Takvimler 5 Nisan 1996’yı gösterdiğinde, bir Paskalya haftasında, İstanbul’un basın hayatına mütevazı ama sarsıcı bir ses eklendi. İsmini Rupen Maşoyan’ın önerisiyle gençlerin seçtiği, "sabanın suda açtığı ark" anlamına gelen Agos, Hrant Dink’in öncülüğünde menziline doğru akmaya başladı. Bugün, aradan geçen 30 yılın ardından Agos, yine bir Paskalya haftasında hem yeni yaşını hem de dijitalle harmanlanan yenilenmiş yüzünü kutlamaya hazırlanıyor.
Agos’un hikayesi sadece bir gazete mutfağında değil, dükkanlarda ve dost meclislerinde filizlendi. 1990’lar, Türkiye’de milliyetçiliğin en sert rüzgarlarının estiği, Ermeni toplumunun ağır ve dışlayıcı söylemlerle baskı altına alındığı bir dönemdi. Birinci Karabağ Savaşı’nın tortuları ve ASALA döneminin bagajıyla sıkışmış bir toplum için nefes alacak bir alan lazımdı.
Agos'un kurucu kadrosu: Hrant Dink, Anna Turay, Diran Bakar, Setrak Davuthan, Harutyun Şeşetyan, Luiz Bakar
Gazetenin kurucu kadrosunda yer alan ve 2015 yılında aramızdan ayrılan Sarkis Seropyan, o günleri anlatırken bizi 1995’in heyecanına götürmüştü. Kartvizitinde "soğutma ustası" yazan ama yüreği anadilinin aşkıyla yanan 60 yaşındaki Seropyan, Hrant Dink’in "Bir gazete kuruyoruz, var mısın ağabey?" teklifine tereddütsüz "Varım" dediğini anlatmıştı.
Agos, Türkiye’de Ermeni algısını değiştiren bir milattı. Seropyan’a göre Ermenice okuyamayan ancak kimliğine uzak duranları muhatap aldı; düşman belleyenlere ise dürüst bir ayna tuttu. Kapısının önünde "Ya sev ya terk et" sloganları atanları pencerelerden izlerken bile, vatan sevgisini o toprağa emek vermekle ölçtü.
Sarkis Seropyan (sol altta) ve Hrant Dink Agos ekibiyle
Ancak Agos’un tarihinde en derin yarayı 19 Ocak 2007 açtı. 10. yıl kutlamasında vur patlasın çal oynasın eğlenen o ekip, Hrant Dink’in kaybından sonra bir daha asla eskisi gibi coşkulu kutlamalar yapamadı. Seropyan, "Biz Hrant kadar cesur değiliz galiba" demişti ama Agos’un şimdiki Genel Yayın Yönetmeni Yetvart Danzikyan aradan geçen 30 yılda; “var kalma”nın önemine dikkat çekiyor.
Agos projesi nasıl oluştu?
Agos'un ilk sayısı
Agos ekibi; 40 bin kişilik bir toplumdan doğup, Türkiye’nin yüzyıllık devasa meselelerine söz söylemenin getirdiği o oransız yükü omuzluyorlar. Danzikyan, Agos’un sadece bir Ermeni gazetesi değil, Türkiye’nin demokratikleşme sancılarının da bir kaydı olduğunu hatırlatıyor ve sorularımıza içtenlikle yanıt veriyor: Agos’un hikayesi biraz da Türkiye’nin 1990’lı yıllarının hikayesi. Danzikyan, kuruluş sürecini anlatırken bu hikayenin aslında 1996’dan da önce başladığını söylüyor:
O yıllarda iki şey bir arada oluyordu. Birincisi, Kürt sorunu o zamanlar çok ağır bir dönemden geçiyordu ve milliyetçilik çok yükselmişti. 1990’lar milliyetçiliğin, özellikle Türk milliyetçiliğinin hem popülerleştiği hem de yaygınlaştığı bir dönemdi. Ve o dönemin sert yüzü aslında biraz da Ermenilere yöneliyordu. Yaşayanlar hatırlayacaktır: ‘Öldürülen PKK’lilerin sünnetsiz çıktığına” dair haberler yapıyıyordu, ‘Ermeni din adamları örgüte yardım ediyor’ ve ‘Öcalan Ermeni’ymiş’ gibi söylemler yaygınlaştırılıyordu… Dolayısıyla spotların durduk yere Ermenilerin üzerine döndüğü bir dönemdi. Birinci Karabağ Savaşı’nın hemen ertesi yıllardı. ASALA dönemi henüz geride bırakılmıştı. Ermeniler böyle bir döneme ve zamana sıkışmış durumdaydı.
Ancak aynı yıllarda başka bir hareketlenme de vardı. Söz Danzikyan’da:
Fakat bir yandan da küçük de olsa bir Ermeni uyanışı vardı. Çok küçük bir uyanış. 1870’lerin ya da 1908’in uyanışıyla kıyaslanamaz ama önemliydi. Mesela Mıgırdiç Margosyan’ın Gavur Mahallesi kitabı yeni çıkmıştı ve büyük ilgi görüyordu. Birkaç kişi bağımsız sol dergilerde milliyetçilik, azınlıklar ve Ermeniler üzerine yazılar yazmaya başlamıştık. Patrikhane’nin bir basın bürosu vardı. Ermenilerle ilgili yanlış ve çarpıtılmış haberlere tekzipler gönderiyordu. Hrant Dink, Louis Bakar, Anna Turay… O dönem patrik vekili olan Mesrob Mutafyan da Agos’un kuruluşunda etkili olmuştu. Hatta bizi anlayabilecek demokrat gazetecilere yemekler veriliyordu. Ama bunun yeterli olmadığını görüyorduk. Sonuçta bu iş bir gazeteye doğru evrilmeye başladı.
Danzikyan o sırada gazetenin kurucu ekibinde değil. İletişim Yayınları’nda editör olarak çalışırken davet alıyor:
Ümit Kıvanç, Hrant Dink’i tanıyordu. Bana bir grup sol eğilimli Ermeni’nin bir gazete çıkaracağını söyledi. ‘Solcu’ diyorum ama hepimiz sosyalist değildik. Daha doğru ifade, sola yakın ve demokrat insanlardı. Gazetenin Türkçe olacak olması bende ayrı bir heyecan yaratmıştı. Çünkü her ne kadar Ermenice konuşsak ve Ermeni okullarından mezun olsak da, çalışma hayatına atıldıktan sonra Ermenice yazma becerisini kaybediyoruz. Türkçe daha rahat yazabildiğim için ve Türkiye’yle iletişim kurabilecek olmak beni heyecanlandırmıştı.
Gazetenin amacını ise şu sözlerle özetliyor:
Amacımız Ermeni toplumunun sözünü, sorunlarını dile getirmek, milliyetçi dalgaya karşı söz söylemek, devlet tarafından unutturulan Ermenilerin bu topraklarda yaşadığı gerçeğini hatırlatmaktı.
Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yetvart Danzikyan
“En büyük başarımız var olmak”
30 yıl sonra geriye dönüp bakıldığında en büyük başarıyı nasıl tanımlıyor?
Cevabı oldukça yalın:
Var olmak ve var kalmak önemli. Çünkü Agos hiçbir siyasi partiye dayanmıyor. Hiçbir büyük siyasi akımın içinde değil. Ne milliyetçilik ne muhafazakarlık ne sosyalizm ne Kemalizm… Agos, Ermeni toplumunun bir gazetesi. Ermeni toplumunun bu ülkedeki gücü nedir? Yaklaşık 40 bin kişiden bahsediyoruz. Yani 40 bin kişilik bir topluluktan doğmuşuz ama konumuz çok büyük. Türkiye’nin 100 yıldır çözemediği bir meseleyle ilgiliyiz. Bu oransızlık hem zorluğumuz oldu hem de dikkat çekici yanımız.
Bu zorlukların en ağır sonucunu ise tek bir cümleyle hatırlatıyor:
Bu zorlukların en ağır sonucu Hrant Dink’in katledilmesi oldu.
Ama Agos’un varlığının yarattığı bir etki de var:
Bir yandan da insanlar dönüp ‘Ermeniler ne diyor?’ diye bakmaya başladı. Agos bu iki ucu birleştirdiği için 30 yılını sürdürebildi. Tabii çok büyük bir özveriyle.
“Gazeteyi kapatsaydık, Hrant'ın çabası boşa gitmiş gibi olacaktı”
Hrant Dink
Hrant Dink cinayetinden sonra gazeteyi sürdürmenin anlamını şöyle anlatıyor:
Şunu söyleyebiliriz: Eğer Hrant Dink’ten sonra gazeteyi kapatsaydık, onun çabası boşa gitmiş gibi olacaktı, ‘hiç’ olacaktı. O çabanın sürdürülmesi gerekiyordu. Herkes elinden geldiğince katkı verdi. Herkesin çorbada bir tuzu oldu. Amacımız hem Hrant’ın sözünü yaşatmak hem de Agos’un iki dilli yapısını sürdürmekti. Ağırlık Türkçe ama anadilimizden vazgeçmiyoruz. Ermenice sayfalarımız hep oldu.
Agos’un sadece Ermeni toplumuna odaklanmadığını özellikle belirtiyor:
Bir yandan da sadece Ermeni toplumunun sorunlarıyla ilgilenmiyoruz. Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürt meselesi, diğer azınlıkların sorunları; Yahudiler, Rumlar, Süryaniler… Aleviler, Dersim meselesi… Perspektifimizin geniş olması da bizi ayakta tuttu.
“Bağımsızlık ve hakikate sadakat”
Agos’un bir hafıza mekanı olup olmadığı sorusuna verdiği cevap da bu açıdan dikkat çekici:
Evet. Hrant’ın öldürüldüğü yerdeki Agos ofisi de bir hafıza mekanı. Ama aynı zamanda her sayımız da bir hafıza kaydı gibi. Biz aslında zaten var olan hikayelere bir alan açtık. 1915’ten sonra Ermeni gazetelerinde ‘Akrabamı arıyorum’ ilanları vardı. Biz de bu geleneği sürdürdük. İnsanlar köylerini, şehirlerini, aile hikayelerini anlatıyor. Bu topraklarda çok fazla hikaye var. Biz bunları yaratmadık. Zaten var olan bu hikayelere sadece bir alan açmış olduk. En çok önem verdiğimiz konulardan biri de bu. Hrant’ın meşhur bir lafı vardır, bilirsiniz: “Her Ermeni bir belgedir.” Aslında her Ermeni’nin hikayesi de bir belgedir. Her ailenin hikayesi bambaşka bir hikayedir. Bu hikayelerin illa 1915’e bağlanması da gerekmeyebilir. Bağlandığı çok zaman oldu ama bağlanmadığı zamanlarda da çok çarpıcı hikâayeler var. Eski hayatların değişimi, kopuşlar, dönüşümler… Biz yetmiyoruz. Keşke daha kalabalık olsak, Anadolu’ya daha fazla yayılabilsek. Bazı arkadaşlarımız zaman zaman gidiyor. Mesela Çankırı’nın son Ermenisini bulup onunla röportaj yapıyorlar. Kastamonu’nun son Ermenisini bulup onunla konuşuyorlar. Keşke daha fazla vaktimiz olsa da Anadolu’yu karış karış gezebilsek. Ama gittiğimizde bazen şöyle şeylerle de karşılaşıyoruz: “Burada define varmış, siz gelip bakar mısınız?” diyenler oluyor. Oysa insanların aslında üstünde durdukları en büyük hazine bu hikayeler. Ama bazıları, yerin üstündeki bu gerçek hazineyi bırakıp yerin altındaki sözde hazinelerin peşine düşüyor. Özellikle Ermeni kiliselerinin altında hazine arama merakı hala bitmiş değil.
Hrant Dink sonrası Agos’un daha cesur mu yoksa daha temkinli mi olduğu sorusuna net bir yanıt vermekten kaçınıyor:
Bunu tarif etmek çok zor. Bunun kararını ancak okur verebilir. Çünkü 2007’den sonra çok farklı dönemlerden geçtik. 2008, 2009, 2010… Türkiye’nin genel atmosferiyle de çok bağlantılı süreçlerdi bunlar. Biz cesur olmaya gayret ettik. Bence cesurduk da. Her dönemin kendi şartları vardı. Biz elimizden geldiğince cesur olmaya çalıştık, evet cesaret önemli. Ama bizim asıl ağırlık verdiğimiz şeyler bağımsızlık, bağımsız düşünce, ifade özgürlüğü ve Ermeni halkının hakikatine sadakat. Bizim çizgimiz bu. “Cesur olmamak” gibi bir yerden hareket etmiyoruz ama yaptığımız işin cesaret gerektirdiğinin de farkındayız ve bu anlamda cesur davrandığımızı düşünüyorum.
Peki, Agos'un varlığı Türkiye'deki diğer halklarda önyargıları biraz da olsa değiştirebildi mi? Şu yorumu yapıyor Danzikyan:
Bu çok karmaşık bir konu. Türkiye’nin nüfusu bugün 85 milyona geldi. Benim çocukluğumda 50–60 milyon civarındaydı. İstanbul’da neredeyse her mahallede bir Ermeni komşunuz olabilirdi. Şimdi bambaşka bir şey söyleyeceğim. Sorduğunuz sorunun cevabı gibi görünmeyebilir ama bence aslında cevabın kendisi. Mesela bugün bir devlet hastanesine ya da herhangi bir resmî kuruma gittiğimde, ismimi söylediğimde bana “Yabancı mısınız?” diye soruyorlar. Ermeni olduğumu öğrenince de “Ermenistan’dan mı geldiniz?” diyorlar. Ben de bazen şöyle cevap veriyorum: “Anneniz babanız yaşıyorsa onlara sorar mısınız? Ermeni komşuları var mıymış? İşte biz onlarız.” Hrant’ın cenazesine katılan yüz binlerce insan aslında bir şey anlatıyordu. Ama onun üzerinden neredeyse 20 yıl geçti. Artık 19 Ocak anmalarında yüz binleri göremiyoruz. Agos’tan sonra evet, bazı şeyler değişti. Çünkü Hrant öldürüldüğünde insanlar onun hayat hikayesini gördüler. Onun hikayesi aslında Türkiye’deki Ermenilerin de hikayesiydi. Ama bu algılar siyasete göre de çok değişiyor. Ermenilerin, Rumların, Yahudilerin isimlerinin küfür gibi kullanılması bile siyasi atmosfere bağlı. Mesela Yunanistan’la ilişkiler gerildiğinde Rumlar bir anda hedef haline gelebiliyor. En basit örnek Kürt meselesi. Bahçeli Meclis’te DEM Partililerin elini sıkana kadar Kürtler en büyük düşman gibi gösteriliyordu. Sonra bir anda kardeşlik söylemi başladı. Medya da çoğu zaman siyasete göre pozisyon alıyor.
Agos'un son sayısı
Bugün ise yeni bir dönüşüm sürecinden söz ediyor:
Gazete basılmaya devam edecek ama dijital platformlarda da güçlü olmaya çalışıyoruz. Özetle yeni bir dönüşüm sürecindeyiz.
Bugün Agos, Harbiye’deki Anarad Hığutyun Binası’nda misafirlerini beklerken, bir yandan da geleceğin dilini kuruyor. Dijital dünyada agos.com.tr ile bambaşka, canlı ve zengin bir yüze kavuşan gazete, artık WhatsApp kanalları, video içerikler ve yeni abonelik sistemleriyle genç kuşaklara dokunmayı hedefliyor. Danzikyan’ın da belirttiği gibi, Hrant Dink öldüğünde doğan çocukların bugün 20 yaşında olduğu bir dünyada, hakikati anlatmanın yolları değişse de özü aynı kalıyor.
30 yıl önce bir Paskalya vakti açılan o ark, bugün hala suyun akışını sağlıyor. Mıgırdiç Margosyan’ın "Gavur Mahallesi"nden esen o rüzgar, Sarkis Seropyan’ın hatırası ve Hrant Dink’in "sol, eleştirel ve doğru bildiğini savunan" vasiyetiyle birleşiyor. Agos, Türkiye’nin çok sesli orkestrasında, tüm baskılara ve değişen kuşaklara rağmen en dirençli notaları basmaya, toprağa tohum ekmeye ve o "suda açılan izi" derinleştirmeye devam ediyor.
İyi ki doğdun Agos…
© The Independentturkish