Yeni bir istihbarat kavramı: Seçici görünürlük

Cihad İslam Yılmaz Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

İstihbarat denildiğinde, modern devlet geleneği içinde akla gelen ilk kavram gizliliktir. Uzun yıllar boyunca istihbarat örgütleri, görünmezlikleri ölçüsünde güçlü; sessizlikleri ölçüsünde etkili kabul edilmiştir. Kamuoyunda bilinmemek, siyasal tartışmalara konu olmamak ve hatta çoğu zaman varlığı dahi hissedilmemek, bu kurumların kurumsal erdemleri arasında sayılmıştır. Bu anlayış, özellikle Soğuk Savaş döneminde, iki kutuplu dünyanın sert güvenlik rekabeti içinde neredeyse tartışmasız bir norm haline gelmiştir. Gizlilik, yalnızca operasyonel bir zorunluluk değil, istihbaratın varoluş biçimi olarak kabul edilmiştir.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Ancak son yıllarda bu yerleşik varsayımın değiştiği görülmektedir. İstihbarat örgütleri, özellikle de bölgesel ve küresel ölçekte aktif rol üstlenenler, artık eskisi kadar sessiz değildir. Kurumsal açıklamalar, kontrollü medya yansımaları, sembolik ziyaretler ve hatta seçici biçimde servis edilen bilgiler, istihbarat dünyasının yeni gerçekliğinin parçası haline gelmiştir.

Bu durum, ilk bakışta bir çelişki gibi görünmektedir:

Gizlilik üzerine inşa edilmiş bir kurumsal akıl, neden görünür olmayı tercih eder?

Türkiye bağlamında bu soru, son yıllarda daha sık sorulmaya başlanmıştır. Zira MİT, klasik istihbarat doktrininde beklenenden daha görünür bir profil sergilemektedir. Kurumun adı daha fazla duyulmakta, faaliyet alanları kamuoyunda daha çok tartışılmakta ve zaman zaman istihbaratın doğası gereği perde arkasında kalması beklenen süreçler, sınırlı da olsa kamusal alana yansımaktadır. Bu görünürlük, kimi çevrelerce bir güç gösterisi, kimilerince ise riskli bir açılma olarak yorumlanmaktadır.


Değişen güvenlik ortamı ve görünürlüğün zorunluluğu

Günümüz dünyasında güvenlik, yalnızca askeri ya da fiziksel bir mesele değildir. Algılar, anlatılar ve meşruiyet mücadeleleri, güvenliğin ayrılmaz parçaları haline gelmiştir. Terör örgütleri, vekil aktörler ve hatta bazı devlet dışı yapılar, meşruiyetlerini büyük ölçüde kamusal görünürlük üzerinden inşa etmektedir. Sosyal medya, bu görünürlüğü daha önce hiç olmadığı kadar kolaylaştırmıştır.

Bu ortamda, devletlerin sessiz kalması her zaman stratejik bir avantaj üretmemektedir. Aksine, sessizlik çoğu zaman boşluk yaratmakta; bu boşluk, rakip aktörler tarafından doldurulmaktadır. İstihbarat örgütleri de bu dinamikten muaf değildir. Bilginin, yalnızca toplanan değil aynı zamanda yönetilen bir unsur haline geldiği bu çağda, görünürlük bazen bir savunma mekanizması olarak ortaya çıkmaktadır.

Burada önemli olan nokta, görünürlüğün niceliği değil niteliğidir. Her şeyi açık etmek değil; hangi bilginin, hangi bağlamda ve hangi hedef kitleye gösterileceğini belirlemek, yeni istihbarat aklının temel unsurlarından biri haline gelmiştir. Bu durum, istihbaratın klasik “sessizlik” doktrininden kopuşu değil; bu doktrinin yeniden yorumlanması olarak okunmalıdır.

Türkiye’nin bulunduğu jeopolitik konum, bu dönüşümü daha da zorunlu kılmaktadır. Çok sayıda kriz alanına komşu olan, farklı aktörlerle eş zamanlı ilişki kurmak zorunda kalan ve güvenlik tehditlerini yalnızca sınırları içinde değil, sınırlarının ötesinde de yöneten bir ülke için istihbarat, yalnızca perde arkasında çalışan bir yapı olmaktan çıkmaktadır. 

MİT örneğinde dikkat çeken husus, kurumun mutlak bir açıklık ya da tam bir şeffaflık yolunu seçmemiş olmasıdır. Aksine, görünürlük son derece seçici biçimde kullanılmaktadır. Her operasyon kamuoyuna yansımamakta, her başarı anlatılmamakta ve her süreç açıklanmamaktadır. Görünen şey, çoğu zaman görünmeyen şeyin tamamı değil; onun stratejik olarak anlamlı bir kesitidir.

Bu yaklaşımı “seçici görünürlük” olarak kavramsallaştırmak mümkündür. Seçici görünürlük, istihbarat örgütünün kendi varlığını ve kapasitesini tamamen gizlemeden, ama onu da sıradanlaştırmadan konumlandırması anlamına gelir. Bu, ne tam bir gizlenme ne de sınırsız bir açılmadır. Aksine, kontrollü bir varlık gösterme biçimidir.

Seçici görünürlük, özellikle caydırıcılık açısından önemlidir. Zira caydırıcılık, yalnızca kapasiteye sahip olmakla değil; bu kapasitenin karşı tarafça algılanmasıyla da ilgilidir. Hiç bilinmeyen bir güç, her zaman caydırıcı olmayabilir. Ancak her şeyi açık eden bir güç de öngörülebilir hale gelerek zafiyet üretebilir. Bu ikilem, istihbaratın görünürlük paradoksunun merkezinde yer almaktadır.

MİT’in son yıllardaki görünürlük stratejisi, bu paradoksu yönetmeye dönük bir çaba olarak okunabilir. Kurum, kendisini bir propaganda aracına dönüştürmeden, varlığını inkar etmeyen bir çizgide konumlandırmaktadır. Bu, özellikle devlet dışı aktörlere verilen mesajlar açısından önemlidir. Görünürlük, burada bir güç gösterisinden çok, bir sınır çizme işlevi görmektedir.

İstihbaratın görünürlüğü yalnızca dış aktörlere yönelik değildir. İç kamuoyu da bu denklemin önemli bir parçasıdır. Modern güvenlik anlayışında, toplumların psikolojik dayanıklılığı, en az askeri kapasite kadar belirleyici hale gelmiştir. Devletin tehditleri kontrol altında tutabildiğine dair algı, toplumsal paniği azaltan ve siyasal istikrarı güçlendiren bir unsurdur.

Bu bağlamda, MİT’in tamamen görünmez kalması, her zaman iç cephe açısından optimal bir sonuç üretmeyebilir. Özellikle kriz dönemlerinde, devletin istihbarat kapasitesine dair sınırlı ama anlamlı sinyaller verilmesi, toplumsal güven duygusunu pekiştirebilir. Bu, istihbaratın siyasileştirilmesi anlamına gelmez; aksine, güvenlik yönetiminin psikolojik boyutunun kabul edilmesi anlamına gelir.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU