Kasım ayında Güney Asya'da üç "minik" olay "sessizce" yaşandı.
Tarih 21 Kasım: Çin, ihtilaflı bir bölgede doğmuş bir Hint vatandaşını gözaltına aldı.
Japonya'ya transit geçiş yaparken Şanghay Pudong havaalanında 18 saat gözaltında tutulan genç kadın, gerçekte İngiltere'de yaşayan bir Hint vatandaşı.
Gözaltı nedeni, pasaportunda doğum yeri olarak Arunachal Pradesh yazması.
Genç kadına, pasaportunun geçersiz olduğu ve onun gerçekte Hint değil, Çinli olduğu söylendi.
Çin, "Güney Tibet" olarak adlandırdığı Arunachal Pradesh'i kendi toprağı olarak görüyor.
1962'de savaşa yol açan Çin saldırısından bu yana Arunachal Pradesh, Çin ve Hindistan arasında sürekli bir ikili gerilim kaynağı.
Arunachal Pradesh yerleşkeli Hint vatandaşlarına Çin tarafından zımbalanmış vizeler veriliyor ve bazen vizeler tamamen reddediliyor.
Bu sarsıcı gözaltı olayından sonra Hindistan Dışişleri Bakanlığı 25 Kasım'da sert bir açıklama yayınladı ve Arunachal Pradesh'in "Hindistan'ın ayrılmaz ve devredilemez bir parçası olduğu ve bunun apaçık bir gerçek olduğu" belirtildi ve "Çin tarafının ne kadar inkar ederse etsin bu tartışılmaz gerçeği değiştiremeyeceği" ifade edildi.
İngiltere'de yaşayan ve Arunachal Pradesh'ten Hindistan vatandaşı olan bu genç kadın, kimlikleri, kim oldukları nedeni ile değil, başkasının haritasındaki çizgilerin onları nerede görmek istediğinden dolayı tartışmalı olanlar ile yalnızca aynı kaderi paylaştı. Hepsi bu...
Güney Asya'daki birçok sorun gibi, gösterişsiz bir şekilde "sessizce" başlayan bu gözaltı olayının yankısı henüz dinmemişken Delhi'de başka bir "minik" olay "sessizce" yaşandı.
Tarih 23 Kasım: Hindistan Savunma Bakanı Rajnath Singh, "Bugün Sindh toprakları Hindistan'ın bir parçası olmayabilir, ancak uygarlık açısından Sindh her zaman Hindistan'ın bir parçası olacaktır. Toprak söz konusu olduğunda sınırlar değişebilir. Kim bilir, yarın Sindh tekrar Hindistan'a dönebilir. İndus Nehri'ni kutsal sayan Sindh halkımız her zaman bizim halkımız olacaktır. Nerede olurlarsa olsunlar, her zaman bizim olacaklardır" dedi.
İndus Nehri yakınlarındaki Sindh eyaleti, 1947'deki bölünmenin ardından Pakistan'a geçti ve o bölgede yaşayan Sindh halkı Hindistan'a geldi.
"Sindh bir gün Hindistan'a dönebilir" sözü, efsanevi coğrafyanın kendi ülkesinde iyi yankı bulduğunu bilen bir politikacının yalnızca kayıtsız özgüveni ile söylendi.
Pakistan'da bu sözler retorik değil, yerleşik gerçeklere meydan okumayı amaçlayan yayılmacı bir Hindutva zihniyetini ortaya koyan kehanet olarak yankılandı.
Aynı zamanda Bölünme, Savaş ve Güney Asya'da bir kez Canlanan Hafızanın asla tamamen dinmediği inancının keskinleştirdiği tüm kaygıları yalnızca yeniden gün yüzüne çıkardı. Hepsi bu...
Güney Asya'daki birçok sorun gibi, gösterişsiz bir şekilde "sessizce" başlayan bu beyan olayının yankısı henüz dinmemişken Katmandu'da başka bir "minik" olay "sessizce" yaşandı.
Tarih: 27 Kasım: Nepal, ihtilaflı bölgeleri de içeren revize edilmiş bir harita ile 100 rupilik banknot çıkardı.
Piyasaya sürdüğü yeni banknotların her birinde 2020 siyasi haritasının baskısı vardı.
Bu durum rutin bir işlem olarak açıklandı ancak o coğrafyada hiçbir şey rutin değil. Bir sınır para üzerine çizildiği anda bir sınırdan daha fazlası olur; bir iddia, bir hatırlatma, önleyici bir müzakere haline gelir.
Çözülmemiş şeylerin, unutulmuş şeylerin kokusunu taşıyan bir pasaport, bir bildiri, bir banknottan oluşan bu üç "minik" olay, Güney Asya'nın huzursuz coğrafyasında yalnızca bir hafta içinde "sessizce" gerçekleşti.
Güney Asya'nın huzursuz doğasında kimsenin tam olarak niyet etmediği ve kimsenin nasıl sonlandıracağını bilmediği kavgalar her daim kapının ucunda hazır bekler.
Çin'in Arunachal Pradesh pasaportunu kabul etmemesi bürokratik bir titizlik değil, daha çok bir dünya görüşünün göstergesi gibi duruyor; "Güney Tibet" iddiasını güçlendiren haritacılığın normalleşti(rildi)ği bir bölgesel anlatı ürünü.
Hindistan'ın "Sindh geri dönebilir" açıklaması, mitlerin, hafızanın ve haritaların kamu söylemine çok kolay bir şekilde dokunduğu bir siyasi iklimin yalnızca bir başka işareti ve retorik, bir kez dile getirildikten sonra niyetin gölgesi haline gelir.
Ve Nepal...Tartışmalı bir sınırı gösteren bir banknot yalnızca bir kağıt parçası değil, bir reddediştir ve Güney Asya'da reddediş, hızla ilkesel bir nitelik kazanır.
Bu gibi "sessizce" yaşanan "minik" olaylar bu coğrafyada "derin" yankı uyandırır çünkü bu coğrafya sırtında tek bir tarihsel coğrafya değil, üç farklı coğrafya taşır.
Birincisi, uygarlık geçmişi: destanlar, imparatorluklar, hac yolları; bunların ana hatları modern egemenliğin sınırlarının çok ötesine uzanır.
İkincisi, üzerine acele ile ve kayıtsızca çizilmiş, asla yerleşmeyi amaçlamamış insanlar tarafından yapılmış sömürgeci haritacılık.
Üçüncüsü ise, kimliği kırılgan ve topraklarına kıskançlık ile bakan, asla çizmediği haritaları ve tamamen kaçamadığı tarihleri miras alan sömürge sonrası devlet.
Bu üç coğrafyanın çarpıştığı yerde bir gözaltı bir iddiaya, bir söz bir plana, bir banknot bir tartışma konusuna dönüşür.
Bölge, şokları absorbe edebilecek kadar güçlü kurumlar inşa edebilmiş değil, dolayısıyla tüm bunlar yönetilebilir değil, dolayısıyla -daha önce de söylediğim gibi- kimsenin tam olarak niyet etmediği ve kimsenin nasıl sonlandıracağını bilmediği kavgalar her zaman kapının ucunda hazır bekler.
SAARC boş bir çerçeve olarak kalırken BIMSTEC işlev görüyor ama etkisi yokken Hindistan-Çin acil iletişim hatları incinen gurur onları kullanıma zorlayana kadar atıl durumda kalıyor.
Aslında tüm aktarılan bu kırılganlık yalnızca Güney Asya'ya özgü gibi görünse de o coğrafya kuşkusuz bir istisna değil ancak burayı farklı kılan şey, tampon bölgelerin olmaması; başka yerlerde kurumlar etkiyi dağıtabilirken Güney Asya'nın adeta başı boş ya da kendi haline bırakılmış vaziyette doğaçlama döngü yaşayan bir doğası var.
VE Bir de Güney Asya kırılganlığının merkezinde bölgenin en güçlü en büyük ülkesi Hindistan var.
Hindistan'ın genellikle kültürel miras veya "tarihi saygı duruşu" olarak çerçevelenen davranışları, komşuları tarafından giderek "uygarlık hafızasının dili ile örtülmüş stratejik hırslar" olarak okunuyor.
Yeni Parlamento binasındaki Akhand Bharat (Bütünleşik Hindistan) duvar resmi bunun bir örneği; Bugünün komşu egemen devletlerini kapsayan bir uygarlık coğrafyasını çağrıştıran duvar resminin taslağı, asla tek başına kültürel bir davranış olarak kalmayacaktı.
Hayali haritalar ne kadar metaforik olursa olsun gerçek gölgeler oluşturur ve yankısı kısa sürede gün yüzüne çıkar.
Nepal, örneğin, Hindistan nüfuzu ile uzun bir müzakere geçmişine sahip küçük bir devlet olarak, bir zamanlar Hindistan topraklarına uzanan 1816 Sugauli Antlaşması öncesi sınırlarına atıfta bulunan "Büyük Nepal" fikri ile haritacılığını sertleştirdi; toprak revizyonu arayışından değil aslında, özerkliğini savunmak için.
Bangladeş, örneğin, Ulusal Vatandaşlık Sicili ve göç ile ilgili son söylemlerin sürekli gündemde olduğu Bangladeş'te bu duvar resmi kültürel bir eserden çok bölünme sonrası sınırların meşruiyetini sorgulayan siyasi bir söylemin görsel yankısı olarak görüldü.
Ve Çin, Arunachal Pradesh üzerindeki iddiası yalnızca stratejik mantığa değil, aynı zamanda bölgeyi tarihsel olarak Tibet'e bağlı kılan bir anlatıya da dayanıyor; kasabaların yeniden adlandırılması, zımbalı vizelerin verilmesi ve Arunachal Pradesh'in Hint pasaportlarına damga vurmayı sembolik olarak reddetmesi, daha derin bir tarihsel iddiaya işaret eden eylemler, anlaşmazlığı sürekli canlı tutan istikrarlı birer hatırlatıcı.
Bu, bölgedeki hemen her devlet tarafından farklı biçimlerde yansıtılan, sürekli, düşük seviyeli bir sürtüşme stratejisi ki böyle bir ekosistemde "sessizce" yaşanan bu "minik" olaylar birikir, büyür ve eski yaralara bağlanır ve nihayetinde kavganın habercisi haline gelir.
Çıkış yolu olmayan bu gibi her kavga güveni "sessizce" aşındırır, diplomasiyi yalnızca hasar kontrolüne indirger, iç politikayı yapay öfke ile sarhoş eder ve dış güçler nüfuzlarını derinleştirir, müzakere teslimiyete dönüşür, sembolik olan yapısal hale gelir, başlangıçta rahatsız edici olan şey, yaygın görüş haline gelir ve yaygın görüş bir kez ilan edildiğinde değiştirilemez hale gelir.
Gözaltı olayındaki genç kadın, krizin kendisi değil, yalnızca krizin silüeti ve kriz, zihindeki haritalardır, mental haritacılıktır.
Güney Asya, savaşlardan, bölünmelerden, isyanlardan ve işgallerden bir şekilde sağ çıktı ANCAK kendi hayal gücünün sürekli yıpratıcı etkisi ile hala can çekişiyor; Bir harita suçlamaya, bir duvar resmi uyarıya, bir pasaport karara, bir söz kehanete dönüşüyor...
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish