Savaşların gölgesinde unutulan kriz: Dünya Su Günü ve Türkiye için “Su On Yılı”

Doç. Dr. Ali Oğuz Diriöz, Independent Türkçe için yazdı

Görsel: ChatGPT

22 Mart Dünya Su Günü, her yıl küresel ölçekte suyun önemine dikkat çekmek için bir fırsat sunuyor. Ancak 2026 yılına geldiğimizde bu önemli gün, giderek derinleşen jeopolitik krizlerin gölgesinde kalmış durumda. Ukrayna’daki savaş, Gazze’de yaşanan insani dram ve İran merkezli bölgesel çatışmalar ve savaş ortamı, uluslararası gündemi büyük ölçüde askeri güvenlik ekseninde oyalamakta. Oysa bu çatışmaların arka planında ve uzun vadeli etkilerinde, çoğu zaman göz ardı edilen çok daha yapısal krizler yatmaktadır; bunlardan biri de su krizi.

Günümüz uluslararası ilişkiler literatüründe su; doğrudan bir ulusal güvenlik ve jeopolitik rekabet unsuru olarak değerlendirilmektedir. Enerji kaynakları nasıl 20. yüzyılın jeopolitiğini şekillendirdiyse, 21. yüzyılda suyun da benzer bir rol üstlenmesi beklenmektedir. Bu bağlamda su, hem çatışmaları tetikleyen bir faktör hem de çatışmalardan doğrudan etkilenen stratejik bir varlık haline gelmiştir. Ayrıca çatışmalardan kaçan sivillerin, yani göçmen ve mültecilerin de, belli bölgelerde su ve gıda kaynakları tüketimi üzerindeki yarattıkları baskı da önemli bir faktör olarak unutulmamalıdır. 

Geçtiğimiz yıl farklı platformlarda su krizine dikkat çeken analizlerde de vurgulandığı üzere, Orta Doğu ve çevresinde su kaynaklarının azalması yalnızca çevresel bir sorun değil, aynı zamanda ekonomik kırılganlıkları, göç hareketlerini ve siyasi istikrarsızlıkları tetikleyen çok katmanlı bir risk alanıdır. Özellikle İran örneği bu açıdan dikkat çekicidir. Savaşın bugünkü seviyeye ulaşmasından önce dahi, İran’da artan kuraklık ve su kıtlığı nedeniyle başkent Tahran’ın taşınmasının tartışıldığı bilinmektedir. Bu tartışmalar, su krizinin artık devletlerin yönetim merkezlerini dahi tehdit edebilecek düzeye ulaştığını göstermektedir.

Bugün ise savaşın doğrudan etkileri, su ve çevre krizlerini daha da görünmez hale getirmektedir. Oysa sahadaki gerçeklik bunun tam tersini göstermektedir. Ukrayna’da tarım arazilerinin ve sulama altyapısının zarar görmesi, yalnızca ülke ekonomisini değil küresel gıda arzını da etkilemektedir. Gazze’de temiz suya erişimin ciddi şekilde kısıtlanması, suyun artık bir insani yardım meselesinin ötesinde bir hayatta kalma ve güvenlik meselesi olduğunu ortaya koymaktadır. İran ve Körfez çevresindeki gelişmeler ise enerji altyapıları ile birlikte su altyapılarının da hedef haline gelebileceğini göstermektedir. Bu durum, suyun savaşlarda giderek daha fazla stratejik bir kaldıraç ve baskı unsuru haline geldiğine işaret etmektedir.

Daha da önemlisi, su krizleri ile çatışmalar arasındaki ilişki çift yönlüdür. Su kıtlığı, toplumsal huzursuzlukları ve iç karışıklıkları tetikleyerek çatışma riskini artırırken; savaşlar da mevcut su altyapısını yok ederek krizi derinleştirmektedir. Bu kısır döngü, özellikle Orta Doğu ve Kuzey Afrika gibi su stresi yüksek bölgelerde jeopolitik kırılganlığı daha da artırmaktadır. Dolayısıyla su, artık yalnızca bir çevre politikası konusu değil, doğrudan güvenlik stratejilerinin merkezinde yer alması gereken bir unsur haline gelmiştir.

Tam da bu noktada Türkiye’nin son dönemde ilan ettiği “Su Yüzyılı” veya “Su On Yılı” vizyonu son derece yerinde, hatta gecikmiş bir adımdır. Türkiye, kişi başına düşen su miktarı bakımından su stresi yaşayan ülkeler arasında yer almakta olup, iklim değişikliği, nüfus artışı ve kentleşme gibi faktörler bu baskıyı daha da artırmaktadır. Ancak Türkiye’nin Fırat-Dicle havzaları başta olmak üzere sahip olduğu su kaynakları, baraj altyapısı ve mühendislik kapasitesi, doğru stratejilerle bölgesel ölçekte bir su yönetimi ve su diplomasisi aktörü olmasını mümkün kılmaktadır.

Bu çerçevede Türkiye’nin su politikalarını yalnızca iç yönetim meselesi olarak değil, aynı zamanda bir dış politika ve jeopolitik araç olarak değerlendirmesi gerekmektedir. Su diplomasisi, özellikle komşu bölgelerde iş birliği ve istikrar yaratma açısından önemli bir kaldıraç olabilir. Türkiye’nin geçmişte Karadeniz Tahıl Girişimi’nde oynadığı rol, benzer şekilde su ve gıda güvenliği alanında da çok taraflı girişimlere öncülük edebileceğini göstermektedir.

Ancak bu vizyonun gerçek anlamda başarıya ulaşabilmesi için su politikalarının tek başına ele alınması yeterli olmayacaktır. Günümüzde giderek daha fazla önem kazanan Su-Enerji-Gıda (Water-Energy-Food Nexus) yaklaşımı, bu alanda bütüncül bir stratejik çerçeve sunmaktadır. Su kaynaklarının yönetimi, enerji üretimi ve gıda güvenliği birbirine doğrudan bağlıdır. Örneğin hidroelektrik üretim suya bağımlıyken, enerji üretim maliyetleri tarım sektörünü doğrudan etkilemektedir. Aynı şekilde tarımsal üretim, su ve enerjiye bağımlıdır ve bu üç alan arasında oluşacak herhangi bir kırılma, zincirleme krizlere yol açabilmektedir.

Bu nedenle Türkiye’nin önümüzdeki on yılı yalnızca bir “Su On Yılı” değil, aynı zamanda bir “WEF Nexus On Yılı” olarak kurgulaması gerekmektedir. Bu yaklaşım, Türkiye’ye yalnızca iç politikada değil, dış politikada da önemli avantajlar sağlayacaktır. Özellikle Orta Doğu, Afrika ve Orta Asya’da su, enerji ve gıda güvenliği alanlarında geliştirilecek iş birlikleri, Türkiye’nin hem ekonomik hem de diplomatik etkisini artıracaktır. Bu da Türkiye’nin yumuşak gücünü pekiştirirken, aynı zamanda bölgesel istikrara katkı sağlayacaktır.

Öte yandan, Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakatı, karbon düzenlemeleri ve sürdürülebilirlik standartları da su yönetimini dolaylı olarak etkilemektedir. Su verimliliği, tarımsal üretim ve enerji dönüşümü gibi alanlarda atılacak adımlar, Türkiye’nin küresel rekabet gücü açısından da belirleyici olacaktır. Bu bağlamda su politikaları, yalnızca çevresel sürdürülebilirlik değil, aynı zamanda ekonomik rekabetçilik ve ticaret stratejileri açısından da kritik öneme sahiptir.

Sonuç olarak, Dünya Su Günü’nün bu yıl savaşların gölgesinde kalması, su krizinin önemini azaltmamaktadır; aksine daha da artırmaktadır. Bugün göz ardı edilen su ve çevre sorunları, yarının daha büyük jeopolitik krizlerinin habercisi olabilir. Su kaynakları üzerindeki rekabetin artması, yeni gerilimler yaratma potansiyeline sahiptir.

Bu nedenle Türkiye’nin “Su On Yılı” vizyonunu daha kapsamlı bir su-enerji-gıda güvenliği stratejisine dönüştürmesi, stratejik bir zorunluluktur. Çünkü geleceğin dünyasında güç, yalnızca askeri kapasiteyle değil; suyu, enerjiyi ve gıdayı sürdürülebilir şekilde yönetebilme kapasitesiyle ölçülecektir.

 

Kaynaklar

https://www.un.org/en/observances/water-day
https://www.unwater.org/world-water-day
https://www.worldbank.org/en/topic/water
https://www.fao.org/water/en/
https://www.unesco.org/en/water-security
https://www.middleeasteye.net/news/iran-water-crisis-capital-relocation-tehran
https://www.al-monitor.com/originals/2023/iran-water-shortages-trigger-protests
https://www.unicef.org/press-releases/gaza-water-crisis
https://www.worldbank.org/en/news/feature/2023/05/08/water-in-ukraine

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU