Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, ülkesinin İran konusunda yaptığı hataları daha da büyüterek devam ettiriyor.
Trump, özellikle son 47 yıldır boyun eğdiremedikleri, diz çöktüremedikleri İran rejiminin üstüne hep aynı stratejiyle gidiyor.
Aslında ortada bir strateji değil, İran'ın tarihini, önemini, bugünkü durumunu, İranlıların düşünce sistematiğini ve rejimin yapısını bilmemekten, merak edip öğrenmemekten kaynaklanan bir cahil cesareti var.
Trump'ın dilinden düşürmediği cümle şu:
İran'da rejimi değiştirdik. Yeni yöneticiler anlaşmak istiyorlar.
Keşke Amerikan gazeteciler Trump'a, "Madem rejimi değiştirdiniz, neden İran masaya gelmiyor? Neden Hürmüz Boğazı'nı kapatmaya devam ediyor? Neden sürekli kendi şartlarını dayatıyor?" gibi soruları sorabilseler de herkes değişen neymiş öğrense.
Belli ki danışmanları, uzmanları, istihbarat servisi Trump'a İran'ı yeterince anlatamamış.
Öyleyse ben anlatmaya çalışayım ve bu yazıyı da Beyaz Saray Halkla İlişkiler Birimi Başkanı hanımefendiye e-posta ile göndereyim.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
İran'da her kuruma paralel bir ya da birkaç yapı vardır.
Kurumsallaşmış siyasi bir yapıdan bahsediyoruz.
Bu da özellikle böylesi büyük savaşlarda yaşanan şoklara karşı direnci artıran bir özelliktir.
Bu özellik, iki büyük askeri güce karşı 40 gün boyunca direnerek, bununla da kalmayıp misilleme yaparak savaşı sürdürebilmeyi içermektedir.
Evet, İran asimetrik savaşın tüm gereklerini yerine getiriyor.
Trump'ı rahatsız eden tam da bu.
ABD-İsrail ikilisi, İran'ın askeri, siyasi liderlerini ve insanlarını hedef alıyor.
Ama İran da ABD ile müttefiklerini, Batılıları hedef alıyor.
Bu son iki cümleyi daha çarpıcı bir hale getirirsek, Trump İranlıları hedef alırken, İran ise onların insanlarının cebini hedef alıyor.
Trump, İran'ın ekonomik gücünün iyice zayıfladığı hesabıyla askeri saldırılar yerine liman ablukasının yeterli olacağını düşünüyor.
Oysa ekonomik olarak zayıflayan Batılı insanların cebi.
Petrol, doğalgaz, gübre, kükürt, helyum, petrokimyasallar uluslararası piyasalarda azaldıkça, tükendikçe Batılıların cepleri yanıp tutuşuyor.
Uluslararası Enerji Ajansı bu konuda ciddi uyarılarda bulundu.
Yaşanan krizin, 1973, 1979 ve 2022 petrol krizlerinin toplamından daha ağır olduğu belirtildi.
Ayrıca savaş nedeniyle kaybedilen enerji üretiminin telafisinin ise en az iki yıl süreceği kaydedildi.
Yazının başında Trump'ın İran'ı tanımadığını söylemiştik.
Bazı okuyucular, "Hadi canım, koskoca ABD Başkanını bu kadar küçültme. Çevresi onu aydınlatmış, bilgilendirmiştir" diyebilir.
Peter Sichel kimdir bilir misiniz?
Mutlaka bilen çıkacaktır, ama ben tanımayanlar için kısaca anlatayım.
Sichel, Almanya doğumlu bir Yahudi.
Ailesi dünyanın en büyük şarap markasının sahibidir.
İşleri devralan Sichel, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'dan kaçıyor.
Önce Fransa ve İspanya, ardından da ABD'ye gidiyor.
Savaş sırasında Amerikan ordusuna katılıyor ve Almanya'daki casus ağını kurmaya çalışıyor.
Savaş bittiğinde ise Amerikan İstihbarat Servisi CIA'da görev alıyor.
Berlin'deki ajan ağını yönetiyor.
Peter Sichel, Guatemala, Endonezya, Kongo ve İran'da hükümetleri deviren darbeleri de kurgulayan kişi.
Geçtiğimiz 2025 yılında ölen Sichel, İran petrollerini millileştiren Başbakan Musaddık'ın 1953'te Amerikan ve İngiliz istihbaratının işbirliğiyle devrilip yerine Şah Rıza Pehlevi'nin getirildiği darbe hakkında bir özeleştiri yaptı.
Şöyle diyor Sichel:
Eğer Musaddık'ı devirmeseydik, İran bugün çok farklı bir ülke olurdu. Uluslararası ailenin gelişmiş, ileri ve demokratik bir üyesi olurdu. İran'a yaptığımız, aslında demokrasinin ortaya çıkıp büyümesine ve kökleşmesine müdahaledir. İran'da yanlış yaptık.
Günümüzdeki savaşa dönecek olursak, İran'ın da ABD'nin de diplomasiyle açık kapı bıraktıklarını gösteren emarelerin bol olduğu bir süreci yaşıyoruz.
Anlaşmanın kolay ve hızlı olmayacağını görüyoruz.
Ancak ateşkesin uzaması ve süresi konusundaki belirsizlik, arka kapı diplomasisinin devam ettiğini ve etkili olduğunu düşündürüyor.
Kısacası, taraflar bunca kayıp yaşadıktan ve dünya ekonomisine verilen zararı gördükten sonra diplomasinin ortadan kalkmayacağı, görüşmelerin, pazarlıkların bir şekilde devam edeceği görüşü ağır basıyor.
Ama bu arada taraflar tehditleri de bir kenara bırakmayacak.
Trump asarım, keserim, yok ederim, bitiririm, dünyadan silerim türünden alışılmış ve artık gülümseten tehditlerine devam edecektir.
Ancak İran ise duyanları gerçekten düşündürecek ve korkutacak yeni hedefleri açıklayacaktır.
İran Devrim Muhafızlarının son olarak, ABD'nin yeni bir saldırı başlatması halinde Basra Körfezi'nde, deniz dibindeki yüksek hızlı internet kablolarını hedef alabileceğini açıklaması, büyük bir kaygıya yol açmıştır.
Çünkü bu durum Körfez Arap ülkeleri için dijital bir felaket olacaktır.
Yeni bir savaş süreci olur mu?
Diplomasi masası artık açıkken, tarafların ellerini güçlendirmek için kısa süreli meydan okumalar, saldırılar, çatışmalar yaşaması normaldir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish