Amerika Birleşik Devletleri, 2024-2026 döneminde siyasi şiddetin hem niceliğinde hem niteliğinde köklü bir dönüşüm yaşadı.
Trump'a yönelik peş peşe beş büyük güvenlik olayı, Charlie Kirk'ün kampüs ortamında önce binlerce kişinin gözü önünde öldürülmesi, 600'den fazla kişinin sosyal medya paylaşımları nedeniyle işini kaybetmesi ve dünkü Washington saldırısı.
Tüm bu tablo, Amerikan siyasetinin sözsel kutuplaşma aşamasını geride bıraktığını ve kinetik çatışma evresine girdiğini kanıtlıyor.
Şiddet artık kronik bir durum olarak görülüyor.
Ve asıl tehlikeli olan, toplumun buna alışmaya başlamış olması.
Başlangıç noktası: Butler, Pennsylvania
Temmuz 2024’te, seçim kampanyasının tam ortasında, Pennsylvania'nın küçük kasabası Butler'da bir mitingde Thomas Matthew Crooks'un kurşunu Trump'ın kulağını sıyırdı. Bir katılımcı hayatını kaybetti, Crooks anında etkisiz hale getirildi. Ancak asıl hasar farklı bir yerde açıldı: Olay sonrası yapılan anketler, Amerikalıların yarısından fazlasının resmi soruşturma bulgularına inanmadığını ortaya koydu. Toplumun ortak bir gerçeklik zeminine tutunma kapasitesi aşınmıştı.
Eylül 2024'te Florida'da Ryan Wesley Routh golf sahasında tüfekle yakalandı. Kasım 2024'te İran bağlantılı bir suikast komplosu gün yüzüne çıktı. Şubat 2026'da Mar-a-Lago'ya silahlı sızma girişimi yaşandı. Ve dün, WHCA yemeğinde Cole Allen. Her olay kendi başına şok yarattı; ancak asıl tablo, bu olayların bir dizi oluşturmasında yatıyor.
Allen vakasındaki bir ayrıntı özellikle dikkat çekti: Fail, daha önce demokrat bir siyasi eylem komitesine bağış yapmış, "yılın öğretmeni" ödülü almış biriydi. Radikalleşme artık marjinal çevrelerin değil, toplumun tam merkezinin meselesi gibi görünüyor.
Asıl kırılma: Charlie Kirk suikastı
Trump saldırıları toplumu sarstı; ama en derin çatlak Eylül 2025'te oluştu. Turning Point USA'in kurucusu MAGA hareketinin öncü figürlerinden biri Charlie Kirk, Utah Valley Üniversitesi'nde konuşma yaparken binlerce kişinin gözü önünde öldürüldü. 22 yaşındaki Tyler James Robinson'ın kullandığı mermilerin üzerinde "anti-faşist" mesajlar ve internet memleri kazınmıştı. Modern siyasi şiddetin anatomisi artık net: ideolojik değil, performatif; örgütlü değil, sembolik. Discord kanallarında, oyun platformlarında, kapalı çevrimiçi ağlarda şekillenen bir "suikast kültürü."
Kirk'ün öldürülmesinin ardından toplumsal tepkiler, durumun gerçek vahametini gözler önüne serdi. CloudResearch'ün yaptığı anket, 30 yaş altı Amerikalıların yüzde 22'sinin bu suikastı "haklı" bulduğunu ortaya koydu; genç demokratlar arasında bu oran yüzde 32'ye ulaşıyordu. Amerikalıların üçte biri siyasi şiddetin artık "kabul edilebilir" olduğuna inanıyor. Bir toplumun siyasi cinayeti ahlaki bir zorunluluk ya da "karma" olarak meşrulaştırabilmesi, geri dönülemez bir eşiğin işareti.
Devlet misillemesi ve ifade özgürlüğünün çöküşü
Hükümetin Kirk suikastına verdiği yanıt, demokratik gerilemeyi hızlandırdı. Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Kirk'ün podcast'ini devralarak vatandaşları suikastı olumlu karşılayan kişileri işverenlerine ihbar etmeye çağırdı. Kasım 2025'e kadar 600'den fazla kişi sosyal medya paylaşımları nedeniyle işini, lisansını ya da profesyonel statüsünü kaybetti. Dışişleri Bakanlığı yabancıların vizelerini iptal etti, Savunma Bakanlığı ordu içinde tasfiyeye başladı, FCC Başkanı komedyen Jimmy Kimmel'ın kanalının yayın lisansını sorguladı.
Muhafazakarların yıllarca "sol totalitarizm" diye eleştirdiği iptal kültürü, bu kez devletin eli ve sağın güdümüyle hayata geçti. Ted Cruz dahil muhafazakâr hukukçular "ne kadar iğrenç olursa olsun siyasi konuşma korunmalıdır" derken, Adalet Bakanı Pam Bondi tam tersini savundu. MAGA koalisyonu kendi içindeki çelişkiyle yüzleşmek zorunda kaldı: Güvenlikçi devlet anlayışı ile ifade özgürlüğü ilkesi artık aynı çatı altında duramıyor.
Neden toplum kenetlenmiyor?
Siyaset biliminde ciddi ulusal krizlerin halkı lider etrafında birleştirdiği öngörülür. Bu kez olmadı. Çünkü kriz dışsal bir düşmandan değil, toplumun kendi içindeki derin kırılmadan kaynaklanıyor.
Trump destekçileri her saldırıyı, liderin "ilahi koruma" altındaki mağdur-kahraman statüsünü pekiştirecek biçimde okudu. Muhalefet ise olayları ya kurgusal "false flag" operasyonları olarak değerlendirdi ya da kışkırtıcı retoriğin kaçınılmaz bedeli saydı. Kirk suikastı için de aynı yarılma geçerli: Bir kesim için Hristiyan şehitliği, diğer kesim için hak edilmiş son. İki grup aynı olayı farklı evrenlerde yaşıyor.
Bu tablo, analistlerin "yıkıcı kutuplaşma" (pernicious polarization) kavramıyla tanımladığı durumun son aşaması: Siyasi rakipler artık meşru muhataplar değil, varoluşsal tehditler olarak görülüyor. Bir toplum buna inandığında, şiddet mantıksal bir sonuç haline geliyor.
Kurşun Yılları'nın dijital versiyonu
Analistler bu dönemi İtalya'nın 1969-1985 arası "Kurşun Yılları"na benzetti. O dönemde aşırı sol ve aşırı sağ grupların 14 binden fazla siyasi şiddet eylemi gerçekleştirmesi İtalya'yı felç etti. Türkiye’de de 1980 öncesi tablo pek farklı değildi.
ABD'nin bugünkü tablosu geleneksel bir iç savaşa benzemiyor; daha çok kurumların yavaş yavaş işlevsizleştiği, demokrasinin "gıcırdayarak aşındığı" bir süreç. Kirk suikastının ardından yerel yetkililere yönelik tehditlerin yüzde 280 artması, şiddetin ulusal ikonlardan aşağı doğru sızarak yönetimin en temel kılcallarına kadar ulaştığını gösteriyor.
İtalya'da Kurşun Yılları mahkemeler ve siyasi uzlaşıyla kapandı. Türkiye’yi herkes biliyor. ABD'de o mekanizmalar henüz çalışmıyor. 2026 ara seçimlerine doğru ilerlerken dünkü Washington saldırısı bir şeyi doğruladı: Bu sarmalin sonu görünmüyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish