Ben bir ağacın gölgesinde bir müddet
gölgelenip sonra ağacı ve gölgesini terk eden bir yolcuyumHz. Muhammed
Bu üç Müslüman portrenin ortak noktaları felsefi birikim ve düşünsel, duyusal arkaplanlarıyla siyaset sahnesinde varoluş mücadelesinde bulunmalarıdır. İkisi rahmeti rahmana kavuştu.
Laricani’nin ölümü evanjelist ve Siyonist kötücül çetenin elinden olması bizi çok üzdü.
Eflatun, Devlet adlı kitabında "Krallar filozof olmalıdır" der. İyi ve mutlu bir hayatı adil, doğru bir hayatla; adil ve doğru bir hayatı da filozofça bir hayatla özdeşleştirir.
Sokrates, "O halde doğruluk nedir?" diye sorar. Doğruluk, güçlünün işine gelendir ve yönetim kimdeyse toplumdao güçlüdür.
Ona göre her rejim kendi işine gelen yasaları yürürlüğe koyduğu için neyin doğruolup olmadığına kendisi karar verir.
Polis’te üç yapı vardır; çiftçi, tüccar ve zanaatkarla üreten sınıf, cesur ve yürekli olması gereken koruyucu sınıf askerler, bilgeliğe ve hikmete sahip yöneticiler sınıfı.
Devletin önderi olacak olan filozof kral doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayırt eden ölçülü ve güçlü bir hafızaya sahip olan kişilerdir.
İbrahim Kalın’ın son kitabı "Heidegger’in Kulübesine Yolculuk" adı altında yazdığı kitaptır.
"Yolcu" metaforu doğu ve İslam düşüncesinde çok kullanılır. Diğer kitabının adı ise "Öze Yolculuk"tur.
İranlı bilge Molla Sadra’nın Kalın üzerinde çok etkisi vardır. Molla Sadra’nın bilgi tasavvurunu "Varlık ve İdrak" kitabında yazar.
Yolculuk sembolizmi evrensel olup,bütün dinlerde mevcuttur. Ruhun tanrıya doğru yükselmesi, çoğunlukla yolculuk terimleriyle dile getirilir.
Taoizmin adı Tao, yol kelimesinden gelir. Şeriat kelimesinin kökeni ise "Şari"den gelir, cadde demektir.
Tarikat kelimesi de "Tarik" kelimesinden türetilmiş yoldemektir.
Mezhep kelimesi ise "zehebe" kökünden türetilen tutulan yol demektir akli süreci ifade eder.
Molla Sadra’nın dev eseri "Esfar" ise İranlı ariflerden Aka Muhammed Rıza Kumşa-i’nin tanımlamasına göre "yolculuk (sefer) yerleşiklikten değişik aşamalar ve basamakları kat ederek bir gayeye doğru ilerlemektir. O, ya zahiri ya da manevi olur. Manevi yolculuk, keşfe açılmış insanlara göredir."
Esfar komple bir akli yolculuktur, o insanın düşüncesini noksanlıktan kurtarmaya ya da "Katarsis" (tecrid) aşamasından geçirerek Allah’ı temaşaya ve bulunduğu yerden sözcüğün hakiki anlamında saf bir metafiziksel bakış açısından görüldüğü şekliyle yaratılmış düzene kadar çeşitli düzeylerde yolculuğa çıkarır.
Kalın, insanın büyük varlık dairesi içindeki yerini arar. Modern insanın zihinsel bozulma,bilinç erozyonu, ruhsal çürüme gibi merhalelerden geçtiğinden yakınır. Parçalanmışlık fikri onu rahatsız eder. Varlığın bütünlüğünün peşindedir. İnsanın otantik bir var olma haliniarzular.
Yapay dünyaların sahteliğinden kendini korumaya çalışır. Heiddeger’in Kulübesine Yolculuk’ta varlık sorusu önemlidir. Kuşatıcı bir gerçeklik teorisini elde etmeyi amaçlayanmetafizikçilere göre var olan her şey vardır ve bir varoluşa sahiptir.
Tıpkı Descartes’in meşhur '"Düşünüyorum o halde varım" sözünde var kelimesinin var oluşu kastettiği gibi. Kant’a göre zamanın ve mekanın varlığı olmadığı gibi varlıkta adı zaman ve mekan olan bir şey yoktur.
Onlar var değillerdir. Güneş doğduğunda ve gökyüzünde yükseldiğinde semanın ufkunda bugün pazartesidir diye yazmaz.
Battıktan sonraki günde yine doğan güneşin ufkunda bugün salıdır diye yazmaz.
Biz günü pazartesi ve salı diye adlandırırız. Hareketin dışında bir varlık yoktur.
Ama biz daima varoluş soruları sorarız:
UFO’lar mevcut mudur?
Higgs parçacıkları var mıdır?
Veya daha gündelik bir dille iyi insanlar var mıdır?
Doğru ve adil siyasetçiler var mıdır?
Var olmayanlar, var olanlara nazaran bizi daha çok meşguletmektedir.
Boş olan, hiçten, var olmayandan müteşekkil olandır. Dolayısıyla var olmayan vardır.
Aliya İzzetbegoviç, aklın tabiattan hareketle elde ettiği bilgiyi varlığın nihai hakikatini anlamada yetersiz bulur.
Bundan dolayı ilmin karşısına sanatı ve inancı koyar.
"Doğu ve Batı Arasında İslam" ve "Özgürlüğe Kaçışım" kitaplarında insanın hür bir varlık olarak ortaya çıkışını, manevi yönünü metafizik alemde başlatır.
Dehşet verici mahkemeyle son bulur.
Onun için tefekkür şairlerin, filozofların, sanatçıların, ermişlerin ortak tavrıdır.
Ve bütün bunlar özü itibarıyla dinidir.
O da Kalın gibi modern insanın ruhen parçalanmışlığından söz eder.
Ona göre saf din, dağın doruğunda bir sığınaktır ve insandan sürekli o dağa tırmanmasını ister.
Ayrıca o kişiye kendi iç dünyasında ve kendi benliği karşısında nasıl yaşayacağının bilgisini sunar.
Heidegger’i derin bulur ama kötümser olduğu için eleştirir.
Ona göre Darwin’in insanı ise egoisttir ve sadece fizikten anlar. İnsanın hikayesi metafiziktir.
Hakiki insan metafizik insandır. Gerçek felsefe ise ölüm vakasını hesaba katan felsefedir.
Din, sanat ve ahlakın nihai özü saf insaniyete ulaşmaktır.
Rahmetli Ali Laricani’nin zihinsel arka planında Sühreverdi, Molla Sadra ve Kant vardır.Kant "Saf Aklın Eleştirisi"nin ilk paragrafında "Tüm bilgimizin deneyimle başladığı konusunda hiçbir kuşku yoktur; zamana göre hiçbir bilgi bizde deneyimi öncelemez ve tüm bilgi deneyimle başlar. Ama tüm bilgimizin deneyim ile başlamasına karşın, bundan tümünün de deneyimden doğduğu sonucu çıkmaz.
Begovic ve Kalın varlığın kaderi neticesinde siyaset sahnesinde boy göstermişlerdir.
Laricani, varlığın anlamından ziyade varlığı düzenleyen biri olmuştur.
Deneyimleri ve serüveni kişisel değildir, ailesiyle birlikte İran İslam Cumhuriyeti'nin merkezinde bir teorisyen olarak var olmuştur.
Matematikle işe başladı, Kant üzerinde yoğunlaştı ve İran halkı onu filozof olarak gördü. Onda maneviyat ve dünyevilik içiçedir.
İran İslam Cumhuriyeti'nin yaşadığı savaşlara katıldı ve savaş sahnesinde şehit oldu.
Begovic’in savaşı ise bir zorunluluktu.
Laricani’nin devletle kurduğu ilişki devletin merkezindedir. Düzenin peşinde koştu ve kanun koyucu oldu.
Kant, sentezden değişik tasarımları bir araya getirmeyi ve aralarında bir bağ kurmayı onları tek bir bilgi olarak ifade etmeyi kast eder.
Laricani’nin felsefesi bir mühendis akılcılığıdır.
Bu üç Müslüman siyasetçinin ortak noktaları kendi medeniyetlerinin fikir havzalarına vakıf olmakla beraber batının eleştirel akıl müktesebatına da sahiptirler.
Kalın ve Begovic aklın yanında kalbe de yer verirler.
Doğu ve Batı arasında bir köprü vazifesini görürler.
Laricani tam bir metodolojidir ve aklın egemenliğini ister.
Son olarak maksadımız bu üç değerli insan arasında bir değerler hiyerarşisinden söz etmek değildir ve şu soruyu soruyoruz:
Filozof, sahip olduğu felsefe ve düşüncesiyle iktidarı ele geçirdiğinde reel politik ve iktidar olma durumu onu rahat bırakır mı?
Yoksa onları dönüştürür ve aciz mi bırakır?
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish