Bir süreden beri İran'da iç ve dış gidişat sessiz ama istikrarsız.
İktidardakiler ve onunla hemfikir olmayan yetkililerle sorumlular arasında üstü kapalı veya açık tartışmalar sürüyor.
Muhalefet; iktidarı elinde tutan ruhani lider Ali Hamaney çevresindeki sertlik yanlılarını, Devrim Muhafızlarını ve yöneticileri eleştirmekle birlikte mümkün olduğunca yumuşak söylemlerle nasihat, tavsiye ve önermelerde bulunup çıkış yolunu göstermeye çalışan bir tutum takınıyor.
İran'a yönelik 12 günlük (Haziran 2025) saldırının ardından siyasi sahnede fazla görünmemeye dikkat eden ülkenin mürşidi Ayetullah Ali Hameney'in yokluğunu aratmayan iki resmi şahsiyet son durumu özetleyen açıklamalar yapıyorlar.
Bunlardan biri olan İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, katıldığı televizyon kanalında ülkesinin nükleer reaktör ve füze programı konusunda geri adım atmayacağını vurgulayarak şunları söyledi:
Uranyum zenginleştirmeyi durdurmayacağız. Savaşla alınamayan hiçbir şey siyasetle verilemez! İran her türlü olasılığa hazırdır. İsrail'den gelebilecek saldırgan davranışlara karşı gerekli tedbirleri aldık. İsrail bir sonraki savaşta bir yenilgi daha alacak. Tahran son savaştan büyük bir tecrübe kazandı, füzelerini gerçek bir savaşta test etti. (30 Ekim 2025)
Bu sırada 2000-2009 yılları arasında İran İslami Danışma Meclisi eski üyesi, İran parlamentosu başkanı ve ruhani önder Ayetullah Ali Hameney'in danışmanı olan ve şimdilerde muhalif Yeşil Hareket'in önderlerinden sayılan Mehdi Kerrubi ise "Rejimin ekonomi, kültür, güvenlik ve ahlak alanında tahrip edici bir rol oynadığını; bu dönemde izlenen hatalı yöntemlerin günümüzdeki olumsuz sonuçlara yol açtığını" dile getirdi.
Mehdi Kerrubi devamla şöyle dedi:
Ali Hameney her şeyi mahveden baş sorumludur! Mir Hüseyin Musevi ile benim, rejimin hatalı icraatlarına yönelik eleştiri ve uyarılarımız, ne yazık ki olduğu gibi gerçekleşti!
Ali Hameney ve çevresindeki siyasetçilerle karar vericilerin son yıllardaki "Doğulu" (Avrasyacı görüşlerini-FB) politikalarını yanlış bulan Kerrubi ironik bir eleştiri de yaptı:
Parlamentodaki askeri kökenliler Putin'e adanmışlık içindeler. Hâlbuki TUDEH (eskiden Moskova'nın talimatlarıyla hareket eden İran Komünist Partisi-FB) bugün İran'da iktidar olsaydı, bizdeki askerlerden daha çok Ruslar için bu kadar gayretkeş olmazdı. 1
Mehdi Kerrubi sisteme muhalif olması ve Yeşil Hareket içinde yer alması nedeniyle 2011 yılında 14 yıl boyunca mecburi ikamete tâbi tutulmuş ve nihayet 15 Mart 2025'de serbest bırakılmıştı.
Sokak protestolarıyla kamuoyunda bilinen Yeşil Hareket'in diğer bir önderi ise Mir Hüseyin Musevi idi.
O da eşiyle birlikte mecburi ikamet cezası almıştı.
İsrail'in 12 gün süren saldırıları sonrasında verdiği demecinde "Rejimin mevcut yapısının bütün İranlıları temsil etmediğini" belirtmiş; "Referandum yaparak kurucu meclis oluşturulmalı ve yeni bir anayasa hazırlanmalıdır" demişti.
31 Ekim tarihli bir sohbetinde İran Mili Güvenlik Yüksek Meclisi Sekreteri Ali Laricani, İranlı yetkililer arasındaki iç ayrışmaların derinleştiği konusunda uyarıda bulundu.
Uyarı; İran siyaset sahnesinde muhafazakâr ve reformist kanatların önde gelen isimleri hakkındaki eleştiri ve suçlamaların arttığı bir zamana denk düşüyordu.
Laricani, "Bazı siyasi liderler, mevcut durumun hassasiyetini ve ciddiyetini henüz kavrayamadılar ve kendi aralarında haksız yere rahatça tartışmaktalar..." diyordu.
Tartışmalar sadece muhtemel saldırı ve savaşla sınırlı kalmadı.
Bu kaotik dönemde çokça bahsedilen meselelerden biri de zorunlu başörtüsü ve kadın hakları oldu.
Buna dair birkaç alıntı paylaşacağım.
Kadın hakları ve başörtü meselesi
Farsça bir deyiş şöyle der:
راه اگر بیراهه شد ره بر نمی اید به کار
در قفس دنیا بیایی پرنمی اید به کار
Türkçesini de verelim:
Eğer yol yanlışsa rehber işe yaramaz
Kafeste dünyaya geldiysen kanat işe yaramaz
Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Melike Şeker, Independent Türkçe gazetesinde çıkan 30 Ekim 2025 tarihli yazısında İranlı kadınlara uygulanmakta olan başörtüsü yasağını eleştiren bir yazı kaleme aldı; paylaşıyoruz:
İran'a dair son dönemlerde artan haberlerin odağında özellikle başkent Tahran'dan gelen görüntülerden edinilen izlenimler başörtüsü yasağının kalktığı veya yasakların fiilen etkisinin kalmadığı yönünde.
İran'ın en bilinen ve sık sık protestolara neden olan başörtüsü yasağı aslında çok daha büyük bir resme işaret ediyor: İran'da yaklaşık 40 yılı aşkın bir süredir yönetimde olan mevcut rejim yerine dünyayla bütünleşik bir sistem inşası mümkün mü?
Bu nedenle İran'da başörtüsü yasağının hukuki olarak kaldırılması devlet yönetim pratiğinde yapısal dönüşüme işaret eder niteliğe sahip…
Güvenliğe ayrılan bütçenin kamu hizmetlerinde yol açtığı daralma ve eşitsizliği derinleştiren küresel ekonomik koşullar, İran'da siyasi ve sosyal yaşama yönelik kısıtlamaların daha da artırılmasıyla sonuçlanıyor.
Küresel ekonominin derinleşen krizi ve artan milliyetçi politikalar ilişkisinin İran'da yansımasının, toplumsal ve siyasal yaşamı kısıtlayan yasakların artışı görüntüsünde belirmesi şaşırtıcı değil. Süreç, İran yönetiminin siyasal ve toplumsal yaşamda güvenlik devletine dönüştüğünün en açık kanıtıdır.
İran toplumu ve rejimi arasındaki çatlakların derinleştiği süreç, Haziran 2025'te başlayan İran-İsrail savaşı sonrası rejimin özellikle ekonomik ve askeri düzeyde yıpranmasıyla farklı bir aşamaya evrildi.
İç siyasette toplumsal meşruiyeti daha fazla kaybetmeyi göze alamamanın yansıması, Tahran'dan yayılan görüntülerden anlaşıldığı kadarıyla, kadınların giyim kuşam konusunda daha rahat davranmaları şeklinde beliriyor.
Zorunlu başörtüsüne yönelik katı uygulamaları ‘ahlaksız' olarak niteleyen reformist Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan'ın İran orta sınıfın ve gençlerinin taleplerini dile getiren çıkışları da sistem değişikliği izlenimini güçlendiriyor...
Tahran'ın ülkenin başkenti olması nedeniyle nüfusunun görece daha kozmopolit ve kent yaşamının Batı Avrupa tarzı tüketim kültürüne daha yakın olduğu söylenebilir.
Özellikle kuzeyinde Fransız kafeleriyle ünlü Tahran'da yaşam İran'ın diğer bölgeleriyle oldukça farklı. Urmiye, Tebriz, Mahabad ve İsfahan gibi farklı eyaletlerde bulunan şehirlere yapılacak seyahatlerde söz konusu farklılık göze çarpıyor. Bu şehirler, toplumsal yapı, nüfus kompozisyonu, kentleşme süreçleri, altyapı hizmetleri bağlamında belirgin farklılıklara sahip.
Örneğin, Kürdistan eyaletinde bulunan ve nüfusunun Sünni Kürtlerden oluştuğu Mahabad'da başörtüsü zorunluluğuna ilişkin yaptırımlar yaygın uygulama değil. Ancak siyasi faaliyetlere ilişkin yasaklar daha görünür bir biçimde uygulanıyor.
İran'da başörtüsü yasağı, eyaletlerin geleneksel toplumsal yapısı, mezhebe bağlı farklılıklar, siyasi yasaklarla fazlasıyla iç içe geçmiş dinamiklere sahip. Bu nedenlerle, İran'da başörtüsü zorunluluğu ve kadının kamusal alanda varlığına yönelik kısıtlamaların hukuki olarak kaldırılması devlet pratiğinde yapısal dönüşüm gerektirir.
Nihayetinde, İran'ın tarihsel koşulları da göz önüne alındığında hâlihazırda sistemde yapısal dönüşümün olduğunu söylemek kolay değil. Küresel sistemde İran'ı dünyaya açabilecek bağımsız gücün varlığının ise tartışmalı olduğu oldukça açık.
Kadınlar dönüşerek dönüştürebilir mi?
Mısırlı kadın yazar Dr. Hüda Rauf, sosyolog olmasının yanı sıra İran Araştırmaları konulu çalışmalarıyla ünlü bir düşünce kuruluşu sayılan Fikir ve Stratejik Araştırmalar Merkezi/Mısır (Egyptian Center For Strategic Studies) adına değerlendirmeler yapıyor.
Dr. Hüda Rauf'un 31 Ekim 2025 tarihli Independent Arabia gazetesindeki makalesinin konusu ise kadınlara uygulanan zorunlu başörtüsü idi ve şunları tespit ediyordu:
İran halkı, mevcut rejimin geçmekte olduğu zor zamanları görüp içselleştirecek kadar zekidir. Bunu idrak eder etmez de bazı toplumsal kazanımları yeniden elde edebilmek için yaşanan ortamdan faydalanabiliyor. Misal, çarşıda pazarda ve kamu alanlarında kadınların zorunlu başörtüsü kurallarına ve hükümetin bu hususta çıkardığı kanunlara uymadıkları gözlemlenmektedir.
Keza sabah saatlerindeki trafik sıkışıklığı yahut toplu taşıma araçlarının yetersizliği ya da maddi durumlarının elvermemesi nedeniyle motosikletlere binen kadın sayısında artış var. Bu görüntüler, aşamalı bir değişim/dönüşüm işareti sayılabilir. Kendine güvenip fiilen serbestçe başvurulan böyle görüntüler geçici de olsa, ekonomik sıkıntılardan kaynaklansa da uzun vadede sosyal değişimin başlangıcı olabilir.
Bir zamanlar İranlı kadın yazar Azer Nefisi'nin "Tahran'da Lolita Okumak" isimli romanı New York Times gazetesinin en çok satan kitaplar listesinde yer almıştı.
Roman İran'daki toplumsal/siyasal devrim sürecinde (1979 sonu ile 1980'lerin başı) iktidarı alan zümrenin toplumu ve kadınları tahakküm altına alabilmek için yeni kanunlar çıkarıp baskılarını sürdürdüklerine dair kadın yazar ile kız arkadaşlarının başından geçen nahoş hadiselerden bahsetmekteydi.
Soru şudur: Başörtülü İranlı kadınlar daha aleni ve makbul olmaya mı başladılar?
Bu soru, son haftalarda yaşanan 3 dikkat çekici olayı temel almaktadır:
- Bir video görüntüsünde kızlı erkekli gençler başkent Tahran'ın bir caddesinde Rock müziği eşliğinde topluca dans ediyor.
- Anneler, sabah saatlerinde çocuklarını okula yetiştirmek için motosiklet sürüyor.
- Nizamın Maslahatını Koruma Kurulu üyesi Muhammed Rıza Behanur, rejimin belirleyip dayattığı hicab-örtünme kurallarına göre değil de, kendilerinin mizaçlarına göre başörtüsünü takmaları veya çıkarmaları hakkında görüş belirtme gereğini duyuyor.
Bu türden gelişmeler İran'ın dışarıya açılma siyaseti izleyeceğini, bunun sonucunda kadınların da daha fazla hak-hürriyet elde edecekleri anlamına mı geliyor?
Malum, kimi çevreler; başörtüsüne ilişkin sıkı kontrol ve denetiminin gevşemesini İsrail ile ABD'nin bu ülkeye yönelik 12 günlük bombalama operasyonunun (Haziran 2025) neticesine bağlıyorlar.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump, gerek Şah yanlılarına gerekse rejimden canı yanan bütün halklara ve topluluklara "ayağa kalkıp iktidarı devirme" yolunda çağrıda bulunmuşlardı.
Önlem almaya çalışan iktidar ise kendince "milli birlik beraberlik" noktasına yoğunlaşmış; Milli Güvenlik Yüksek Meclisi de başörtüsü takmaya ilişkin kanunun askıya alınmasını istemişti.
Muhtemelen başörtüsü meselesinin, milli güvenlik ve dış saldırı olgusunun önüne geçmesine karşı çıkan Yüksek Meclis böylelikle, zaten farklı nedenlerle iktidarla ilişkisi sorunlu olan halkın galeyana gelmesini istememiş oluyordu. 2
Esasen İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan da "Örtünmeyen kadınlara karşı şiddetli önlemler almayı ve para cezasına çarptırılmayı" da içeren "Hicab ve İffet" yasa tasarısını onaylayıp imzalama hususunda şerhleri olduğunu ve tereddüt ettiğini açıklamıştı. 3
İran'ın dış dünyaya açılma tartışmaları
Yukarıdaki iki yakıcı hususa eklenecek iç ve dış gelişmeler hem önemli hem de dikkat çekicidir.
İran'ın hasım devletlerle görüşmek için sıkça arabuluculuğuna ihtiyaç duyduğu ülkelerin başında Umman Sultanlığı gelmektedir.
Umman Dışişleri Bakanı Bedir Elbusaidi, "İran'ın bölgesel güvenlik sistemine dâhil edilmesinin hayati önemde olduğunu" belirtmişti.
Bahreyn hükümetinin ev sahipliğinde gerçekleşen "2025 Manama Diyalog Forumu" sırasında konuşan Elbusaidi "İran'ın bölgeden ve dünyadan tecrit edilmesinin asla çözüm olmadığını, olamayacağını; tam tersine, bölgesel ve uluslararası siyasi-güvenlik sisteminde yer alacak bir İran'ın Ortadoğu'daki istikrarına yol açacaktır" belirtmişti. 4
İranlı Reformcuların tavsiye ve önermeleri
Mısır merkezli The Arab Forum for Analyzing Iranian Policies (İran Politikalarını Değerlendirmek İçin Arap Forumu- المنتدى العربي لتحليل السياسات الإيرانية ) isimli bir düşünce kuruluşu, İran'daki son gelişmeleri ele alan yazılara yer vermektedir.
Burada analiz yapanların bir kısmı Mısırlı akademisyen ve uzmanlardan oluşurken; İran'daki reformcu muhaliflerin imzalarıyla çıkan tahlilleri Arapçaya çevirip paylaşan kişiler de bulunuyor.
Paylaşacağımız şu değerlendirme ise İranlı reformcu bir şahsiyete aittir:
İran'ın nükleer mutabakatı konusuna ilişkin ortak çalışma planı sona erdiğine göre, İran'ın daha önceki anlaşmayı imzalayan devletlerle vardığı mutabakat artık geçerli değildir.
Batı Avrupalılar İran'ın ABD ile dolaysız görüşmesi arzusundalar. Avrupa'nın hedefi siyasidir. Çünkü İran'ın barış için çaba gösteren tarafsız bir ülke olarak kalıp Ukrayna ile Rusya'nın arasını bulmasını istemekteler.
Batı Avrupa, bu maksatla Tahran'ın önüne üç seçenek koydu:
- İran füzeleri meselesi,
- Uranyum zenginleştirilmesi,
- Amerika ile dolaysız görüşme.
Durum bu iken İran ya kendisine yönelik yaptırımlara katlanacak yahut da nükleer silah için tekrar müzakere başlatacak. Gerçekte her iki seçeneğin de hem trajik, hem meşakkatli hem de iç ve dış bedelleri olacaktır.
Öte yandan Libya, Afganistan ve Irak'taki Amerikan işgalinin tecrübeleri gösterdi ki ABD, askeri yöntemlerle İran sorununu halledemez. Kaldı ki İran da anılan üç ülkeye benzemez. Donald Trump ise külfetli ve tehlikeli maceraların kendi çıkarına olmayacağını bilir.
O halde elde kaldı ülkeye yönelik ekonomik ve siyasi ambargolar…
Neticede İran, son derece mantıklı hareket etmek suretiyle kuşatmayı ve vartayı atlatabilir. Yaptırımlara sert karşılık vermenin bedelinin ağır olacağı aşikârdır. Vaziyet basit ve istikrarlı değildir.
En iyisi esnek ve yumuşak bir diplomatik yöntem izlemek suretiyle mevcut durumun ince ve ayrıntılı bir analizini yaparak, muhtemel senaryolara kendini hazırlayarak işe başlamaktır.
Batıyla ilişkilerin getiri ve götürüsünün iyi hesaplanması gerekir. Zekice bir strateji benimseyerek milli uzlaşı ile baskı arasındaki denge gözetilmelidir. 5
Savaş ihtimali tartışması
Amerikalı deniz piyadeleri geçmişte Kore ve Afganistan savaşları örneklerini vererek yakın bir tarihte savaş için yola çıkılacağını belirtirken, sivil ve askeri bazı yetkililer bilhassa İran'a yönelik bir savaş ihtimalinden sıkça bahsetmekteler.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu Şerm el Şeyh zirvesinde barışa dair edilen cilalı laflara fazla kulak asmadan "İran tehdidi şimdilik uzaklaştırıldı ancak tümüyle bitmedi" deyivermiştir.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de "İsrail'in, İran'a saldırma niyetinde olmadığını kendisine söylediğine" işaret etmişti.
Gerçekte bu, İran'ı Rusya yoluyla kandırıp uyutma politikasıdır.
İsrail, yaklaşık 25 yıl önce de işgal ettiği Lübnan'dan çekilmişti.
Onca zamandan sonra Lübnan'a saldırmadı mı?
İran ile savaş yakındır diyenler ile savaş-saldırı olmayacak iddiasında bulunanlar arasındaki tartışma sürmekte.
İsrail-Amerika ortaklığıyla bölgede gerçekleştirilen saldırı ve savaşlar bize gösteriyor ki, er geç İran'a bir yönelme olacaktır.
Esasen 2025 Haziranında tanık olduğumuz 12 günlük bombalama neticesinde iki saldırganın gerçekleştirdikleri bazı hedefler, benzer türden bir saldırının veya "silaha dayalı zor diplomasisinin" devreye sokulabileceğini göstermektedir.
Yanıltmaya yönelik bu strateji, esasen Netanyahu'nun son iki yılda benimsediği "İÇERİDEN DIŞARIYA DOĞRU" stratejisi yerine "DIŞARIDAN İÇERİYE DOĞRU" harekât planını devreye soktuğunu göstermektedir. 6
Trump kendini sultan-kral görüyor
Kibirli ve kendine meftun Trump özünü sadece ABD Başkanı olarak değil, "dünyanın kralı" olarak da görüyor.
Buradan hareketle Ortadoğu bölgesinde küresel bir rol oynamanın peşine düşüyor.
O kadar mağrur ki, bu niyetini gizleme gereğini bile duymuyor.
Trump Arap-İsrail sorununa ilişkin yeni çözüm projesine ek olarak İran'a baskı yapmak suretiyle bölgede hâkimiyet kurabileceğini zannediyor.
Sahadaki gerçeklik ise aksini gösteriyor. İstediği kadar imparator veya sultan olmayı hayal etsin, dalıverdiği bütün cephelerdeki somut gerçekler Amerika'nın batağa saplandığını gösteriyor.
Bununla birlikte İran, acı gerçeklere gözlerini yummamalı; Trump yönetimiyle muhakkak bir ilişki kurmaya bakmalıdır. 7
Rusya ve Lavrov'un rolü sorgulanıyor
Reformcu bir çizgi izleyen Sazendegi (İnşa- سازندكي) gazetesinin 20 Ekim 2025 tarihli nüshasında yayımlanan bir makalede Rusya'nın ve bilhassa Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov'un müttefiki İran'a yeterince sahip çıkmadığı iddiasını içeren bir eleştiri yayınlandı.
Lavrov'a göre:
Dönemin İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, nükleer silah meselesini ele alıp müzakere ederken Batılıların tuzağına düşmüştü.
Lavrov burada şöyle bir gerekçeyi öne sürüyor:
Doğrusu Batılılar, nükleer anlaşmanın sağlanamaması halinde ambargo uygulamaya hızlıca dönülebileceği yolunda bir şart ileri sürmüşlerdi. İranlı ortaklarımız da bu şartı peşinen kabullenmişlerdi. Aslında benimsenen bu kural (BM Güvenlik Kurulu tarafından alınan karar) tuzaktan başka bir şey değildi. İran kabul ettiğinde biz de o karara itiraz etmek için somut bir gerekçe bulamamıştık.
Bu noktada gazete, şunu soruyor:
Avrupa, ABD ve bazı devletlerin formüle ettiği ve BM Güvenlik Kurulu tarafından alınan ‘ambargo yasası' hakkındaki sorumluluğu kime yükleyelim: İran'a mı, Batı'ya mı yoksa Rusya'ya mı?
Gerçek buyken İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin "BM tarafından alınan ve Batılılarca uygulanan ambargo kanunsuzdur, aslı esası yoktur, tümüyle hükümsüz ve batıldır demesi neye delalet ediyor?"
Anlaşıldığı üzere İran'daki iç ve dış meseleler hayli çetrefilli olduğu gibi dinamikleri de farklı.
Ülke yöneticileri ve gelişmeler hakkında hüküm verirken acele etmemek gerek.
Çok boyutlu ve daha serinkanlı düşünmek elzem görünmekte.
Kaynaklar:
- https://www.independentarabia.com/node/635298/ ,31 Ekim 2025.
- https://ecss.com.eg/author/dr-hoda-raouf/. https://www.independentarabia.com/node/635266/. https://www.independentarabia.com/node/634175/
- https://www.independentarabia.com/node/613233/, 3 Aralık 2024.
- https://www.aa.com.tr/ar/3732690/, 2 Kasım 2025.
- Kaynak için bkz: الخبير الأول بمرکز مطالعات سیاسی و بین المللی, Seyyid Muhammed Huseyni,
https://afaip.com/, Dr. Kulsum (Gülsüm) Emin, 17 Ekim 2025. - https://afaip.com/, 29 Ekim 2025. https://afaip.com/, Dr. Samar Ebu'l Eyneyn, 19 Ekim 2025.
- Kaynak için bkz. آرمان امروز (Bugünkü Emel/Gaye) isimli İran gazetesinde Yadullah Kerimi imzasıyla çıkan ( واقعیت زمخت دیپلماسی) "Diplomasinin Acı Gerçeği" başlıklı Farsça yazı. Hacer Kerrare, 15 Ekim 2025.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish