Bir insanlık sınavı olarak “sahipsiz” sokak köpeklerinin yaşama haklarının korunması

Prof. Dr. Caner Yenidünya, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Reddit

02.08.2024 tarih ve 7257 sayılı Kanun ile Hayvanları Koruma Kanunu'nda (HKK) getirilen düzenlemeler sonrasında sokak hayvanlarının rehabilitasyonu, barındırılması konusunda radikal adımlar atılmış ve sokak hayvanlarından, barınaklara alınarak rehabilite edilen sahipsiz kedilerin tekrar sokağa bırakılabileceği, ancak sahipsiz köpeklerin sahiplendirilinceye kadar bakımevlerinde tutulmaya devam edileceği (HKK.m.6/4, Ek Madde 1/2), bu köpeklerden insanların ve hayvanların hayatı ve sağlığı için tehlike teşkil eden, olumsuz davranışları kontrol edilemeyen, bulaşıcı ve tedavi edilemeyen hastalığı bulunan ya da sahiplenilmesi yasak olanların öldürüleceği (ötenaziye tabi tutulacağı, HKK.m.13/1) düzenlenmiştir. Kanun, bu özellikleri taşıyan sahipsiz kedilerin öldürülemeyeceğini (ötenaziye tabi tutulamayacağını) hükmü “bakımevine alınan köpekler” ile sınırlamak suretiyle ortaya koymuştur. Böylece ülkemizde maalesef uygulanacak tretmanlar açısından sahipsiz sokak hayvanları arasında bir ayırım yapılmış, kedilerin sokaklarda başıboş dolaşımı (ve artık sokaklardan kapalı mekanlara da sirayet eder tarzda) serbest bırakılmışken, köpeklerin, hiçbir şekilde sokaklarda bulunamayacağı, rehabilite edilse de sokağa bırakılamayacağı ve nihayette sahiplendirilene kadar bakım evlerinde tutulacağı, bu süre içerisinde HKK.’nın 13’üncü maddesi uyarınca şartları mevcut olduğunda uyutulacağı kabul edilmiştir. Kanımızca ilkesel olarak, hakkını savunma imkânı bulunmayan bir canlının, yaşamı üzerinde tasarruf ederken, vicdana uygun davranılmalı ve bir türü başka bir türe tercih eden, kayıran müzahene teşkil edecek tutumlardan kaçınılmalıdır. Bu düzenlemeler HKK’nın 4’üncü maddesinin a bendinde yer verilen “bütün hayvanlar eşit doğar ve bu kanun hükümleri çerçevesinde yaşama hakkına sahiptir” ilkesi ile de uyuşmamaktadır.

Bir canlının yaşamına rasyonel sebepler olmaksızın son vermek, o ölümden sorumlu olmak taşınabilir bir yük değildir, insanı, neslini asırlar boyu takip eden bir kötülüktür. Bu coğrafyada 1910 yılında Osmanlı İmparatorluğu döneminde Hayırsız Ada / Sivri Ada sürgünleri ile on binlerce köpeğin katli hala hafızalardadır, nesilden nesile aktarılmış bir kötülüktür. Bu canlılar kayalıktan ibaret bu adada açlıktan birbirlerini yiyerek ölmüş, feryatları şehirlerden duyulmuştur. Yaşatmak zordur, pek çok çözüm yolunu, yasanın öngördüğü tedbirleri sağlıklı hayata geçirmeden bir canlıyı her türlü rahatsızlığın temel sebebi görmek ve toplu itlafına yol açacak bir uygulamayı seçmek talihsizliktir.

Ülkemizde sokak hayvanı popülasyonunun sınırlandırılması, kontrol altına alınması ihtiyacı

Ülkemizde pek çok batı ülkesinde rastlanmayan tarzda sokak hayvanları ile iç içe yaşadığımız bir gerçektir. Resmi bir rakam ortaya koymak mümkün olmamakla birlikte, farklı kaynaklarda ülke genelinde altı milyon ila on milyon arasında sokak hayvanının mevcudiyetinden bahsedilmekte, örneğin, 2019 yılında İstanbul’da kedi ve köpek olmak üzere yaklaşık 300.000 civarında sahipsiz hayvanın sokaklarda yaşadığı ifade edilmektedir. 2019 yılında yayınlanan Hayvan Haklarının Korunması Meclis Araştırma Raporu’nda da ülkemizde rehabilite edilmemiş tahminen 1.000.000 sahipsiz hayvanın bulunduğu, yerel yönetimler tarafından kurulan 91.955 hayvan kapasiteli 254 adet barınağın mevcut olduğu, yerel yönetimlerin 2004–2018 yılları arasında 1.496.091 adet sahipsiz hayvanın aşılamasını gerçekleştirdiği, 1.198.388 adet hayvanın kısırlaştırıldığı ve 342.995 adet hayvanın barınaklardan sahiplendirildiği belirtilmiştir.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bu itibarla yaşadığımız şehirlerde artan sokak hayvanı popülasyonunun kontrol altına alınması, gerçekten önemli konulardan birini oluşturmaktadır. Ancak sokak hayvanları ya da sahipsiz evcil hayvanlar olarak nitelendirilen kedi ve köpekler yönünden ortak bir program yürütülmeli, eğer insan ve çevre sağlığı gibi etkenler bu politikalarda rol oynuyorsa, dışkılama, parazit salgılama, çevre ve insan sağlığı üzerinde olumsuz etkiler, üreme gibi noktalarda iki tür arasında pek de fark olmadığı gözetilerek, objektif kıstaslara göre hareket edilmelidir. Keza yapılan araştırmalarda, şehir merkezlerinde sahipsiz hayvan popülasyonunun yaklaşık yüzde 75’inin kedilerden oluştuğu da unutulmamalıdır (bkz. Anadolu Ajansı, Başıboş Sokak hayvanı popülasyonu giderek artıyor, 1.7.2023).

Sokak hayvanı popülasyonunun kontrol altına alınmasında hangi ilkelerden hareket edilmelidir?

Dünyada sokak hayvanlarının kontrol altına alınmasında en doğru yöntemin itlaf olduğunu söylemek doğru değildir. Dolayısıyla hem hayvan haklarını koruyan insancıl hem de kamu sağlığı ve kişi güvenliğini sağlayan bütüncül bir çözümün uygulanması, bu çözüme kültürel olarak toplumun hazırlanması, herkesin, farklı düşünen vatandaşların da ortak bir paydada buluşabileceği bir sonucun üretilmesi etik ve bilimsel olarak daha yerindedir. 

Kontrolsüz sokak hayvanlarının hem diğer hayvan türleri hem insanların sağlığı ve güvenliği noktasında oluşturduğu sıkıntıların farkında olarak, bu sorunların aşılmasının sadece sahipsiz sokak köpeklerini öldürmekten geçmediği bilinmelidir. Zira kontrolsüz artan kedi popülasyonu açısından da aynı sorunların devam ettiği unutulmamalıdır. Konu, toplum kültürü ile yakından ilgilidir. Örneğin Avrupa’da sokaklarında kedi ve köpek görmediğimiz pek çok ülkede bunun temel sebebi itlaftan ziyade yaklaşık iki yüz yıllık bir süreçte insanların bu canlıları evlerinde beslemeye başlamaları ve sokağa terkin ağır yaptırımlara, toplumsal ayıplamalara maruz kalmasıdır. 

Sokaklarımızda mevcut özellikle kedi ve köpek nüfusunun önemli bir kısmı, sahiplenilen ancak süreç içerisinde terk edilen hayvanlardan kaynaklanmaktadır. Ne var ki, halihazırda sahipli hayvanların kayıt altına alınmasına veyahut terk edilmesi yasağına (HKK.m.14/1 n) aykırı davranışlar HKK.’’nun 28’inci maddesinde (j bendi) idari para cezasını gerektiren basit ihlallerdendir. Öncelikle sahipli hayvanların kontrolsüz bir şekilde sokağa terkini önleyecek caydırıcı tedbir ve yaptırımların alınması zorunludur. Çünkü sokak hayvanı popülasyonunu azaltmayı başarmış hemen tüm ülkelerde çözümün birinci anahtarı sokağa yeni hayvanların terk edilmesini önlemektir.

Nitekim örneğin Fransız Ceza Kanunu’nun 521–1 maddesinde kişinin sahibi bulunduğu hayvanı kasıtlı olarak terk etmesi suç sayılmış ve cezai yaptırıma bağlanmıştır. Bu ülkede sokakta bulunan hayvanların sahipleri bulunamazsa ya da belirli bir süre içerisinde sahiplendirilmeleri mümkün olmazsa, veteriner görüşüyle gerekli olduğu sonucuna ulaşıldığında, uyutulmaları söz konusudur. 

Almanya’da da sahipsiz hayvanların kontrolü ile ilgili en temel mekanizma kayıt ve çip sisteminin varlığıdır. Sokaklarda hayvanların yaşamasına müsaade edilmemekte, barınaklara alınarak barındırılmaları yoluna gidilmekte ve fakat bu hayvanların sahiplendirilememeleri ya da sahipsiz kalmalarından bahisle uyutulmaları yoluna gidilmemektedir.

Avusturya Ceza Kanunu’nun 222’nci maddesinde de, sahipli bir hayvanın doğada veya dışarıda yaşama yeteneği olmaksızın terk edilmesi cezai yaptırıma bağlanmıştır.

Şu hâlde ülkemizde de kayıt sistemi ile hayvan sahibi olmanın asgari koşullarının belirlenmesinin yanı sıra, hayvan sahiplerinin bakmakla yükümlü oldukları hayvanları terk etmeleri idari değil, cezai yaptırıma bağlanmalıdır. Keza ileride de temas edeceğimiz üzere, evcil hayvan sahibi olanlara yerel yönetimlere aktarılmak üzere, ek mali, vergisel mükellefiyetler getirilmesi, insanların bu tercihte bulunurken geçici heveslerle hareket etmemesi, bir canlının sahibi olmanın onun yaşamsal sorumluluğunu taşımak anlamına geldiğini kavraması ve ayrıca bürokratik kayıt işlemlerinin terki gittikçe zorlaştırması gibi faydalar içerebilir.  

Çözümün bir diğer anahtarı ülkenin tüm coğrafyasında aynı ciddiyetle toplama, rehabilite etme, aşılama, kısırlaştırma faaliyetlerinin yürütülmesidir. Zira bir yerel yönetimin meseleye ciddiyetle yaklaşması çözüm için yeterli olmayıp, komşu yerel yönetimlerin de aynı düzeyde çabası şart ve gereklidir. Aksi halde sahipsiz hayvanlar yer değiştirdiklerinden, mobiliteleri engellenemediğinden bir bölgede yapılan çalışmalar başka bölgelerdeki eksik uygulamalar sebebiyle boşa gidecektir.

Hayvanları Koruma Kanunu’nun 17’nci maddesinde sahipsiz hayvanların kayıt altına alınması yükümlülüğü yerel yönetimlere verilmiştir. Keza yasanın Geçici 4’üncü maddesi uyarınca; Büyükşehir belediyeleri, il belediyeleri ve nüfusu yirmi beş bini aşan belediyeler 31/12/2028 tarihine kadar hayvan bakımevlerini kurmakla yükümlüdürler. Belediyeler bu tarihe kadar hayvan bakımevleri kurmak ve rehabilitasyon işlemlerini gerçekleştirmek için kesinleşmiş en son bütçe gelirlerinin binde beşi oranında kaynak ayırmalıdır. Bu oran büyükşehir belediyelerinde binde üçtür. 

Sokak hayvanı popülasyonunun azaltılması açısından onları aç bırakmak, beslememek, bu yönde yasaklar koymak doğru mudur? Sahipsiz sokak hayvanlarını bilinçli olarak aç bırakmak, bu yönde bir uygulamayı genelleştirmek, kötü muamele kapsamında olup, kesinlikle hem yasal olarak hem vicdanen kabul edilemez. Öte yandan bu süreç bilinçli olarak aç bırakılan hayvanların ölümü ile sonuçlanacak bir noktaya geldiğinde, HKK’nın, 6/1, 13/1, 28a maddeleri kapsamında yaptırıma tabidir. Keza HKK’nın 14/a maddesinde hayvanlara kasıtlı olarak kötü davranmak, aç ve susuz bırakmak, bakımlarını ihmal etmek, fiziksel, psikolojik acı çektirmek yasaktır. Kanunda koruma altına alınan hayvan kavramı içerisinde, sahipsiz sokak hayvanlarının da bulunduğu açıktır. Keza hayvanların korunması, gözetilmesi, bakımı ve kötü muamelelerden uzak tutulması HKK kapsamında alınması gereken temel önlemlerdendir (m.4/c). Hayvanların korunması politikalarının yönetimi açısından HKK ile kurulan “il hayvanları koruma kurulu” da adından da anlaşılacağı üzere, hayvanların korunması ile ilgili tedbirleri almak üzere oluşturulmuştur ki (m.15), görevlerinin hemen tamamı hayvanların korunması eksenli tedbirleri almaktır. Sahipsiz sokak hayvanlarından kaynaklanan sorunların çözümünde temel yaklaşım, yine Yasanın 3’üncü maddesinin (p) bendinde yer alan “sahipsiz hayvanların tedavi ve parazit mücadelesinin yapılması, aşılanması, kısırlaştırılması ve dijital kimliklendirme yöntemleriyle işaretlenmesine” ilişkin rehabilitasyon çalışmalarının koordinasyonudur. 

Ülkemizdeki sokak hayvanları popülasyonu düşünüldüğünde, sokaklardaki sahipsiz hayvanların hepsini barınaklara yerleştirmenin mümkün olmadığı, hayvan barınaklarının fiziksel koşullarının da bu canlılar için beklenen düzeyde bulunmadığı kabul edilmelidir. Mevzuatımızda başlangıçta bu gerçek kabul edilmiş ve hayvan barınakları geçici rehabilite merkezleri olarak planlanmıştı. Bu durum sokak kedileri açısından geçerliliğini sürdürmektedir. Ancak HKK.’da (Ek madde 1) 2.8.2024 tarih ve 7527 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle hayvan bakımevleri sahipsiz sokak köpeklerinin korunmaları ve bakımlarının yapılması maksadıyla toplandığı, veri tabanına kayıtlarının yapıldığı, parazitten arındırma, aşılama, kısırlaştırma işlemlerinin ardından (alındıkları ortama bırakılmaları yerine) sahiplendirilinceye kadar tutuldukları yerlerdir. Böylece tehlike arz etmeyen, rehabilite edilmiş, aşılanmış ve kısırlaştırılmış köpekler artık alındıkları ortama bırakılmayacak ve sahiplendirilinceye kadar ilanihayet buralarda tutulacaktır ki, maalesef uygulamada bunun mümkün olmayabileceğini, bu canlıların yaşamına son verilmesine ilişkin bir sürecin gerçekleşme ihtimalini hesap etmek gerekir. HKK.’nın 6’ncı maddesinin 4’üncü fıkrasında yer verilen bakımevlerine alınan sokak köpeklerinin rehabilitasyonlarının ardından sahiplendirilinceye kadar bakımevlerinde tutulması yükümlülüğü, yasakları düzenleyen 14’üncü maddenin (o) bendinde de tekrarlanmış ve bu konumdaki sahipsiz köpeklerin bakımevi dışında bir yere bırakılması, 28’inci maddenin (j) bendinde hayvan başına ellibin Türk Lirası idari para cezasını gerektiren bir fiil olarak düzenlenmiştir.  

Bakımevlerinde tutulan sahipsiz köpekler keyfi öldürülebilir mi?

Bu soruya verilecek yanıt tabiki hayırdır. Sahipsiz sokak köpeklerinin keyfî şekilde öldürülmeleri bir vicdansızlık olduğu gibi, aynı zamanda hapis cezasını gerektiren bir suçtur. HKK’nın 28/a maddesinin 2’nci fıkrasında, “…13’üncü maddenin 1’inci fıkrası dışında bir evcil hayvanı kasten öldüren kişinin altı aydan dört yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacağı…” hükmü yer almaktadır. Maddenin 6’ncı fıkrasında, “…bu suçun birden fazla hayvana karşı aynı anda işlenmesi durumunda verilecek cezanın yarı oranında artırılacağı…” düzenlenmiş olup, bu hükmün mefhumu muhalifinden, fiilin farklı zamanlarda işlenmesi hâlinde her bir sahipsiz köpek bakımından failin ayrı ayrı cezalandırılacağı sonucu çıkmaktadır. 7’nci fıkrada ise, “…suçun veteriner hekim, veteriner sağlık teknisyeni, hayvan koruma derneği üyeleri, hayvan koruma vakfı üyeleri veya hayvanlara bakmak yahut onları korumakla görevlendirilen kişilerce işlenmesi hâlinde cezanın yarı oranda artırılacağı…” belirtilmiştir.

Böylece rehabilite edilerek bakımevlerinde tutulmaya devam edilen sahipsiz sokak köpeklerinin, 13’üncü maddenin 1’inci fıkrasındaki şartları taşımaksızın (insanların ve hayvanların hayatı ve sağlığı için tehlike teşkil eden; olumsuz davranışları kontrol edilemeyen; bulaşıcı ve tedavi edilemeyen hastalığı bulunan veya sahiplenilmesi yasak olanlar) uyutulmaları, sorumluların HKK 28/a kapsamında cezalandırılmalarını gerektirir. Bu iki hükmün birlikte değerlendirilmesi hâlinde, 13/1’inci madde, 28/a maddesinin koruması altında sokak köpeklerinin keyfî itlafını önlemek için gerekli güvenceleri lafzı itibarıyla karşılamaktadır. Benzer bir hüküm mukayeseli hukukta Portekiz’de de mevcuttur. Bu ülkede 2016 yılında kabul edilen bir yasa ile sahipsiz hayvanlarda nüfus kontrolü gerekçesiyle yapılabilecek keyfî uyutmaların önüne geçmek amacıyla açık ve sınırlayıcı bir düzenleme getirilmiş; sahipsiz evcil hayvanların ötenazisi, “kanıtlanmış, tedavi edilemez bir hastalık bulunması ve geri döndürülemez acı ve ıstırabı ortadan kaldırmanın tek ve vazgeçilmez yolu olması” hâlleri ile sınırlandırılmıştır. Aşırı popülasyonun engellenmesi, mali kısıtlamalar veya barınakların yetersizliği artık ötenazi için kabul edilebilir gerekçeler olarak değerlendirilmemektedir.

Kanımızca sahipsiz köpeklerin yaşam haklarının korunmasında, keyfiliği önleyebilecek ek güvencelerin sağlanması da isabetli olurdu. Bu bağlamda en önemli güvence, bu tür fiilleri işleyenler hakkında Cumhuriyet savcılarının doğrudan harekete geçebilmesine imkân tanınmasıdır. Ne var ki, 28/a maddesinde Tarım ve Orman Bakanlığı il veya ilçe müdürlüklerinin Cumhuriyet başsavcılığına yazılı başvuruda bulunması bir muhakeme şartı olarak öngörülmüştür. Dolayısıyla, sahipsiz köpekler yasal şartlara riayet edilmeksizin uyutulsa dahi, 28/a maddesi uyarınca ceza soruşturması yapılabilmesi Tarım ve Orman Bakanlığı il veya ilçe müdürlüğünün başvurusu olmadıkça mümkün değildir.

Sonuç olarak, sahipsiz sokak köpeklerinin korunmasında en önemli husus, 13/1 ve 28/a maddelerinin lafzına uygun şekilde, bu canlıların yaşam haklarına saygılı, vicdanlı ve hukuka bağlı bir şekilde hareket edilmesidir.

Sahipsiz sokak hayvanlarının kontrolünde mukayeseli hukukta ne gibi çözümler üzerinde durulmuştur?

Avrupa ülkelerinde bu hususta değişik yaklaşımlar bulunmaktadır. Başarılı uygulamalardan birine sahip ülke olarak nitelendirilen Hollanda’da, ülke çapında merkezi bütçeden finanse edilen bir kısırlaştırma programı oluşturulmuştur. Bu program kapsamında sokak hayvanlarına yönelik itlaf uygulaması yerine, “Topla, Kısırlaştır, Aşıla ve Geri Gönder” yöntemi benimsenmiştir. Bu programın kısa vadeli değil, uzun bir zaman dilimine yayılarak ve istikrarlı, düzenli bir şekilde uygulanmasıyla, ülkede sahipsiz hayvan sorununda 20’nci yüzyılın ortalarından itibaren önemli ölçüde başarı sağlanmış, büyük ölçüde kontrol altına alınmıştır. Uluslararası çapta hayvan hakları savunucusu örgütler, bu yöntemi etik ve istikrarlı uygulama ile başarı getiren bir politika yöntem olarak kabul etmektedir. Bununla birlikte, az sayıda kalan sokak hayvanları götürüldükleri barınaklar üzerinden sahiplendirilmektedir. Bunun dışında yerel yönetimlerin birçoğunda hayvan satın alınmasını azaltmak ve insanların sahipsiz hayvanları sahiplendirmeye özendirilmesi öncelenmekte, evcil hayvan alımlarında yüksek oranda vergiler öngörülerek caydırıcı bir politika oluşturulması amaçlanmaktadır.

Benzeri bir durum Almanya için de söz konusudur. Almanya’da kedi ve köpeklerin evlerde beslenmeye başlanmasının tarihi 200 yıl öncelere dayanmaktadır. Zaman içerisinde bu kültür yerleştiğinden ve sokak hayvanları kısırlaştırılarak barınaklara alındığından, ayrıca sahipli hayvanların terki zorlaştırıldığından, bugün sokak hayvanı mefhumu büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. Ancak zaman zaman insanların bu ülkede de sahiplendikleri hayvanları sokağa terk ettiklerine rastlanmaktadır. Bunun önlenmesi adına vergisel ve bürokratik yükümlülükler de bir araç olarak kullanılmaktadır. Nitekim Almanya’da köpek sahiplerine yönelik yıllık bir köpek vergisi (Hundesteuer) uygulanmakta; bu yolla hayvan sahiplenmenin sorumluluğunun hissedilmesi ve geçici heveslerle sonradan sokağa terk edilecek hayvanların sahiplenilmesinin önüne geçilmesi hedeflenmektedir. Ülkemiz açısından da benzeri motivasyonlarla yerel yönetimlerin bu alanda aldıkları aksiyon ve görevlerin finansmanında kullanılmak üzere yerel yönetimlerce toplanacak bir vergi sisteminin oluşturulması faydalı olacaktır. 

Buna karşılık İngiltere’de, sokakta sahipsiz bir köpek bulunması hâlinde yerel yönetimlerin sorumlu birimleri tarafından hayvan kontrol altına alınmakta, gerekli bakım ve kontrollerin ardından eğer belediyeye ait barınak mevcutsa buraya, değilse barınakları bulunan örgüt veya derneklere teslim edilmektedir. Sonrasında köpeklere takılan mikroçipler üzerinden sahipleri bulunmaya çalışılmakta; belirli bir süre içerisinde sahibi tespit edilemeyen, dernek barınağına alınamayan veya üçüncü bir kişi tarafından sahiplenilemeyen köpekler bakımından ise, bazı yerel yönetimlerde ve bazı barınaklarda — barınak kapasitesi, hayvanın sağlık durumu ve diğer somut koşulların değerlendirilmesi sonucunda — uyutma (euthanasia) uygulamasına başvurulabilmektedir. Ancak bu uygulamanın ülke genelinde tek tip ve zorunlu bir sistematik oluşturmadığı, uygulamanın belediye ve barınak politikalarına göre değişiklik gösterebildiği belirtilmelidir. Benzeri uygulamalar, farklı hukuki koşullar altında Letonya’da da görülmektedir. Öte yandan Romanya’da 2013 yılında yapılan yasal düzenleme ile sahiplendirilemeyen sokak köpeklerinin belirli şartlarda uyutulmasına imkân tanınmış; bu düzenleme uygulamada geniş çaplı itlaflara yol açmıştır. Bu tür uygulamalar, uluslararası ölçekte hayvan hakları savunucuları ve çevre örgütleri tarafından yoğun biçimde eleştirilmekte ve vicdanen kabul görmemektedir.

Bitirirken...

Doğal olarak hayvan bakımevlerinin bulundukları ortamların, çevrelerinin düzenlenmesinde insanların buraları ziyaret edebileceği noktalar olarak değerlendirmek konunun bir diğer sınırlı çözümüne bizi ulaştırır. O da “topla, kısırlaştır, aşıla ve sahiplendir” ilkesinin hayata geçmesine katkı sağlar. 

Hepimizin öncelikle sokak hayvanlarının yaşayan, duyguları olan, masum, hassas, dış etkilere duyarlı canlılar olduğu gerçeğini idrak etmemiz gerekmektedir. Konuyu, hayvanseverlerin ya da hayvan aktivistlerinin çabalarının bir sonucu olarak değil; yüzyıllardır yaşadığımız çevrenin asli sakinleri ve ortakları olan bu canlıların varlığına duyulan saygının bir gereği olarak ele almak, insani bir görevdir.

Ve son olarak, internetten, kolayca evcil hayvan sahibi olmak zorlaştırılmalıdır. Vergiler, bürokratik düzenlemeler burada önemli bir araçtır. Ayrıca insanları bakımevlerinden sahiplenme konusunda teşvik edilmelidir. 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU