Korkunun bekleyişi: Tek Kanatlı Bir Kuş

Mustafa Orman Independent Türkçe için yazdı

Kolaj: Independent Türkçe

"Hikaye anlatıcısı" yitip gitmedi ama zirvelerde olduğu da söylenemez. Coğrafyadan coğrafyaya hikayelerin renkli çoğunluğu yüz üstü bırakılmış anlatı geleneği arasında ince bir karamsar çizgi olarak varlığını sürdürür hâlâ.

Halkın sözlü geleneğinde, iktidarların reklam çalışmalarında, toplumsal olaylarda, gündelik hayatın her bir köşesinde hikaye anlatmak, kamusal alanın bir parçası haline gelir.

Bu anlatma ve hikayeleştirme unsuru, topluma yönelik kahramanlık, birlik, beraberlik bilinci yarattığı gibi korku da salar ve toplumun bağ kurmasına aracılık yapar.

"Bana hikaye anlatma" gibi bir söylemin gölgesiyle basitleşen, görmezden gelinen, gücüne dair en ufak bir ayrıntıdan bihaber, küçümseyici bir şeye dönüştürüldü hikaye ve hikaye anlatıcılığı.

Oysa herkes bir hikaye arar, kabul etse de etmese de bir hikayenin peşine düşer. Kendi dünyasına yetişsin, onu ateşler ve çaresizlikler içindeki yerinden kaldırıp onu umuda götürsün diye. 


Gölgelerin izini taşıyan bir gölgedir yazar hikaye aktarırken. Hem maruz kalmanın hem de maruz bırakmanın eşik bekçisidir.

Yılların getirdiği birikmişliğin taşkınlığıyla serüvenini çizer böylelikle. Çağın değişmesi, çağın bir camekanın arkasına sığınmasıyla her şey oldu bittiye getirilmiştir.

Üretildiği an tükendi, tükendiği an yeniden üretilir. Modern dönemin ortaya atılması, geleneksel dönemin karşı çıkışını da yanına alır.

Birbirlerine girişilen bir antitez vurgusu başlar. Fikirlerin ölümüyle olguların çoğalımıyla bu köksüz, çorak, renksiz şeyler belirir hayat boyunca. Kalabalık hiçbir şey ifade etmez.

Galiplerin ve mağlupların meydanları tek tek insansız kalırken, insandan arınırken, sadece bir makinanın gözlerine çevrilmiş bir canlı selinin imkanlı yaşamı doğru ya da yanlış olarak ekranın içine düşer.

Bu düşme, peşi sıra belirsiz bir o kadar da muğlak aynı zamanda karanlık yüzlerin kalabalığını yansıtır. Birbirine benzeyen sesler ve yüzler böylece birbirini izler.

Walter Benjamin, "deneyim" ile katettiği, birbirine hikaye anlatma geleneğinin giderek kayboluşundan bahsederken deneyimin de yerle bir olduğunu deklare eder.

Yaşanan anın, yaşanan hayatın düne ve yarına kayıtsız kalmasıdır. Benjamin, hikaye anlatıcılığını çağın içinde yelpazeyle dağıtarak varlık mecburiyetinin yokluğa nasıl dönüştüğünü anlatır:

Hemen her gün edinebileceğimiz bir deneyim bize bu mesafenin, bu açının ne olduğunu gösterir, anlatıcılık sanatının sona erdiğini haber verir. Bir şeyi layıkıyla hikâye edebilen insanlara gittikçe daha az rastlıyoruz artık. Birisi hikâye dinlemek istediğini söylediğinde utanıp sıkılanlara ise gittikçe daha çok.

Sanki kesinlikle bizim olan, kaybetmeyeceğimizden emin olduğumuz melekelerimizden biri, deneyimlerimizi paylaşma yeteneğimiz elimizden alınmış gibi. Bunun nedenlerinden biri apaçık ortada:

Deneyim değer kaybetti. Üstelik, daha da kaybedeceğe, dipsiz bir uçuruma düşeceğe benziyor. Gazetelere her göz atışımızda, deneyimin daha da gözden düştüğünü, yalnızca dış dünyayı değil, ahlaki dünyayı algılayış biçimimizin de bir gecede, tahayyül edemeyeceğimiz kadar değişmiş olduğunu fark ediyoruz. 1


Korkudan korkmak

Yukarıda Benjamin'in bahsettiği hikaye anlatma geleneğinin içine bir an olsun Yaşar Kemal'i almanın amacı, onun anlatıcılık ve deneyim eksenindeki hayattan uzaklaşmanın ölçüsünü belirlemektir.

Bir şeyden yakınırken ona olan uzaklığımızı arttırmak gibi bir şey bu. Anlattığımız, yakındığımız giderek uzaklaştığımızdır burada.

Giderek yoksullaşan anlatma geleneğinin yanına Yaşar Kemal'in hiç sönmeyecek hikaye anlatıcılığını devreye sokabiliriz.

Bunca doruğun en yükseğinde yer alması da onun kulaktan kulağa aktarılan hikayelere, anlatanlara sadık kalmasıdır aynı zamanda.

Yaşar Kemal Tek Kanatlı Bir Kuş kitabında, politik döngüde muğlaklığı hakim kılıp ironi yerine hakikati altüst eden masalı devreye sokar.
 


Cervantes'in Don Kişot romanında muğlaklık ve ironi metinde hakim üst nokta olarak döşer; politik iklimi kendi tasavvuru ölçüsünde işler.

Yaşar Kemal ise bunun yanına masalsı anlatımı yer yer fantastik öğeleri katarak yapar. Belirsizliği ta en baştan sezdirirken, bilincin hayal gücüyle birleştiği, gerçeğin masala doğru kaydığı, ama hakikatin ip ip dizildiği görüntüler geçer anlatıda.

Belirsizlik, dönemin karanlık yapısıyla örtüşür. Kimileyin bir ağacın silueti ile kimileyin de korkunun egemen kılınışıyla anlatı başlı başına bir yapının parçaları gibi seyir halinde ilerler.

Gerçeklik yanılgısı perdede durmadan karaltılar eşliğinde belirirken olayın seyri tarihsel bir döngüyle düze çıkmaya başlar. Ama bu düze çıkma, belirli aralıklarla kendi iklimine uyarak kaybolur. 
 


Yaşar Kemal, korku duygusunu karakterler üzerinde hakim kılarken belirsizliğin en karanlık yerini, ayrıntılarıyla verir.

Bireysel damara giren her bir duygu ve düşüncenin çoğalarak toplumsallaşan belleğini görmezden gelmez. Tek Kanatlı Bir Kuş romanına dair deneyimini şöyle aktarır: 

Ben hep korkudan korktum. Korkudan çok korktum. Roman yazdığım zaman içimde bir korku istemezdim. O yüzden bu kitapta da korkuyu anlattım. Kayseri'de askerlik yaptığım kasabanın üzerinde büyük bir taş vardı ve bütün kasaba bu taşın üzerlerine düşeceğinden korkuyor, taşı üzerlerine düşmesin diye demir zincirlerle bağlıyorlardı. Madem korkuyorsunuz o zaman çekin gidin derdim. Seneler senesi bu korkuyu yazmak istedim.


Yekpare hakikatin yolunu bulma arayışı, hakikati hem tarihselliği hem de gerçekliği çarpıtarak çoğunluğa yaklaşma zemini hazırlar.

Anlatım versiyonlarını tarihsel bir sıkışmışlık üzerinden takla attırarak, şeklen ve fiilen değişikliklere giderek gerçeğin yapboz parçalarını, korkunun ağzıyla diktirir.

Olanaksız bir olay yüzeyde canlanırken sesin de kendine has duygusu anın içinde var olmaya kalkışır. Tek Kanatlı Bir Kuş romanında Posta Müdürü Remzi Bey'in atanmasıyla başlayan, insanın duyusal ve içsel yasalarının dayattığı korku, bekleyiş ve belirsizlik hissiyle kıyasıya karşılaşılır.

Var olan, gözler önüne serilen olay ya da durum bilinmezliğin kenarında sürekli durur. Kimileyin düş mü gerçek mi sorusu zihinde canlanırken, dolaylı bir geçmiş göndermesi hüküm sürer.

Yokuşlu Kasabası temsili bir korkuyu taşır. Bu korku, kulaktan kulağa yayılan bir anlatıyla yerleşir. Uğursuzluk gibi geleneksel taşıyıcı unsurlar da beraberinde yer alır anlatıda.

Korkunun yerleştirdiği merak duygusu da ete kemiğe bürünür, ama merak duygusu korkunun ne olduğuna dair soruyu çözümlemeye yöneliktir.

Remzi Bey ve Melek Hanım'ın kasabaya gitmek için giriştikleri bekleyişin ortasında, karakterler çoğaldıkça korku yerini sağlamlaştırır.

Öyle ki, Zeliha karakteri korkunun kaynağına varmaya çalışırken bütün içsel yolculuğu, bir bilinmezlik eşliğinde renk verir, gerilim giderek artar: 

Her yürüdükçe, her boşluğa daldıkça kabusu artıyor, boğazını bir karanlık el sık ha sık ediyordu. Gölgeler uçuşuyordu alacakaranlıkta. Gölgeler gittikçe büyüyüp hışımlaşarak. Bir tek ağaç gördü, küçücük bir havuzun başında. Yarasa doldu alacakaranlık fırt fırt diye kulağının dibinden uğultularla geçrneğe başladılar. Bir şeyler çatırdadı, yer sarsılır gibi oldu. Ayaklarının altından toprak kayıyordu. Kendini tutmasa kayan toprak onu alıp alıp yere vuracaktı. Korktukça apartırnan pabuçlarını göğsüne bastırıyordu, gölgeler uzadı, evler sallandı, gece yarasalada doldu, çıt yoktu ortalıkta. 
 


Tek Kanatlı Bir Kuş'ta korkunun devreye girmesiyle başlayan fantastik atmosfer, gerilimin ortasında yer yer masalsı bir havaya bürünür.

Ceviz ağacı, bir ev fikri olarak karakterlerin zihnine işlenir. Korkuyla yüzleşmek yerine, bekleyişi uzatarak korkuyu seçmelerini net bir şekilde yoğurur böylece.

Mekanın, yersizlik ve yurtsuzluk çerçevesine dair tasviri de yine geleneksel bir hikaye anlatıcılığı, kulaktan kulağa aktarılan sözler üzerinden verir.

Yaşar Kemal, deneyimlediğini anlatı içinde yerleştirerek çoğaltır, hikayenin gücünü daha da keskinleştirir: 

Ceviz ağacı çok değerlidir ama altında uyumayacaksın, gölgesi ağırdır. Bir de ceviz ağacının bir huyu vardır, budaklarından birisi oluşurken yakınında kim varsa, ne varsa hemencecik budağın içine resmini nakşediverir. Zamanla budakla birlikte resim de büyür. Ceviz budağından çok acaip resimler çıkmıştır. Ulu ağaçlar, bulutlar, denizler, uzun yollar, kamyonlar, otobüsler, otomobiller, sincaplar, tilkiler, ayılar, kurtlar, çakallar. Zinhar, ceviz ağacı altında cima etmeyesin, sakıncalıdır. Ola ki, resminiz olduğu gibi, o durumda budaklara çıkar. 3


Yaşar Kemal, Tek Kanatlı Bir Kuş romanında toplumsal bellekteki figürlerin, dokuların yine toplumsal odaktaki korkulara dair tepkilerini, silikleşen ve kendine çekilen yapılarını dünün bugününe eklemleyerek anlatır.

Bu toplumsal korku, şimdinin iktidar hayaletiyle de okunabilir. Çaresizliğe evrilen, durduğu yere yapıştırıp duran toplumsal bir korkunun belleğinde arayışta olur. Korku, artık insanların fikrine bürünür ve öylece kalır onlarda.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU