Gülistan Doku dosyası bağlamında cesetsiz cinayet tartışması

Avukat Turgut Özal Tekpınar Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: ANKA

6 yıl önce 5 Ocak 2020 tarihinde Türkiye’nin gündemini sarsan bir kayıp olayı ile karşı karşıya kaldık.

Gülistan Doku isimli üniversite öğrencisi, ailesi ile beraber yaşadığı evinden çıkmış ve bir daha kendisinden haber alınamamıştı.

Savcılık tarafından soruşturma başlatılmış, bütün ihtimaller değerlendirme altına alınmış; kimileri kaçırıldığını ifade ederken, kimileri intihar ettiğini, kimileri ise öldürüldüğünü söylemiştir.

Aylarca Uzunçayır Barajı aranmış, Gülistan’ın bedenine ulaşılmaya çalışılmıştır. Ancak herhangi bir emareye bu tarihe kadar ulaşılamamıştır.

Ayrıca dosyaya ait soruşturma devam etmiş ve gözaltılar olmasına rağmen fail ile ilgili bir tespit yapılamamıştır. Ta ki 6 yıl sonrasına kadar.

Bir savcı tarafından dosya tekrardan ele alınmış, tanık delilleri, bilirkişi raporları gibi yeni deliller dikkatlice takip edilerek dosya tozlu raflardan çıkmış ve ülkenin gündemine tekrardan oturmuştur.

Eski Tunceli Valisi ve oğlu olmak üzere 13 kişi tutuklanarak cezaevine gönderilirken, Gülistan Doku’yu aramak için tekrardan çalışmalara başlanmıştır.

Peki, Gülistan Doku’ya ulaşılmadığı takdirde suç oluşacak mıdır?

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Türk Ceza Kanunu’nun 81'inci maddesinde "Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır" denilerek suç ifade edilirken, devamında nitelikli hâli, ihmali davranışla işlenmesi ve son olarak ise taksirle ölüme sebebiyet verme düzenlenerek insan hayatı ve beden bütünlüğü korunmak istenmiştir.

Bu suç tiplerinin meydana gelebilmesinin ön koşulu ise kişinin her türlü şüpheden uzak ölümüdür.

Cinayet şüphesi ile kayıp olan ve hakkında haber alınamayan bir kişiye ait ihbarla karşılaşan savcılık makamı, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160'ıncı maddesindeki "Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez, kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar" hükmü gereğince olayı araştırmaya başlayacaktır.

Savcılık tarafından ilk olarak kaybolan kişinin öldürülüp öldürülmediği konusunun araştırılması gerekmektedir.

Ölüm şüphesi ile hareket eden iddia makamı, kişinin öldürüldüğüne dair somut, inandırıcı ve kesin delillere ulaşmak zorundadır. Salt şüphe ile böyle bir sonuca varmak mümkün değildir.

Yani kişinin hayatta olma ihtimalini ortadan kaldıracak delillerin varlığı gerekmektedir.

Bu delillerin varlığı için savcılığın bu soruşturmayı makul bir süre boyunca yapması ve şahsın öldüğünü gösteren somut delillere ulaşması gerekmektedir. Ancak bu hâlde kişinin öldürüldüğüne dair somut bir sonuca ulaşılmış olacaktır.

Şahsın yaşadığına dair bir yaşam bulgusunun varlığı hâlinde öldüğüne dair bir değerlendirmede bulunulamayacaktır.

Gülistan Doku cinayeti açısından geçen 6 yıllık süre, makul bir süre olup öldürüldüğüne dair kanaat getirmek açısından yerindedir.


Savcılığın ikinci araştırması gereken husus ise kişinin kim tarafından öldürüldüğünün tespiti olacaktır.

Burada özellikle toplanan delillerin bir bütünlük oluşturması aranmaktadır. Örneğin sanıkların maktule karşı beslemiş olduğu husumet, bu açıdan değerlendirilebilecektir.

Aynı şekilde birden fazla kişi tarafından işlenmiş ise, bunu işleyecek motivasyonun bulunması hâlinde bu açıdan düşünülebilecektir. Ancak bunun için yan delillerin de bu durumu ispatlar nitelikte olması gerekmektedir.

HTS kayıtları, telefon inceleme kayıtları, tanıklar ve görüntü kayıtları gibi deliller bu açıdan önemli olabilecektir.

Ayrıca şüphelinin mağdurla en son görüşen kişi olması ve buna dair fiziksel izlerin bulunması da kuvvetli şüphe olgusunu güçlendirecektir.

Bununla beraber sanığın vicdan azabı çekip samimi bir ikrar ile suçu işlediğini kabul etmesi de bu açıdan somut gerçekliğe ulaşmaya sebep olacaktır.

Bu gibi durumlarda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223'üncü maddesinin 5'inci fıkrasındaki "Yüklenen suçu işlediğinin sabit olması hâlinde, sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilir" hükmü de dikkate alınarak mahkûmiyet kararı verilebilecektir.


Görüldüğü üzere Türk Ceza Hukuku’nda, bir cinayet suçundan mahkûmiyet kararı verilebilmesi için maktulün cesedinin bulunması mutlak bir şart değildir. Önemli olan, kişinin öldüğüne ve bu ölümün bir başkası tarafından gerçekleştirilen kasıtlı bir eylem sonucu meydana geldiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerin toplanmasıdır.

Bu deliller, doğrudan görgüye dayalı olmasa bile, birbiriyle çelişmeyen ve mantıksal bir bütünlük arz eden dolaylı deliller zinciri şeklinde olabilir.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 19.03.2024 tarihli vermiş olduğu kararında, sanığın olaydan sonra ani zenginleşmesi, tanıkların sanıktan duydukları itiraflar ve sanığın tutarsız savunmaları gibi delillerin bir araya gelmesiyle sanığın bu suçtan mahkûmiyetinin hukuka uygun olduğu belirtilmiştir.

Osmanlı’da ise cesedin bulunmadığı veya failin meçhul olduğu durumlarda ispat sorunları yaşanmış ve "kasâme" gibi özel ispat yolları kullanılmıştır.

Buna göre bir yerleşim yerinde cinayet izleri taşıyan faili meçhul bir ceset bulunursa, mağdurun yakınlarının durumu şikâyet etmesi hâlinde o yerleşim yerinde yaşayan elli kişiye, kişinin kendileri tarafından öldürülmediğine dair yemin ettirilirdi (TAŞKIN, 2024).


Cesetsiz cinayetler, ceza muhakemesi hukukunun en tartışmalı konularından birini oluşturmaya devam etmektedir.

Nitekim mağdura ait cesedin bulunamaması, hem ölüm olgusunun hem de bu ölümün kim tarafından gerçekleştirildiğini ve suç teşkil eden bir eylemden kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespitini güçleştirmektedir.

Bununla birlikte Türk hukukunda benimsenen yaklaşım, cesedin bulunmamasının tek başına mahkûmiyetin önünde mutlak bir engel teşkil etmediği yönündedir.

Ancak bu tür davalarda mahkûmiyet kararı verilebilmesi, dolaylı delillerin bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda her türlü makul şüpheyi ortadan kaldıracak derecede güçlü ve tutarlı bir ispat standardına ulaşılmasına bağlıdır.

Aksi hâlde, masumiyet karinesi ve "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi gereğince beraat kararı verilmesi zorunlu hâle gelebilecektir.


Gülistan Doku dosyasında maddi hakikate ulaşmak adına delillerin tekrardan toplandığı görülmektedir.

Soruşturmanın etkin bir şekilde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği hakkında yorum yapmak şu aşamada mümkün değildir. Soruşturma, yargı makamları tarafından titizlikle sürdürülmektedir.

Bu soruşturmanın başarılı olup olmadığını ancak kovuşturma aşaması sonucunda verilecek kararla görmemiz mümkün olacaktır.

Ancak şunu söylemekte yarar vardır: Üstünden altı yıl geçtikten sonra soruşturmanın derinleştirilmesi, toplumda belli suçların üzerinin örtüldüğüne dair bir algı yarattığı gerçektir.

Bu durum, hukuk devletine olan güveni sarsmakta ve adalete olan inancı azaltmaktadır. Adalet Bakanlığının sadece bu dosya ile kalmayıp tüm faili meçhul dosyalar için çalışmalar başlatması önemli ve gereklidir.

 

 

Kaynak:

1. Şaban Cankat Taşkın (2024) Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Osmanlı Ceza Muhakemesi Hukukunda Şüpheli ve Sanığın Susma Hakkı.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU