elindeki akıllı telefonlar, dünyayla bağını koparmış, sessiz birer cam parçasına dönüşmüştü.

Ülkeyi 1986 yılından bu yana demir yumrukla ve askeri bir disiplinle yöneten Yoweri Museveni, iktidarının kırkıncı yılına adım atarken yedinci kez başkanlık koltuğuna talip. 

Seksen bir yaşındaki lider, karşısında her zamankinden daha öfkeli, daha genç ve değişime daha aç bir kitle buldu. Buna karşın, devlet aygıtının tüm gücüyle sahaya indiği bu süreç, demokratik bir yarıştan ziyade, bir rejimin hayatta kalma reflekslerini test ettiği bir laboratuvarı andırıyor.

Uganda, Afrika’da sıkça rastlanan “seçimli otoriterlik” modellerinin en sofistike, belki de en yorgun örneğini sergiliyor. Sandıktan çıkacak sonuç ne olursa olsun, asıl mesele Museveni’nin kazanıp kazanmayacağı sorusunun çoktan ötesine geçmiş durumda. 

Asıl soru şu: Bu seçim, Uganda’nın kurucu babasının son dansı mı, yoksa oğlu üzerinden kurgulanan hanedanlık projesinin ilk adımı mı? İşte bu sorunun cevabı, sandıkların içinden çok, o sandıkların kurulduğu atmosferde gizli.

Sokağın Nabzı ve Karanlık Sandık

Seçim sabahı Kampala’nın kenar mahallelerinde ve taşra kentlerinde gözlemlenen atmosfer, umut ile korkunun iç içe geçtiği garip bir ruh halini yansıtıyordu. Güneşin ilk ışıklarıyla birlikte oy kullanma merkezlerinin önünde biriken kalabalık, iradesini sandığa yansıtma konusunda şaşırtıcı derecede kararlıydı. Ancak bu kararlılık, derin ve tekinsiz bir sessizlikle kuşatılmıştı.

Hükümetin, oylamadan hemen önce “ulusal güvenlik” gerekçesiyle internet erişimini tamamen kesmesi, seçmeni dijital bir karanlığa hapsetti. İnsanlar, seçim merkezlerindeki usulsüzlükleri, gecikmeleri veya baskıları sosyal medya üzerinden duyurma imkanından bütünüyle yoksundu. 

Oysa modern dünyada şeffaflık, verinin anlık dolaşımıyla mümkündür. Uganda’da ise sandık, kelimenin tam anlamıyla dışarıya kapalı bir “kara kutu” haline getirildi.

Sahadan gelen bilgiler, güvenlik güçlerinin varlığının her zamankinden daha yoğun ve baskın olduğunu gösteriyor. Kampanya sürecinde muhalefetin çatı adayı Bobi Wine’ın destekçilerine yönelik operasyonlarda yüzlerce kişi gözaltına alındı. 

Özellikle Ulusal Birlik Platformu (NUP) tabanında yüzlerce aktivistin gözaltına alındığı, muhalefet çevrelerinin 300’den fazla destekçinin hâlen tutuklu olduğunu bildirdiği iddia ediliyor. Bu durum, muhalefetin örgütlenme kapasitesine vurulan ağır bir darbe niteliğinde.

Buna rağmen genç seçmen, Bobi Wine’ın şahsında somutlaşan “değişim” fikrine sıkı sıkıya sarılmış görünüyor. Onlar için bu seçim, salt bir siyasi tercih meselesi olmaktan çıkıp, kuşaklar arası bir hesaplaşmaya dönüştü. 

Sırada bekleyen gençlerin yüzlerindeki ifade, Museveni’nin “istikrar” vaadinden çok, kendi geleceklerini çalan bir düzene duydukları öfkeyi barındırıyordu. Bu öfke, sessiz telefon ekranlarına bakarken daha da bileniyordu.

İnternet Karartması: Güvenlik mi, Seçim Mühendisliği mi?

İletişim teknolojilerinin siyasal süreçlerdeki rolü, Uganda örneğinde distopik bir hal aldı. Yetkililer, internetin kapatılmasını “yanlış bilgi yayılımını önlemek”, “nefret söylemini engellemek” ve “şiddet çağrılarını durdurmak” gibi gerekçelere dayandırdı. Esasen bu hamle, muhalefetin organize olma ve sandık güvenliğini sağlama yeteneğini felç etmeye yönelik stratejik bir adımdı.

Bobi Wine, destekçilerine son anda çevrimdışı çalışabilen haberleşme uygulamalarını kullanmalarını salık verse de tam karartma karşısında bu çabalar sınırlı kaldı. Dijital kesinti, beklenmedik bir şekilde seçim altyapısını da vurdu. Yüksek teknoloji ürünü olarak tanıtılan biyometrik kimlik doğrulama cihazları, internet bağlantısındaki kopukluklar nedeniyle birçok merkezde işlevsiz hale geldi.

Oylama işleminin başlaması saatlerce gecikti, sandık materyalleri bazı bölgelere öğleden sonra ancak ulaşabildi. Hatta bazı yerlerde sandıkların, resmi listede görünmeyen hayalet bürolara taşındığına dair şüpheler yükseldi. Bu teknolojik kaosun en ironik sahnesi, bizzat Devlet Başkanı Museveni’nin oy kullanma anında yaşandı.

Kırk yıldır ülkeyi yöneten lider, kendi kurduğu sistem tarafından tanınmadı. Parmak izi okuyucusu Museveni’yi onaylamadı ve başkan, ancak yüz tanıma sistemi devreye sokularak oyunu kullanabildi. Bu an, teknik bir aksaklıktan öte sembolik bir anlam taşıyor: Museveni’nin inşa ettiği devlet aygıtı dahi artık yorgun, hantal ve sahibine bile hizmet etmekte zorlanıyor.

Biyometrik sistemin çökmesi üzerine birçok bölgede görevlilerin “manuel oy verme” usulüne dönmesi, yüksek teknoloji ile düşük siyasi güvenin çarpışmasının somut bir göstergesi oldu. Teknoloji, güven eksikliğini gidermek için getirilmişti; ancak o da sistemin bir parçası olarak kilitlendi.

Gençlik ile “Mzee” Arasında Kalan Ülke

Uganda siyaseti, demografik bir uçurumun kenarında dengede durmaya çalışıyor. Nüfusun çok büyük bir kısmı, otuz yaşın altında. Yani seçmenlerin neredeyse üçte ikisi, hayatları boyunca Museveni’den başka bir devlet başkanı görmedi. Onlar için Museveni, bir kurtarıcıdan ziyade, babalarının ve dedelerinin hikayelerinde kalan mitolojik bir figür.

Gençler, liderlerine saygı ifadesi olarak kullanılan “Mzee” (İhtiyar/Bilge) lakabını, artık bir hürmet ifadesi olarak kullanmıyor. Aksine, bu ifade onların gözünde değişime direnen, çağı yakalayamayan ve koltuğa yapışmış bir siyasi figürü simgeliyor. 

Museveni, seçim kampanyasını yine bildik temalar üzerine kurdu: İstikrar, güvenlik, petrol gelirleri ve inşa edilen boru hatları. Ona göre Uganda, kaosun hâkim olduğu bir coğrafyada huzur adası ve bu huzurun teminatı da kendisi.

Buna mukabil, “Ghetto Başkanı” lakabıyla tanınan Bobi Wine, bambaşka bir gerçekliğe hitap ediyor. Kent yoksulluğu, işsizlik, polis şiddeti ve özgürlük talepleri, Wine’ın söyleminin merkezinde yer alıyor. Müzik kariyerinden gelen karizmasıyla gençlerle doğrudan bağ kurabilen Wine, Museveni’nin “geçmişte ne yaptım” anlatısına karşı, “gelecekte ne olacağız” sorusunu soruyor.

Bir önceki seçimde elde ettiği ve ülke tarihindeki en yüksek muhalefet oyu olarak kayıtlara geçen başarı, bu dip dalganın tesadüf olmadığını kanıtlamıştı. Şimdi ise bu dalga, daha organize ve daha öfkeli. 

Ancak devletin sert gücü karşısında bu öfkenin sandığa ne kadar yansıyabileceği meçhul. Gençlerin enerjisi ile devletin hantallığı arasındaki bu savaş, ülkenin kaderini belirleyecek ana eksen.

16 Ocak akşamı itibarıyla açıklanan resmi olmayan ilk sonuçlar, Museveni’nin oyların yaklaşık üçte ikisinden fazlasını, bazı sayımlara göre ise yüzde 75’in de üzerinde bir oranı topladığını, Bobi Wine’ın ise yüzde 20 bandına sıkıştığını gösteriyor. 

Uganda Seçim Komisyonu bu verilerin henüz sandıkların yaklaşık yarısına dayandığını vurgularken, Wine cephesi bu tabloyu internet karartması, baskılar ve usulsüzlükler eşliğinde şekillenmiş “mühendislik ürünü” bir sonuç olarak nitelendiriyor.

Yedinci Mandat Son mu, Ara Dönem mi?

Uluslararası camia ise Kampala’daki gelişmeleri “kaygılı” gözlerle izliyor. Birleşmiş Milletler ve çeşitli insan hakları örgütleri, internet karartmasını ve muhaliflere yönelik baskıları kınayan açıklamalar yaptı. 

Batılı başkentler, Uganda’nın bölgesel güvenlikteki rolü –özellikle Somali ve Güney Sudan misyonları– nedeniyle Museveni’ye yönelik eleştirilerinde her zaman olduğu gibi temkinli davranıyor.

Seçimin ertesi günü gelen haberler, bu gerilimin şimdiden sokağa taştığını gösteriyor. Başkent çevresinde ve özellikle Butambala’da muhalefet destekçileriyle güvenlik güçleri arasında çıkan olaylarda en az yedi kişinin öldüğü, çok sayıda kişinin yaralandığı bildiriliyor. 

Wine’ın evi ise, partisinin aktardığına göre, polis ve ordu birlikleri tarafından çevrilmiş durumda; yetkililer bunu resmen bir “ev hapsi” olarak tanımlamasa da muhalefet liderinin fiilen izole edildiği açık.

Gözlemciler, geniş çaplı baskı ve teknik aksaklıkları not etmekle birlikte, Uganda’nın istikrarının bozulmasından duydukları endişeyi de gizlemiyor. Peki, Museveni bu seçimi kazanırsa ne olacak? Kulislerde konuşulan en güçlü senaryo, bu dönemin bir “geçiş süreci” olacağı yönünde.

Museveni’nin oğlu Muhoozi Kainerugaba’nın ordu içindeki yükselişi ve siyasi hırsları, babasının yerini almaya hazırlandığına dair güçlü işaretler veriyor. Muhoozi’nin son dönemde attığı tweetler ve düzenlediği mitingler, “Muhoozi Projesi” olarak adlandırılan hanedan devrinin fiilen başladığını gösteriyor.

Dolayısıyla bu seçim, Museveni’nin iktidarını perçinlemesinden çok, iktidarı oğluna devretmek için zaman kazanma hamlesi olarak okunabilir. Baba ile oğul arasındaki bu zımni devir teslim süreci, ordunun da desteğiyle şekilleniyor. Ancak sokağın buna vereceği tepki, henüz öngörülemiyor.

Sonuç olarak, 15 Ocak seçimleri Uganda tarihinde bir dönüm noktası teşkil ediyor. Museveni, devletin tüm imkanlarını kullanarak sandıktan galip çıkabilir. Ancak meşruiyet krizi ve yönetilemeyen gençlik talepleri, önümüzdeki dönemin çok daha çalkantılı geçeceğinin habercisi. 

Uganda, “Post-Museveni” dönemine sancılı bir giriş yaptı. İnternet geri gelse ve hayat normale dönse bile, Kampala sokaklarında yankılanan değişim talebi artık bastırılamaz bir frekansa ulaştı. Bu seçim belki sonucuyla anılmayacak lakin hazırladığı büyük siyasi çatlak ve yaklaşan fırtınanın ilk habercisi olmasıyla tarihe geçecek.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU