Çarık

Zeki Sarıhan Independent Türkçe için yazdı

Yeni kurulmakta olan köyümüz etnografya müzesi raflarının en başına konulacak eşyalardan biri çarık olmalıdır. Fakat köyde çarığı ara ki bulasın.

Sen bir zamanlar en sık kullanılan giyim eşyalarından biri ol da bir anda yeryüzünden yok ol!

Akıl almaz bir şey değildir. Çünkü çarık, sağlığa ve kullanıma uygun bir giyim aracı değildi.

Ama köylülerin bunu giymekten başka çaresi de yoktu.

Köyden bir çarık bulmanın zorluğundan söz ettiğim köylüm Eczacı Mustafa:

"Yaptırırız!" dedi.

Allah bilir bunu kaça yaparlar; aslı faslı bir çarık.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Çarık, hayvan gönünden yapılırdı. Yüzülen hayvanın derisi, güneş vuran "çıkma" dediğimiz balkonlara dört bir tarafından gerilerek duvara çakılır, kurumaya bırakılırdı.

Sonra cam ile tüyleri kazınır, kime dikilecekse ayak ölçüsü alınır, o kadar parça kesilerek kenarlarından bükülür ve ip geçirilecek delikleri açılırdı.

Bağsız çarık giyilmezdi. Bağ ya kendirden ya da yünden eğrilmiş olurdu. Buradaki farklılık bile ailenin sosyal statüsünü göstermeye yeterdi. Yün bağlar tabii daha değerliydi.

Çarıklar kokar, ayağı da asla ısıtmazdı. Soğuğu olduğu gibi geçirirdi. Çarık giyen bir kişinin ayaklarını az çok soğuktan koruyan şey yün çoraptı.

Köylü kadınlar çarıkları kendileri diker, çorapları da kendileri örerdi.


Köylülüğün alametifarikası

Türkiye’de köylülük uzun yıllar çarıkla anılmıştır.

Çarığın giyildiği dönemde ayağa giyilecek başka şeyler yok değildi.

Çapula, kundura, yemeni vardı. Yalnız bunlara kavuşmak da maddi imkânlara bağlıydı.

Çarığı yoksul ve orta hâlli köylüler giyerdi. Zengin köylüler ve ağalar ise kundurasız gezmezlerdi.

Şehirlilerin çarık giydiği görülmemiştir. Zonguldak’ta işçi olarak çalışmakta olan babam ile onu ziyarete giden amcamın çekilmiş, 1930’lu yıllara ait bir fotoğrafları var.

Babamın ayağında ayakkabı, amcam ise çarıklı!

Demek ki kente giderken bile giyecek ayakkabısı yok! Çarıklar ancak birkaç ay dayanırdı.

Altı delindiğinde oraya "ondüla" denen bir deri parçası yerleştirilirdi ama bu, çarığın içine sızacak suyu engellemezdi.

Eskiyen çarıklar atılmaz, bağcıklarından bir yere asılırdı. Bizim evimizin dış kapısının arkasına asılan bu çarıklar, iyice kuruyup sertleştiklerinden kapının her açılıp kapanışında kapıya çarparak tak tak ses çıkarırdı.

Yaşlılarımızdan duyduğumuza göre, giyilecek çarığı olmak gene de bir nimetmiş. Çarık eskimesin diye tarlaya giderken onu mahallenin dışında çıkarıp omzuna asmak ve bütün gün yalınayak çalışıp eve dönerken giymek gerekirmiş.

Yalınayak gezmek yoksulluğun kesin kanıtıydı. Başkalarının yanında küçültücü bir durumdu ama köyün neredeyse bütün nüfusu böyleydi.

Ben, 7 yaşıma kadar yalınayak dolaştığımı hatırlıyorum. Sonra çarığa geçtim ama bu dönem fazla sürmeden kara lastik imdada yetişti.

Annemle babam, 1950 başlarında olacak, ilçe merkezine gitmişler. Marshall Yardımı'ndan para almışlar. (9 kardeştik.) Ev halkından herkese bir şey almışlar, bana da bir kara lastik getirdiler.

O gece ilk kez ayaklarımın bir kalıba girdiğini hissettim ve o gece lastik ayakkabılarla yattım. Bu dönem de köylü için epey sürdü. Kundurayı 1958’de Öğretmen Okulu’nda giymeye başladım.


CHP niçin yeterince oy alamıyor?

Yıllardır CHP’nin niçin tek başına iktidara gelecek kadar halktan oy alamadığı sorgulanıyor ve kabahat CHP yöneticilerinin beceriksizliğine yoruluyor.

Şu günlerde de Kılıçdaroğlu’nun 13 seçimde bir başarı gösteremediği başına kakılıyor. Ne ilginçtir ki o bile bunun doğru yanıtını veremiyor.

CHP’nin iktidar olacak kadar oy alamayışının nedeni, onun 1950’ye kadarki uzun iktidar döneminde milletin büyük çoğunluğunu oluşturan (%80) köylü ile kent yoksullarının çektiği sefalettir.

Bu durum, çok partili hayata geçerken bir sosyoloji oluşturmuş ve yoksullar, CHP’ye tepki olarak "Daha kötüsü olamaz" anlayışıyla geçmişi eleştiren, refah ve hürriyet vaat eden kadroların kurduğu öteki partilere yönelmiştir.

CHP, kendi iktidar yıllarını Türkiye’nin cenneti olarak sunmaktan vazgeçmemiştir.

CHP’li sözcüler "Cumhuriyeti kuran parti" dedikçe halk açlığı, çarığı, köylü sigarasını, tahsildarı, jandarmanın köy hocasını kovalamasını hatırlıyor.

CHP bir kentli partisiydi, hâlâ da öyledir. Kentlerin nüfusu arttıkça oylarının artması da doğaldır.

Gene de CHP otobüsünü yolculuğunda yavaşlatan, bagajının ağırlığıdır.

Benim gibi yalınayak ve sonra kara lastikle büyümüş olan köy kökenli bazı çağdaşlarımın, bu gerçekleri dile getirdiğim yazılara cevap olarak bana söylemediklerini bırakmamalarının nedeni nedir acaba?

Onlar, yoğun bir resmî ideoloji bombardımanının etkisinden kurtulamadıkları için kendilerine okutulan bazı şeylerin tek doğru olduğuna inandırılmışlar, yani kentlileşmişlerdir (fikren burjuvalaşmışlardır).

1960’larda sosyalizm denen bir şeyin etkisinde kaldılarsa da artık onu ölmüş kabul etmektedirler ve olaylara sınıfsal bakmayı unutmuşlardır.

Sınıf deyince günümüzde neredeyse yalnızca emekliler hatırlanmaktadır. Onlarda da bir sınıf bilinci olduğu kuşkuludur.

Kimse bana Tek Parti Dönemi’nde yaşanan yokluk ve yoksulluk için "Devletin elinde avucunda yoktu ki" diye mazeret uydurmasın.

O dönemde taşrada mütegallibenin iktidarı daha da güçlendi. Devlet, onlara mebusluk vererek desteklerini aldı.

Yeni zenginler türetmeye çalıştı.

Yakup Kadri’nin Ankara romanını da mı okumadınız?

Okudunuz da bir şey mi anlamadınız?

Bakınız, çarık bizi nerelere götürdü?

Bazı simgeler, arkalarında büyük hikâyeler taşırlar.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU