Ortadoğu başta olmak üzere dünyada yaşanan hızlı değişimler ve altüst oluşlar, iktidarların köklü politikalarını gözden geçirmesine yol açarken, Kürtlerin devletleşme-bağımsızlık arayışlarının da daha görünür olmasını sağlıyor.
Türkiye, Suriye ve İran’daki Kürtlerden farklı bir konumda bulunan Irak’taki Kürtlerin Bağdat ile zoraki evliliğinin bitişi de bu çerçevede yeni bir dalgalanmaya bakıyor.
Kürtler gittikçe kan kaybetti ve Bağdat’ta Şii milisler hakim oldu
Kürtler, 2003 sonrası KDP ile KYB arasındaki stratejik ittifak sayesinde Bağdat yönetiminin de belirleyici gücüydü ve Irak’ta kurulan hükümetler Erbil’in taleplerini görmezden gelemiyordu.
Maliki, 8 yıllık iktidarında son bir iki yıl hariç Kürtlere “altın yıllarını” yaşattı ve IKB mali açıdan en müreffeh dönemini geçirdi. Irak Anayasasında Kürtçenin resmi dil olması, federal sisteme geçilmesi ve 140'ıncı madde gibi hayati bir maddenin yer alması, Kürtlerin birlik olmalarının getirdiği tarihi kazanımlardı. Fakat şu an Bağdat’ta bu kazanımların hiçbirini kabul etmeyen ve Kürtlerle ilişkileri güç üzerinden okuyan bir zihniyet hakim.
Irak’ta 11 Kasım 2025’te yapılan seçimlerin ardından Kürtlerle olan ilişkileri, hukuki normlar, anayasal haklar, ödenmiş bedeller, meşru bir şekilde kazanılmış statü ve tarihsel bağlar yerine ideoloji ve askeri güç üzerinden okuyan bir zihniyet Meclis’te mutlak çoğunluğa ulaştı.
Bunlar, şu an istedikleri yasayı Meclis’ten geçirir ve Federal Mahkeme üzerinde de baskı kurabilir. Karşı oldukları bir ismin Başbakan olmasını engelleyebilir ve mevcut Başbakan’a da ülkeyi yönetilemez hale getirebilirler.
ABD saldırıları Irak’ta devlet ya da hükümet olmadığını gösterdi
Bugün yaşanan da tam olarak budur. İsrail’in bu kez ABD desteğiyle İran’a karşı başlattığı savaşta, 28 Şubat’tan bu yana Haşdi Şabi de Kürdistan Bölgesi’ne saldırılar düzenliyor. Silahlı Kuvvetlerin başındaki Sudani buna karşı hiçbir şey yapamıyor. Çünkü milis gruplar Sudani’yi de tehdit ediyor.
Haşdi Şabi’ye bağlı İslami Direniş, Seraya Evliya ed-Dem, Ashabul Kehf gibi örgütler günlük olarak Erbil, Süleymaniy ve Bağdat’a saldırılar düzenliyor. Burada ABD üssü, ABD diplomatik mekanları, Peşmerge karargahları, Irak istihbarat mekanları ve BAE, Suudi Arabistan gibi devletlerin binalarını vuruyor.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Bu silahlı gruplar, günlük olarak yaptıkları saldırıların istatistiklerini paylaşıyor, nereleri vurduklarını duyuruyor ve kaç drone ile füze attıklarını ilan etmekten kaçınmıyor. Irak Kürdistan Bölgesi’ne şu ana kadar 600’den fazla İHA-SİHA ve füze saldırısı düzenlemişler. Peşmerge ve Fransız askerinin de içinde olduğu 14 kişi hayatını kaybetmiş.
Sudani ve hükümet ise yaptıkları açıklamalarda bu saldırıların “kabul edilemez” olduğunu söylüyor fakat pratikte hiçbir şey yapmıyor veya yapamıyor. ABD Haşdi Şabi merkezlerini vurunca da Sudani, ölenleri “şehit” ilan ediyor ve bunları ülke egemenliğini ihlal olarak vasıflandırıyor.
Bu, Sudani’nin çaresizliğini, iradesizliğini ve de yönetimdeki güçsüzlüğünü ortaya koyan bir durum aslında. Irak’ta Haşdi Şabi, paralel bir devlettir ve Sudani’ye hareket alanı bırakmıyor. Irak yargısı “ABD diplomatik mekanlarına saldırıların terör kapsamında olacağını ve cezanın idam olacağını” açıklasa da bu Haşdi Şabi için bir şey ifade etmiyor. Zira Haşdi Şabi emirleri İran’dan alıyor ve İran’ın çıkarlarını önceliyor. Sudani’nin verdiği ve vereceği emirlerin hiçbir geçerliliği yok. Irak Yargı Erki Başkanı Faik Zeydan, açık bir şekilde Haşdi Şabi’nin Irak’ta Anayasayı yok saydığını açıklasa da pratikte güç onların elinde.
ABD’nin diplomatik mekanlarına saldırıları üstlenen gruplar, Haşdi Şabi içinde ve kim oldukları da biliniyor. Sudani bunlara karşı bir şey yapabiliyor mu? Yapamıyor. O halde, Irak fiili olarak İran hegemonyasında tespiti çok aşırı olmayacaktır. Çünkü bugün sahada yaşanan başka türlü izah edilemez.
Son olarak, 5 Nisan’da IKB Başbakanı Mesrur Barzani, Bağdat’a bir kere daha saldırıları durdurması çağrısında bulundu. ABD Bağdat Büyükelçiliği de diplomatik mekanlarına 4 Nisan’da saldırı düzenlendiğini, diplomatlarına da suikast girişiminde bulunulduğunu duyurarak, Bağdat’ın adım atmaması halinde kendilerinin harekete geçeceği uyarısı yaptı.
Milis gruplara yeni dönemde yer yok
Bir de şöyle bir gerçek var: ABD’nin yeni Ortadoğu konseptinde, milis güçlerin hakimiyetinde ya da etkisinde rejimler artık tercih edilmiyor. Düzeni olan, muhatap alınabilir ve siyasi, askeri, idari hiyerarşinin işlediği rejimler isteniyor. Bu Kürtler için avantajlı olduğu kadar riskler de barındıran bir politika şüphesiz.
Hizbullah, IŞİD, Husi, Fatimiyyun ve Zeynebiyyun gibi örgüt/hareketlere yer olmadığı gibi Haşdi Şabi’ye de yer olmayacaktır. Bunların eylemlilikleriyle ayakta kalabilen İran türü rejimler de değişmek zorundadır.
İran rejimi, bu realiteyi fark ettiği için Irak’ta Haşdi Şabi’yi “milis” statüsünden kurtarmak ve devletin resmi ordusu hüviyetine büründürmek amacıyla geçen yıl bir yasa tasarısı hazırladı. Eğer tasarı Meclis’ten geçseydi, Haşdi Şabi farklı gruplardan müteşekkil bir organizasyon değil, devletin silahlı gücünün bir kolu olarak hareket edecekti. Şimdi de öyle mi? Hayır, değil. Haşdi Şabi hâlihazırda resmi statüye sahip, fakat onlarca gruptan oluştuğu için bunları “heyet” adı verilen bir çatının altında birleştirmişler. Fakat emir-komuta zinciri alabildiğince başıboş ve inisiyatif alanları da oldukça geniş.
Esasında Haşdi Şabi 2016’da yasa ile resmi silahlı güç unvanı kazandı, fakat bu geçici bir çözümdü; çünkü bu milis yapının ordunun yerini alması planlanmamıştı. IŞİD’e karşı savaş için başvurulan bir ara formüldü. Örneğin Lübnan’da Hizbullah’ın konumu gibi. Hizbullah resmi ordu değil, fakat İsrail’e karşı savaşta başarılı olduğu için ülkenin silahlı gücü olarak kabuledilmişti; fakat düzenli ordunun yerini alması gibi bir düşünce, plan yoktu. O yüzden şimdi Lübnan hükümeti de Hizbullah’tan kurtulmak istiyor. Lübnan halkı da Hizbullah’ın en azından askeri olarak devredışı kalacağı bir askeri operasyona çok karşı durmuyor.
İran’da Devrim Muhafızları Ordusu denilen devlet yerine geçen yapılanmanın halka ve ülkeye neler yaşattığı çok iyi görüldü. ABD ve İsrail’in haklı olup olmaması ayrı bir tartışmadır, fakat İran’da kararı Devrim Muhafızları Ordusu değil de seçilmiş hükümet—Cumhurbaşkanı, Dışişleri Bakanı ve diğer organlarıyla—vermiş olsaydı, İran bu halde olmazdı.
İran 47 yıldır koyu ideolojik ve mistik bir askeri rejim tarafından yönetiliyor. Halkına yıkımdan ve ölümden başka hiçbir şey verememiş bir rejim. Siyasilerin hiçbir söz hakkının olmadığı bir sistem. Cumhurbaşkanı ağzını açtığına hemen dört koldan saldırıya uğruyor. Cumhurbaşkanının belediye başkanı kadar bile yetkisinin olmadığı bir devlet durumunda İran. Savaş tamamen bir avuç oligark tarafından yönetiliyor. Ülke de öyle. Irak da bu rejimin uzantısı milis gruplar tarafından idare ediliyor.
Yeni dönemde başkentlerle uyumlu olmayan yapılar da tercih edilmiyor
Yeni dönem milis gruplara iyimser bir tablo vaadetmezken, Kürtlere de aydınlık bir gelecek sunmuyor ne yazık ki. Çünkü Suriye örneğinde net olarak görüldüğü gibi başkentlerle uyumlu olmayan yapılar da istenmiyor. Irak’ta da durum bundan çok farklı değil. ABD, Bağdat’ta yaşananları çok iyi bilmesine rağmen ve Haşdi Şabi’nin hakimiyetindeki yönetimin Kürtlere yönelik politikalarının İran’a hizmet ettiğini bilmesine rağmen, Kürtleri Bağdat’a mecbur ediyor.
Kürtlerin Bağdat’a karşı mücadelesinde ABD, Bağdat’ın yanında yer alıyor. Kerkük’ün alınmasında da Haşdi Şabi’nin yanında durdu. Şimdi ise Haşdi Şabi’nin hükümette yer almasına ve sahada askeri varlığına izin vermeyeceğini söylerken bile, Kürtlerin konumlarını güçlendirecek hiçbir politikaya destek vermiyor.
Haşdi Şabi, Kürdistan Bölgesi’nin petrolünün tamamen kontrol edilmesini, Erbil, Süleymaniye, Duhok ve Halepçe’nin Vasıt ve Misan gibi yönetilmesini ve memur maaşlarının da diğer memurlar gibi direkt Bağdat tarafından ödenmesini istiyor. Bunun için Meclis’te yasalar çıkarmaya hazırlanıyor. Hedef, Kürdistan Bölgesi’nin statüsünün ortadan kaldırılması.
Kürtlerin kaderi ise bunların maceraperestliğine ve ideolojik saplantılarına kurban edilmek isteniyor.
Kürtler ile Bağdat arasında pamuk ipliğine bağlı zoraki bir evlilik var ve 1991’den 2003 yılına kadar koptu-kopacak denilen bu evlilik, 2005’te kabul edilen Anayasa ile kısmen güvence altına alındı sanıldı. Fakat gelinen aşamada, Şii’si ve Sünni’siyle Irak’ta gücü eline geçirenler veya biraz güç bulanlar, söylemlerini Kürt düşmanlığı üzerine kuruyor.
Kürtlerin ağır imtihanı ve kritik karar arefesi
Kürtlerin bu noktada ne yapacağı ve nasıl hareket edeceği ise sadece Kürt siyasi liderlerin tercihinden çok ABD ve İran’ın politikalarına bağlı. ABD’nin bir saat sonra ne yapacağı ve Trump’ın ne karar vereceği bilinmiyor. İran’a ise ne kadar güvenilir olduğu geçmişte görüldü. O yüzden Kürtlerin adımlarını çok ölçülü ve dengeleri gözeterek atması gerekiyor. Ne ABD’ye bel bağlanabilir ne de İran’a güvenilir.
Kürtlerin ABD veya İsrail’e güvenerek ya da onların saldırılarını fırsat bilerek yapacağı bir hamle, daha büyük felaketler doğurabilir. Çünkü şu an ABD ve İsrail’e duyulan öfke, nefret ve düşmanlık bir anda Kürtlere yönelebilir ve Kürtler “baş düşman” ilan edilebilir. Kürtlere topyekûn bir saldırı başlatılması halinde ABD’nin ne yapacağı ise kestirilemez. ABD’nin İran ile her an anlaşıp çekilmeyeceğinin garantisi yoktur.
O yüzden Kürtlerin şu an kıldan ince ve kılıçtan keskin yolda yürürken, hayatta kalma ve varlıklarını sürdürmekten başka çareleri yok. Bu dengeli siyaseti takip ederken yanlışa da düşülebilir ve hatalı kararlar da verilebilir. Bu kırılgan süreçte her şeyin mümkün olduğunu akıldan ırak tutmamak lazım. Başlığa çıkardığımız gibi, Kürtlerin zoraki evliliği ebediyen sürmez; fakat Kürtler isteyince de boşanma olmaz/olmadı/olmuyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish