Dürüstlük ve entelektüel aşırma

Doç. Dr. Ali Oğuz Diriöz Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Pexels

Değerli Independent Türkçe okuyucuları, 

Daha evvel de belirttiğim gibi, bilime dayalı, akademik disiplinle çalışan akademisyenler,  orta ve uzun vadede araştırma sorularını oluşturduktan sonra,  sistematik, nicel ve nitel veriye dayalı, gözlemlenebilir analizlerle araştırma yapmayı tercih ederler. Sürekli gündemin ve normların değişmesi, çok fazla değişkenin ve bilinmeyenin etkilediği genel küresel siyasi ve ekonomik gidişatın analiz edilmesini de zorlaştırıyor. 

Buna rağmen, bilgilerimin bir bölümünü, elimden geldiğince, Independent Türkçe üzerinden okuyuculara aktarmaya çalışıyorum. Evet, burada belki büyük bilimsel keşifleri yazmıyorum, ancak ilginç ve orijinal analizlerle kamuoyunu bilgilendirdiğimi düşünüyorum. Akademisyen olarak, yazılarımdaki bilgilerin ve analizlerin, benzetmelerin kullanılması karşılığında basit bir atıf verilmesini çoğu zaman yeterli görüyorum.

Bu vesileyle, öncelikle kendim bir eksiği gidermek isterim. 22 Mart “Dünya Su Günü” vesilesiyle yazdığım yazıda, sukonularında uzmanlaşmış olan önemli bir hocamızdan, yani Prof. Dr. Ayşegül Kibaroğlu’ndan bahsetmeyi unuttum. Hocamızın çalışmalarından herhangi bir fikir aşırması yapmamış olmama rağmen ve su ile ilgili akademik yazılarımda ona düzenli olarak atıfta bulunmama rağmen, bu yazıda hemen eksiği gidermek istedim. Sadece Türkiye'de değil, dünya çapında, uluslararası ilişkiler alanında, su politikaları, hidro-politik ve sınır aşan sular ile su diplomasisi alanında tanınmış bir hocamız olan Prof. Dr. Ayşegül Kibaroğlu'na geçen yazımda atıfta bulunmamanın önemli bir eksiklik olduğunu kabul ederek, Ayşegül Hocam'a selam ve saygılarımı ileterek, bu yazıma devam ediyorum. 

Çünkü atıfta bulunma alışkanlığı hem profesyonel nezaketin hem de ettiğin gerekliliğidir. Muhtemelen zamanında benim de hatalarım olmuştur, ama mümkün mertebe farkına varınca ve eksik olduğunu kabul edince, düzeltme imkânım varsa düzeltmeye çalışırım.

Basın mensuplarından aynı titizliği beklemesem de, yaratıcı analizlerimin aşırılmamasını beklemek makul bir beklentidir. Hele de ilgili kişilere konuyu bildirdikten sonra dahi, inkâr ederek "Bilmiyordum, neden atıf verelim ki?" tarzı davranışlarını profesyonel nezaketten ve etikten uzak davranış olarak görmekteyim. Etik kuralları bilmemek, bireyleri etik kurallardan muaf tutmaz. Öğrencilerime de dediğim gibi, izlenceyi (Syllabus'u) okumamış olmak bahane değildir. Nasıl ki bir şarkıya veya sanat eserine farkında olmadan benzer eserler üretmek "aşırma" durumunu ortadan kaldırmıyorsa, entelektüel aşırma da “Sen mi icat ettin” diyerek muaf tutulmamalı.

Spesifik bir analitik benzetme, bir analoji hakkında yıllardır yazılar yazan, derslerde o analizi öğrencilere anlatan, bu hususlarda seminerler veren ve bu bilgileri kamuya açık olarak paylaşan biri olarak makul bir beklentim olduğunu düşünüyorum. Yaptığım spesifik benzetme ve analojinin çevrimiçi kaynaklardan erişilebilir olduğu gerçeğine karşın "bilmiyordum" demek, en hafif tabirle duyarsızlıktır. 

Entelektüel aşırma (intihal), başkalarının fikirlerini, yazılarını veya araştırmalarını kaynak göstermeden kendisininmiş gibi sunmaktır. Bu akademik dürüstlük ihlalini ve bilimsel yazım kurallarına uymamayı gösterir. Başkalarının çalışmalarını kaynak göstermek, dürüstlük ve akademik etiğin temelidir

Gazetecilerin aynı akademik titizlikle bulunmalarını beklemediğimi belirtmiştim. Ancak bu tarz aşırmalarnormalleştirilmemelidir. Basın mensupları da yayın etik ilkelerine uymak durumundalar. 

Yasal yollara ve diğer itiraz mercilerine başvurma hakkımı saklı tutuğumdan ötürü, ne yazarların isimlerini, ne benim ilgili yazılarımın başlıklarını, ne konuyu, ne de yayın kanallarını yazmıyorum. Herkes hata yapabilir, hatalarının farkında olmayabilir, belki de kötü niyetli dahi olmayabilir, ancak gene de iyi niyetle gönül alma çabası önemlidir. 

Diğer yandan da, hemen en ufak kelime kullanımında etik ihmalden başkalarını suçlamak da doğru değildir. Belki bubasın mensupları beni de bu tarz bir “abartı” suçlama yapan biri olarak görmekteler ve haksız olduğumu samimi olarak düşünmekteler. O zaman da konunun ilgili makamlara intikal etmesinden de çekinmemeleri gerekir. İlgili makamların da kararlarına da herkesin saygı göstermesi gerekir. Meseleyiilgili yasal ve kurumsal organlara taşımam durumunda, karara saygı duyulması gerekir. Eğer haksızsam da, neden haksız olduğum gerekçeleriyle öğrenmiş olurum ve bundan sonra da yazılarımda ve analizlerimde daha seçici davranmam gerektiğini anlamış olurum. 

Ancak ben kararın aleyhimde olacağını düşünmüyorum. Elimde yıllardır bu hususlarda yaptığım analizleri göz önüne seren, gündemde olmadığı dönemde dahi analitik olarak kullandığımı kanıtlayan fazlasıyla veri ve kanıt olduğunu düşünüyorum. 

Ben sadece bir atıf beklemiştim. Nasıl ki yukarıda, fikir aşırması olmamasına rağmen, gönül almak için, duayen bir hocamın ismini belirtmeyi unuttuğumu açıkça yazarak o önemli eksikliği bu satırlarda gidermeye çalıştıysam, aynı duyarlılığı başkalarından da beklerim. 

Akademik yazılarımı da, köşe yazılarımı da, bu yazıyı daokuyuculara katkı olması için kaleme alıyorum. Dolayısıyla, birkaç gün evvel yaşanan olaya değinme ihtiyacı duydum.

Evet, gündemde olan birçok önemli konu var. Ancak o konulardan biri de bu analizle alakalı ve o konu gündemde dahi değilken, yazılarımda, seminerlerimde, derslerimde yaptığım analizi bilinçli olarak, ya da bilinçsizce aşırıldığınıdüşünüyorum. 

Diğer yandan da, bu analizimin ve yaptığım benzetmenin beğenilmiş olduğunu görmek ve yaygın olarak kullanıldığını da görmek beni bir yandan da memnun ediyor. İyi olanın taklit edildiği düşüncesiyle, aşırılmış olmasının analizin iyi olduğunu kanıtladığını düşünüyorum. 

Ayrıca, bu olaydan anladığım bir diğer husus da biz akademisyenlerin mesleki haklarının korunmasında ciddi yetersizliklerin oluşudur. Akademisyenler olarak, birbirimizle daha fazla dayanışma içerisinde olmalıyız. Meslek kuruluşlarının önemini de tekrar idrak etmiş oldum. Mesela, Gazeteciler Cemiyeti basın mensuplarına çoğu zaman bir mesleki dayanışma platformu sağlar. Akademisyenler arasında benzer bir güçlü dernek, mesleki ve yayın haklarının korunması hususunda faydalı olurdu.

Bu yaşanan olaydan çok daha büyük meseleler ve savaşlar şu an gündemde. Ancak, olan bitenleri analiz edebilen uzmanların önemli bir bölümünün de akademisyenler olduğunu hatırlatmak isterim. 

Saygılarımla.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU