Değerli Independent Türkçe okuyucuları,
23-24 Nisan 2026 tarihlerinde Romanya’nın başkenti Bükreş’te, Parlamento Sarayı ve Romanya Akademisi’nde, E3-Gov ile FKBD ev sahipliğinde düzenlenen E3-Gov Forum 2026’ya panelist olarak katılmaktan büyük memnuniyet duydum.
Bu vesileyle davetleri, orada olmama vesile oldukları ve nazik misafirperverlikleri için Foundation for Knowledge-Based Development (FKBD) kurucu başkanı Prof. Gaf Deac’a ve aziz dostum, değerli meslektaşım, Başkan Doç. Dr. Ioan Gaf Deac’a içten teşekkürlerimi sunarım.
Aynı şekilde, E3-Gov Think Tank ekibine, organizasyonda emeği geçen tüm paydaşlara, Forumdaki diğer panelistlere ve Romanya Akademisi’nde değerli katkılarıyla tartışmaları zenginleştiren tüm katılımcılara da şükranlarımı ifade etmek isterim. Böylesine kapsamlı ve zamanlaması son derece anlamlı bir etkinliği hayata geçirdikleri için kendilerini ayrıca tebrik ederim.
Forum boyunca yapılan tartışmalar, içinde bulunduğumuz uluslararası sistemin ne denli kırılgan bir döneme girdiğini açıkça ortaya koyuyordu. Ortadoğu’daki gelişmeler, özellikle Hürmüz Boğazı’nın stratejik önemi ve bu geçidin giderek daha belirsiz bir güvenlik ortamına sürüklenmesi, konuşmaların merkezinde yer aldı.
Ayrıca, Rusya-Ukrayna savaşının olası bir sona yaklaşması durumunda Romanya’nın enerji güvenliği, Ukrayna’nın yeniden inşası ve Avrupa güvenlik mimarisinin nasıl şekilleneceği de yoğun biçimde ele alındı. Tüm bu başlıkların kesişim noktasında ise enerji meselesi, artık yalnızca arz güvenliği değil, aynı zamanda fiyat istikrarı perspektifiyle yeniden düşünülmesi gereken bir alan olarak öne çıktı.
Nitekim Nisan 2026 itibarıyla Brent petrol fiyatlarının yeniden varil başına 105 dolar seviyesini aşması, hatta zaman zaman 107 dolar bandına yaklaşması, bu kırılganlığın en somut göstergelerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.
Enerji fiyatlarındaki bu artış yalnızca petrol piyasalarını değil; enflasyon, üretim maliyetleri, lojistik zincirleri ve gıda fiyatları üzerinde de doğrudan baskı oluşturuyor.
Özellikle Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gerilimlerin, dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği bu dar geçidi daha da hassas hale getirmesi, küresel sistemde zincirleme etkiler yaratıyor.
Forumdaki tartışmalardan çıkan ortak kanaat, bu tür gelişmelerin artık geçici krizler değil, yeni küresel düzenin kalıcı unsurları haline geldiği yönündeydi. Enerji güvenliği, jeopolitik istikrar ve ekonomik sürdürülebilirlik arasındaki bağ her zamankinden daha güçlü. Bu nedenle ülkelerin yalnızca kendi ulusal politikalarıyla değil, komşu ülkelerle, bölgesel ve kurumsal iş birlikleriyle de bu yeni döneme uyum sağlamaları gerektiği açıkça görülüyor.
23 Nisan gibi anlamlı bir günde, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluş yıl dönümü ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı vesilesiyle konuşmama Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” vizyonuna atıfla başlamak benim için ayrıca büyük bir onurdu.
Bu vizyon, günümüzün çok katmanlı ve belirsizliklerle dolu uluslararası ortamında belki de her zamankinden daha büyük bir anlam taşıyor. Zira rasyonel aktör davranışının giderek zayıfladığı bir dünyada, krizlerin yönetimi daha da zorlaşırken, barış ve istikrar arayışı daha kritik hale geliyor.
Hürmüz kaynaklı risklere rağmen Türkiye ve Romanya’nın kısa vadede görece daha sınırlı etkilenmiş olması bir avantaj gibi görünse de, küresel ekonomik dalgalanmalardan tamamen bağımsız kalabilmeleri gerçekçi değildir.
Enerji fiyatlarındaki artış, doğrudan ithalat kalemlerinin ötesinde sanayi üretiminden elektrik fiyatlarına, lojistik maliyetlerinden genel enflasyona kadar geniş bir etki alanına sahiptir. Brent petrolün 105 dolar seviyesinde seyretmesi, özellikle Avrupa ekonomileri açısından rekabet gücünü zorlayan bir unsur olarak öne çıkmaktadır.
Bu çerçevede enerji politikalarının da dönüşmekte olduğu görülmektedir. Artık yalnızca arz güvenliği değil, fiyat oynaklığına karşı dayanıklılık, tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi ve bölgesel enerji iş birlikleri ön plana çıkmaktadır. Avrupa’nın LNG, yenilenebilir enerji ve alternatif hatlara yönelimi bu dönüşümün somut bir yansımasıdır.
Tüm bu gelişmeler, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerine de doğrudan yansımaktadır. Son dönemde Avrupa Komisyonu Başkanı’ndan gelen açıklamalar (Ursula Von der Leyen AB’ye yönelik etkisi azaltılması gereken aktörler arasında, Rusya ve Çin’in yanında Türkiye’yi de saydı), zaten kırılgan olan güven ortamını daha da tartışmalı hale getirmiştir. Göç politikaları ve Gümrük Birliği gibi başlıklarda yaşanan tıkanmalar, karşılıklı güvenin sorgulanmasına yol açmaktadır.
Bununla birlikte, bu durum Türkiye’nin Avrupa ile diyalogdan uzaklaşması gerektiği anlamına gelmemektedir. Aksine, Romanya, Polonya, Bulgaristan ve Macaristan gibi hem AB hem NATO üyesi ülkelerle geliştirilecek çok boyutlu ilişkiler, Türkiye açısından stratejik önem taşımaya devam etmektedir. Ancak Avrupa Güvenlik Mimarisi bakımından da Türkiye’nin karar alma süreçlerinde mutlaka yer alması gerektiği de ortadadır.
Sonuç olarak, E3-Gov Forum 2026 bir kez daha göstermiştir ki dünya daha parçalı, daha kırılgan ve daha öngörülemez bir yapıya doğru ilerlemektedir.
Enerji, güvenlik ve ekonomi arasındaki bağlantının önemi giderek artarken, bu yeni dönemde kazananların yalnızca güçlü olanlar değil, aynı zamanda iş birliği kurabilen, esnek ve çok boyutlu stratejiler geliştirebilen aktörler olacaktır.
Ve belki de bu noktada en doğru referans hâlâ aynıdır:
Yurtta sulh, cihanda sulh.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish