2026 başında küresel tablo ve Türkiye

Doç. Dr. Ali Oğuz Diriöz Independent Türkçe için yazdı

İllüstrasyon: Jonathan McHugh

2026 o kadar hızlı başladı ki daha yeni yılda 10 gün henüz olmadı ama Venezuela,  Suriye, İran, NATO,  Ukrayna,  Grönland,  Gazze, Ticaret Anlaşmaları ve benzer dış politika meseleleri , Türkiye’nin zaten yoğun olan iç gündemi gibi hızlı değişmektedir. 

Baş döndürücü hızla değişmekte olan bölgesel ve küresel gündemi takip etmekte bir çok alan uzmanı ve akademisyenler zorlanmakta. 

Bilime dayalı, akademik disiplinle çalışan akademisyenler,  orta ve uzun vadede araştırma sorularını oluşturduktan sonra,  sistematik, nicel ve nitel veriye dayalı, gözlemlenebilir analizlerle araştırma yapmayı tercih ederler. Lakin, sürekli gündemin ve normların değişmesi, çok fazla değişkenin ve bilinmeyenin etkilediği genel küresel siyasi ve ekonomik gidişatın analiz edilmesini de zorlaştırıyor. Buna rağmen 2026 için bir değerlendirme hazırlamak istedim. 

2026 ilk haftası sonrası genel fotoğrafa bakınca, ABD ‘de Trump yönetiminin özellikle kendi “yetki alanı” ile ilgili Çin ve Rusya gibi Amerika kıtası dışından (Western Hemisphere/ Batı Yarım Küre ‘ye dışardan müdahale edilmemesi, yani  Monroe Doktrinini çizgisi) vurgusunu sertleştiriyor. Bunu 3 Ocak Venezuela’ya yapılan operasyonla Maduro’nun Karakas’tan alınıp New York’da hakim karşısına çıkartılması hadisesiyle net olarak gördük. 

Yeri gelmişken, Maduro’nun alınmasına yönelik çirkin benzetme yapan faşist Yunan siyasetçi Kranidiotis’i kınıyorum. 

Faşist demişken de, geçmişte faşist hareketlerin güçlenmesi sonucu 2. dünya savaşının başladığı Avrupa kıtasındaki gelişmeleri de yakından takip etmek gerek.

2026 yılında, Avrupa’daki aşırı sağ siyasi hareketlerin seçimlerde Avrupa siyasetini nasıl etkileyeceklerinin yakından takip etmek gerekir.

Avrupa’da bir yandan üst perdeden konuşma çabasındaki Avrupa Birliği ( AB) Komisyonu ve Brüksel’in yaklaşımı mevcut politikaları belirlemektedir. Diğer yandan,  Avrupa’da her geçen gün güçlenmekte olan aşırı sağ siyasal hareketlerini ve onların Avrupa Birliği politikaları üzerindeki etkilerini dikkatlice takip etmek gerekir.

Mevcut AB ülkeleri başkentleri ile Brüksel’deki AB Komisyonu arasında farklılıklar olmakla birlikte, Ukrayna politikası ve Uluslararası İlişkilere normatif söylem ile alakalı genelde benzeyen yaklaşımlar var. Lakin, Rusya-Ukrayna meselesinde ve İsrail-Filistin meselesinde AB ülkelerinde iç bölünmeler var. 

Rusya’nın ise Küresel Siyasete odağı Ukrayna ve Avrupa olsa da, hala, Ortadoğu'da,  Orta Asya’da, Afrika'da ve farklı bölgelerde de söz sahibidir.  Rusya, bir yandan Ukrayna’yla olası barış görüşmelerine pazarlık gücünü korumaya çalışırken, diğer yandan Suriye/Libya gibi farklı alanlarda da kaldıraç arıyor. Bu bağlamda, özelikle Karadeniz’de seyrüsefer güvenliği için Türkiye bir an evvel çatışmaların sona eriyor müzakerelere başlanmasına ehemmiyet vermektedir.

Avrupa ve Karadeniz dışında Türkiye için tabii Kafkasya,  Doğu Akdeniz’de ve Ortadoğu’daki meselelerde barış ve istikrar sağlayıcı ülke olmak ama bunu yaparken kendi güvenliğini ve haklarını da savunan bir devlet olarak hareket edebilmesi önem arz etmektedir.

Ortadoğu’da (özellikle Gazze'de ) ve Doğu Akdeniz’de, AB’nin insan hakları–çıkarlar arası bir ikilem yaşadığını gözlemlemekteyiz. Doğu Akdeniz’le ilgili hele AB donem başkanının Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin olması, bu alanda gerilim olma riskini büyütüyor. Bölgenin istikrarı adına böyle gerilimin olmamasını ümit ediyorum.

Ayrıca ABD’de  Trump yönetiminin 2026’nin hemen başında hem NATO müttefiklerinin ABD’nin gerçekten ihtiyacı olması durumunda yardımına gelecekleri hakkında kuşku duyduğunu belirtmesi, yeniden NATO’nun  öneminin sorgulanmasına sebep olmaktadır.

NATO hakkındaki söylemine ilaveten, 2026 başında Trump yönetiminin tekrar ‘Grönland’ konusunda “satın alma”  mesajı vermesi, NATO müttefiklerinde  rahatsızlık yarattı. 

Peki bütün bu gerginliklerden “Kim kazançlı çıkıyor?”: ABD mi, Çin mi, Rusya mı, Hindistan mı?

Net “tek kazanan” olduğu söylenemez.

Göreceli olarak ABD’nin kısa ve orta vadeli kazanımları muhtemel. ABD’nin halen  en önemli askeri ve en büyük ekonomik güç olmasının yani sıra nüfus, coğrafya ve teknolojik avantajları sayesinde dünyada  gündem belirleme ve etkin yaptırım uygulama gücü var. 

Çin ise ekonomik büyüme, teknolojik gelişim, sanayi üretim kapasitesi, nadir toprak elementleri üzerindeki hâkimiyeti ve küresel ticarette büyüyen etkisi bakımından avantajlı. Ayrıca, Çin’in birçok krixden ve doğrudan çatışmadan uzak kalması sebebiyle de avantajlı olduğu söylenebilir.

Ancak ekonomik dayanıklılık, teknolojik yatırımlar çekme ve büyüme ivmesi açısında Hindistan’da belirgin avantajı olan bir ülke olarak dikkat çekiyor. Giderek üretim kapasitesini artırmak isteyen Hindistan’ın hem en büyük avantajı hem de en büyük meselesi hızla büyüyen nüfusu.

Ukrayna’da AB’nin arzuladığı “tam kurtuluş” hedefi ile sahadaki karşılıklı yıpranma ve ABD’nin hızlı uzlaşı baskısı arasındaki fark büyüyor. Rusya’nın mevcut durumda masaya oturması durumunda yeniden küresel bir aktör olarak toparlanma bakımından 2026 bir fırsat yılı olabilir. 

Bu durumda ikinci sorumuz  Türkiye “ne yapmalı?”

Türkiye bakımından  rasyonel çizgi, NATO’nun yeniden güçlendirilmesine,  uluslararası normlara ve insan haklarına vurgu yaparken, diğer yandan ABD,  AB'deki müttefiklerinden kopmadan, Rusya ve Çin ile ekonomik ilişkilerinde kontrollü dengeleme yapması. 

Türkiye’nin çıkarı, NATO ve Avrupa güvenliğinin ( hem askeri hem de enerji güvenliği) kilit bir ülkesi olurken, belli ölçüde Rusya, Çin ve Hindistan gibi ülkelerle de ekonomik ilişkileri ilerletmek. 

Türkiye açısından bakıldığında,  bilhassa Orta Koridor ve Kalkınma Yolu gibi ticaret rotaları boyunca yeni İpek Yolu üzerinden Hem Körfez Ülkeleri hem de Kafkasya ve Orta Asya ülkeleri arası kurumsal işbirliğinin geliştirilmesi yönünde olmalıdır. Asya ve Afrika’ya yönelik politikalar da 2026’da önemli olmaya devam edecektir. 

Türkiye’nin tabii 2026’da ulusal güvenliği bakımından  Suriye sınırında güvenliğin sağlanması, Doğu Akdeniz’de olası gerilimleri yönetebilmesi, ABD ile Savunma ve Güvenlik alanlarında NATO kapsamında işbirliğine devam etmesi ( bilhassa F35 programına yeniden dahil olması) ,  AB ile tam üyelik ve Gümrük Birliği gibi konularda ilerleme kaydedilmesi, Orta Koridor ve Türk Devletleri işbirliğinin güçlenmesi,  hem Ukrayna ve Rusya ile iyi komşuluk ilişkileri çerçevesinde Karadeniz’de güvenliğin sarsılmaması elzemdir. Tabii ki Orta Asya, Çin ve Hindistan ‘a ilaveten Güneydoğu Asya  ülkeleriyle ve Afrika ülkeleriyle de ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi,  2026 için önemli öncelikler olarak ön plana çıkmaktadır.

Türkiye’nin stratejik konumuna ilaveten,  NATO ve Karadeniz ‘deki güven verici ve denge rolü, güçlü savunma sanayii, enerji/lojistik koridorlarda potansiyeli, geleceğe yönelik on plana çıkan potansiyel avantajlarıdır. 

Lakin, Suriye’de istikrar (PKK-YPG kaynaklı güvenlik kaygıları) bakımından ABD’yle iyi ilişkilerin olması gerekli gibi gözüküyor. 

Ayrıca, savunma/teknoloji işbirliği ile enerji-ulaşım koridorlarında yatırım yapılması bakımından Türkiye’nin hem ABD,  hem AB, hem de Rusya'yla ( Rusya ile devam eden Akkuyu Nükleer Güç Santrali ve Türk Akım doğalgaz projeleri düşünülürse) ilişkilerini dengeli yürütülebilmesi gereklidir.

Sonuç olarak,  Türkiye’nin 2026’da ABD, AB, Rusya, Orta Asya Türk Devletleri Teşkilatı ülkeleri ile iyi ve dengeli ilişkileri ilerletmesi gerekecektir. İlaveten Ortadoğu, Çin,  Hindistan,  Güneydoğu Asya ve Afrika gibi farklı ve daha uzak coğrafyalardaki ülkelerle de ticaret ve ekonomik iş birliğini geliştirmeye devam etmelidir. 

Bütün bunların yapılabilmesi için de gücünü adaletten ve insan haklarından alarak,  Atatürk’ün yurtta barış ve dünyada barış ilkesiyle hareket ederek bölgesel ve küresel istikrara katkı vermeye devam eden bir egemen devlet olmaya devam edilmesi şarttır. Unutulmamalıdır ki, adalet mülkün temelidir ve dünyada ne kadar anarşi ve kargaşa dahi olsa, yurtta barış ve istikrar için güvenlik kadar adalet de olmazsa olmazımızdır.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU