2013 yılında Bir Kuşak Bir Yol projesini açıklayarak Çin Halk Cumhuriyeti'nin (ÇHC) ABD'ye karşı 4 kademeli bir strateji uygulamaya başlayacağını Ocak 2017'de yazmıştım:
- Güçlü, disiplinli/totaliter merkezi yönetim.
- Etrafı ile entegrasyon.
- Dünya ile iktisadi işbirliği.
- Bir Kuşak Bir Yol Projesi vasıtasıyla küresel nüfuz ve hâkimiyet.
ÇHC'nin bu stratejik hamlesine karşı ABD'nin de 2018'den itibaren yeni bir strateji uygulamaya başladığını fark etmiş ve bu konuda "ABD'nin Gazze üzerinden küresel ve bölgesel aktörleri testi" başlıklı makalemi Independent Türkçe'de 5 Ağustos 2024'te yayımlamıştım.
ABD'nin Dört Boyutlu Yeni Stratejisi'ni; kendi merkezi alanını tanzim etme, her yerde rekabet ve savaş yerine kilit mekânları kontrole başlama, tek başına ÇHC ile savaşı kazanamayacağı için muharip devletler oluşturma ve ÇHC'yi güçsüzleştirerek tahribe yönelme şeklindeki tespitimi 2025 yılında bir kitap olarak neşretmiştim.
Ben ABD'nin strateji değişiminin dış cephesini, yani dünyaya yansımasını tespit ederken, ABD'den Palantir CEO'su Alex Karp, Nicholas W. Zamiska ile birlikte Şubat 2025'te yayımladığı The Technological Republic başlıklı kitapla ABD'nin strateji değişiminin iç cephesinin ipuçlarını ortaya koymuştu.
19 Nisan 2026'da Palantir'in 22 maddelik "Teknolojik Cumhuriyet" bildirisi üzerine, benim ABD'nin Dört Boyutlu Yeni Stratejisi ile vardığım netice ile The Technological Republic kitabından derlenen Palantir Bildirisi'nin bir mukayesini yapmaya karar verdim.
Şunu baştan belirtmek gerekir ki Alex Karp, Silikon Vadisi'nin ruhu adına konuşan bir ABD'li teknoloji milyarderi olup daha ziyade kültürel bir manifesto ortaya koymaktadır. Esasında Karp ve Zamiska'nın bu manifestosu, ABD'deki iç cephede yaşanan dönüşümde Silikon Vadisi'ne verilen yeni bir vatan vazifesini tanımlamaktadır. Ben ise ABD hakkında stratejik bir çözümleme ve teşhis yaparak ABD'de yaşanan dönüşümün dış cephesinde, yani dünyada nelere sebep olmaya başladığını ve ne şekilde devam edeceğini, bu tesirlerin hangi coğrafyalarda nasıl gerçekleşeceğini haritalandırmaya çalışmaktayım.
Diğer bir ifade ile Palantir, Silikon ruhuyla ABD evinin içerisinde yaşananları veya yaşanmasını istediklerini anlatırken, ben ise ABD evinde gerçekleşen değişimlerin bir nevi mimari planını çözmeye ve bu evin dünyada gerçekleştirmeye çalıştığı dönüşümleri çözümlemeye gayret etmekteyim. Belki de bu iki bakış açısını birden nazara alarak yeni dünyayı daha net anlayabiliriz. Özellikle Palantir'in küresel düzeyde önemli yatırımcıların görüşlerini de temsil etmesi bakımından ayrıca kıymete haiz olduğunu belirtmek gerekir.
Şimdi Palantir'in Manifestosu ile benim ABD'nin Dört Boyutlu Yeni Stratejisi'ne dair sonuçlarımı stratejik noktalardan hareketle kıyaslamaya çalışacağım.
1. Stratejinin mahiyeti
Stratejinin mahiyeti hakkında Palantir net bir ifade kullanmak yerine siyasi bir üslubu tercih etmektedir. Şöyle ki: "Bir rakibi alt etmek, sevinmek için değil, durup düşünmek için bir fırsattır… Sert güce ihtiyaç vardır ve bu yüzyılda sert güç yazılım üzerine kurulacaktır… Yapay zekâ silahlarını kimin ne amaçla üreteceği ve düşmanlarımızın bu amaçla üretime devam edeceklerini bilmektir" gibi ifadeler kullanmaktadır.
Palantir'in sessiz kaldığı stratejinin mahiyeti konusunda benim görüşüm ise çok açıktır: Strateji söylenmez, ilan edilmez; icra edilir, yerine getirilir. Zira ABD gibi stratejik devletler stratejilerini açıklamazlar. Strateji adı altında ilan edilen şey aslında strateji değil, stratejiyi örten bir siyaset belgesidir. Bu yüzden ben 5 Aralık 2025'te yayımlanan ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi metnini bir strateji belgesi olarak değil, Trump yönetiminin ABD'nin gerçek stratejisini maskeleyen bir siyaset metni olarak değerlendirmiştim.
Esasında strateji ile siyaset söylemi arasındaki fark, günümüzün en büyük problemlerinden biridir. Stratejinin mahiyeti hakkında bir şey söylemeyen Palantir'in de siyasi söylemlerin zararlarının farkında olduğunu görmekteyiz. Palantir manifestosunda, "Modern siyasetin psikolojikleştirilmesi bizi yanlış yola sürüklüyor. Ruhlarını ve benlik algılarını beslemek için siyasi arenaya bakanlar… hayal kırıklığına uğrayacaklardır" ifadelerine yer vermektedir.
2. Yeni stratejiye göre ABD'nin yumuşak gücünün tasfiyesi
Palantir; yumuşak gücün etkisinin sınırlı olduğunu, özgür ve demokratik toplumların başarılı olabilmesi için ahlaki anlayıştan daha fazlasına ihtiyaç duyulduğunu, sert gücün şart olduğunu ve bu yüzyılda sert gücün de yazılım üzerine kurulacağını belirtmiştir.
Ben ise 2018'den itibaren ABD'nin tek kutuplu dönemdeki dünya jandarmalığı anlayışına son verdiği kanaatine varmıştım. Bunun hızlı bir şekilde uygulanmasının ise 20 Ocak 2025'te Trump'ın göreve başlamasının ardından başladığını belirterek, 5 Eylül 2025'te Savunma Bakanlığı'nın Savaş Bakanlığı'na dönüştürülmesini, Hegseth'in "yalnızca savunmayacağız, saldıracağız" açıklamasını ve Tom Barrack'ın 28 Ağustos 2025'teki "Amerika artık dünyanın polisi değil, herkes başının çaresine baksın" beyanlarını bu dönüşümün resmi işaretleri olarak kayda geçirmiştim.
Ayrıca USIP'nin kapatılmasını, Radio Free Europe / Radio Liberty / Radio Free Asia / Voice of America bütçelerinin kesilmesini ve USAID'in tasfiyesini de bu bağlamda değerlendirmiştim. Palantir, yumuşak güç yerine sert güce geçilmesi gerektiğini belirtirken, ben ise netice almak için ABD'nin kurumsal olarak da muharip bir hâle dönüştüğünü kaydetmiştim.
3. ABD'nin merkezi alanının tespiti
Palantir, yalnız kültürel zeminde "Amerika ve daha geniş anlamda Batı"dan bahsetse de ABD'nin yeni stratejisinde ayak basacağı bir merkez öngörmemektedir. Benim tespitime göre ABD, kendisi için mutlaka hâkimiyet kurmayı hedeflediği bir alan belirlemiştir.
Bu alan; Meksika-ABD sınırı, Meksika/Amerika Körfezi, Bahama Adaları, İzlanda, Grönland, Kuzey Buz Denizi ve Bering Boğazı ile çevrelenmektedir. ABD, bu alanın içine giren Kanada ve Grönland'ı kesinlikle ilhak etmeyi veya sıkı bir şekilde kendisine bağlamayı hedeflemektedir. ABD, belirlediği merkezi alanı korumak için savunma ve saldırı amacıyla Altın Kubbe sistemi kurmayı hedeflemiştir.
Ayrıca ilk defa ABD, küresel bir savaşta Kuzey Amerika'nın da hedef olduğunu kabul etmekte ve hazırlıklarını buna göre yapmaktadır.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
4. ABD'de kimliğin yeniden inşası
Palantir, "Bazı kültürler hayati önem taşıyan ilerlemeler kaydetmiştir; diğerleri ise işlevsiz ve gerici kalmıştır" dedikten sonra "Boş ve içi boş bir çoğulculuğun sığ cazibesine direnmeliyiz. Amerika'da ve daha geniş anlamda Batı'da, son yarım yüzyıldır kapsayıcılık adına ulusal kültürleri tanımlamaya direnmişizdir" ifadesiyle öncelikli olarak ABD'de bir kültürel kimlik krizinin varlığına işaret etmiştir.
Ben ise kitabımda ABD'nin geleneksel WASP (White Anglo-Saxon Protestant) kimliğinin, ABD'de Hispanik nüfusun artmasıyla demografik olarak tehlikeli görüldüğünü, 340 milyonluk ülkede 120 milyonluk bir çekirdeğin, yani WASP'ın, kültürel kimliği kontrol etmesinin mümkün olmadığını yazmıştım. Bu kültürel probleme karşı ABD'nin yeni formülünün WE-B (White European and Black) olduğunu belirtmiştim.
WE-B; İngiliz, İskoç, Hollandalı ve Galli kökenlilerin yanına 41 milyon Alman, 25 milyon İrlandalı, 10 milyon İskandinav, 6 milyon İskoç, 5 milyon Hollandalı, 2 milyon Galli ve diğer Avrupa kökenliler eklenince Avrupalı beyaz tabanı 210 milyona çıkaracak; buna 45 milyon Afrikan-Amerikalı dahil edilince 255 milyonluk bir kültürel insan potansiyeli, yani WE-B, oluşacaktır.
Hatta ABD'nin Kanada'yı kendi merkezi alanına katma ısrarının arkasında da yeni kültürel kimlik hesabının olduğunu belirtmiştim. Karp'ın kültürel olarak "neyin içine dahil ediliyoruz?" sorusunun cevabının WE-B olduğunu ve bunun ABD'nin yeni stratejisinin bir unsuru olduğunu kaydetmiştim.
5. Yeni düşmanın belirlenmesi
Palantir manifestosu, doğru bir şekilde, dünyamızda yaşamış olan üç neslin dünya savaşı görmediğini belirtmekte; yeni küresel bir savaşın başlayacağını, ABD'nin de yumuşak güç yerine sert güce ihtiyaç duyduğunu ve bu sert gücün de yazılım üzerine kurulacağını ifade etmektedir.
Palantir, Almanya ve Japonya'nın yeniden askeri güç hâline getirilmesi gerektiğini söyleyerek ABD'nin esas düşmanlarının ÇHC ve Rusya Federasyonu olduğunu dolaylı olarak ifade etmektedir.
Benim bu konudaki tespitim ise 2012'de ÇHC'nin Bir Kuşak Bir Yol projesini uygulamaya koyması ve Rusya Federasyonu'nun ÇHC'ye eklemlenmesi ile ABD'nin esas düşmanlarının ortaya çıktığı şeklindedir. Bundan dolayı da kitabımda, ABD'nin düşman gördüğü devletleri çevrelemek için Almanya'dan Japonya'ya kadar muharip devletler oluşturduğunu yazmıştım.
6. Almanya ve Japonya'nın yeniden silahlandırılması
Palantir, ABD'nin sert güç hâline gelmesinin yanında, isim vererek Almanya ve Japonya'nın askeri pasifizmine son verilmesini teklif etmektedir. Palantir Manifestosu'nda; II. Dünya Savaşı sonrası Almanya ve Japonya'nın etkisizleştirilmesinden geri dönülmesi gerektiği, Almanya'nın etkisizleştirilmesine dair aşırı hassasiyetin Avrupa'da ağır bir bedel ortaya çıkardığı ve Japon pasifizminin devam ettirilmesi hâlinde Asya'daki güç dengesinin değiştirilmesi tehdidinin meydana çıkacağı ifade edilmiştir.
Net bir şekilde Palantir, bu iki ülkenin silahlandırılmasını tavsiye etmiştir. Ben ise ABD'nin Almanya ve Japonya'nın askeri güç hâline getirilmesi çalışmalarına çoktan başladığını kaydetmiştim. ABD'nin desteğini alan Japonya'nın, 10 Kasım 2025'te Başbakan Takaichi Sanae'nin ÇHC'nin saldırısına karşı Tayvan'a müdahale edeceği ifadesine ve 21 Aralık 2025'te Japonya Başbakanlık Ofisi'nin "ülkemizin nükleer silah edinmesi gerekmektedir" açıklamasına da kitabımda yer vermiştim.
Zaten Almanya'nın, Rusların Ukrayna'ya saldırısından itibaren askeri bir güç hâline gelmeye başladığını dikkate alarak, Germany–Poland–Ukraine–Türkiye (GPUT) veya Rusya Federasyonu-ÇHC ittifakı hâlinde Germany–Poland–Ukraine–Türkiye–Syria–Arabia (GPUTSA) askeri teşkilatlarının kurulabileceğini kaydetmiştim. Palantir'in normatif çağrısına karşılık, Almanya ve Japonya'nın silahlandırılmasının icra edilmeye çoktan başlanmış stratejik bir karar olduğunu belirtmiştim.
7. ABD'nin ÇHC ile savaş için muharip devletler oluşturması
Palantir; askerlik hizmetinin evrensel bir görev olmamasını, tamamen gönüllülerden oluşan bir ordudan vazgeçilmesinin "ciddi olarak düşünülmesi" gerektiğini ve herkesin risk ve maliyeti paylaşarak "bir sonraki savaşa" girilmesini önermektedir. Ben ise kitabımın üçüncü bölümünü ABD'nin "Muharip Devletler Oluşturma ve Kullanma" stratejisine ayırmış ve ABD'nin nasıl savaşacağını izah etmeye çalışmıştım.
Şöyle ki; ABD, yeni strateji anlayışına göre kendisini büyük muharip, tespit ettiği veya oluşturduğu devletleri ise çeşitli vasıtalarla küçük muharipler hâline getirmeye çoktan başlamıştır. ABD, sadece ÇHC'nin bile kendisinin beş katına yakın insan gücüne sahip olduğu gerçeğinden hareketle, ÇHC'nin ancak bütün dünyadaki muharip devletlerin ortak hareketiyle durdurulabileceğini öngörmektedir.
Bundan dolayı ABD'nin Avrupa'da Polonya, Almanya ve Ukrayna'yı; Ön Asya'da Arabistan'ı; Doğu Asya'da Japonya, Güney Kore ve Avustralya'yı, bazılarının nükleer güç hâline getirilmesi de dahil olmak üzere, ÇHC'ye karşı muharip devletler hâline dönüştürdüğünü anlatmıştım. Hatta NATO'nun bile muharip bir şekle dönüştürülmesi için ABD'nin farklı şekillerde çalıştığını da belirtmiştim.
Yani Palantir, ABD'lilerin savaşa hazırlanması önerisinde bulunurken ben, ABD'nin 2018'den itibaren ÇHC ile savaşa hazırlandığını ve bunun için kendisine yardımcı olacak muharip devletler oluşturmaya, mevcut muharip devletlerle de işbirliği yapmaya başladığını kitabımda anlatmıştım.
8. Zafer için AI mı, atom mu gerekli?
Palantir, atom çağının sona erdiğini ve yapay zekâ üzerine kurulu yeni bir caydırıcılık çağının başlamak üzere olduğunu belirtmektedir. Ancak bu kadar keskin bir hüküm vermek doğru değildir.
Diğer bir ifade ile dünyadaki dengeler ve yarışta atomik silahların öneminde bir azalma yaşanmadığı Palantir tarafından dikkate alınmamıştır. Bunun sebebi, Palantir'in yapay zekâ üzerine kurulu bir istihbarat ve savunma şirketi olması ve müşterilerine satacağı en kârlı ürünün AI olmasından kaynaklansa gerektir. Zira nükleerin devre dışı kalmadığını söylerse kendi ürünü olan AI'ı kolay pazarlayamayacağı açıktır.
Bu çerçevede Palantir, AI'ı yeni "tüfek" olarak kabul etmektedir. Ancak benim görüşüm, atom çağının biteceği varsayımının doğru olmadığı yönündedir. ABD, nükleer gücünü korumaya devam ettiği gibi, 29 Ekim 2025'te Trump da nükleer testlere başlama talimatı vermiştir.
Ayrıca ABD, rakiplerinin nükleer gücüne karşı, kendisiyle müttefik olacak muharip devletlerin nükleer kapasiteye sahip olmasının yolunu açmaya başlamıştır. Mesela Avustralya'ya nükleer denizaltılar verilmesi, Japonya ve Güney Kore'nin nükleer kapasiteye kavuşması için ABD yardımları, atom çağının bitmediğinin iyi birer örneğidir.
Tersten bakıldığında, İran'ın da atomik silaha sahip olmaması için ABD'nin savaşı göze alması da bunun diğer bir delilidir. Burada şunu net olarak söylemek gerekir ki atom çağı bitmeyecek; ancak AI ile birlikte caydırıcılığı veya gücü katbekat artacaktır. Bundan dolayı "atom mu, yapay zekâ mı?" tercihi doğru bir yaklaşım değildir; çünkü nükleer hâlâ zeminde durmaktadır.
9. ABD'nin rakibi ÇHC'yi tahrip stratejisi
Palantir, ABD'nin yazılım üzerine inşa edilecek sert gücü kullanarak yeni dünya savaşında düşmanlarını yenmesi gerektiğini ve Silikon Vadisi olarak kendilerinin de buna katkı sağlamasının bir görev olduğunu söylese de bunun nasıl gerçekleştirileceği hakkında bir öngörüde bulunmamaktadır.
Bu konuda kitabımdaki görüşüm ise şudur: ABD'nin yeni stratejisinin son ve esas hedefi ÇHC'yi içten ve dıştan tahrip etmektir. ABD'nin 2018 yılından itibaren kendi stratejisini yürürlüğe koyarak ÇHC'nin insan kalesinin surlarını yıkmaya ve dünyadaki nüfuzunu tahrip etmeye çalıştığı ortaya çıkmaktadır
Yeni stratejisi çerçevesinde ABD'nin, ÇHC yönetiminin en fazla hassas olduğu ÇHC'nin içerisine müdahale etmeye başladığını görmekteyiz. ABD'nin, rakibini içeriden patlatmak için önce bir çengel gibi kullanılmaya müsait çeperini, yani dış kalesini, tahribe başlayacağı belli olmuştur.
Sonuç
Karp ve Zamiska'nın Palantir Manifestosu Silikon Vadisi'nin ruhunu yansıtırken, benim yaklaşımım ise akademik bir yaklaşım olup Pentagon'un yeni küresel stratejisini tespit etmeyi hedeflemektedir. ABD'nin yeni bir stratejiye geçtiği ve ÇHC'nin esas düşman statüsünde olduğu hususunda ikimiz de aynı görüşteyiz.
Palantir'in Almanya ve Japonya'nın askeri olarak aktif hâle getirilmesi öngörüsü hariç, diğer yaklaşımları daha ziyade kültürel ve siyasi boyutta kalmaktadır. ABD'nin kurmaya başladığı yeni merkezi alan, kültürel kimlik, ÇHC'nin yayılma ve etkisini kırmak için kilit mekânları kontrol etme, ÇHC ile mücadelede muharip devletler oluşturma, ÇHC'ye yönelik çevreleme ve tahrip konularına hiç girmemektedir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish