Macron’un Seul ziyareti: Fransa Asya’da yeni bir rol mü arıyor?

Göktuğ Çalışkan Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Reuters 

2 Nisan’da Güney Kore’nin başkenti Seul’daki War Memorial’da verilen görüntü, klasik bir devlet ziyareti açılışından daha fazla şey söylüyordu. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Güney Kore temaslarına Kore Savaşı’nda ölen Fransız askerleri için düzenlenen anmayla başladı ve ziyaretin daha ilk saatlerinde tarih, güvenlik ve ortak değerler hattına oturttu.

Bu sembolik başlangıç tesadüf sayılmaz. Ziyaret, Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung’un bir gün önce iki ülke ilişkilerinin sıradan bir ortaklık düzeyinde kalmaması gerektiğini, yapay zekâ ve nükleer enerji başta olmak üzere stratejik alanlarda yeni bir yakınlaşma istediğini ilan ettiği atmosferde başladı. Üstelik bu, Lee yönetimi döneminde Seul’e gelen ilk Avrupalı lider ziyaretiydi.

Aynı haftada Tokyo’da imzalanan yapay zekâ, sivil nükleer işbirliği ve kritik mineraller odaklı anlaşmalar, Japonya ayağını Güney Kore’den ayırmamamız gerektiğini ortaya koyuyor. Tokyo’daki mutabakat, İran savaşı ve Hürmüz krizi karşısında Avrupa‑Asya koordinasyonunun ilk somut denemesi olarak okunabilir.

Macron’un 2 Nisan’da Hürmüz’ün güç kullanılarak açılamayacağını söylemesi de bu turun özünü daha görünür kılmıştır. Paris’in Asya’ya bir nezaket ziyareti yapmadığını ve yeni bir jeopolitik dil aradığını ifade edebiliriz.


Bu ziyaret neden şimdi?

Macron’un Kore durağını anlamak için öncelikle şu soruyu sormamız gerekiyor: Fransa neden tam da İran savaşıyla sarsılan, enerji yollarının gerildiği, Amerikan diplomasisinin sertleştiği bir dönemde Seul’e bu kadar yüklü bir gündemle gidiyor? Zira Paris, Hint-Pasifik’te etkisini artırmak istiyorsa bunu donanma görüntülerinden ziyade teknoloji, tedarik zinciri ve siyasi güvenilirlik üzerinden kurmak zorunda olduğunu görüyor.

Ekonomik zemin de bunu destekliyor. 27 Mart’ta duyurulan programa göre Macron’un Japonya ve Güney Kore turuna 40 Fransız şirket de eşlik etti. Aynı açıklamada Güney Kore’nin Ar-Ge’ye GSYH’sinin yüzde 4’ünden fazlasını ayırdığı, ikili mal ticaretinin 13 milyar avroyu aştığı, ülkede yaklaşık 220 Fransız iştirakinin 33 bin civarında istihdam sağladığı vurgulandı. Bu rakamlar, Fransa’nın Kore’yi artık ‘uzak pazar’ olarak görmediğini, aksine Avrupa’nın sanayi dönüşümünde kritik bir ortak olarak konumlandırdığını gösteriyor.

Bu veriler bize ayrıca şunu da anlatıyor: Paris’in Seul’e bakışı artık kültürel yakınlık ya da savunma diyaloğu ile sınırlı yürümüyor. Güney Kore, Fransa için teknoloji ortaklığı kurabileceği, veri altyapısından enerjiye kadar uzanan alanlarda birlikte büyüyebileceği, üstelik bunu Avrupa’nın stratejik özerklik söylemiyle uyumlu biçimde yapabileceği nadir adreslerden biri gibi görünüyor.
 

Seul dosyasında teknoloji öne çıkıyor

Lee’nin ziyaret öncesi verdiği mesaj dikkatle okunmalı. Güney Kore tarafı ilişkileri “ortaklık” basamağından “stratejik işbirliği” düzeyine taşımak istediğini özellikle yapay zekâ ve nükleer enerji başlıkları üzerinden duyurdu. Bu tercih, Seul’ün de Paris gibi yeni dönemi sanayi, enerji ve ileri teknoloji ekseninde okuduğunu gösteriyor.

Burada kritik nokta, Güney Kore zaten ABD güvenlik şemsiyesi altında yaşayan, Çin ile ticari bağlarını korumaya çalışan, çipten bataryaya kadar küresel üretim zincirlerinin merkezinde duran bir ülke. Böyle bir aktör için Fransa, Washington’ın güvenlik dili ile Pekin’in ekonomik ağı arasında üçüncü bir temas alanı açabilir. Bu yüzden Macron’un ziyareti Seul’de protokol haberinden daha geniş bir ilgi gördü diyebiliriz.

Macron’un ilk gün verdiği mesajlar da bu hissi güçlendirdi. Elysée açıklamasında ziyaretin askeri, ekonomik ve kültürel ilişkileri yeniden canlandırma amacı taşıdığı belirtildi. Aynı açıklamada Macron, Japonya temaslarını anlatırken Avrupa’nın ve Fransa’nın “herhangi bir hegemonya karşısında aşırı bağımlılığı reddeden” stratejik özerklik çizgisini açıkça savundu. Bu cümle, Kore durağının siyasal arka planını neredeyse tek başına özetliyor.


Tokyo’dan Seul’e uzanan hat

Bu geziyi iki ayrı durak gibi okumak hata olur. 1 Nisan’da Fransa ile Japonya, İran savaşı ve Hürmüz krizi karşısında koordinasyonu artırma, enerji baskısını yönetme ve yapay zekâ ile sivil nükleer işbirliğini derinleştirme kararı aldı. Kritik minerallerden tedarik zincirlerine kadar uzanan bu gündem, ertesi gün Seul’de devam eden konuşmanın altyapısını hazırladı.

Macron’un aynı günlerde Hürmüz konusunda kullandığı ton da önemliydi. Dünya petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği bu boğazın güç kullanılarak açılmasının gerçekçi olmadığını söyledi ve diplomatik yolun altını çizdi. Bu, Fransa’nın Asya’ya dönük hamlesinin sadece ekonomik bir açılım olmadığını ve Washington’ın sert güvenlik dilinden ayrışan bir siyasal pozisyon içerdiğini gösteriyor.

İşte ziyaretin asıl ağırlığı da burada. Paris, bir yandan Asya pazarlarına daha derin girmek istiyor, öte yandan bunu Amerikan çizgisine eklemlenmiş bir arka bahçe siyasetiyle yapmak istemiyor. Japonya ve Kore ile kurmaya çalıştığı ilişki, Avrupa’nın stratejik özerklik iddiasını Hint-Pasifik’te ete kemiğe büründürme denemesi gibi okunabilir.


Fransa Asya’da nasıl bir rol arıyor

Kanaatimce Macron’un Seul’de aradığı şey yeni bir ittifak değil. Daha incelikli, daha hesaplı ve daha uzun vadeli bir konum. Fransa, Asya’da güvenlik sağlayan başat güç olamaz. Fakat güvenilir teknoloji ortağı, siyasi arabulucu, enerji ve veri altyapısı yatırımcısı, kritik mineraller ve yapay zekâ düzenlemeleri konusunda etkili bir Avrupalı oyuncu olabilir.

Bu yüzden ziyarette savunma dili kadar sanayi dili de öne çıkıyor. Macron kameralar önünde savaş ve kriz konuşurken, arka planda Fransız şirketleri Kuzeydoğu Asya’nın en gelişmiş teknoloji ekosistemlerine erişim arıyor. Fransa’nın son aylarda veri merkezleri, nükleer enerji ve yapay zekâ başlıklarını iç politika ile dış politikayı birbirine bağlayacak biçimde kullanması da bu çizgiyi güçlendiriyor.

Seul açısından bakıldığında da bu ziyaretin anlamı açık. Güney Kore, teknoloji üretiminde büyük bir güç, ancak büyük güçler arasındaki sert rekabetin de tam ortasında. Fransa ile kurulacak daha yoğun bir bağ, Seul’e diplomatik hareket alanı açabilir, Avrupa pazarlarına erişim ve ortak standart üretimi konusunda elini güçlendirebilir. Bu yüzden Lee’nin dili bilerek yüksek perdeden kuruldu.

Yine de bu turun başarısı imzalanan metinlerin sayısıyla ölçülmeyecek. Asıl test, birkaç ay sonra hangi ortak yatırımın başladığında, hangi tedarik zinciri anlaşmasının işler hâle geldiğinde ve hangi teknoloji ortaklığının siyasi güvene dönüştüğünde ortaya çıkacak. Kameralar kapandıktan sonra ilişkiler ivme kazanırsa Seul ziyareti bir dönemeç olarak hatırlanır. Aksi hâlde iyi kurgulanmış bir jest olarak kalacaktır.

Sonuçta Macron’un Seul’de aradığı şeyin cevabı tek kelimede toplanabilir. Alan. Washington ile Pekin arasındaki daralan küresel boşlukta Fransa’ya, dolayısıyla Avrupa’ya yeni bir hareket alanı açmaya çalışıyor. Kore ziyareti de bu arayışın protokol ayağı değil sahaya inmiş versiyonu gibi duruyor.

İlerleyen süreçte İran savaşı uzar, enerji baskısı sürer ve ABD müttefikleriyle daha sert bir dil üzerinden konuşursa, Paris’in Tokyo ve Seul hattına verdiği önem daha da artacaktır. Böyle bir durumda Macron’un Kore ziyareti, uzak bir Asya turu olarak anılmayacak. Fransa’nın Atlantik belirsizliği ile Hint-Pasifik fırsatı arasına kurmaya çalıştığı yeni denge çizgisinin erken işareti olarak hatırlanacaktır.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU