Rumen Radev’in istifası sadece Sofya’da bir protokol değişikliği anlamına gelmiyor. Bulgaristan’ın Avrupa Birliği içindeki konumunu ve komşularıyla, özellikle de Türkiye’yle kurduğu hassas dengeyi de yeniden tartışmaya açıyor. Ülke, Aralık 2025’teki büyük sokak gösterileri ve hükümet istifasının ardından zaten ağır bir siyasi yorgunluk içindeydi.
Böyle bir atmosferde cumhurbaşkanının “vatanı, devleti ve kurumları korumak” gerekçesiyle köşkten ayrılıp “yeni bir projeyle” sahaya inmesi, doğal olarak herkesin aklına aynı soruyu getiriyor. Bu hamle Bulgaristan’ı istikrara mı yaklaştıracak yoksa yeni bir belirsizlik kapısını mı aralayacak.
Arka planda sekiz yılda sekiz seçime kadar uzanabilecek bir sandık trafiğinden söz ediliyor. Aralık’ta Başbakan Rosen Jelyazkov hükümetinin, 1989’dan bu yana görülen en geniş katılımlı protestoların baskısıyla çekilmesi, “ülke yönetilebilir olmaktan çıkıyor mu” tartışmasını zaten başlatmıştı.
Yeni bütçe, yoksulluk, yolsuzluk ve oligarkların siyasete etkisi etrafında büyüyen öfke, toplumda “ele geçirilmiş devlet” algısını güçlendirdi. İşte Radev’in istifası bu fon üzerinde yankı buluyor.
Artık o sadece eleştiren bir cumhurbaşkanı değil. Kendi siyasi hareketini kurmaya hazırlanan potansiyel bir parti lideri.
Bu noktada kamuoyu araştırmaları da dikkat çekici. Farklı anketler, Radev merkezli bir oluşumun oyların beşte biri ile üçte biri arasında bir desteğe ulaşabileceğini gösteriyor.
Böyle bir sonuç onu tek başına iktidara taşımaya yetmeyebilir. Fakat yeni mecliste onu vazgeçilmez koalisyon ortağı haline getirebilir.
Dolayısıyla Radev’in Ukrayna savaşı, NATO, avro ve Rusya yaptırımları gibi başlıklardaki tavrı, artık sadece “cumhurbaşkanı görüşü” değil. Yarın öbür gün hükümet programına doğrudan yazılabilecek bir siyasi çizgi anlamına geliyor.
Ukrayna savaşı ve NATO sınavı
Radev’i Avrupa başkentlerinde tartışmalı yapan başlıkların başında Ukrayna dosyası geliyor. Cumhurbaşkanı, savaşın “askeri olarak kazanılamayacağını” savunuyor. Bulgaristan’dan Kiev’e doğrudan silah gönderilmesine uzun süre direnen ve bu yardımları “çatışmayı uzatmak” olarak tanımlayan bir liderden söz ediyoruz.
Parlamento zaman zaman askeri destek paketleri geçirdi. Radev ise çoğu kez bunu kamuoyu önünde sert ifadelerle eleştirdi.
Bu tutum, onu NATO içinde en temkinli aktörlerden biri konumuna getirdi. Rusya yanlısı medya çevreleri Radev’i “soğukkanlı” ve “pragmatik” bir lider olarak parlatmaya çalıştı. Radev ise kendisini “Rusya yanlısı değil, savaş karşıtı” diye tanımlamayı tercih etti.
Buna rağmen, Rusya’ya sempatisi görece yüksek, NATO ve AB’ye kuşkuyla bakan seçmenler arasında ciddi bir karşılık bulduğu açık.
Şimdi kritik soru şu. Cumhurbaşkanlığı protokolünden çıkıp parti liderliğiyle sert bir seçim kampanyasına girecek olan Radev bu çizgiyi yumuşatmak zorunda kalır mı? Yoksa Ukrayna savaşına daha mesafeli, savunma harcamalarına ve doğu kanadındaki askeri yoğunlaşmaya şüpheyle bakan bir Bulgaristan’ı mı konuşacağız? Seçim kampanyasının tonu ve kurulacak ittifaklar bu sorunun cevabını belirleyecek.
Avro, AB içi dengeler ve yeni pazarlık alanları
Bulgaristan’ın 1 Ocak 2026 itibarıyla avro bölgesine katılması ülke için tarihsel bir adım. Ekonomik entegrasyon derinleşirken, siyasi tartışmalar da sertleşti.
Radev uzun süredir avro’ya geçişin “hızlı ve hazırlıksız” olduğunu söylüyor. Sürecin referanduma götürülmesi gerektiğini savunuyor.
Bu itiraz yalnızca para birimi meselesi değil. Sofya’nın AB içinde nasıl bir eksene yerleşeceğine dair bir tercih. Avro’ya mesafeli, Ukrayna politikasında temkinli, “egemenlik” vurgusu yüksek bir çizgi, Bulgaristan’ı Macaristan ya da kısmen Slovakya’ya yaklaştırabilir.
AlmanyaFransa merkezli hattaysa daha “sorunlu ortak” algısını besleyebilir. Radev’in kuracağı parti koalisyon görüşmelerinde avro kuralları, bütçe disiplini, enerji yatırımları ve tarım destekleri gibi başlıklarda pazarlık gücü kazanırsa Sofya, oy birliği gerektiren dosyalarda daha sık veto kartını gündeme getiren bir aktöre dönüşebilir.
Bu senaryonun Brüksel’de nasıl yankı bulacağını tahmin etmek zor değil. AB, Ukrayna için uzun vadeli güvenlik fonu, yeni yaptırım paketleri ve enerji dönüşümü gibi konularda zaten zor uzlaşı üretebiliyor.
Bulgaristan’ın da tıpkı Budapeşte gibi masadaki her kritik kararın fiyatını yükselten bir ülke haline gelmesi, Birlik içi sinirleri daha da gerebilir. İşte Radev’in istifası, bu anlamda, salt iç politika hamlesi olmanın ötesine geçiyor.
Iotova dönemi: Geçici sakinlik mi, yeni çatışma mı
Radev’in ayrılmasıyla birlikte, uzun yıllardır yardımcılığını yapan Ilıyana Iotova Bulgaristan’ın ilk kadın cumhurbaşkanı oldu. Iotova, Avrupa Parlamentosu’ndaki geçmişi nedeniyle Brüksel ve Strazburg koridorlarına oldukça hâkim bir isim. Göç, iç güvenlik ve sivil özgürlükler dosyalarında çalışmış olması, onu AB mekanizmalarına yakın, daha diplomatik bir figür haline getiriyor.
Bu profil, seçimlere kadar geçecek ara dönemde Sofya’nın dış politikasına belli bir istikrar sağlayabilir. NATO toplantılarında ve AB zirvelerinde, Radev’e kıyasla daha yumuşak, kurumlarla uyumlu bir ton görebiliriz. Ancak seçimin ardından Radev liderliğinde bir hükümet kurulursa cumhurbaşkanlığı ile başbakanlık arasında yeni bir güç dengesi tartışması kaçınılmaz görünüyor.
Iotova’nın soldan gelen, sosyal adalet vurgusu yüksek çizgisiyle, Radev’in olası milliyetçipopülist söylemi birbirini tamamlar mı yoksa çatışır mı? Sofya kulisleri bugünlerde bu sorunun cevabını arıyor.
Bu arada dikkat çekici bir ayrıntı daha var. Türk ve Müslüman azınlığın oylarında ağırlığı bulunan Hak ve Özgürlükler Hareketi’nin kurucu lideri Ahmed Doğan, Radev’in yeni siyasi projesine destek veren ilk isimlerden biri oldu.
Bu destek, Bulgar iç siyasetinde alışılmadık bir ittifak ihtimalini gündeme getiriyor. RadevDoğan hattı hem azınlık siyasetini hem de dış politika tercihlerini etkileyebilecek kadar güçlü bir eksen oluşturabilir.
Türkiye hattı, enerji ve “Trakya koridoru”
Bütün bu tartışmaların TürkiyeBulgaristan ilişkilerine yansımadan kalması beklenemez. Son yıllarda iki ülke arasındaki ticaret hacmi istikrarlı biçimde artıyor. KapıkuleKapitan Andreevo hattı, ABTürkiye kara ticaretinin ana damarlarından biri haline geldi.
Karadeniz’de tahıl koridoru, LNG taşımacılığı ve elektrik bağlantıları ise ilişkilere stratejik bir derinlik kazandırdı.
Radev, cumhurbaşkanı olduğu dönemde Ankara ile ilişkilerde genellikle pragmatik bir çizgi izledi. Sınır güvenliği, düzensiz göç ve terörle mücadele gibi dosyalarda Türkiye ile koordinasyona önem verdi. Bu yaklaşım, Brüksel’in zaman zaman sertleşen söylemine rağmen sürdü.
Şimdi soru şu. Radev liderliğinde kurulacak olası bir hükümet, Türkiye’yi daha çok ekonomik fırsatların, yoksa iç politikada kullanılacak göç kartının bir parçası olarak mı görecek.
Enerji başlığı bu soruyu daha da çetrefilleştiriyor. Bulgaristan, Rus gazının Avrupa’ya taşındığı hatların bir kısmında kilit konumda. Eğer Radev AB’nin enerji yaptırımlarında daha “esnek” bir çizgiye yönelirse TürkAkım ve diğer boru hatları üzerinden akan gaz, SofyaAnkara hattında daha sıkı bir işbirliği gerektirebilir.
Bu da Brüksel’le zaman zaman gerilimli dosyalar anlamına gelir. Öte yandan, İotova’nın cumhurbaşkanı olarak AB normlarına yakın durması, TürkiyeBulgaristan ilişkilerinde “Brüksel ile Ankara arasında köprü” rolünün öne çıkmasına da yol açabilir.
Burada Türkiye açısından kritik nokta, yeni Bulgar hükümetinin Trakya’daki lojistik ve gümrük kapasitelerini nasıl ele alacağı. Sınırdaki modernizasyon projeleri hızlanırsa, Türk ihracatçısı için nefes alanı açılır.
Göç baskısı iç politikada aşırı sağın eline bırakılırsa, AnkaraSofya hattında sert söylemler duymamız işten bile değil.
Son söz yerine bir soru
Radev “vatan için mücadele” diyerek saraydan siyasetin sahasına iniyor. Ukrayna savaşı, avro bölgesine giriş, AB içi güç dengeleri, enerji koridorları ve Türkiye ile ilişkiler, bu yeni projeyle birlikte yeniden yorumlanacak dosyalara dönüşmüş durumda.
Sofya sokaklarında hâlâ Aralık protestolarının izleri silinmemişken seçmenin kafasını kurcalayan soru belki de şu: Bulgaristan gerçekten ele geçirilmiş devletten kurtulmaya mı gidiyor? Yoksa sadece bir cumhurbaşkanını kaybedip yerine daha güçlü ama daha tartışmalı bir parti lideri mi kazanıyor?
Bu sorunun cevabı yalnızca Bulgaristan’ın değil, ABTürkiyeRusya üçgeninde denge arayan herkesin geleceğini yakından ilgilendiriyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish