21. yüzyılın en kritik güvenlik konsepti: Ulusal dayanıklılık

Dr. Osman Gazi Kandemir, Independent Türkçe için yazdı

Görsel: X

Küresel güvenlik ortamının radikal bir dönüşüm geçirdiği günümüzde, devletlerin hayatta kalma stratejileri de köklü bir değişime uğruyor. Geleneksel askeri gücün ötesine geçen bir kavram, hükümet koridorlarından sokağa kadar tüm toplumsal katmanları kapsayan yeni bir savunma doktrini şekilleniyor: ulusal dayanıklılık. Peki bu kavram nereden geldi ve neden şimdi bu kadar önemli?

Kavramın Kökleri: Ekolojiden Ulusal Güvenliğe

"Dayanıklılık" (resilience) terimi aslında 1970'lerde ekoloji biliminden doğdu. Kanadalı ekolog C.S. Holling'in 1973'teki çığır açan çalışması, ekosistemlerin şoklara nasıl tepki verdiğini ve denge noktalarına nasıl geri döndüğünü inceliyordu. Bu kavram zamanla psikolojiye, sosyolojiye ve en nihayetinde ulusal güvenlik stratejilerine sızdı.

1990'larda sürdürülebilir kalkınma tartışmaları ile birlikte, dayanıklılık sosyal sistemlere de uygulanmaya başlandı. Ancak kavramın ulusal güvenlik bağlamında gerçek patlaması, 2000'li yılların başında yaşanan bir dizi küresel şokla geldi: 11 Eylül saldırıları, 2008 ekonomik krizi ve 2011'de Japonya'yı vuran deprem-tsunami-nükleer felaket üçlüsü. Bu olaylar, devletlerin sadece askeri tehditlere değil, karmaşık ve öngörülemeyen krizlere de hazırlıklı olması gerektiğini acı bir şekilde gösterdi.

2014 yılı, ulusal dayanıklılık için dönüm noktası oldu. Rusya'nın Kırım'ı ilhakı ve ardından gelen hibrit savaş taktikleri, Batı'da alarm zillerini çaldırdı. Siber saldırılar, dezenformasyon kampanyaları, enerji bağımlılığının silahlaştırılması gibi "eşik altı" tehditler, geleneksel savunma anlayışını eskitti. ABD Ulusal Güvenlik Bakanlığı, 2014 Dörtlü Analiz Raporu'nda dayanıklılığı stratejik öncelik haline getirdi. Avrupa'da da benzer bir uyanış yaşandı.

Günümüzde Artan Önem: Polikriz Çağı

Tarihçi Adam Tooze'un "polikriz" (polycrisis) olarak adlandırdığı dönemde yaşıyoruz: birbirini tetikleyen, iç içe geçen küresel şoklar silsilesi. COVID-19 pandemisi, iklim krizi, enerji güvenliği sorunları, göç dalgaları ve siber tehditler aynı anda patlak veriyor. Bir kriz bitmeden diğeri başlıyor ve her biri bir öncekinin yaralarını derinleştiriyor.

Bu ortamda ulusal dayanıklılık, artık lüks değil zorunluluk. Çünkü modern toplumlar inanılmaz derecede karmaşık ve kırılgan. Elektrik kesintisi hastaneleri felç eder, siber saldırı bankacılık sistemini çökertir, denizaltı internet kablolarına sabotaj küresel iletişimi keser. Kritik altyapının çoğu özel şirketlerin elinde ve "tam zamanında" lojistik modeliyle çalışıyor – yani stok yok, yedek kapasite yok. Bir domino yıkılınca hepsi peşi sıra devrilir.

Ulusal dayanıklılık bu kırılganlığa karşı bir kalkan oluşturmayı amaçlıyor. Temel ilkesi basit: bir devlet ne kadar dirençli görünürse, saldırganın elde edeceği kazanç o kadar azalır. Bu, "inkâr yoluyla caydırıcılık" stratejisidir. Düşman şöyle düşünür: "Bu ülkeye saldırırsam enerji şebekesini çökertebilirim ama yedek sistemleri hemen devreye girer, toplum paniğe kapılmaz, ekonomi yıkılmaz. O halde neden zahmet edeyim?"

Dünyadan Örnekler: Toplumsal Dayanıklılıkta Öncüler
Finlandiya: Altın Standart

Soğuk Savaş'tan bu yana "Kapsamlı Güvenlik Konsepti" adını verdiği modeliyle dayanıklılık konusunda dünya lideri olan Finlandiya, nüfusunun yüzde 80'ini barındırabilecek yeraltı sığınakları inşa etmiş durumda. Ancak Fin modeli sadece beton ve çelikten ibaret değil. Her bakanlığın kriz yönetim planı var, her vatandaş en az 72 saat kendi başına hayatta kalabilecek hazırlıkta olmak zorunda. Gıda ve yakıt stratejik rezervleri dolu, ilaç stokları uzun süreli krizlere hazır.

Finlandiya'nın gücü, "bütün toplum" yaklaşımında. 1961'den beri düzenlenen Ulusal Savunma Kursları'nda sivil ve askeri liderler bir araya geliyor, kriz senaryoları üzerinde çalışıyor. Özel sektör, STK'lar ve devlet kurumları arasında sıkı koordinasyon var. 2022'de Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısından sonra Finlandiya'da vatandaşların sivil savunma kurslarına katılımı rekor kırdı. Psikolojik dayanıklılık Finlandiya modelinin belkemiğini oluşturuyor: halk devletine güveniyor ve kriz anında paniklemek yerine harekete geçiyor.

İsveç: Uyanış Hikayesi

İsveç, Soğuk Savaş döneminde kapsamlı bir "topyekûn savunma" sistemine sahipti ancak 1990'larda bu yapıyı büyük ölçüde terk etti. Bütçeler kısıldı, zorunlu askerlik kaldırıldı, sivil savunma örgütleri dağıtıldı. Ancak 2014'te Kırım krizi, İsveç'i derin bir uykudan uyandırdı.

2018'de İsveç hükümeti tüm hanelere "Om Krisen Eller Kriget Kommer" (Kriz veya Savaş Gelirse) başlıklı bir broşür gönderdi. Broşür, su stoklamadan radyolojik kirliliğe kadar her türlü acil durumda ne yapılacağını anlatıyordu. 2023'te kurulan Psikolojik Savunma Ajansı, dezenformasyonla mücadele ve toplumun bilgi kirliliğine karşı bağışıklığını artırma görevini üstlendi. Bu adımlar, İsveç toplumunda hükümetlerin güvende değil, her bireyin sorumluluk alması gerektiği bilincini güçlendirdi.

Singapur: Kentsel Dayanıklılık Modeli

Küçük ve savunmasız bir ada devleti olan Singapur, 1984'ten beri "Altı Sütun" dayanıklılık modelini uyguluyor: askeri, sivil, ekonomik, sosyal, psikolojik ve dijital savunma. Tüm erkek vatandaşlar 24 ay askerlik yapıyor ancak asıl güç sivil hazırlıkta. Singapur hükümeti, suyu (kendi kaynaklarından ve arıtma teknolojisinden), gıdayı (dikey tarım ve teknolojik yatırımlarla) ve enerjiyi (çeşitlendirilmiş kaynaklarla) güvence altına almaya yatırım yapıyor. Dijital altyapı güvenliği konusunda dünya lideri olan ülke, siber saldırılara karşı katmanlı savunma sistemleri kurdu.

Estonya: Dijital Dayanıklılığın Öncüsü

2007'de Rusya kaynaklı masif siber saldırıya maruz kalan Estonya, bu acı deneyimden çıkardığı derslerle dijital dayanıklılıkta öncü oldu. Kamu hizmetlerinin yüzde 99'u dijitalleştirildi ve sistemler dağıtık, yedekli ve siber saldırılara dayanıklı hale getirildi. Estonya ayrıca veri elçilikler kurarak kritik bilgilerini yurt dışındaki sunucularda da saklıyor. Böylece ülke fiziksel olarak işgal edilse bile devlet işlevselliğini sanal ortamda sürdürebilir.

Sonuç: Dayanıklılık, Yeni Normalin Adı

Ulusal dayanıklılık, devletin ve toplumun en zayıf anında dahi yıkılmadan ayakta kalabilme sanatıdır. Bu sanatın icrası; güçlü bir kurumsal çerçeve, çevik kamu yönetimi, devletine güvenen bir toplum ve her an göreve hazır bir özel sektörün mükemmel uyumunu gerektirir.

21.yüzyılın karmaşık ve öngörülemeyen tehdit ortamında, dayanıklılık lüks değil hayatta kalma stratejisi. Tanklar, uçaklar ve füzeler hâlâ önemli ama asıl savaş alanı artık toplumun damarlarında dolaşan enerji, bilgi ve güvende. Bu savaşı kazanmak için her vatandaşın bir asker, her kuruluşun bir kale, her toplumun bir ordu olması gerekiyor. Finlandiya, İsveç, Singapur ve Estonya gibi ülkeler bunu anladı ve harekete geçti. Diğerleri de yavaş yavaş uyanıyor.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU