Geçen günlerde Şanlıurfa Siverek’te ve Kahramanmaraş’ta meydana gelen okul saldırıları toplumumuzu derinden etkilemiş, büyük bir üzüntüye yol açmıştır. İlk, orta ve lise çağlarındaki çocukların akranları tarafından hedef alındığı bu tür şiddet olaylarının önüne geçilmesi, farklı coğrafyalardaki deneyimlerden faydalanılmasını gerekli kılmaktadır.
İletişimin, dijitalleşmenin ve sosyal ağların zaman ve mekân farkını ortadan kaldırdığı günümüz dünyasında, kültürlerin birbirine yakınlaşması ve hatta kültürel hibritleşme, bizim kültürümüze yabancı bu tür eylemleri anlamak ve mücadele etmek adına başka tecrübelerden de istifadeyi gerekli kılmaktadır.
Özellikle 90’lı yılların sonlarından itibaren Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yaşanan okul saldırıları psikoloji, sosyoloji ve kriminoloji bilimlerinin ilgi odağı olmuştur. Bu saldırıların nedenleri, ne gibi önleyici tedbirler ve politikalara ihtiyaç duyulduğu, sorumluluk alanları, mücadele politikaları noktasında bu inceleme, araştırma ve ampirik deneyimler, ülkemizde yaşanan saldırıların tekrarlanmaması ve mücadele yöntemleri açısından yol gösterici olabilecektir.
ABD’deki okul saldırıları, kriminoloji literatüründe nadir rastlanan, toplumsal etkisi oldukça sarsıcı olaylar niteliğinde kabul edilse de nedensiz ya da tamamen öngörülemez değildir.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Okul saldırıları kavramı, bir okulda bir silahın kazara ateşlenmesinden, bir öğrencinin ateşli silahla yaralanması veya ölümünden okullarda yaşanan toplu silahlı saldırılara kadar geniş bir yelpazede ele alınır. Bununla birlikte okul saldırıları, toplu silahlı saldırıların bir türü olarak da gerçekleşir ve bu ihtimalde tek veya bazen iki fail tarafından dört veya daha fazla kişinin öldürüldüğü ve/veya yaralandığı, kurbanların yüksek bir yüzdesini okuldaki küçük yaştaki çocuklar ve gençlerin oluşturduğu hadiseler anlaşılır.
İstatistiksel olarak “düşük oranlı” (low base-rate) vakalar sınıfına giren bu saldırılar (Verlinden ve ark., 2000, s. 20) 1990–2016 yılları arasında 652 kez kaydedilmiş ve yılda ortalama 24 vaka ile karşımıza çıkmıştır. Bu saldırıların yüzde 72,5’i kasıtlı şiddet eylemleriyken, yüzde 15,6’sı intihar/kendine zarar verme ve yüzde 11,2’si kaza sonucu meydana gelmiştir (Freilich ve ark., 2022, s. 6).
Temelde bu tablo; bireysel psikopatolojiden silah erişimine, okulun sosyal ikliminden aile yapısına kadar uzanan çok katmanlı bir sorunlar silsilesini yansıtmaktadır (Verlinden ve ark., 2000, s. 17). Okul saldırılarını gerçekleştiren faillerin pek çoğunda zorbalık geçmişi, dışlanmışlık, içe kapanıklık, akran desteğinden yoksunluk, aile ve öğretmen desteği eksikliği, silaha kolay erişim, daha önce bir suç mağduru olma, silah taşıyan akranlarla ilişkili olma gibi özellikler öne çıkmaktadır (Siegel, 2012, s. 353). 2019 yılında çocuklar ABD nüfusunun yüzde 22’sini oluştururken, tüm toplu silahlı saldırılarda kurbanların yüzde 25’i çocuklardı.
Özellikle evlerde meydana gelen silahlı saldırılarda çocukların mağdur olma olasılığı daha yüksektir. 2009 ile 2016 yılları arasında ABD’de 102 toplu silahlı saldırı meydana gelmiş, bunların 71’i evde, 31’i ise kamusal alanda gerçekleşmiştir. 18 yaşın altındaki çocuklar, evlerde gerçekleşen bu silahlı saldırılarda ölenlerin yüzde 44’ünü oluştururken, kamusal alanlardaki silahlı saldırı kurbanlarının yüzde 10’unu oluşturmuştur (Reeping ve ark., 2021, s. 2 vd).
Okul saldırıları üzerine yapılan araştırmalar, tek bir “saldırgan profili” tanımlamanın kriminolojik açıdan yanıltıcı olabileceğini göstermektedir. Örneğin, Pennsylvania’da sınıf arkadaşını vuran 14 yaşındaki bir kız çocuğunun durumu, geleneksel risk taramalarının dışındadır. Bu çocuk okuldan dışlanma, akran zorbalığı ve depresyon gibi risk faktörlerini taşımasına rağmen, profillerde genel kabul gören “beyaz ve erkek” olma kriterlerine uymamaktaydı (Wike ve Fraser, 2009, s. 164).
Bu bağlamda “açık yol” (overt pathway) olarak adlandırılan yaklaşım, saldırgan davranışların genellikle bir anda değil, zaman içinde gözlemlenebilir bir şekilde geliştiğini vurgular. Buna göre süreç çoğu zaman küçük çatışmalar ve zorbalık davranışlarıyla başlamakta, ardından kavgalarla devam etmekte ve bazı durumlarda ağır şiddet eylemlerine kadar ilerleyebilmektedir.
Verlinden, Hersen ve Thomas dokuz ana vaka (s. 28 vd.) yönünden saldırganların hazırlık süreçlerini, eylem öncesindeki konumlarını, suça yönelten motivasyonlarını aşağıdaki şekilde incelemişlerdir:
Barry Loukaitis olayı:
14 yaşındaki Loukaitis’in matematik dersini basarak cinayet işlemesi, “medya ve popüler kültür etkisi” açısından çarpıcı bir örnektir. 2 Şubat 1996 tarihinde, Amerika Birleşik Devletleri’nin Washington eyaletine bağlı Moses Lake şehrinde bulunan Frontier Ortaokulunda 14 yaşındaki Barry Loukaitis, matematik dersine girerek öğretmeni ile iki öğrenciyi öldürmüş, bir öğrenciyi de ağır yaralamıştır. Olay kriminolojik açıdan değerlendirildiğinde, failin geçmişinde belirgin bir şiddet öyküsü bulunmamakla birlikte, ergenlik döneminde gelişen sosyal izolasyon, akran zorbalığı ve intikam temalı düşüncelerin psikolojik kırılganlığı artırdığı görülmektedir. Aile içi çatışmalar, ebeveyn ayrılığı ve travmatik yaşantılar da bu durumu derinleştirmiştir. Buna ek olarak, evde silahlara kolay erişim ve şiddet içerikli medya etkisi, şiddetin bilişsel olarak meşrulaştırılmasına katkı sağlamıştır. Saldırı öncesinde tehditlerin paylaşılması ve planlı hazırlıkların yapılması, olayın çok faktörlü risk yapısına dayanan ve önceden sinyalleri verilen hedefli bir okul saldırısı olduğunu göstermektedir.
Evan Ramsey olayı:
18 Şubat 1997 tarihinde, Alaska eyaletine bağlı Bethel şehrinde bulunan Bethel Regional Lisesinde 16 yaşındaki Evan Ramsey, dersler başlamadan kısa süre önce okula gelerek ateş açmış; okul müdürünü ve bir öğrenciyi öldürmüş, iki kişiyi yaralamıştır. Failin erken yaşlardan itibaren kontrolsüz öfke patlamaları, depresyon, madde kullanımı ve intihar eğilimleri gibi bireysel risk faktörleri sergilediği görülmektedir. Buna karşın etkili bir ruh sağlığı müdahalesinin sağlanmamış olması dikkat çekicidir. Aile düzeyinde, babasının cezaevinde olması, annesinin alkol bağımlılığı bulunması nedeniyle ebeveyn denetimindeki eksiklik belirgindir. Okul ortamında akran zorbalığı, dışlanma ve antisosyal eğilimli akran gruplarıyla ilişki, evde kilitsiz şekilde erişilebilen silahlar ve şiddet içerikli video oyunlarının etkisi olumsuz eğilimini pekiştirmiştir. Saldırı öncesinde hedeflerini açıkça belirtmesi ve eylemi arkadaşlarıyla planlamasına rağmen herhangi bir önleyici müdahalenin gerçekleşmemesi, olayın çoklu risk faktörlerinin kesişiminde ortaya çıkan ve önceden sinyalleri verilen bir okul saldırısı olduğunu göstermektedir.
Luke Woodham olayı:
1 Ekim 1997 tarihinde, Mississippi eyaletine bağlı Pearl şehrinde bulunan Pearl Lisesinde 16 yaşındaki Luke Woodham, okula getirdiği tüfekle eski kız arkadaşını ve diğer öğrencileri hedef alarak ateş açmış, iki kişiyi öldürüp yedi kişiyi yaralamış, saldırıdan önce ise annesini evde öldürmüştür. Failin yoğun öfke birikimi, depresif duygu durumu, empati eksikliği ve narsistik kırılganlık gibi bireysel risk faktörleri ile birlikte akran zorbalığına maruz kalma, sosyal dışlanma ve sapkın ideolojilere (şiddet, satanizm, Hitler hayranlığı) yönelen antisosyal akran grubunun etkisi altında radikalleştiği, aile düzeyinde ise boşanma, ebeveyn ilgisizliği ve denetim eksikliğinin belirgin olduğu, ayrıca hayvanlara yönelik aşırı şiddet davranışlarının erken uyarı işareti niteliği taşıdığı görülmektedir. Saldırı öncesinde hedeflerini açıkça belirlemesi, arkadaşlarıyla plan yapması ve hatta bu kişiler tarafından teşvik edilmesi, romantik reddedilme gibi tetikleyici bir olayın da etkisiyle eylemin planlı ve hedefli bir şiddet biçimine dönüştüğünü ve çoklu risk faktörlerinin birleşimi sonucu ortaya çıkan, önceden sinyalleri verilen ancak engellenmeyen bir okul saldırısına işaret etmektedir.
Michael Carneal olayı:
1 Aralık 1997 tarihinde, Kentucky eyaletine bağlı Paducah şehrinde bulunan Heath Lisesinde 14 yaşındaki Michael Carneal, sabah saatlerinde okul koridorunda dua grubuna katılan öğrencilere ateş açarak üç öğrenciyi öldürmüş ve beşini yaralamıştır. Failin tehditkâr söylemler, şiddet fantezileri, paranoid düşünceler ve depresyon gibi bireysel risk faktörleri sergilediği görülmektedir. Aile içinde yeterli destek ve denetimin bulunmaması ile evde silahlara kolay erişim riskleri artırmıştır. Okul ortamında akran zorbalığı ve sosyal dışlanma, failin kendisini değersiz ve hedef alınmış hissetmesine neden olmuştur. Bu durum, şiddetin bir güç ve görünürlük aracı olarak kurgulanmasına yol açmıştır. Saldırı öncesinde niyetin açıkça ifade edilmesi, olayın planlı ve öngörülebilir niteliğini ortaya koymaktadır.
Mitchell Johnson ve Andrew Golden olayı:
24 Mart 1998 tarihinde, Arkansas eyaletine bağlı Jonesboro şehrinde bulunan Westside Ortaokulunda 13 yaşındaki Mitchell Johnson ve 11 yaşındaki Andrew Golden, yangın alarmını aktif hale getirdikten sonra okul dışına gizlenerek, olası yangından kaçmak isteyen öğrenci ve öğretmenlere ateş açmış; dört öğrenci ile bir öğretmeni öldürmüş ve çok sayıda kişiyi yaralamıştır. Faillerin erken yaşlardan itibaren öfke kontrol sorunları, tehditkâr davranışlar ve şiddet eğilimleri sergilediği, Mitchell Johnson özelinde aile içi çatışma, istismar iddiaları ve denetim eksikliği gibi risk faktörlerinin bulunduğu, Andrew Golden’ın ise küçük yaşlardan itibaren silahlara erişiminin bulunduğu ve denetimsiz bırakıldığı tespit edilmiştir. Okul ortamında akran zorbalığı ve dışlanma ile birleşen bu faktörler, antisosyal akran ilişkileriyle pekişmiştir. Yangın alarmı kullanılarak kurulan pusu, kaçış planları ve önceden dile getirilen tehditler, saldırının organize ve planlı bir eylem olduğunu açıkça göstermektedir.
Kipland “Kip” Kinkel olayı: 21 Mayıs 1998 tarihinde, Oregon eyaletine bağlı Springfield şehrinde bulunan Thurston Lisesinde 15 yaşındaki Kipland “Kip” Kinkel, okul kafeteryasında öğrencilere ateş açarak iki öğrenciyi öldürmüş ve sekiz kişiyi yaralamıştır. Saldırıdan bir gün önce de evinde anne ve babasını öldürmüştür. Kriminolojik açıdan değerlendirildiğinde; failin erken yaşlardan itibaren öfke kontrol sorunları, depresyon, intihar düşünceleri bulunduğu, şiddete yoğun ilgi ve hayvanlara yönelik ciddi zulüm davranışları (kedileri öldürme ve hayvanlara zarar verme gibi) sergilediği, ev içinde silah ve patlayıcılara kolay erişebildiği, eğitimli ebeveynlere sahip olmasına karşın belirtilerin yeterince ciddiye alınmadığı, okul ortamında ise sosyal dışlanma, akran zorbalığı ve şiddet söylemlerinin normalleşmesiyle birlikte risklerin pekiştiği görülmektedir. Saldırının önceden dile getirilmesi ve planlı şekilde hazırlanması, olayın öngörülebilir ancak önlenememiş bir saldırı olduğunu göstermektedir.
Eric Harris ve Dylan Klebold olayı:
20 Nisan 1999 tarihinde, Colorado eyaletine bağlı Littleton şehrinde bulunan Columbine Lisesinde 18 yaşındaki Eric Harris ve 17 yaşındaki Dylan Klebold, okulda ateş açarak 13 kişiyi öldürmüş, çok sayıda kişiyi yaralamış ve ardından intihar etmişlerdir. Her iki failin de şiddet içerikli düşünceler, tehdit davranışları ve antisosyal eğilimler sergilediği görülmektedir. Eric Harris’in internet üzerinden tehdit içerikleri üretmesi ve patlayıcı yapımına ilgi duyması; Dylan Klebold’un ise yoğun öfke ve sosyal uyumsuzluk göstermesi dikkat çekmektedir. Failler kendilerini okul içinde dışlanan ve marjinalleştirilen bir grup olarak konumlandırmış, bu algı şiddeti bir intikam aracı olarak kurgulamalarına yol açmıştır. Aile düzeyinde sınırlı gözetim, okul ortamında zorbalık ve antisosyal alt kültürlerin etkisi ile silahlara erişim riski artıran unsurlar olmuştur. Saldırının uzun süreli planlanması ve açık tehditlere rağmen önleyici müdahalenin yapılmaması, olayın çok faktörlü ve yüksek ölümcüllük taşıyan organize bir okul saldırısı olduğunu göstermektedir.
Thomas Solomon olayı:
20 Mayıs 1999 tarihinde, Georgia eyaletine bağlı Conyers şehrinde bulunan Heritage Lisesinde 15 yaşındaki Thomas Solomon, derslerden önce okulda ateş açmış ve altı öğrenciyi yaralamıştır. Olayda can kaybı yaşanmamış, fail kısa sürede yakalanmıştır. Tanıklar, saldırı sırasında failin neşeli ve kontrolsüz bir davranış sergilediğini ifade etmiştir. Kriminolojik açıdan değerlendirildiğinde, failin daha önce tehditlerde bulunduğu ve saldırı niyetini çevresiyle paylaştığı görülmektedir. Dikkat eksikliği bozukluğu tanısı, dürtüsellik, depresyon öyküsü ve tedavi amaçlı psikiyatrik ilaç kullanımı bireysel risk faktörleri arasında yer almaktadır. Aile içinde denetim eksikliği, okulda sosyal dışlanma ve akran zorbalığı ile birleşen bu faktörler, silahlara kolay erişim ve Columbine High School massacre faillerine öykünme ile pekişmiştir. Saldırıdan önce romantik ilişki kaybı gibi tetikleyici bir olayın yaşanması ve açık uyarı işaretlerine rağmen müdahale edilmemesi, olayın çok faktörlü ve önlenebilir bir okul saldırısı olduğunu göstermektedir.
Andrew Wurst olayı:
24 Nisan 1998 tarihinde, Pennsylvania eyaletine bağlı Edinboro şehrinde bulunan Parker Ortaokulunda düzenlenen bir okul dans partisi sırasında 14 yaşındaki Andrew Wurst, yanında getirdiği tabanca ile ateş açmış; bir öğretmeni öldürmüş, iki öğrenci ve bir öğretmeni yaralamıştır. Olayın ardından polis aracında güldüğünün görülmesi dikkat çekmiştir. Kriminolojik açıdan değerlendirildiğinde, failin saldırıdan haftalar önce Westside Ortaokulu saldırısı faillerini taklit etmek istediğini dile getirdiği ve planını çevresiyle paylaştığı görülmektedir. Depresyon, sosyal izolasyon, akran reddi ve şiddete yönelik yoğun ilgi bireysel risk faktörleri arasında yer almaktadır. Aile içi çatışmalar ve destek eksikliği ile birleşen bu durum, okulda düşük akademik performans ve dışlanma ile pekişmiştir. Silahlara kolay erişim, madde kullanımı ve şiddet içerikli kültürel unsurlara ilgi de riski artırmıştır. Saldırı öncesinde açık tehditler ve planlı hazırlıklar bulunmasına rağmen müdahale edilmemesi, olayın çok faktörlü ve önceden sinyalleri verilen bir okul saldırısı olduğunu göstermektedir (Verlinden ve ark., 2000, s. 18).
2000’li yılların başından günümkadar okul saldırılarıüze na ilişkin vakalar kaydedilmiştir. Örneğin 2005 yılında Red Lake Senior Lisesi, 2006 yılında West Nickel İlkokulu, 2012 yılında Sandy Hook İlkokulu, 2014 Marysville Pilchuck Lisesi, 2018 Marjory Stoneman Douglas Lisesi ve Santa Fe Lisesi, 2024 Georgia Apalachee Lisesi zikredilebilir.
Bunlardan 14 Şubat 2018 tarihinde Marjory Stoneman Douglas Lisesinde meydana gelen hadisede, disiplin sorunları ve rahatsız edici davranış örüntüleri ile okuldan uzaklaştırılmış olan 19 yaşındaki Nikolas Cruz’un öğrenci ve personele ateş açması sonucu 17 kişi hayatını kaybetmiş, 17 kişi ise yaralanmıştır. Fail, öğrencilerin arasına karışarak olay yerinden yaya olarak kaçmış ve yaklaşık bir saat yirmi dakika sonra yakındaki Coral Springs’te herhangi bir olay yaşanmadan tutuklanmıştır (The Washington Post, 2018).
Kriminolojik açıdan değerlendirildiğinde, erken çocukluktan itibaren süregelen davranış problemleri, öfke kontrol güçlüğü ve tehditkâr söylemler gibi bireysel risk faktörlerinin; evlat edinilme, ebeveyn kayıpları ve özellikle annesinin ölümünden sonra derinleşen sosyal kopuş gibi ailevi kırılmalarla birleştiği görülmektedir. Buna ek olarak okul ortamında dışlanma, disiplin sorunları ve kurumsal müdahale yetersizlikleri ile failin sosyal medya üzerinden silahlara ve aşırılıkçı söylemlere yönelimi saldırıyı mümkün kılan çevresel faktörler arasında öne çıkmaktadır (CNN, 2018).
Toplu okul saldırılarının olumsuz etkileri yalnızca saldırı anıyla sınırlı değildir. Saldırıların sonrasında ebeveynlerde, toplumda güvenlik ve emniyet duygusunun kaybolması, eğitim kurumlarına karşı güvensizlik hissinin ortaya çıkması mümkündür. Saldırılara muhatap olarak sağ kurtulan kişilerde de travma sonrası stres bozukluğu, majör depresyon, anksiyete bozukluğu, panik bozukluğu, uyum bozukluğu, antisosyal kişilik bozukluğu tespit edilebilmektedir.
Hayatta kalanlarda sıkça görülen “hayatta kalma suçluluğu” ve travma temelli psikolojik yıkımın, yıllar sonra dahi ölümcül sonuçlar doğurabildiği kriminolojik ve psikiyatrik literatürde vurgulanmaktadır. Nitekim örneğin Marjory Stoneman Douglas lisesinde saldırıdan sağ kurtulan iki öğrenci yaklaşık bir yıl sonra intihar etmiş, Sandy Hook ilkokulu kurbanlarından birisinin babası ise 2019 yılında intihar etmiştir (Reeping ve ark., 2021, s. 4).
Bu vakalar birlikte değerlendirildiğinde, okul saldırılarına ilişkin bazı ortak örüntüler dikkat çekmektedir. Bunlardan ilki “sızıntı” (leakage) olarak adlandırılan durumdur. Bu kavrama göre saldırganların önemli bir kısmı, planladıkları eyleme ilişkin ipuçlarını önceden sözlü ya da yazılı biçimde çevrelerine yansıtmaktadır.
Nitekim araştırmalar, saldırganların yaklaşık yüzde 50’sinin saldırıdan önce bu tür sinyaller verdiğini, ancak bu uyarıların çoğu zaman ciddiye alınmadığını göstermektedir (Wike ve Fraser, 2009, s. 164).
Buna örnek olarak Mitchell Johnson vakasında, failin saldırıdan bir gün önce arkadaşlarına “Yarın hepiniz yaşayıp yaşamayacağınızı öğreneceksiniz” şeklinde bir ifade kullandığı görülmektedir. Ancak bu tür açık tehditler bile çoğu zaman yeterli bir uyarı işareti olarak değerlendirilememiştir.
İkinci önemli unsur silaha erişimdir. İncelenen vakaların büyük çoğunluğunda saldırganların silahlara kendi evlerinden ya da yakın çevrelerinden kolaylıkla ulaşabildiği görülmektedir (Verlinden ve ark., 2000, s. 15, 44). Bu durum, saldırıların gerçekleşmesini kolaylaştıran en kritik faktörlerden biri olarak öne çıkmaktadır.
Bunun yanı sıra literatürde “silah etkisi” (weapon effect) olarak bilinen bir olgu da dikkat çekmektedir. Buna göre, bir ortamda silah bulunması bile bireylerin saldırganlık eğilimini artırabilmekte, yani şiddet davranışını tetikleyici bir etki yaratabilmektedir (Berkowitz ve LePage, 1967, s. 202). Ayrıca sosyal dışlanma ve mağduriyet hissi bu suçlarda merkezi bir rol oynamaktadır. Saldırganların yüzde 71’i okulda akran zorbalığına maruz kalmış ve bu da onlarda dünyanın adaletsiz olduğuna dair bir algı geliştirerek şiddeti “tek çözüm” olarak meşrulaştırmıştır (Wike ve Fraser, 2009, s. 165).
Bunun yanı sıra bazı saldırıların “taklit” (copycat) etkisi taşıdığı da görülmektedir. Bazı saldırganlar, daha önce yaşanmış olaylardan doğrudan etkilendiklerini ya da onlardan ilham aldıklarını açıkça ifade etmektedir. Bu durum hem medyada yer alan haberlerin hem de önceki saldırıların dolaylı bir etkisinin olabileceğine işaret etmektedir. Nitekim bazı vakalarda bu etki açıkça ortaya çıkmaktadır.
Örneğin Edinboro saldırganının Jonesboro’daki olayı örnek aldığı, Conyers saldırganının ise Columbine saldırısını taklit etmek istediğini ifade ettiği görülmüştür (Verlinden ve ark., 2000, s. 44). Saldırganların geçmişteki öfke kontrol sorunları, depresyon ve intihar düşünceleri birçok vakada ortak unsurlardır. Nitekim Vossekuil ve ark. (2002), saldırganların önemli bir kısmının eylem öncesinde intihar eğilimi taşıdığını belirtmektedir.
Saldırıların önlenmesindeki en önemli sorunlardan biri, öğrenciler arasında yaygın olan “sessizlik kuralı”dır. Öğrenciler çoğu zaman şüpheli ya da riskli davranışları görmelerine rağmen bunu öğretmenler veya okul yönetimiyle paylaşmamaktadır. Bu durum erken müdahale imkânını önemli ölçüde zorlaştırmaktadır. Bu nedenle okullarda güvene dayalı iletişim kanallarının kurulması ve öğrencilerin kendilerini rahatça ifade edebileceği bir ortamın oluşturulması büyük önem taşımaktadır (Wike ve Fraser, 2009, s. 165).
Suçun işlendiği ortamın özellikleri de kritiktir. Sosyal tabakalaşmanın yüksek ve öğretmen-öğrenci bağının zayıf olduğu “büyük ve kalabalık” okulların daha riskli olduğu savunulmaktadır (Verlinden ve ark., 2000, s. 13). Bununla birlikte TASSS (The American School Shooting Study) verileri, okullarda gerçekleşen tüm saldırı hadiselerinin yüzde 40’ının aslında öğrenci olmayanlar tarafından, okul dışındaki anlaşmazlıkların (çete faaliyetleri vb.) okula taşınmasıyla gerçekleştiğini ortaya koyarak konunun toplumsal boyutuna dikkat çekmektedir (Freilich ve ark., 2022, s. 8).
Güncel kriminolojik yaklaşımlar, artık sabit bir “saldırgan profili” oluşturmaya dayalı anlayışı terk etmekte ve bunun yerine dinamik “tehdit değerlendirmesi” modellerine yönelmektedir. Bu yaklaşım, riskleri kişinin değişmeyen bir özelliği olarak değil, içinde bulunduğu koşullara göre değişebilen bir süreç olarak ele almaktadır (Fein & Vossekuil, 1999). Bu kapsamda failin kimliğinden çok, nasıl düşündüğü ve hangi süreçlerden geçtiği önem kazanmaktadır (Verlinden ve ark., 2000, s. 25).
Kriminolojik perspektif, güvenliği yalnızca metal dedektörler gibi fiziksel önlemleri artırarak sağlamayı yeterli görmez; bunun yanında okulun sosyal ortamının da dönüştürülmesini hedefler. Bu yaklaşım, sorunun yalnızca “güvenlik” değil, aynı zamanda “sosyal iklim” meselesi olduğunu kabul eder.
Bu çerçevede iki önemli model öne çıkmaktadır. Risk-İhtiyaç-Duyarlılık (RNR - Risk-Need-Responsivity) modeli, bireylere yönelik müdahalelerin risk düzeylerine ve ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi gerektiğini savunur (Ward ve Langlands, 2009, s. 207).
İyi Hayatlar Modeli (GLM - Good Lives Model) ise daha farklı bir noktadan yaklaşarak, şiddete yönelen bireyin aslında saygınlık ve aidiyet gibi temel insani ihtiyaçlarını yanlış yollarla karşılamaya çalıştığını vurgular ve bu ihtiyaçların sağlıklı yollarla karşılanabilmesi için beceri kazandırılmasını hedefler (Elliott ve Beech, 2009, s. 191).
Bu modeller, risk ihtiyaç faktörlerinin tedavisinin gerekli olduğunu ancak tam bir rehabilitasyon için yeterli olmadığını, bireyin sadece olumsuz özelliklerinin değil, güçlü yönlerinin de tedavide ele alınması gerektiğini ileri sürerler.
Wike ve Fraser’a göre etkili bir önleme; okula bağlılığı güçlendirmek, sosyal saldırganlığı azaltmak, “sessizlik kodunu” kıracak güven kanalları kurmak ve dışlanmış öğrenciler için erken müdahale protokolleri oluşturmak, insan ve fiziksel güvenliği güçlendirmek, eğitim kurumları içinde ve eğitim kurumları ile yerel kaynaklar arasında iletişimi artırmaktan geçmektedir (Wike ve Fraser, 2009, s. 167).
Bu çerçevede okul saldırılarının önlenmesinde aileye ve eğitim kurumlarına önemli sorumluluklar düşmektedir. Aileler yönünden, çocukların yalnızca akademik performanslarının değil, duygusal ve sosyal gelişimlerinin de yakından takip edilmesi, ani davranış değişiklikleri, içe kapanma, yoğun öfke veya intihar söylemleri gibi risk göstergelerinin ciddiye alınması gerekmektedir. Özellikle silaha erişimin engellenmesi, güvenli saklamaya özen gösterilmesi ve çocukların şiddet içerikli medya ile ilişkilerinin dengeli biçimde denetlenmesi kritik önemdedir.
Okullar açısından ise önleyici yaklaşım çok daha sistematik bir yapı gerektirir. Bu kapsamda; öğretmenlerin risk belirtilerini tanıyabilecek şekilde eğitilmesi, öğrencilerin psikososyal destek mekanizmalarına kolay erişiminin sağlanması ve zorbalıkla mücadele programlarının etkin biçimde uygulanması gerekmektedir.
Ayrıca öğrencilerin dışlanma hissini azaltacak kapsayıcı bir okul iklimi oluşturulmalı, öğretmen-öğrenci ilişkisi güçlendirilmeli ve öğrencilerin kendilerini ifade edebilecekleri güvenli alanlar yaratılmalıdır.
Bununla birlikte “sızıntı” (leakage) olarak adlandırılan erken uyarı işaretlerinin fark edilebilmesi için okullarda anonim bildirim sistemlerinin kurulması önemlidir. Öğrencilerin riskli durumları çekinmeden bildirebilmesini sağlayacak güvene dayalı iletişim kanalları, yaygın “sessizlik kuralını” kırmada kritik bir rol oynar. Ayrıca okul yönetimlerinin, riskli durumlara hızlı şekilde müdahale edebilecek ekipler oluşturması gerekir. Bu ekipler yalnızca yöneticilerden değil; rehberlik servisi, öğretmenler ve gerektiğinde kolluk birimleriyle birlikte çalışan çok disiplinli bir yapıda olmalıdır.
Daha geniş ölçekte ise yerel yönetimlerin ve kamu otoritelerinin okul temelli ruh sağlığı hizmetlerini güçlendirmesi önem taşımaktadır. Risk altındaki çocuklar için erken müdahale programlarının yaygınlaştırılması ve silaha erişimi sınırlayan politikaların etkin biçimde uygulanması da bu sürecin önemli parçalarıdır.
Bu tür bir yaklaşım, okul saldırılarını yalnızca gerçekleştiğinde müdahale edilen olaylar olmaktan çıkarır; bunun yerine erken aşamada fark edilip önlenebilecek bir risk alanı hâline getirmeyi amaçlar. Bu yönüyle okul saldırıları, kimi zaman failler tarafından öznel bir “adalet arayışı” olarak görülse de esasen sosyal bağların zayıflaması ve kopmasının bir sonucudur. Bu nedenle kalıcı çözüm, yalnızca güvenlik önlemlerinde değil, öğrencilerin sosyal bağlarını güçlendiren ve aidiyet duygusunu artıran politikaların geliştirilmesinde aranmalıdır.
Bitirirken…
Tüm bu veriler ve görüşler, ülkemiz açısından değerlendirildiğinde; ABD deneyimi ve önerileri bizler açısından önleyici politikaların geliştirilmesinde önemli imkânlar sunmaktadır. Son dönemde ortaya çıkan münferit vakalar, günümüzün dijitalleşen dünyasında benzer risk dinamiklerinin ülkemizde de gerçekleşebilme olasılığına işaret etmektedir.
Özellikle okullarımızda sızıntı olarak isimlendirilen erken uyarı işaretlerinin elde edilebilmesi ve etkili önlemlerin alınabilmesi için anonim bildirim mekanizmalarının kurulması, psikososyal destek programlarının işlevselliğinin artırılması, eğitim kurumları ile aileler arasında etkin iletişim kanallarının oluşturulması, öğrenci sayısına orantılı rehberlik ve danışmanlık hizmetlerinin daha etkin yürütülmesi önemlidir.
Okul ortamında meydana gelen akran zorbalığı, dışlanma, şiddet eğilimli davranışlar ileride bu tür olgulara sebebiyet verebilecek riskler olarak ciddiyetle ele alınmalı, basit disiplin süreçleriyle geçiştirilebilecek olgular olarak değerlendirilmemelidir.
Okul yönetimleri, yalnızca kendi rehberlik hizmetleriyle sınırlı kalmamalı; aynı zamanda çocukların aileleriyle yakın iş birliği içerisinde, bütüncül bir psikolojik destek mekanizmasının kurulmasına katkı sağlamalıdır. Bu kapsamda, öğrencilerin ihtiyaç duyduğu yönlendirme ve desteğin aile boyutunu da içerecek şekilde yapılandırılması önem taşımaktadır.
Öte yandan, ülkemizde yaşanan vakalar da göstermektedir ki; çocukların görsel, işitsel ve dijital medya kanallarında, bilgisayar oyunları ve sosyal medya platformlarında şiddeti normalleştiren veya özendiren içeriklerden korunması amacıyla etkin önlemler alınmalıdır.
Bu bağlamda, ebeveynlerin dijital içerik denetimi konusunda bilinçlendirilmesi ve eğitilmesi, çocukların güvenli medya kullanımına yönelik kontrol ve gözetim kapasitesini artıracaktır. Ayrıca, özellikle silah temin ve kullanımına ilişkin içeriklerin çocuklar açısından özendirici nitelik taşımasının önlenmesi hususu göz ardı edilmemelidir. Bu noktada yalnızca kamu otoritelerine değil, aynı zamanda ebeveynlere, topluma ve medya kuruluşlarına da önemli sorumluluklar düşmektedir.
Kaynaklar:
Berkowitz, L., & LePage, A. (1967). Weapons as aggression-eliciting stimuli. Journal of Personality and Social Psychology, 7(2), 202–207.
CNN. (2018, Şubat 15). Nikolas Cruz: Florida school shooting suspect. [https://edition.cnn.com/2018/02/14/us/nikolas-cruz-florida-shooting-suspect/index.html](https://edition.cnn.com/2018/02/14/us/nikolas-cruz-florida-shooting-suspect/index.html)
Elliott, I. A., & Beech, A. R. (2009). Understanding online child pornography use: Applying sexual offense theory to internet offenders. Aggression and Violent Behavior, 14(3), 180–193.
Freilich, J. D., Chermak, S. M., Connell, N. M., Klein, B. R., & Greene-Colozzi, E. A. (2022). Overview of the American School Shooting Study (TASSS). Regional Gun Violence Research Consortium, Rockefeller Institute of Government.
Reeping, P. M., Gobaud, A., Branas, C. C. ve Rajan, S. (2021). K–12 school shootings: Implications for policy, prevention, and child well-being. Pediatric Clinics of North America, 68(2), 413–426. [https://doi.org/10.1016/j.pcl.2020.12.005](https://doi.org/10.1016/j.pcl.2020.12.005)
Siegel, Larry J., Criminology, 11. Edition, 2012.
The Washington Post. (2018, Şubat 15). Florida school shooting suspect booked on 17 counts of murder, premeditated. [https://www.washingtonpost.com/news/post-nation/wp/2018/02/15/florida-school-shooting-suspect-booked-on-17-counts-of-murder-premeditated/](https://www.washingtonpost.com/news/post-nation/wp/2018/02/15/florida-school-shooting-suspect-booked-on-17-counts-of-murder-premeditated/)
Verlinden, S., Hersen, M., & Thomas, J. (2000). Risk factors in school shootings. Clinical Psychology Review, 20(1), 3–56.
Vossekuil, B., Fein, R., Reddy, M., Borum, R., & Modzeleski, W. (2002). The final report and findings of the Safe School Initiative: Implications for the prevention of school attacks in the United States. U.S. Secret Service and U.S. Department of Education.
Ward, T., & Langlands, R. (2009). Repairing the rupture: Restorative justice and the rehabilitation of offenders. Aggression and Violent Behavior, 14(3), 205–214.
Wike, T. L., & Fraser, M. W. (2009). School shootings: Making sense of the senseless. Aggression and Violent Behavior, 14(3), 162–169.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish