Peru’nun bugün içinde bulunduğu suç sarmalı, sadece istatistiki bir veri yığını değil, aslında devletin sokağa hâkim olma iradesinin nasıl bir erozyona uğradığının en acı reçetesidir.
2026 yılına dair rakamlar bize gösteriyor ki, Peru’da suç artık bir "güvenlik sorunu" olmaktan çıkıp, bizzat bir "ekonomik sektör" haline dönüşmüştür.
Cinayet oranlarındaki yüzde 15’e yakın artış ve özellikle esnafın nefesini kesen haraç vakalarındaki o devasa tırmanış, Peru sosyolojisinin en derin yarasıdır.
Bugün Lima’nın ya da Trujillo’nun herhangi bir mahallesinde esnaflık yapmak, sadece ticaret değil, her sabah "o zarfın gelip gelmeyeceği" endişesiyle yaşamak demektir.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Suç sosyolojisi açısından baktığımızda, karşımızda "melez bir tehdit" yapısı var.
Bir yanda yerel suç çetelerinin yarattığı o vahşi kaos, diğer yanda ise "Tren de Aragua" gibi kıta genelinde ahtapot gibi yayılan organize suç şebekelerinin Lima’nın varoşlarından maden yataklarına kadar uzanan o karanlık nüfuzu.
Peru toplumu, bu şiddet sarmalı içinde adeta bir "savunma refleksi" geliştirmiş durumda; ancak bu refleks ne yazık ki devlet kurumlarına duyulan güveni değil, aksine bireysel silahlanmayı ve sokağın kendi adaletini arama eğilimini tetikliyor.
Peru’nun yaşadığı bu kriz, sadece bir asayiş zafiyeti değil, bizzat devlet aygıtının "otorite boşluğu" yarattığı yerlerde suç örgütlerinin birer "alternatif otorite" olarak sahneye çıkmasıdır.
Peki, Peru polisi bu yangının ortasında ne yapıyor?
İşte burada karşımıza trajikomik bir manzara çıkıyor.
Polis teşkilatı, bir yanda 2026-2028 Ulusal Güvenlik Planı gibi kâğıt üzerinde şık duran stratejilerle suçla savaşmaya çalışırken, diğer yanda operasyonel kapasitesini felç eden devasa bir yolsuzluk ve kaynak eksikliğiyle boğuşuyor.
Polis, suçu önlemekten ziyade, çoğu zaman suç işlendikten sonra "ceset toplama" veya "tutanak tutma" memuruna dönüşmüş vaziyette.
Teşkilatın içindeki bazı birimlerin bizzat çetelerle iş birliği içinde olduğuna dair iddialar, sokağın polise olan bakışını "koruyucu"dan "şüpheli"ye çevirmiş durumda.
Polis, operasyonlarını genellikle büyük baskınlar ve "gösterişli" yakalamalar üzerine kurguluyor; ancak bu hamleler, organize suçun o derindeki ağlarını koparmaya yetmiyor.
Ayrıca, Peru’da polislik yapmak, bugün sadece suçla değil, bizzat sistemin kendi çürümüşlüğüyle de savaşmak demektir.
Teknolojik altyapının yetersizliği, istihbarat ağlarının siyasileşmesi ve yargının o bitmek bilmeyen yavaşlığı, polisin en büyük ayak bağıdır.
Suç ve şiddetin kol gezdiği bu talihsiz ülkede, suç artık sokağın doğal bir parçası hâline gelmişken; polis, elindeki kırık kalkanla devasa bir tsunamiyi durdurmaya çalışan o yorgun askeri simgeliyor.
Peru’da güvenlik, artık bir kamu hizmeti değil, ancak parası olanın satın alabildiği lüks bir imtiyaza dönüşmüştür.
Bu manzarayı izlerken görüyoruz ki; suç istatistikleri düşse bile, Peru halkının ruhundaki o güvensizlik hissi, en modern polis planlarıyla bile kolay kolay silinmeyecektir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish