Güvenlik ikilemi: Daha fazla silah, daha fazla güvenlik mi?

Doç. Dr. Ali Oğuz Diriöz Independent Türkçe için yazdı

İllüstrasyon: Lindsey Bailey/Axios

Değerli Independent Türkçe okuyucuları,

Toplumsal şiddet olayları sonrasında yapılan değerlendirmelerde genellikle benzer başlıklar öne çıkar: aile yapısı, eğitim sistemi, pedagojik eksiklikler, sosyal medya, bilgisayar oyunları ve televizyon içeriklerindeki şiddet kültürü.

Bu tespitlerin tamamı son derece kıymetlidir ve kendi alanlarında uzman kişiler tarafından dile getirilmektedir. Nitekim şiddetin sosyolojik ve psikolojik köklerini anlamadan kalıcı çözümler üretmek mümkün değildir.

Ancak bu tartışmalarda dikkat çeken önemli bir eksiklik bulunmaktadır: silahlara erişimin kolaylığı çoğu zaman geri planda kalmakta, hatta kimi zaman tali bir unsur olarak değerlendirilmektedir.

Oysa bu meseleye farklı bir perspektiften bakmak mümkündür.

Uluslararası ilişkiler literatüründe önemli bir kavram olan "güvenlik ikilemi" (security dilemma), bu durumu anlamak için güçlü bir analitik çerçeve sunar.

Bu kavrama göre, bir aktörün -genellikle bir devletin- kendi güvenliğini artırmak amacıyla attığı adımlar, diğer aktörler tarafından tehdit olarak algılanır.

Bu algı da karşılıklı bir silahlanma döngüsünü tetikler. Sonuçta tüm taraflar daha fazla silahlanır, ancak hiçbiri kendini daha güvende hissetmez.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bu dinamik yalnızca devletler arasında değil, toplum içinde bireyler arasında da geçerli olabilir.

Bugün kentlerde giderek yaygınlaşan bireysel silahlanma, tam da böyle bir güvenlik ikilemini tetiklemektedir.

Bir birey kendini korumak amacıyla silah edinir. Ancak bu durum, çevresindekiler tarafından potansiyel bir tehdit olarak algılanabilir.

Sonuç olarak komşular, iş arkadaşları ya da aynı mahallede yaşayan diğer bireyler de benzer şekilde silahlanma yoluna gidebilir.

Böylece başlangıçta "güvenlik" amacıyla atılan bireysel adımlar, toplumsal ölçekte daha yüksek bir risk üretir.

Bu süreç, toplumda toplam silah sayısını artırırken, güvenlik hissini artırmak yerine çoğu zaman kırılganlığı derinleştirir.

Uluslararası karşılaştırmalar da bu durumu destekler niteliktedir.

Örneğin Amerika Birleşik Devletleri, bireysel silahlanma oranının en yüksek olduğu ülkelerden biridir.

Buna karşılık, öldürücü şiddet vakaları bakımından Avrupa ülkeleri ve Kanada gibi benzer ekonomik gelişmişlik düzeyine sahip toplumlara kıyasla daha yüksek oranlar gözlemlenmektedir.

Elbette bu fark yalnızca silahlanma ile açıklanamaz; kültürel, sosyoekonomik ve hukuki birçok faktör devreye girmektedir.

Ancak bireysel silahlanmanın bu tablo içindeki rolünü göz ardı etmek de mümkün değildir.

Nitekim Amerika Birleşik Devletleri içinde de bu konu önemli bir siyasi tartışma alanıdır.

Silah taşıma hakkını anayasal bir özgürlük olarak gören kesimlerle, silahlanmanın daha sıkı kontrol altına alınmasını savunanlar arasında derin bir görüş ayrılığı bulunmaktadır.

Bu tartışma, bir hak meselesinin ötesinde; aynı zamanda bir güvenlik paradigması meselesidir.

Türkiye açısından bakıldığında ise konu giderek daha fazla önem kazanmaktadır.

Özellikle son yıllarda kentlerde bireysel silahlanmanın arttığı yönünde yaygın bir algı bulunmaktadır.

Buna rağmen, bu artışın toplumsal şiddetle ilişkisi çoğu zaman yeterince açık ve doğrudan tartışılmamaktadır.

Oysa güvenlik ikilemi perspektifinden bakıldığında, kentlerde artan silah sayısının toplumsal güvenliği artırmak yerine zayıflatma ihtimali oldukça yüksektir.

Çünkü silahın varlığı, sıradan bir tartışmayı ölümcül bir çatışmaya dönüştürme potansiyeline sahiptir.

Trafikte yaşanan bir anlaşmazlık, komşular arasındaki bir gerginlik ya da anlık bir öfke patlaması, silahın devreye girmesiyle geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabilmektedir.
 


Bunun ötesinde, Türkiye’de sıkça karşılaşılan bazı kültürel pratikler de bu riski artırmaktadır.

Düğünlerde, asker uğurlamalarında ya da çeşitli kutlamalarda havaya ateş açılması, her yıl birçok kişinin yaralanmasına ve hayatını kaybetmesine neden olmaktadır.

Bu tür olaylar, silahın yalnızca bireysel güvenlik aracı değil, aynı zamanda toplumsal bir risk faktörü olduğunu açıkça göstermektedir.

Bu noktada önemli bir ayrım yapmak gerekir: kırsal ve kentsel alanlar.

Kırsal bölgelerde güvenlik dinamikleri farklıdır.

Coğrafi koşullar, kolluk kuvvetlerine erişim süresi, yaban hayatı, eşkıyalar, kaçakçılar, terör örgütleri ve diğer risk faktörleri, kırsal kesimde bireysel silah bulundurmayı bazı durumlarda daha anlaşılır kılabilir.

Ancak kentlerde durum temelden farklıdır. Yoğun nüfus, yakın mesafede yaşam ve sosyal etkileşimin yüksekliği, silah kullanımının risklerini katlanarak artırmaktadır.

Bu nedenle kentlerde güvenlik, bireysel silahlanma üzerinden değil, güçlü ve etkin kamu kurumları üzerinden sağlanmalıdır.

Zaten birçok ülkede silah kullanımı, bireysel bir hak olmanın ötesinde, devletin egemenlik alanının bir parçası olarak görülmektedir.

Kolluk kuvvetlerinin bu alandaki tekelinin korunması, hem kamu düzeni hem de toplumsal güvenlik açısından kritik kabul edilmektedir.

Bu yaklaşım, güvenliği bireylerin inisiyatifine bırakmak yerine kurumsal kapasiteye dayandırır.

Türkiye’de de benzer bir tartışmanın daha açık bir şekilde yapılması gerekmektedir.

Kentlerde bireysel silahlanmanın sınırları, yalnızca hukuki değil, aynı zamanda sosyolojik ve stratejik bir çerçevede ele alınmalıdır.

Çünkü mesele toplumsal ağır sonuçlar doğurmaktadır. Aile içi şiddet, kadına yönelik şiddet ve cinayetlerde de silahlanma hususu sorgulanmalıdır.

Güvenlik ikileminin temel mesajı açıktır: Bir aktörün güvenliğini artırmak için atılan adım, başkalarının güvensizliğini artırıyorsa, sonuçta herkes daha az güvende olur.

Bu nedenle bugün sormamız gereken soru basittir, ancak cevabı son derece kritiktir:

Daha fazla silah gerçekten daha fazla güvenlik mi sağlar, yoksa tam tersine daha büyük bir güvensizlik mi üretir?

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU