Ben Profesör Doktor Uğur Batı. Karar Bilimi Uzmanıyım ve burada sanat, kültür, ikna, idealar ve düşünce patlamaları kaleme alıyorum.
O zaman daha sorulurken cevaplanamayan soruların köşesine hoş geldiniz.
Size harika bir haberim var. Bizim artık bir edebiyat kentimiz var.
Dünya Edebiyat Kenti! Kahramanmaraş.
Anlatacağım. Bakalım.
Şehirler ve kentler
Şehirler, çoğu zaman kendileri hakkındaki en büyük sırrı son öğrenenlerdir. Yüzyıllarca bir şeyi üretirler, taşırlar, yaşatırlar; ama o şeyin ne kadar nadir ve ne kadar kıymetli olduğunu anlamak için bazen başka bir şehrin, başka bir dünyanın aynasına ihtiyaç duyarlar. Kahramanmaraş için o ayna, 2025 yılında UNESCO oldu. Ama gerçek şu ki bu şehir, edebiyat şehri olmayı yüzyıllardır hak ediyordu. Unvan yeni; birikim kadim. Tabelalar değişti; ama Toroslar'ın eteklerinde 16'ncı yüzyıldan bu yana akan o edebiyat nehri zaten kendi yatağında akmaya devam ediyordu.
Peki bu nehir neden aktı? Neden başka bir şehirde değil de burada?
Neden bu topraktan Halîlî-i Maraşî, Karacaoğlan, Sünbülzâde Vehbî, Kuddûsî, Hâmî-i Abdülgaffar Baba çıktı?
Neden Necip Fazıl ile Sezai Karakoç aynı coğrafyadan konuştu dünyaya?
Neden Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt, Nuri Pakdil, Rasim Özdenören hep bu toprağa yaslandı?
Ve neden Kahramanmaraş, depremle yıkıldıktan sonra bile kalemini bırakmadı?
Bu soruların cevabı tek bir cümleye sığmaz. 500 yılda birikmiş bir gerçeğin 20 farklı yüzü vardır. Aşağıda bu yüzleri, birer maddeyle, ama her birinin arkasındaki derin anlamla birlikte ele alıyoruz. Çünkü Kahramanmaraş'ın edebiyat şehri olması ne bir şans ne de bir kararın ürünüdür. Bu, bir şehrin özüdür.
Kahramanmaraş’ı Dünya Edebiyat Şehri yapan 20 neden ne olabilir?
Şimdi 20 neden sunacağım size. Benim nedenlerim bunlar. Herkes kendi nedenini bulsun lütfen!
1. Halîlî-i Maraşî: 16'ncı yüzyıldan gelen ilk ses
Kayıtlı edebiyat tarihi bir yerden başlamak zorundadır. Kahramanmaraş için bu başlangıç, 16. yüzyılda yaşayan mutasavvıf şair Halîlî-i Maraşî'dir. Tam adı "Halîlî bin Yûsuf bin Hayreddin bin Hatîb Mar'aşî" olan şair; Divançe, Etvâr-ı Seb'a ve Ravzatü'l-Îmân gibi eserleriyle hem derin bir tasavvuf düşüncesini hem de güçlü bir şiir dilini aynı anda taşımıştır. Eserlerin yurt içi ve yurt dışında onlarca nüshasının bulunması, onun sesinin şehir sınırlarını çok önceden aşmış olduğunun belgesidir. Bir şehrin edebiyat tarihi böyle köklü bir sesle başlıyorsa gerisi kendiliğinden gelir.
2. Karacaoğlan: Toroslar'dan dünyaya yayılan halk sesi
17'nci yüzyılın en büyük halk şairi, başta Maraş olmak üzere Anadolu'yu diyar diyar dolaşmıştır. Karacaoğlan, divan ve tekke şiirinin etkisine kapılmadan kendi sesini koruyan, yabancı kelimelerden uzak duran, Güney Anadolu'nun canlı halk dilini şiire taşıyan bir çığır açıcıdır. Şiirleri 17. yüzyılın sonlarında Azerbaycan ve Kırım'a kadar yayılmış; saraylar bu halk ozanının sesini duymuştur. Türk halk şiiri geleneğinde çığır açan bir şair olarak tanımlanan Karacaoğlan'ın Maraş'la bu denli güçlü bağı, şehrin sözlü kültürünün ne kadar köklü olduğunu gösterir.
3. Sünbülzâde Vehbî: Taşradan asrın şairler sultanına
Maraşlı bir ulemâ ailesine mensup olan Sünbülzâde Vehbî, ilk eğitimini Maraş'ta aldıktan sonra İstanbul'a gitmiş ve yazdığı kasidelerle devrin önde gelenlerinin meclislerine girmiştir. Çağdaşı İzzet Molla, onu "asrının reîsü'ş-şuarâsı", yani şairlerin sultanı olarak tanımlar. Divan, Tuhfe-i Vehbî, Lutfiyye ve Şevkengîz gibi eserleriyle birden fazla dilde üretim yapan bu şairin yüzyıllarca medreselerde ders kitabı olarak okutulan eserleri bırakması; Kahramanmaraş'ın yetiştirdiği isimlerin yalnızca şehir sınırlarında değil tüm Osmanlı coğrafyasında iz bıraktığını kanıtlar.
4. Kuddûsî, Hâmî ve Hamamcızâde: Birbirini takip eden nesiller
19'uncu yüzyılda Kahramanmaraş'ın edebiyat geleneği, birbirini izleyen üç güçlü isimle taçlanmıştır: Kuddûsî Ahmed Efendi, Mekke'de on yedi yıl yaşayan, Osmanlı-Rus Savaşı'nda cephelerde bulunan ve bütün bu yolculuğun içinde kalemini hiç bırakmayan bir derviş şairdir. Hâmî-i Abdülgaffar Baba, Çarşı Tekkesi'nde mesnevihanlık yaparak hem ilim, hem irfan, hem de şiiri aynı anda taşımıştır. Hamamcızâde Hafız-ı Maraşî ise taşrada yetişmesine rağmen klasik Türk şiirinin tüm inceliklerine hâkim olmuştur. Bu üç isim, geleneğin her kuşakta kendini yenilediğinin en güçlü kanıtıdır.
Zemin ve iklim
5. Tekke kültürü: Sözü kutsal kılan gelenek
Kahramanmaraş'ta yüzyıllarca etkin olan tekkeler; Halvetî, Nakşibendî, Kâdirî ve Mevlevî gibi farklı tarikat kollarıyla çok sesli bir tasavvuf ortamı oluşturmuştur. Tasavvuf, Türk edebiyat tarihinde şiirle en güçlü bağı kuran gelenektir; Tanrı'ya ulaşmanın en kestirme yollarından biri olarak şiiri benimsemiş, şairi hakikatin aracısı olarak yüceltmiştir. Bu gelenek içinde yetişen şairler yalnızca estetik kaygıyla değil derin bir anlam arayışıyla yazmıştır. Kahramanmaraş edebiyatının taşıdığı o yoğun iç dünya büyük ölçüde tekke kültürünün armağanıdır.
6. Medrese geleneği: Dile ve forma verilen değer
Sünbülzâde Vehbî'nin dedesinin Maraş Müftüsü, babasının ise âlim biri olması; tesadüf değil, köklü bir ilim geleneğinin kuşaktan kuşağa aktarılmasının ürünüdür. Kahramanmaraş'ın medreselerinde yetişen nesiller; Arapça, Farsça ve Türkçeye üç dilde birden hâkim olmuş, bu çok dilli birikim şiiri hem derinleştirmiş hem zenginleştirmiştir. Tekke duyguyu vermiş, medrese formu; tekke ilhamı, medrese erdemi. Bu iki kanalın aynı şehirde bir arada işlemesi Kahramanmaraş edebiyatına benzersiz bir katmanlılık kazandırmıştır.
7. Âşıklık geleneği: Şiiri hayatın içine taşımak
Kahramanmaraş'ta şiir, kitaplıklarda değil meydanlarda, düğünlerde, kahvehanelerde, dağ yaylalarında yaşadı. Karacaoğlan'dan başlayan âşıklık geleneği; Âşık Yener, Âşık Mahzuni Şerif, Hayati Vasfi Taşyürek ve Abdurrahim Karakoç gibi isimlerle defalarca yenilendi. Bu gelenek, şiiri yalnızca okunanlar için değil dinleyenler ve yaşayanlar için de var kıldı. Çocuk daha kelimelerini tam öğrenmeden şiiri kulağıyla içselleştirdi; yetişkin onu türkü olarak taşıdı, yaşlı ise onu hafızasında hep ilk günkü tazeliğiyle sakladı.
8. Coğrafyanın zorluğu: Derin düşünmeyi dayatan iklim
Toroslar'ın eteklerinde kurulu bu şehrin coğrafyası; sert kışları, sarp dağları ve geniş ovalarıyla insanı içe dönmeye zorlar. Uzun kış gecelerinin sohbeti, zor geçimin yarattığı dayanışma, sınırda yaşamanın getirdiği hem iç hem dış dünyayla hesaplaşma ihtiyacı şiiri bir ihtiyaç hâline getirir. Dünyanın pek çok büyük edebiyat şehrinde bu zorlu coğrafya izinin görülmesi —İzlanda'nın karanlık kışları, İrlanda'nın ıssız adaları, İskoçya'nın sert iklimiyle Edinburgh, Dublin ve Reykjavik'in ortaya çıkması— Kahramanmaraş'ın bu denkleme nasıl girdiğini anlatmaktadır.
Yedi Güzel Adam ve ötesi
9. Necip Fazıl Kısakürek: Bir çağın sesini özetlemek
Kahramanmaraş'ın 20'nci yüzyıldaki en çarpıcı edebî gerçeği, yalnızca bir iki büyük isim değil; aynı nesilde, aynı coğrafyadan çıkan isimler topluluğudur. Bu topluluğun en büyük sesi, modern Türk şiirinin ve düşüncesinin başat isimlerinden olan Necip Fazıl Kısakürek'tir. Maraş kökenli bu şair, şiiriyle, tiyatrosuyla, milyonları etkileyen sohbet ve konferanslarıyla 20. yüzyılın en etkili Türk entelektüellerinden biri olmuştur. Onun varlığı, şehrin edebî potansiyelinin ne denli büyük olduğunun ilanıdır.
10. Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt: Aynı nesil, aynı toprak
"Yedi Güzel Adam" adıyla anılan bu nesil, Türk edebiyat tarihinde eşi görülmemiş bir coğrafi yoğunlaşmanın ürünüdür: Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt, Nuri Pakdil, Rasim Özdenören, Alâeddin Özdenören ve Mehmet Akif İnan. Bu isimlerin tamamının aynı dönemde ve aynı coğrafyayla bu denli güçlü bağı olması tesadüfle açıklanamaz. Bunun tek izahı, Kahramanmaraş'ın yüzyıllarca inşa ettiği kültürel zeminin bir anda meyve vermesidir; tek bir mevsimde değil, uzun bir olgunlaşmanın ardından.
11. Âşık Mahzuni Şerif ve Abdurrahim Karakoç: İki ayrı damarın gücü
Kahramanmaraş edebiyatının büyüklüğü yalnızca divan ya da modern şiirde değil; halk müziği ve âşıklık geleneğinde de kendini gösterir. Âşık Mahzuni Şerif'in içli türküleri ve Abdurrahim Karakoç'un sarsılmaz dizeleri, bu topraktan yükselen bir başka sesi temsil etmektedir. Bu iki ismin varlığı, Kahramanmaraş'ın edebiyatının hem elit hem de halk katmanlarında eş zamanlı yaşadığının, hem kâğıda dökülen hem de sözlü olarak aktarılan bir kültür geleneğinin canlılığının belgesidir.
12. Tahsin Yücel, Rasim Özdenören: Nesir ve hikâyede güçlü duruş
Kahramanmaraş, yalnızca şair değil; hikâyeci, romancı ve deneme yazarları da yetiştirmiştir. Tahsin Yücel ve Rasim Özdenören modern Türk nesrinin en güçlü kalemlerinden sayılmaktadır. Bu durum, şehrin edebiyat geleneğinin tek bir türe hapsolmadığını; şiirden hikâyeye, denemeye, romana uzanan geniş bir alanda soluk aldığını göstermektedir. Edebî bir geleneğin gerçek büyüklüğü tek bir ses ya da tek bir biçimde değil; bu çeşitlilikteki tutarlılıkta gizlidir.
Yaşayan kültür
13. "Her Evinden Şair Çıkan Şehir": Tezkirelerin tanıklığı
Bu söz sonradan üretilmiş bir övgü değildir. Osmanlı tezkirelerinde Kahramanmaraş, şairler yetiştirme kapasitesiyle isim isim anılmıştır. Tezkireler bir şehrin edebî üretimine dair dönemin akademik kayıtlarıdır. O kayıtlarda defalarca Maraşlı bir şairin adının geçmesi, bu şehirde şiirin bireysel bir istisna olmadığını; toplumsal bir yaygınlık kazandığını ortaya koymaktadır. Büyük şair, onu anlayacak topluluktan çıkar. Kahramanmaraş, bu topluluğu yüzyıllardır yetiştirmiştir.
14. Uluslararası Şiir ve Edebiyat Günleri: Gelenekten bugüne köprü
Geçmişi yaşatmanın yolu onu yalnızca anmak değil, onu bugünle buluşturmaktır. Kahramanmaraş'ın kurumsallaştırdığı Uluslararası Şiir ve Edebiyat Günleri bu köprüyü her yıl yeniden kurmaktadır. Festival; şairleri, yazarları, okuyucuları ve gençleri bir araya getirerek edebiyatın tek başına değil bir topluluk içinde anlamlı olduğunu her defasında yeniden kanıtlamaktadır. UNESCO başvurusunda bu etkinlik, şehrin canlı kültür ekosisteminin en somut belgelerinden biri olarak öne çıkmıştır.
15. Kahramanmaraş Kitap Fuarı: Sözün pazar yeri
Bir şehirde kitap fuarının ulusal ölçekte bir marka hâline gelmesi, o şehrin edebiyata verdiği değerin en ölçülebilir ifadesidir. Kahramanmaraş Kitap Fuarı yayıncıları, yazarları ve okuyucuları buluşturan bu platform aracılığıyla şehrin edebiyat geleneğini ekonomik bir alışverişe değil, kültürel bir şölene dönüştürmektedir. Türkiye'nin büyük şehirlerine yakışan bu tür etkinliklerin Kahramanmaraş'ta bu denli güçlü biçimde kök salması, şehrin edebiyat geleneğinin ne kadar canlı ve halk tarafından ne kadar benimsendiğini göstermektedir.
16. Süreli yayınlar ve dergiler: Süregelen edebî tartışma
Kahramanmaraş, Türkiye'nin en köklü süreli yayın geleneklerinden birine sahip şehirler arasında yer almaktadır. Şiir ve edebiyat dergileri; okuyucular için değil, yazarlar için de hayati bir işlev görür: Genç kalemleri keşfeder, tartışmaları besler ve edebî üretimin sürekliliğini güvence altına alır. Bu dergiler, Yedi Güzel Adam neslinin yetişmesinde de belirleyici rol oynamıştır; birbirini okuyan, eleştiren ve besleyen bir ağın altyapısını oluşturmuşlardır.
İrade ve gelecek
17. Deprem sonrasında kalemini bırakmamak
6 Şubat 2023 depremleri, Kahramanmaraş'ı merkezine alarak 11 ilde yıkım yarattı. Bu felaket onlarca bin can götürdü, mahalleleri sildi, şehri yerinden etti. Ama edebiyatı durduramadı. Şehir, UNESCO sürecini sekteye uğratmak yerine "edebiyat iyileştirir" mottosuyla yeniden ayağa kalktı. Kitap etkinlikleri sürdürüldü, şiir dinletileri yapıldı, yazarlık atölyeleri açıldı. Bu irade; bir slogan değil, yüzyıllık bir kültürel refleksin deprem karşısında bile kendini koruyabildiğinin ispatıdır.
18. Edebiyatın şehir kimliğiyle özdeşleşmesi
Kimi şehirlerde edebiyat, kültür takviminin bir köşesinde yer alır. Kahramanmaraş'ta ise edebiyat şehrin bizzat kimliğidir: isminde, sokaklarında, çarşısında, sohbet geleneğinde, kültürel reflekslerinde. Bu özdeşleşme bilinçli bir politikanın değil yüzyıllık bir birikimin ürünüdür. Bir şehrin edebiyatla bu ölçüde bütünleşmesi o şehri UNESCO için yalnızca değerlendirilebilir değil, örnek alınabilir kılmaktadır.
19. Genç kuşaklara aktarılan canlı miras
Bir geleneğin yaşaması onun gençlere ulaşmasıyla mümkündür. Kahramanmaraş'taki yazarlık atölyeleri, genç yazar buluşmaları ve okul içi edebiyat programları bu aktarımın kasıtlı ve kararlı bir biçimde sürdürüldüğünü göstermektedir. Edebiyatın bir müze eseri olmadığını, bugün de yazılıp okunduğunu, tartışıldığını ve dönüştüğünü gösteren bu genç sesler; Kahramanmaraş'ın sadece geçmişe değil geleceğe de konuştuğunun en güçlü kanıtıdır.
20. "Çünkü Sözümüz Var": Bir şehrin en yalın ve en derin ifadesi
Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi'nin benimsediği bu motto ne bir slogan ne de bir reklam cümlesidir. Bu, bir şehrin beş yüzyıllık hafızasından damıtılmış en sade, en derin, en dürüst ifadedir. "Çünkü sözümüz var" demek; büyük şairlerimiz var demek, aktardığımız bir gelenek var demek, bugün yazan gençlerimiz var demek ve yarın da konuşmayı sürdüreceğiz demektir. Kahramanmaraş'ı edebiyat şehri yapan şey tek bir isim, tek bir kurum ya da tek bir dönem değildir; beş yüzyıldır durmadan söylenen bu sözdür.
Bir son söz
Şehirleri asıl ayakta tutan unsur taş, toprak veya göğe yükselen binalardan ziyade, hafızalara kazınan sözler, sokaklarda yankılanan sesler ve o kelimeleri mayalayan derviş meşrepli güzel insanlardır.
Kahramanmaraş'ın Sözü: Edebiyat Yolu
Bu 20 madde, Kahramanmaraş'ın edebiyat şehri olmasının birikimli, çok katmanlı ve çok sesli bir sürecin ürünü olduğunu göstermektedir. Burada hiçbir şey tek başına yeterli değildir; ama hepsi bir arada, birbirini besleyerek ve güçlendirerek o büyük edebiyat nehrini oluşturmuştur. UNESCO bu nehri gördü ve tescilledi. Ama nehir, tescilden çok önce akıyordu. Ve UNESCO'dan çok sonra da akmaya devam edecektir.
Neyse. Bitiriyorum. Bitiyorum!
Başlarken demiştim. Ben Profesör Doktor Uğur Batı.
Karar Bilimi Uzmanıyım, bir sanat düşüncesi üreticisiyim.
Ve hepinize şöyle sesleniyorum:
Biz size düşünmeyin demiyoruz, hobi olarak yine düşünün.
Ve büyük düşünün ki seneye de düşünürsünüz!
Ayrıca daima söylerim;
Bir yapıt yalan söylemez… Ona bakın, ne varsa onda vardır.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish