12 Eylül 1980 darbesi, beraberinde birçok yasağı da getirdi. Hiç şüphesiz bu yasakların başında, aktif siyasetin içerisinde yer alan 723 siyasetçinin tüm siyasi faaliyetlerinin yasaklanması geliyordu.
Halkın yüzde 92’sinin desteği ile kabul edilen 1982 Anayasası’nın geçici dördüncü maddesinde şu hüküm yer almıştır:
a) 1 Ocak 1980 ve daha sonraki tarihlerde; genel başkan, genel başkan yardımcıları veya vekilleri, genel sekreteri, bunların yardımcıları ve merkez yönetim kurulu veya benzeri organların üyeleri; Anayasa’nın halkoylaması sonucu kabulü tarihinden başlayarak on yıl süre ile siyasi parti kuramazlar; Anayasa hükümlerine dayalı olarak kurulacak siyasi partilere üye olamazlar, bu partiler tarafından veya bağımsız olarak milletvekili genel ve ara seçimlerinde, mahalli seçimlerde aday gösterilemezler ve aday olamazlar. Siyasi partilerle herhangi bir şekilde bağlantı kuramazlar ve siyasi partilerde fahri olarak bile herhangi bir görev alamazlar.
b) 1 Ocak 1980 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde üye bulunan milletvekilleri ile senatörler, Anayasa’nın halkoylaması sonucu kabulü tarihinden başlamak üzere beş yıl süre ile siyasi parti kuramazlar, kurulacak siyasi partilerin merkez yönetim kurullarında veya benzeri organlarda görev alamazlar.
Söz konusu hükümden de anlaşılacağı üzere, eski siyasetçilere 5 ila 10 yıl arasında yasaklar konularak siyasi faaliyette bulunmaları engellenmiştir.
Seçimler bu yasakların gölgesinde gerçekleşmiştir. Askeri rejimin kontrolünde olan demokrasi, kendi belirlediği partilere sandıkta temsiliyet hakkı tanımıştır.
6 Kasım 1983 tarihinde gerçekleştirilen seçimlerde Turgut Özal’ın genel başkanlığını yaptığı Anavatan Partisi oyların yüzde 45,14’ünü alarak 211 milletvekili çıkarmış, Necdet Calp’in Halkçı Partisi ise yüzde 30,5 oy alarak 117, Turgut Sunalp’in Milliyetçi Demokrasi Partisi ise yüzde 23,3 oy alarak 71 milletvekili çıkarmıştır.
Üzerinden 1 yıl geçtikten sonra, 25 Mart 1984 tarihinde yapılan yerel seçimlerde ise bütün siyasi partilere seçimlere girme hakkı tanınmıştır. Bu seçimlerde hem MDP hem de HP varlık gösterememiş; bunların yerine yeni kurulan Doğru Yol Partisi yüzde 13,2, Sosyal Demokrasi Partisi ise yüzde 23,4 oy alarak kendini göstermiştir.
Bu partiler mecliste yer almamasına karşın muhalefet olarak seçmenden destek almışlardır. Zamanla MDP ve HP Türk siyasi hayatından silinmiştir. Her ne kadar siyasi yasaklar devam etse de bu yasaklar fiilen ortadan kalkmıştır.
Süleyman Demirel Doğru Yol Partisi ile, Necmettin Erbakan Refah Partisi ile, Alparslan Türkeş Milliyetçi Çalışma Partisi ile ve Bülent Ecevit ise Demokratik Sol Parti ile perde gerisinden siyasi faaliyetlerin içerisinde yer almıştır.
1986 yılında yapılan ara seçimlerde artık göz önünde siyaset yapmaktan çekinmeyen yasaklı genel başkanlar, Başbakan Turgut Özal ile meydanlarda karşılıklı olarak atışmaktan dahi geri durmamıştır.
Bu seçimlerde Anavatan Partisi’nde oy düşüklüğü yaşanırken Demirel’in DYP’si oyların yüzde 23,53’ünü, SHP’nin ise yüzde 22,74’ünü alarak toplumsal muhalefetin gücü olduklarını tescillemişlerdir.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Bir yandan siyasi faaliyetler devam ederken en merak edilen husus da Çankaya Köşkü’nün bu de facto duruma ne söyleyeceği olmuştur. Cumhurbaşkanı Kenan Evren de yaşanmış olan bu fiilî duruma kayıtsız kalmamış ve eski siyasilere karşı tutumu konusunda yumuşamaya başlamıştır.
Bunun sebepleri arasında Turgut Özal’ın halk nezdinde sürekli olarak artan popülaritesine karşı bir şey yapamaması öncelikli olmuştur. Bununla beraber gerek iç siyasette gerekse dış politikada yapılan baskılar, Kenan Evren’in tutumunu değiştirmesine yol açmıştır.
Yasakların kaldırılması yöntemi ise uzun süre siyaset gündeminin tartışma konusu olmuştur. Yasaklı siyasiler bu durumun Mecliste yapılacak oylamayla değiştirilebileceğini söylerken Turgut Özal başta olmak üzere birçok siyasetçi, yasakları getirenin halk olduğunu, bunu kaldıracak olanın da yine halk olması gerektiğini savunmuştur.
Bu tartışmaların nihayetinde Anayasa’nın geçici dördüncü maddesi ile birlikte seçim yaşının, milletvekili sayısının ve Anayasa değişiklik şeklinin de yer aldığı teklif Mecliste kabul edilmiştir. Yüksek Seçim Kurulu tarafından ise referandum tarihi 6 Eylül 1987 olarak açıklanmıştır.
Referandum süreci son derece sert tartışmalarla başlamıştır. Sürecin başında herhangi bir propaganda içerisinde olmayacağını kamuoyuna açıklayan Özal, öncesinde örtülü yürüttüğü hayır politikasını sonrasında açık bir şekilde sürdürmüştür.
Özal ve ANAP’lı siyasiler genel olarak, bir dönem cenaze törenlerinde dahi bir araya gelmeyen siyasi aktörlerin çıkar ve iktidar hesapları doğrultusunda ittifak kurmalarını eleştirmiş; anarşi, terör, toplumsal kutuplaşma ve ülkenin bütünlüğünü tehdit eden girişimleri hatırlatmış; siyasi ve ekonomik istikrarsızlığın Türkiye’ye zarar vereceğini vurgulamıştır.
Geçmiş dönemlerde yaşanan ekonomik sıkıntılar, döviz yetersizliği, kuyruklar, karaborsa uygulamaları ve dışa bağımlılık eleştirilmiş, bunların yeniden yaşanmaması gerektiği propaganda döneminde yüksek sesle ifade edilmiştir.
Hiç şüphesiz hayır propagandasının önde gelen siyasetçilerinden biri de Güneş Taner olmuştur. Hayır’ın rengi olan turuncu renkli ve üzerinde NO yazan tişörtler giyerek adeta seçimin sembollerinden biri haline gelmiştir.
Bunun yanında siyasi yasakların kaldırılması için yürütülen evet kampanyası ise yasaklı siyasetçilerin yanı sıra onların perde gerisinden bağları bulunan partiler tarafından desteklenmiştir.
Bu süreçte Doğru Yol Partisi (DYP) Süleyman Demirel’i, Demokratik Sol Parti (DSP) Bülent Ecevit’i, Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) Alparslan Türkeş’i ve Refah Partisi (RP) Necmettin Erbakan’ı temsil eden siyasi çizgileri sahiplenerek referandumda evet çıkması yönünde çalışmalar yürütmüştür.
Ayrıca herhangi bir yasaklı liderle doğrudan bağlantısı bulunmamasına rağmen Sosyal Demokrat Halkçı Parti de, başta genel başkanı Erdal İnönü olmak üzere parti yöneticilerinin desteğiyle, 6 Eylül referandumunda seçmenleri evet oyu vermeye ikna etmeye çalışan bir kampanya yürütmüştür.
Her ne kadar bu oylama eski siyasilerin siyasete dönüşü için yapılan bir halk oylaması olsa da Süleyman Demirel ve diğer siyasetçiler yaptıkları propaganda ile seçimi bir genel seçim havasına büründürmüştür. Özal için bir güven oylaması haline gelen bu süreçte Demirel özellikle ANAP hükümetini ekonomi ve kamu düzeni konularında eleştirmiş; iktidarı yetersizlik ve usulsüzlük iddialarıyla hedef almıştır.
Buna karşılık iktidardaki Anavatan Partisi ise referandumu kendi iktidarına yönelik bir tehdit olarak algılayarak savunmacı ve zaman zaman saldırgan bir söylem benimsemiştir. Bu nedenle referandum, başlangıçta taşıdığı siyasi hakların iadesi niteliğinden uzaklaşmış ve giderek iktidarın performansının değerlendirildiği bir siyasi güven oylamasına dönüşmüştür.
Bu süreç, usta siyasetçi Demirel tarafından iki lider arasındaki siyasi rekabetin sahnesi haline bilinçli olarak getirilmiştir. Özal ise 1983 seçimlerinde askerî yönetimden görece bağımsız bir siyasi profil çizerek destek kazanmışken, referandum sürecinde bir anda iktidarını korumaya çalışan ve 12 Eylül düzeninin devamını savunan bir konumda algılanmış ve eleştirilere konu olmuştur.
Oldukça çetin geçen propaganda döneminden sonra 6 Eylül 1987 tarihinde gerçekleştirilen halk oylaması, oldukça çekişmeli ve yakın bir sonuca sahne olmuştur. Referandumda evet oylarının çok az bir farkla çoğunluğu sağlaması sonucunda, 12 Eylül öncesi dönemin siyasal liderleri yeniden siyasi faaliyette bulunma hakkını elde etmiştir.
Oylama sonucunda evet ve hayır tercihleri arasındaki fark yalnızca 75.066 oy olarak gerçekleşmiş ve bu sonuç Türkiye siyasi hayatında önemli bir dönüm noktası olarak nitelendirilmiştir.
Bu halk oylaması bir yandan siyasi yasakların kaldırılması bakımından Türk demokrasi tarihinin önemli dönüm noktalarından biri olurken, diğer yandan önemli siyasi sonuçlara da yol açmıştır. Özellikle bu süreç anayasal bir tartışmanın ötesine geçerek Turgut Özal ve ANAP iktidarının siyasi geleceğiyle ilişkilendirilmiştir.
Bu nedenle referandum, yalnızca siyasi yasakların değil aynı zamanda Özal liderliğinin ve ANAP iktidarının toplum nezdindeki desteğinin de sınandığı bir süreç haline gelmiştir. En nihayetinde referandum sonrasında Türk siyasetinde yeni bir rekabet dönemi başlamış ve Özal, 12 Eylül öncesinin güçlü siyasi aktörleriyle aynı siyasal zeminde mücadele etmek durumunda kalmıştır.
Bu yönüyle 6 Eylül 1987 Referandumu, yalnızca siyasi yasakların sona ermesini değil, aynı zamanda Turgut Özal döneminin siyasal dengelerini etkileyen önemli bir anayasal ve siyasal kırılma noktası olarak tarihe geçmiştir.
Kaynaklar:
1. Süleyman Aşık, Türkiye’de Demokrasinin Yeniden İnşası Sürecinde Anavatan Partisi (1983-1991) (Doktora Tezi), Manisa, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018.
2. Onur Çelebi, O. (2021). 6 Eylül 1987 Referandumunda Turgut Özal ve Süleyman Demirel’in Faaliyetleri, Journal of History School, 51, 961-989.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish