Bir dediğini bir dediğini tutmayan, aynı konuşma içinde birçok kez kendini yalanlayan sözler söyleyen Amerikan Başkanı Trump’ı analiz etmeye çalışmanın anlamı olmadığını yazmıştım.
Çünkü Trump’ın sözlerinin hiçbir stratejik önemi ve anlamı yok.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Donald Trump son zamanlarda, Hürmüz Boğazı’nın açılmasını sağlamaya yönelik olası operasyona destek vermeyen NATO üyesi ülkelere ağır sözler ediyor.
İlk kez bir Başkan, "ABD’yi, NATO’dan çıkarırım" diyerek müttefiklerini tehdit ediyor.
NATO’daki müttefikleri ise bazen gülerek bazen de çekinerek izledikleri Trump'ın bu tehdidini pek ciddiye almıyorlar.
Çünkü NATO’dan tek taraflı ayrılma kararının ABD Başkanının yetkisinde olmadığını biliyorlar.
Bunu belki Trump da biliyor, ama bilmiyormuş gibi hareket ediyor da olabilir diyenler var.
Biz yine de konuyu özetleyelim.
Amerika Birleşik Devletleri’nde 2023 yılında kabul edilen bir yasa, Başkanın NATO’dan tek taraflı çekilmesine izin vermiyor.
Eğer ABD, NATO’dan çıkacaksa bunun için 2 yol var:
- Senato’nun üçte iki çoğunluğu gerekiyor.
- Kongre’ye yeni bir yasa teklifi yapılması ve bunun kabul edilmesi gerekiyor.
ABD’deki şu anki siyasi dengeler, bu 2 yolu da kapatıyor.
Trump’ın, bu gerçeği bilmemesi mümkün mü?
Ancak ortada bir gerçek var, o da NATO’nun Ukrayna-Rusya Savaşı’nda başlayan yıpranma sürecinin, İran Savaşı’nda artarak devam ediyor olmasıdır.
Trump da söylemleriyle ve aldığı kararlarla NATO’yu daha çok yıpratıyor, değersizleştiriyor.
Savaş ortamı biraz sakinleşince NATO yeniden masaya yatırılacaktır.
Özellikle de bu yıl temmuz ayında, Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi’nde, İttifakın geleceğine ilişkin hayati kararlar alınacağa benziyor.
Ayrıca Trump’ın, Ankara’daki Zirve’de, İsrail ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin NATO üyeliğini gündeme getirmesine de sürpriz gözüyle bakılmamalıdır.
İsrail’in üyeliğine birçok ülke karşı çıkacaktır.
Ancak Kıbrıs Rum Kesimi için aynı şeyi söylemek zor.
Bu nedenle Türkiye’yi zor bir NATO Zirvesi’nin beklediğinin bilinmesi gerekiyor.
Tekrar savaşa dönecek olursak, İsrail-ABD kirli ittifakının İran’a saldırdığı 28 Şubat’tan itibaren, Hürmüz Boğazı’nın tüm dengeleri değiştirecek önemde olduğunu yazmıştık.
İran’ın, Hürmüz kartını kullanarak, savaşın maliyetini tüm dünyaya paylaştıracağının altını çizmiştik.
Bugün 4 Nisan ve Hürmüz Boğazı savaşın düğümü hâline gelmiş vaziyette.
Trump, hemen her gün İran’ı çok sert vurmaktan, bitirmekten, taş devrine döndürmekten bahsediyor.
Savaşın ilk gününden itibaren hedef alıp öldürdükleri İran’ın askeri ve sivil liderlerinin sayısını not etmeye çalıştım.
İsrail-ABD kirli ittifakının bugüne kadar öldürdüğü İranlı askeri ve sivil lider sayısı 67’ye ulaştı.
Görünen o ki, dini lider Hamaney başta olmak üzere bu kadar çok önemli ismin kaybedilmesi İran’ı etkilemedi.
Bunca kayba rağmen İran’da yönetim, yoluna daha da sertleşerek devam ediyor.
İsrail-ABD ittifakı, İran’daki askeri ve stratejik merkezleri vurduklarını, rejimin gücünün tükendiğini sıklıkla tekrarlıyor.
Vurulan hedeflerin bilinen, belirlenen, gözle görülen noktalar olduğunu biliyoruz.
Peki, gözle görülmeyen, bilinmeyen, belirlenemeyen, bulunamayan özellikle de askeri tesisler, üretim merkezleri konusunda bir bilgi var mı?
Olmadığı belli, çünkü İran geri adım atmadan karşılık vermeye, ABD ve İsrail hedeflerini vurmaya devam ediyor.
Dünya kamuoyu, Trump’ın geçtiğimiz 2 Nisan sabahı yaptığı açıklamaları heyecanla bekledi.
Trump’ın, İran Savaşı konusunda nasıl bir mesaj vereceği merak edildi.
Ama Trump, yine o bilindik, yalan, yanlış, yanıltıcı, çelişkili açıklamalarının dışına çıkarak somut bir şey söylemedi.
Kontrolü elinden kayıp giden bu savaştan onurlu bir çıkış yolu bulamadığı için saldırganlıkla uzlaşma arasında gidip gelen bir görüntü çizdi.
Ama hepsinden önemlisi Amerikalıları ikna etmeye yönelik bir bahaneyi dillendirdi.
İran’ın, ABD için çok büyük bir tehlike haline geldiğini söyledi.
Ürettiği füzelerinin menzilinin ABD’yi vuracak seviyeye ulaşan İran’a karşı bu savaş yürütmek zorunda kaldıklarını anlattı.
Bunu Amerikalıların çocukları ve torunları için yaptıklarını belirtti.
Savaşın başından beri anlattığı, İran’ın rejimini değiştirmek, nükleer silah üretmesini engellemek, İsrail’i korumak, petrol akışının ve Körfez’deki müttefiklerinin güvenliğini sağlamak gibi gerekçeleri unuttu, en büyük tehlike olarak ABD’yi vurabilecek füzeleri gösterdi.
Amerikan kamuoyu bunu yuttu mu?
Aynı açıklama içinde, ABD’nin, Körfez petrolüne bağlı olmadığını vurgulayıp, “Kendi petrolümüz var” diye övündü.
Ama devamında, “Amerikalıların benzini pahalıya almalarının nedeni İran’dır. Körfez ülkelerinden gelen petrolün önünü kesti” dedi.
Bilindik bir söz var, “Delidir, ne yapsa yeridir.”
Bu sözü biraz değiştirerek söylemek gerekirse, “Trump’dır, ne yapsa ne dese yeridir.”
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish