Akbelen'in zeytinleri yeni yuvasında çiçek açtı

Mine Ataman Independent Türkçe için yazdı

Maden tartışmaları, protestolar sürerken Akbelen'de gördüğüm rehabilitasyon çalışmaları hepimizi umutlandırdı.

İstanbul Teknik Üniversitesi'nden Prof. Dr. Mustafa Kumral'ın "madenciliği değil, kötü madenciliği tartışmalıyız" açıklaması, akıllara iyi madencilik var mıdır sorusunu getirdi.

Kumral'a göre "sorumlu madencilikle hem madenler çıkarılabilir hem de zeytinler/ekosistemler yaşatılabilir."

Çevresel sınırları sürdürülebilirlik çerçevesinde planlanmış, sosyal onayı güçlü, ekonomik değer zinciri ölçeklendirilmiş madencilik tartışma değil, toplumlara refah getiriyor.

Bu anlamda tartışmayı doğru zemine oturtmak, sahadaki iyi uygulamaları görünür kılmak çok önemli.
 

 

Madenlerle değil kötü madencilerle savaşalım

Akbelen Hüsamlar'daki rehabilitasyonu, zeytin ağaçlarının taşıma işlemini Ankara Üniversitesi'nden Dr. Mücahit Taha Özkaya yapıyor. Dünyada ilk defa uygulanan "sökme-taşıma-dikme yöntemiyle" taşınan ve beş altı yılda meyve verecek zeytin ağaçları altı ayda çiçek açtı, sonbaharda hasat var.

Taylan ve ekibi, süreci yönetmek için literatüre girecek bilimsel bir yöntem kullanıyor. Ankara Üniversitesi Teknokent'te yürütülen bir AR-GE projesi kapsamında taşınan zeytin ağaçları, taşındığı yere uyum sağladı. Yöntem sayesinde taşıma için yılın belirli günlerini beklemeye gerek kalmadan 365 gün boyunca taşıma işlemi yapılabiliyor.

Sahadaki benzer uygulamalar, madenciliğin yalnızca çıkarma faaliyetinden ibaret olmadığını, aynı zamanda bir rehabilitasyon ve yeniden kurma süreci olduğunu gösteriyor.

İnsanlar tartışırken zeytinler çiçek açıyor, olanı biteni anlamaya çalışıyor. Tıpkı bizim gibi. Gördüklerimiz, bilim insanlarından işittiklerimiz yansıtılanlardan çok farklı. Akbelen'deki tartışmanın çevresel hassasiyetlerden, zeytinden öte siyasi bir zemine kayması, maden iletişiminin ne denli önemli olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.
 

 

Maden alanından toprak restorasyonu yapılıyor

Maden alanlarındaki rehabilitasyon sadece ağaç taşımadan ibaret değil. Akbelen madenindeki kaliteli üst toprak, kazı başlamadan önce kazınıp başka bir yere taşınmış. Kazılar bittikten sonra düzenleme toprak restorasyonuyla başlıyor; önce toprak geri taşınıyor, devamında zeytin ağaçları dikiliyor.

Bir avuç toprağın içinde binlerce mikroorganizma var. Bu anlamda yapılan işlem yalnızca "toprak taşımak" değil, gerçek bir ekosistem aşılaması.

Bölgede sadece ağaç dikilmiyor, maden öncesi bölgede var olan flora yeniden dizayn edilmeye çalışılıyor. Ağaçlar işin sadece bir kısmı; bazı yerlerde ağaç olmasa da oralarda da orijinal ekosistem yeniden düzenleniyor. Kamuoyundaki algı ile sahada durum çok farklı.
 

Türkiye'nin binde 1,8'inde maden arama izni var

Cumhuriyet tarihinin tek seferde yapılan en büyük ve kapsamlı rehabilitasyon projesi "Hüsamlar Yeniden" kapsamında bugüne dek 250 binden fazla fidan dikildi.

Ağaç dikim programında konuşan MAPEG Genel Müdürü Arslan Narin, "Türkiye'nin her yeri madenciliğe açıldı" söylemlerine karşın, "Türkiye'nin sadece binde 1,8'inde madencilik faaliyetleri yürütüldüğünün altını çizerek, mevcut durumda arama ruhsatları da dâhil Türkiye'nin yüzölçümünün ortalama yüzde 16'sı ila 20'si maden için ruhsatlandırılmış durumda. Bir arama ruhsatının işletmeye dönebilmesi ihtimali yüzde 1'in altında" diyerek dezenformasyona dikkat çekti.
 

 

"Akbelen'de 800 futbol sahası büyüklüğünde alan rehabilite edildi"

Yeniköy Kemerköy Enerji Genel Müdür Yardımcısı Burak Işık, "2023 yılında başlattığımız ‘Hüsamlar Yeniden' projesi kapsamında bugüne kadar 576 hektarlık alanı doğaya kazandırdık. Dikim başarısı yüzde 96 seviyesine ulaştı" diyerek sorumlu madenciliğe dikkat çekerken, madenciliğin multidisipliner çevre restorasyonu yönüne dikkat çekti.


Madenleri çıkarmayacaksak neden gururlanıyoruz?

Akbelen'de gördüklerim madenlerle ilgili çocukluk anılarımı hatırlattı. Ortaokul coğrafya dersinde 7 bölgenin ırmaklarını, bitki örtüsünü, dağlarını, ovalarını ve madenlerini öğrenirdik, Türkiye zengin bir ülke diye gururlanırdık. O zamanlar yer altındaki madenler bizim için sadece bir bilgi, bir potansiyeldi. Bugün o potansiyel artık ekonomik bir zorunluluk, bağımsızlık için bir araç, kalkınmanın katalizörü.
 

 

Madenleri işlemek, madenciliği savunmak sosyal zorbalığa maruz bırakılıyor

Akıllara aynı soru geliyor: Madenler ekonomiye değer katmak, kalkınma yaratmak için kullanılmayacaksa ne anlamı var?


Uygarlık madene de zeytine de sahip çıkamayacak mı?

Benzer soruları sadece Türkiye sormuyor; madenle yaratılan konforla madenlere karşı çıkan Homo sapiens, madenler üzerinden varoluşunu sorguluyor.


Yerüstü zenginliği yeraltı zenginliğinden daha iyi midir?

Birileri çıkıyor "yer üstü zenginliği yer altı zenginliğinden önemlidir" açıklaması yapıyor, alkışı topluyor. Belli ki açıklamayı yapanların madenler, kritik mineraller için çıkan ABD/İran, Rusya/Ukrayna savaşından; ABD'nin Venezuela başkanını bir gecede almasından, ABD'nin gözünü maden zengini Grönland'a dikmesinden haberi yok.

Yer altı ile yer üstü zenginliğinin birlikte işletmenin bir uygarlık olduğunu dikkate almıyor. Madenleri kilo hesabıyla değerleyip zeytinle kritik minerali kıyaslama hatasına düşüyoruz. Ülkeler maden paradigmalarını güncelliyor, yeni sosyolojik açılımlar ortaya koyuyor.
 

 

Kanadalılar "madenler kapatılmasın" protestoları yapıyor

Türkiye, madenler kapatılsın, madencilik istemiyoruz protestolarıyla güne uyanırken, Kanada'daki madenciler madenlerin kapatılmaması için eylem yapıyor. Nedeni açık: "madenin bölgeye istihdam, zenginlik ve kalkınma getirmesi."


"Kanada madenlerini çıkarmıyor" doğru değil

Türkiye, "Kanada gibi gelişmiş ülkeler madenlerini çıkarmıyor, biz niye madenleri çıkarıyoruz" dezenformasyonuyla manipüle edilirken, Kanada Başbakanı Mark Carney 35 milyar dolarlık yeni bir maden yatırım planı açıkladı. Ülkenin hali hazırda 200'den fazla aktif maden sahası var.


Hayatı yeşerten madencilik

Dünyanın enerjiyi stratejik bir silah olarak gördüğünden beri ülkeler nadir elementler için yeni ittifaklar kuruyor. Böyle bir dünyada maden karşıtlığını değil, doğru maden iletişimini tartışmak zorundayız. Madenciliğin iyisi olmaz tezine karşın Rubel&Menasche dergisi "Kanada modelini" örnek gösteriyor. Türkiye'de de Maden Kanunu rehabilitasyon şartlarını günün çevre bilincine, teknolojiye uygun olarak güncelledi. Bir ağaç kesilince 10 tane büyütülmek zorunda. Madencilikteki yeni yaklaşım "sorumlu kapatma/rehabilitasyon" olarak tanımlanıyor.


Gelecekte madenlere gerek kalmayacak mı?

Madenlere bağımlılık, doğayla ilişkilerimizi yeniden inşa ettiğimiz bir dönemde tartışmayı başka bir yere taşıyor. Çağın teknolojileri ve madenlerle yarattığımız bilim muhtemelen çeyrek asır sonra farklı malzemelerden çevreye hiç zarar vermeden otomobil, bilgisayar gibi araçlar yapmamızı mümkün kılacak. Ancak o zamana kadar doğadan almamız gereken materyallere nasıl karar vereceğiz? Uygarlık pek çok anlamda yeniden hizalanmak, yeni etik ve ilkesel kararlar almak zorunda.
 

Akbelen madeninin etki analizi trilyonlarca dolar

2,5 - 3 trilyon dolar değerindeki küresel madencilik pazarı, doğrudan tedarik zincirine katkısı ve yerel tüketimi tetikleyici etkisiyle ürettiği madenden çok daha fazlasını yaratıyor. Madenciliğin etkisi sadece ekonomiyle sınırlı değil, toplumsal yapıyı da şekillendiriyor.


Maden bir kültürdür

Sadece şimdi değil, Zonguldak, Sivas Kömür İşletmeleri, Batman gibi illerdeki demir ve petrol işletmeleri sadece ekonomik etki yaratmakla kalmadı. Türkiye'de işçi sınıfı kültürünün oluşmasına, toplumsal dönüşüme sağladığı çarpıcı örneklerle katkı sağladı.


Maden çocukları değerleri paha biçilemez

Sivas'taki demir madenlerine ait Cürek köyü zamanının Paris'iydi. Maden çalışanlarının yaşam kalitesini artırmak, üretim verimliliğini desteklemek için köyde butikten tenis kortuna, havuzdan berbere kadar tüm donatılar vardı. Sadece Cürek mi, benzeri Zonguldak Demir Çelik Fabrikası için kurulan mahalle de vardı. Söz konusu alanlardaki okullardan mezun çocuklar bugün Türkiye'nin en saygın bilim ve iş insanları.

Madenlerin etkisi bu kadar netken nasıl olur da toplumsal kabul bu kadar tartışmalı hale gelir?
 

 

STK'lar maden protestolarını manipüle ediyor mu?

İddialara göre "yabancı lobiler kendi pazarlarını kaybetmemek, ülkelerin gelişimini durdurmak için yoksul ülkelerin madenlerinde yapılan protestoları destekliyorlar." Hindistan'daki maden protestolarının ardında çeşitli STK'lar tarafından fonlanan protestocuların olduğunu hükümet belgeleriyle açıklanmıştı. Peru'da benzer şekilde küresel STK'lar ülke ormanlarını koruyor algısı yaratarak madenlerin çıkarılmasını engelliyor. Protestolar daha çok gelir dağılımı adil olmayan, yerel hak ihlallerinin yaşandığı, bazen de çevre tahribatının yaşandığı ülkelerde karşılık buluyor.


Almanya madenlerden vazgeçmedi

Yüksek maliyet ve ithal kömürün ucuz olması nedeniyle kendi madenlerini durduran Almanya linyit yatırımlarını büyütüyor. Almanya otomotiv, kimya, makine sanayi için Afrika, Güney Amerika, Kanada'dan lityum, bakır gibi madenleri ithal ediyor. Hürmüz'ün kapanmasıyla Avrupa'da pek çok ülke ışıkları kapattı, Avrupa nükleere dönüş yapıyor, Rusya ile flörtleşiyor. İtalya mermerin keyfini sürerken madencilik artık bir yönetişim alanına dönüşüyor.
 

 

Madenini yönetemeyen geleceğini de yönetemez

Elbette madenler tek başına nimet değil, doğru yönetildiğinde, gelir halka yansıtıldığında refah yaratıyor. Pek çok yoksul ülke kurumsal zayıflık, teknoloji eksikliği, değer zinciri kuramamaktan kaynaklı madenlerini çıkaramıyor bile. Bazıları da çıkarsa da işleyemeden hammadde olarak satıyor, yeteri kadar zenginlik yaratamıyor. Venezuela'nın madenleri başkanlarının başını yedi, Zambiya ve Nijerya'daki zayıf devlet yapısı, yolsuzluklar maden gelirlerinin halka yansımamasına neden oluyor. Kanlı elmas, kobalt Afrika'ya mutluluktan çok yoksulluk getiriyor. Kongo'da madenler silahlı grupların kontrolünde, akıllı dediğimiz telefonların pek çoğu çocuk işçiliğiyle üretiliyor; dolaylı olarak çatışmaları finanse ediyor.


Madenler değil madenlerin kullanıldığı ürünler Türkiye'ye değer katacak

Maden mi zeytin mi tartışması bir tarafa uzmanlara göre "İtalya, İspanya ve Yunanistan'da zeytin rekoltesi güçlü ise Türkiye zeytin satamıyor." Sattığımız zeytinlerin yüzde 70'ten fazlası dökme. Eldeki zeytine bile yeterince değer katamayan Türkiye, madenlerle yaratılan enerji ile aydınlanan okulların, sanayi tesislerinin, laboratuvarların, hastanelerin yarattığı değeri yok sayıyor. Bu anlamda "madencilikte sosyal kabul" kritik bir eşik haline geliyor.
 

 

"Sosyal onay yoksa maden de yok"

Çevre İletişim Derneği Başkanı Sevda Güner "Maden şirketleri maden çıkarma işlemine başlamadan önce madendeki çalışma sistemini, rehabilitasyon planı gibi temel konuları içeren bir Maden İletişim Planı sunmalı, sosyal mutabakat sağlanmalı. Sosyal onay yoksa madencilik yapılamaz" diyerek GSYİH'ya etkisi yüzde 1,2 olan madenciliğin büyütülmesi için halkın rızasının alınması, çevre dostu madencilik yapılması gerekliliğine dikkat çekiyor.


"Maden çıkarmayalım, ithal edelim" söylemi "bizim doğamız bozulmasın, başka ülkelerin doğası bozulsun" yaklaşımı etik olmaktan çok öte

Maden gerçekleri tüm dünyayı kaçınılmaz kararlar almaya zorluyor.


Tek taşa "evet", madene "hayır"

Velhasıl, ya maden kullanılarak elde edilen hiçbir konforu talep etmeyeceğiz ya da sorumlu, denetlenebilir, katılımcı bir madenciliğin paydaşı, takipçisi olacağız; C şıkkı yok. Zira kalbimizdeki atan pilden, kalbimizi attıran tek taşa kadar her yerde madenler var. Sadece madencilerin değil, protesto eden Esra'nın, muhtar Nejla'nın hayatının merkezinde de madenler var.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU